Mükellefler Covid 19 Salgını Nedeniyle Mücbir Sebep Kapsamında Olup Olmadıklarını İnternet Vergi Dairesi Sistemi Üzerinden Sorgulayabilecekler

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz günlerde koronovirüs salgınının ekonomiye, piyasayalara, üretime ve istihdama olumsuz etkisini mümkün olan en az seviyeye indirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığınca bir kaynak paketi açıklanmış ve bu paketten yararlanacak sektörler ve alt iş kolları belirlenerek ilan edilmişti.

Pakette yer alan tedbirlerden bir tanesi de salgından etkilenen sektörler ve alt iş kollarının Nisan, Mayıs ve Haziran ayları Muhtasar ve KDV beyan ve ödemelerinin ötelenmesi idi.

Nitekim Bakanlık tarafından konuya ilişkin yayımlanan 518 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği ile ticari, zirai ve mesleki kazaç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan veya doğrudan etkilenen ya da İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler kapsamında geçici süreliğine faaliyetlerine ara verilmesine karar verilen işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan vergi mükellefler için Covid 19 Salgını mücbir sebep olarak kabul edildiği ve yeni tip koronovirüs (Covid 19) nedeniyle ilan edilen mücbir sebep kapsamında, uygulamadan yararlanacak sektör ve iş kollarının ise aşağıdakinin gibi olduğu ilan edilmişti;

– Ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan mükellefler (çiftçi, terzi, manav, avukat, mali müşavir, mimar, mühendis, eczacı, doktor, dişçi, veteriner, fizyoterapist, yazılımcı, sanatçı gibi mükellefler de dahil olmak üzere bilanço ve işletme hesabı esasına göre defter tutanlar ile serbest meslek kazancı elde eden gelir vergisi mükellefleri),

– Koronavirüs salgınından doğrudan etkilenen ve ana faaliyet alanı itibarıyla; alışveriş merkezleri dahil perakende, sağlık hizmetleri, mobilya imalatı, demir çelik ve metal sanayii, madencilik ve taş ocakçılığı, bina inşaat hizmetleri, endüstriyel mutfak imalatı, otomotiv imalatı ve ticareti ile otomotiv sanayii için parça ve aksesuar imalatı, araç kiralama, depolama faaliyetleri dahil lojistik ve ulaşım, sinema ve tiyatro gibi sanatsal hizmetler, matbaacılık dahil kitap, gazete, dergi ve benzeri basılı ürünlerin yayımcılık faaliyetleri, tur operatörleri ve seyahat acenteleri dahil konaklama faaliyetleri, lokanta, kıraathane dahil yiyecek ve içecek hizmetleri, tekstil ve konfeksiyon imalatı ve ticareti ile halkla ilişkiler dahil etkinlik ve organizasyon hizmetleri sektörlerinde faaliyette bulunan mükellefler,

– Ana faaliyet alanı itibarıyla İçişleri Bakanlığı’nca alınan tedbirler kapsamında geçici süreliğine faaliyetlerine ara verilmesine karar verilen işyerlerinin (yüzme havuzu, hamam, kaplıca, spor, oyun ve düğün salonu, berber ve kuaför gibi işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyet gösteren mükellefler) bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan mükellefler.

Yine Tebliğde yer alan açıklamaya göre, ana faaliyet alanlarının, vergi dairesi kayıtlarındaki ana faaliyet kodu dikkate alınarak tespit edileceği, mükellefin vergi dairesi kayıtlarındaki ana faaliyet kodu itibarıyla sayılan sektörler arasında bulunmamasına rağmen ana faaliyet alanı olarak bu sektörlerden herhangi birisinde fiilen iştigal ettiğinin ispat ve tevsik etmesi halinde ise mükellefin mücbir sebep kapsamında olup olmadığının tespitinde ana faaliyet kodu yerine, fiilen iştigal edilen ana faaliyet alanının dikkate alınacağını belirtilmişti.

Akabinde Bakanlık internet sitesi üzerinde yaptığı düzenleme ile her bir mükellefin interaktif vergi dairesi üzerinden mücbir sebep kapsamında erteleme uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağını sorgulayarak öğrenmelerine imkan sağlamıştır.

Böylece mükellefler  “interaktif vergi dairesi > BİLGİLERİM > 518 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği Kapsamında Mücbir Sebep Durum Sorgusu” adımlarını izleyerek, 518 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendleri kapsamında mücbir sebep uygulamasından yararlanıp yararlanamayacaklarını sorgulayabileceklerdir.

Diğer taraftan daha önce de değinildiği üzere, ana faaliyet alanlarının tespitinde mükelleflerin vergi dairesi kayıtlarında mevcut ana faaliyet kodları dikkate alınmış olup, mükelleflerin vergi dairesi kayıtlarındaki ana faaliyet kodu belirlenen sektörler arasında bulunmamasına rağmen ana faaliyet alanı olarak bu sektörlerden herhangi birisinde fiilen iştigal ettiklerini ispat ve belgelendirmeleri halinde ise mükelleflerin mücbir sebep kapsamında olup olmadığının tespitinde ana faaliyet kodu yerine fiilen iştigal edilen ana faaliyet alanı dikkate alınacaktır.

Saygılarımızla.

KARDEM YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Gelir İdaresi Başkanlığı Kredi Kartıyla Ödenebilen Vergi Türlerinin Kapsamını Genişletti

Hatırlanacağı üzere, Bakanlık (Gelir İdaresi Başkanlığı); 01/012020 tarihinden geçerli olmak üzere Vergi Dairesi Müdürlüklerince takip ve tahsilatı yapılmakta olan vergi, harç, ceza ve diğer alacaklar hususunda (Yıllık gelir vergisi, zirai kazanç gelir vergisi, gelir vergisi stopajı (muhtasar), kurumlar vergisi, kurumlar vergisi stopajı, basit usulde ticari kazanç, gerçek usulde KDV, hasılat esaslı KDV (KDV4), gelir geçici vergi, kurum geçici vergi, diğer ücretler, KDV tevkifatı) özel bankaların tahsilat yetkilerini iptal etmiş, bununla birlikte özel bankaların sadece belirlenen vergi türleri itibariyle kendi kredi kartlarıyla tahsilat yapmalarını uygun görmüştü.

Nitekim özel bankalar 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren sadece;

– Gayrimenkul/menkul sermaye iradı, ücret, diğer kazanç ve iratlardan kaynaklı gelir vergisi,

–  Motorlu taşıtlar vergisi,

– Trafik cezası,

– Karayolları Taşıma Kanunu idari para cezası, geçiş ücreti ve idari para cezası,

– Diğer idari para cezaları,

– Mali Yapılandırma Kanunları (6736, 7020, 7143 gibi), 6183 sayılı Kanun kapsamında taksitlendirilmiş borçlar,

– Tapu harcı,

– Yolcu beraberinde getirilen telefon kullanım izin harcı,

– Öğrenim kredisi ve katkı kredi borçları

– Pasaport harcı ve değerli kağıt bedeli, sürücü belgesi harcı ve değerli kağıt bedeli, T.C. kimlik kartı bedeli, yurt dışına çıkış harcı, Göç İdaresi ikamet harcı, ikamet tezkeresi defter satış bedeli, tek giriş vize harcı,

– Ecrimisil,

– Veraset ve intikal vergisi borçlarını

kendi kredi kartlarıyla tahsil edebilmekteydiler.

Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı web sitesi üzerinden, https://www.gib.gov.tr/)  yaptığı duyuru ile, Yeni Korona Virüs Hastalığı (Kovid-19) ile mücadele kapsamında zorunlu durum olmadıkça vatandaşlarımızın ve çalışanlarımızın kalabalık ortamlarda bulunmamasını sağlayarak onları korumak ve salgının yayılmasını engellemek amacıyla aşağıda belirtilen vergi türlerinden 50.000 TL’ye kadar olan, borçlarının da İnteraktif Vergi Dairesi uygulaması üzerinden anlaşmalı bankaların kredi kartlarıyla ödenebilmesinin uygun görüldüğünü duyurmuştur.

– Yıllık Gelir Vergisi, Zirai Kazanç Gelir Vergisi, Gelir Vergisi Stopajı (Muhtasar), Gelir Geçici Vergi,

– Kurumlar Vergisi, Kurumlar Vergisi Stopajı, Kurum Geçici Vergi,

– Basit Usulde Ticari Kazanç,

– Gerçek Usulde Katma Değer Vergisi, Hasılat Esaslı KDV (KDV4), KDV Tevkifatı,

– Diğer Ücretlere ait gelir vergisi.

Yapılan düzenleme sonucunda, yeni eklenen vergi türleriyle beraber aşağıdaki tabloda gösterilen vergi türlerine ilişkin ödemelerin yine tabloda yer alan anlaşmalı bankaların kredi kartları ile İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden yapılabilmesi mümkündür.

  Kredi Kartıyla Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Bankalar Kredi Kartıyla Ödenebilen Vergi Türleri
1 Akbank T.A.Ş. ·         Yıllık Gelir Vergisi

·         Zirai Kazanç Gelir Vergisi

·         Gelir Vergisi Stopajı (Muhtasar)

·         Kurumlar Vergisi

·         Kurumlar Vergisi Stopajı

·         Basit Usulde Ticari Kazanç

·         Gerçek Usulde Katma Değer Vergisi

·         Hasılat Esaslı Katma Değer Vergisi (KDV4)

·         Gelir Geçici Vergi

·         Kurum Geçici Vergi

·         Diğer Ücretler

·         Katma Değer Vergisi Tevkifatı

·         Gayrimenkul / menkul sermaye iradı, ücret, diğer kazanç ve iratlardan kaynaklı gelir vergisi,

·         Motorlu taşıtlar vergisi,

·         Trafik idari para cezası,

·         Karayolları Taşıma Kanunu idari para cezası,

·         Geçiş ücreti ve idari para cezası,

·         Diğer idari para cezaları,

·         6183 sayılı Kanun kapsamında taksitlendirilmiş borçlar,

·         Tapu harcı,

·         Yolcu beraberinde getirilen telefon kullanım izin harcı,

·         Öğrenim kredisi ve katkı kredi borçları,

·         Pasaport harcı ve değerli kağıt bedeli,

·         Sürücü belgesi harcı ve değerli kağıt bedeli,

·         T.C. kimlik kartı bedeli,

·         Yurt dışına çıkış harcı,

·         Göç İdaresi ikamet harcı,

·         İkamet tezkeresi defter satış bedeli

·         Tek giriş vize harcı,

·         Ecrimisil ödemeleri,

·         Veraset ve intikal vergisi

2 Aktif Yatırım Bankası A.Ş.
3 Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş.
4 Alternatifbank A.Ş.
5 Denizbank A.Ş.
6 QNB Finansbank A.Ş.
7 HSBC Bank A.Ş.
8 ING Bank A.Ş.
9 Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş.
10 Odea Bank A.Ş.
11 Şekerbank T.A.Ş.
12 T.C. Ziraat Bankası A.Ş.
13 Türk Ekonomi Bankası A.Ş.
14 Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş.
15 Türkiye Garanti Bankası A.Ş.
16 Türkiye Halk Bankası A.Ş.
17 Türkiye İş Bankası A.Ş.
18 Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.
19 Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.

 

Ayrıca, Türkiye Halk Bankası A.Ş.,  Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.  ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’ye ait banka kartlarıyla, vergi dairelerince tahsil edilen tüm vergi, harç ve idari para cezası vb. ödemelerin İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden yapılabilmesi mümkündür.

İnteraktif Vergi Dairesinin web sürümü ve mobil uygulaması (GİB Mobil) üzerinden hızlı, kolay ve güvenli bir şekilde haftanın her günü 02:00-23:45 saatleri arasında kredi kartları/banka kartlarıyla ödeme yapılabilmektedir.

Saygılarımızla.

KARDEM YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Sermaye Artımı İndiriminden Yararlanan Mükelleflerin Dikkat Etmesi Gereken Hususlar

Bilindiği üzere, 27/03/2015 tarih ve 6637 sayılı Kanun’un 8’inci maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen (ı) bendinde;

– Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si Kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirebilecekleri,

– Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılacağı,

– Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarının indirim hesaplamasında dikkate alınayacağı,

– Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarının, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanacağı, matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarların, sonraki hesap dönemlerine devredeceği,

– Bu bendin uygulanmasında; sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12’nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımlarının, indirim hesaplamasında dikkate alınayacağı,

– Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150’ye kadar farklı uygulatmaya Cumhurbaşkanı’nın yetkili olduğu,

Hüküm altına alınmıştır.

Akabinde 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 9) ile Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’ne eklenen 10.6. Sermaye artırımında indirim” başlıklı bölümde; düzenlemenin yasal dayanağı özetlenmiş, indirimin kapsamı, indirimden yararlanacak olan mükellefler, indirimin uygulamasına ilişkin esaslar, uygulama kapsamında sermaye artırımının tescili ve artırılan tutarın şirketin banka hesabına yatırılmasına ilişkin esaslar, sermaye atrımını indirimi uygulamasında sermaye avanslarının durumu, indirim uygulamasından her bir hesap dönemi için ayrı ayrı yaralanıp yararlanılamayacağı, kazanç yetersizliği nedeniyle indirim konusu edilemeyen tutarın sonraki dönemlere devri, sermaye azaltımı durumunda ne şekilde düzeltme yapılacağı, uygulamaya ilişkin verilen yetki çerçevesinde yayımlanan 26/6/2015 tarihli ve 2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen indirim oranları, indirim uygulamasına ilişkin sınırlamalar ve uygulamaya ilişkin diğer hususlar, tereddüte mahal vermeyecek şekilde örneklerle detaylı şekilde açıklanmıştır.

Öte yandan, Tebliğ’in “10.6.5. Diğer hususlar” bölümünde;

– Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutarların, izleyen hesap dönemine ilişkin geçici vergilendirme dönemlerine ait geçici vergi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabileceği,

– İndirimden faydalanmak isteyen sermaye şirketlerinin, taahhüt edilen sermaye artırımı tutarının nakit olarak şirketin banka hesabına fiilen yatırıldığına ilişkin olarak bu işlemleri içeren ve ilgili banka şubesi tarafından onaylanmış banka hesap özetini kağıt ortamında veya elektronik ortamda ilgili dönem kurumlar vergisi beyannamesi verme süresi içerisinde kurumlar vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairelerine ibraz etmeleri gerektiği,

– İndirimden faydalanmak isteyen sermaye şirketlerinin, nakdi olarak artırdıkları sermaye ile indirime konu edecekleri tutara ilişkin bilgileri, kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bildirmeleri gerektiği,

hüküm altına alınmış olup uygulamadan yararlanan mükelleflerimizin, indirimden yararlanma şartlarını yerine getirmedikleri gerekçesiyle cezalı tarhiyata muhatap olmamaları için, bu hususlara dikkat edilmeleri önem arz etmektedir.

Saygılarımızla.

KARDEM YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

KDV İndirimi ve Tapu Harçlarındaki İndirim Sona Eriyor

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıl içersinde ABD’nin başta Çin olmak üzere dünyanın bir çok ülkesi ile girdiği ticaret savaşlarının etkisi, rahip krizi ile birleşerek, Ülkemiz üzerinde iktisaden izah edilemeyen şekilde gerçekleşen kur atakları ile zirve yapmıştı.

O dönemde bu çatışmanın ne zaman ne şekilde son bulacağı belli olmadığı için Hükümet tarafından bir dizi ekonomik tedbirler alınmış, bu kapsamda; otomotiv, mobilya ve inşaat gibi özellikle ihracata ve istihdama direk ve ciddi oranda katkı sağlayan sektörlerde geçici süreyle vergi indirimine gidilmiş, gelişmelere binaen 21 Mart 2019 tarlihli Resmi Gazetede yayımlanan 843 sayılı Karar ile inşaattaki KDV ve tapu işlemlerindeki harç indirimleri 31 Aralık 2019 tarihine kadar uzatılmıştı.

Nitekim,

  1. Daha önce alıcıdan binde yirmi ve satıcıdan binde yirmi olmak üzere (KDV hariç) toplam işlem bedeli üzerinden binde kırk (%4) oranında alınan tapı harcı, binde yirmiden binde onbeşe düşürülmüş, böylece alıcıdan ve satıcıdan toplamda %4 yerine % 3 oranında tapu harcı alınması kararlaştırılmıştı. Son durum itibariyle, sürenin bitmesine sayılı günler kala yeni bir uzatma olmadığı takdirde, 2019 yılının sonuna kadar tapu işlemleri üzerinden toplamda %4 yerine %3 oranında indirimli tapuca harcı alınacak, 01/01/2020 tarihinden itibaren ise tekrar eskiden olduğu gibi bu işlemler üzerinden %4 oranında tapu harcı alınacaktır.
  2. Daha önce %18 oranında katma değer vergisine tabi konut ve işyeri teslimlerinde KDV oranı %18’den %8’e indirilmiş, 2018 yılının sonunda sona eren bu uygulama görülen lüzum üzerine 31 Mart 2019 tarihine kadar uzatılmış akabinde alınan Karar ile KDV indirim uygulamasının süresi 31.12.2019 olarak revize edilmişti. Son durum itibariyle, sürenin bitmesine sayılı günler kala yeni bir uzatma olmadığı takdirde, 2019 yılının sonuna kadar katma değer vergisine tabi konut ve işyeri teslimlerinde KDV oranı %18 yerine %8 olarak uygulanacak, 01/01/2020 tarihinden itibaren ise tekrar eskiden olduğu gibi bu işlemler üzerinden %18 oranında katma değer vergisi alınacaktır.

Diğer taraftan bu değişiklik %8 ve %18’lik orana tabi konut teslimleri için geçerli olup öteden beri %1 oranında KDV’ye tabi olan konut satışları bu değişiklikten etkilenmemektedir. Nitekim net alanı 150 metrekarenin altında olan ve aşağıda aranan özellikleri taşıyan konut teslimleri yine %1 oranında KDV’ye tabi olmaya devam edecektir.

Buna göre;

– Yapı ruhsatı 01.01.2013- 31.12.2016 tarihleri arasında alınmış bulunan konut inşaatı projeleri ile kamu kurum ve kuruluşlarıyla bunların iştirakleri tarafından ihalesi 01.01.2013-31.12.2016 tarihleri arasında yapılan konut inşaatı projelerindeki net alanı 150 metrekarenin altında olan ve,

  • 10/07/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu kapsamındaki büyükşehirler dışında olan,
  • 16/05/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında rezerv yapı alanı ve riskli alan olarak belirlenen yerler ile riskli yapıların bulunduğu yerlerdeki,
  • 10/07/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu kapsamındaki büyükşehirlerde lüks ve birinci sınıf inşaat olarak yapılmayan,

– Lüks ve birinci sınıf inşaat olarak yapılan ve ruhsatın sonradan revize edilip inşaat kalitesinin yükseltilmesi hali de dahil olmak üzere inşa edilen konutlarda yapı ruhsatının alındığı tarihte üzerinde yapıldığı arsanın 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesine istinaden tespit edilen arsa birim metrekare değeri; 500 TL’den az (500 TL hariç) olan, konutlar ile yapı ruhsatı 1.1.2013 tarihinden önce alınmış bulunan,

konutların tesliminde KDV oranı %1 olarak uygulanmaya devam edilecektir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Ücretlinin Yıl İçerisinde Birden Fazla İşverenden Ücret Geliri Elde Edilmesi Sorunu

Bilindiği üzere 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 1. Maddesinde gerçek kişilerin gelirlerinin gelir vergisine tâbi olduğu belirtilmiş ve gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olarak tanımlanmış, Kanunun 2. Maddesinde ise gelir vergisine tabi kazanç unsurları arasında “ücretler” de sayılmıştır. Aynı Kanun’un 61. maddesinde ücretin tarifi yapılmış, 63. maddesinde gerçek ücretlerin hesaplanma yöntemine yer verilmiş, 86. maddesinde birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden alınan ücretlerin toplamının gelir vergisi tarifesinde yer alan ikinci gelir dilimindeki tutarı aşması durumunda ücret gelirlerinin yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

İlaveten Kanun’un 89. maddesinde gelir vergisi matrahının tespitinde, beyannamede bildirilecek gelirlerden yapılacak indirimler sıralanmış, 94. maddesinde vergi tevkifatının hangi gelirler üzerinden yapılacağı, 103. maddesinde ise bu tevkifatın tarifesinin ne olacağı açıklanmış ve 108. maddesinde ise vergilendirme döneminin takvim yılı olduğu belirtilmiştir.

Buna göre birden fazla işverenden ücret almakla beraber, bir takvim yılı içerisinde birden sonraki işverenden alınan ücretlerin toplamını 103. Maddenin ikinci diliminde yer alan tutarı (örneğin 2017 yılı için 30.000 TL, 2018 yılı için 34.000 TL, 2019 yılı için 40.000 TL’yi) geçerse şayet o yılda elde edilen ücretlerin tamamının gerçek usulde vergilendirilmek üzere yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilmesi gerekmektedir.

İşverenlerin sorumluluğu sadece 94. Madde kapsamında yaptıkları tevkifatla sınırlı olup, böyle durumlardaki beyan zorunluluğu ücret gelirini elde eden gerçek kişilere; işgörenlere aittir.

Bu şekilde aynı takvim yılı içerisinde birden fazla işverenden elde ettikleri ücret gelirlerinden birinciden sonraki işverenlerden elde edilen ücretler toplamı gelir vergisi kanunun 103 maddesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı geçmesi durumunda, işgörenlerce beyanname verilmesi gerekecektir. Beyanname, vergi dairesine kağıt ortamında verilebileceği gibi hazır beyan sistemi kullanılarak internet üzerinden, yahut 3568 sayılı Yasa kapsamında yetki almış mali müşavirlerce e-beyan şeklinde verilebilir.

Elde edilen ücretler toplamından vergi matrahına ulaşırken, kanunda yer alan tutarlarla sınırlı olmak üzere; şahıs sigorta primleri (%15, eğitim ve sağlık harcamaları(%10), bağış ve yardımlar (%5 – %10), Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına yapılan bağışlar, Türkiye Kızılay Derneği ile Türkiye Yeşilay Cemiyetine yapılan nakdi bağış ve yardımlar indirim olarak dikkate alınacaktır.

Özetle, birden fazla işverenden elde edilen ücretlerin toplamından çeşitli indirim ve giderlerin düşülmesiyle vergiye tabi gelir bulunacak ve bu tutar üzerinden gelir vergisi hesaplanacaktır. Bu şekilde hesaplanan gelir vergisinden işverenler tarafından daha önce yapılan kesintiler mahsup edikten sonra varsa hesaplanan gelir vergisinden yüksek olmamak şartıyla yurt dışından ödenen vergiler mahsup edilecektir.

İlgili dönemde elde ettiği ücret gelirlerinden gider ve indirimler düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisi, kesinti yoluyla ödenen vergilerin toplamından fazla olması durumunda aradaki fark kadar “Ödenecek Gelir Vergisi” doğacaktır. Kesinti yoluyla ödenen vergilerin daha fazla olması durumunda ise aradaki fark vergi dairesince mükellefe/işgörene iade edilecektir.

Daha önce de değinildiği üzere, yıl içerisinde birden fazla işverenden elde edilen ücret gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi gerektirir şartların oluşması durumunda beyan zorunluğu işgörene ait olup işverenin (kendi ödediği ücretten yapması gereken tevkifat haricinde) herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Diğer taraftan özellikle grup içi şirketler arası personel transferleri esnasında, çalışanlarının ileride cezalı tarhiyatla karşılaşıp mağdur olmamaları adına, takvim yılı başından itibarenki kümülatif vergi matrahı üzerinden hesaplama yapılması ve ücretlinin şartların oluşması durumunda her hal ve takdirde yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda olduğu hususunda bilgilendirilmesi önem arzermektedir. (Maliyenin görüşü, her bir işverenin kümülatif matrahı sıfır olaral kabul etmesi yönünde olmakla bilirkte, grupiçi transferlerde kümülatif matrah üzerinden işlem yapılması ve personelin bu şekilde bilgilendirilmesi önerilir.)

Nitekim özellikle son dönemlerde muhtasar ve prim hizmet beyanlarının birleştirilmesi çalışmaları kapsamında ortaya çıkmış olsa gerek, bir takvim yılı içerisinde birden fazla işveren tarafından ücret ödemesi yapılan kişiler tespit edilebilmekte ve izaha davet edilmektedirler.

Bir diğer husus, işveren ile işgörenin net ücret üzerinden anlaşmaya varmış olması durumunda da beyan zorunluluğu ücret gelirini elde eden gerçek kişiye, işgörene ait olup böyle durumlarda vergi farkı adı altında yapılacak ödemelerin de ücret geliri olarak değerlendirilip tekrar tevkifata tabi tutulması gerekmektedir.

Saygılarımızla.

KARDEM YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Ödeme Emri Tebliğine Karşı Yapılabilecek İşlemler

Bilindiği üzere (İl Özel İdareleri ve Belediyeler dahil) Devlete ait olan her türlü vergi, resim, harç ve cezalar ile bunlara ilişkin zam ve faizler 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip edilir.

Her ne sebeple olursa olsun takibe maruz kalmış (gerçek veya tüzel kişi) mükelleflerin takip dolayısıyla usulüne uygun şekilde yapılmış tebliğat sonrasında, kullanabilecekleri yasal haklarının yanı sıra (takip haksız yere başlatılmış dahi olsa) bir takım sorumluluk ve yükümlülükleri de başlamış olmaktadır.

O sebeple ödeme emrine muhatap olunması durumunda bilinçli hareket edilmesi, konuya duyarlılık gösterilmesi, alanında uzman kişi veya kurumlardan mali danışmanlık alınması muhtemel haksız takipten doğan mali kayıpların önüne geçecektir. Nitekim “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder” misali alanında uzman olmayan kişilerden alınacak yardımlar da maldan eder.

Bu kapsamda, ödeme emri ve ödeme emrine maruz kalınması durumunda yapılacak iş ve işlemler ile ilgili özet bilgilere aşağıda yer verilmiştir.

Ödeme emri, 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre vadesinde ödenmeyen kamu alacakları için kamu borcunu vadesinde ödemeyenler adına vergi dairesince düzenlenen ve borçlulara, borçlarını ödemeleri veya bu borçlarla ilgili mal bildiriminde bulunmaları konusunda yapılan bir bildirimdir.

Ödeme emrinin düzenlenmesi ile vergi dairesi, aynı zamanda kamu alacağının tahsili için cebri tahsilat işlemlerine de başlamış olur.

Asıl borçlulardan tahsilat yapılamaması veya tahsilat yapılamayacağının anlaşılması halinde; kanuni temsilci, limited şirket ortağı, yabancı şahıs veya kurumların mümessilleri gibi yasa gereği borçtan sorumlu olanlara da ödeme emri tebliğ edilerek borcun ödenmesi veya mal bildiriminde bulunması istenilir.

Ödeme emrinde; borcun asıl ve ferilerinin (gecikme faizi gibi) türü ve tutarı, borcun nereye ödeneceği, süresinde ödenmeyen borcun vergi dairesince cebren tahsil edileceği, süresinde ödenmeyen borç ile ilgili mal bildiriminde bulunulması gerektiği, borçlunun mal bildiriminde bulunmadığı takdirde üç ayı geçmemek üzere hapis ile cezalandırılacağı, gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı, ödeme emrine karşı hangi mahkemede dava açılabileceği, borçlu hacze kabil malı olmadığı yolunda bir bildirim yapacak ise; en son kanuni ikametgah ve işyeri adreslerini, var ise kayıtlı olduğu diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki kayıt ve hesap numaralarını, nüfus kayıt örneğini bildirmek zorunda olduğu, geçerli bir nedeni olmadan bu bildirimleri yapmayan kişilerin elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı hususları yer alır.

Ödeme emrinde yer alan amme alacağının, süresinde ödenmeyen kısmı için vadesinin bitim tarihinden ödendiği tarihe kadar geçen tam aylar için %2,5 oranında gecikme zammı hesaplanır. Ay kesirleri için ise gecikme zammı günlük olarak hesaplanır.

Ödeme emrine maruz kalınması durumunda yapılacak işlemlerden bir tanesi, ödeme emrinde yer alan amme alacağının ödenmesidir.

Ödemeler, Gelir İdaresi Başkanlığına ait (www.gib.gov.tr) internet sitesi (İnteraktif Vergi Dairesi ve GİB Mobil Uygulaması) üzerinden;

– Anlaşmalı bankaların kredi kartları ile,

– Anlaşmalı bankaların banka kartları veya banka hesabından,

– Yabancı ülkede faaliyet gösteren bankaların; kredi kartları, banka kartları ve diğer ödeme yöntemleri ile,

Yahut;

– Anlaşmalı bankaların şubelerinden,

– Anlaşmalı bankaların internet bankacılığı, telefon bankacılığı, mobil bankacılık gibi alternatif ödeme kanallarından,

– PTT işyerlerinden,

– Ve tüm vergi dairelerinden,

yapılabilmektedir.

Ödeme durumunda; ödeme emri içeriği kamu borcunun/alacağının türü, içeriği vb hususlarda alacaklı kamu idaresi ile borçlu mükellef arasında herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, ödeme emri içeriği borcun mükellef tarafından kabul edildiği zımnen kabul edilmiş olunur.

Ödeme emri tebliği karşısında yapılabilecek bir diğer işlem mal bildiriminde bulunmaktır. Mal bildirimi; amme borçlusunun, amme alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki gerekse üçüncü şahıslar elindeki menkul ve gayrimenkul malları ile alacak ve haklarının türünü, içeriğini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini vergi dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir. Borçlunun, “haczedilebilecek malım yoktur” şeklindeki yazılı beyanı da mal bildirimi hükmündedir.

Mal bildiriminde, borçlunun kendisinde veya borçluya ait olup da üçüncü şahıslar elinde bulunan mal, alacak ve haklarının yer alması gerekmekte olup yapılan mal bildiriminin borçlunun borcuna yetecek tutarda olması gerekmektedir. Borçlu, bildirimde bulunduğu mallarının çeşidini, içeriğini, türünü, değerini belirtmelidir. Borçlu, her türlü gelirlerini veya haczedilebilecek malının olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını da ayrıca mal bildiriminde belirtmelidir. Borçlu, mal bildiriminde borcunu ne şekilde ödeyebileceğini belirtmelidir. Mal bildirimi yazılı veya sözlü olarak vergi dairesine yapılmalıdır.

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen ve malı olmadığı yolunda bildirimde bulunan kamu borçlusu, bu bildirim ile birlikte veya bildirimin tarihinden itibaren 15 gün içinde;

– En son kanuni ikametgah ve iş adreslerini bildirmek,

– Varsa devamlı mükellefiyetleri bulunan diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki hesap ve kayıt numaralarını bildirmek,

– Nüfus kayıt örneğini vermek,

zorundadır.

Bu zorunluluğu geçerli bir sebebi olmadan zamanında yerine getirmeyenler ise elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.

Borçlunun ödeme emrinde yer alan borcu karşılayacak tutarda mal bildiriminde bulunması yeterli olup, borçlu mal bildiriminde bulunur gibi  tüm mal varlığını bildirmek yahut borcundan fazla tutarda mal bildiriminde bulunmak zorunda değildir.

Diğer taraftan mal bildirimi gerçeğe uygun olmak zorunda olup, gerçeğe aykırı surette mal bildirimi yapanlar yahut yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası uygulanır.

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, tebliğ tarihinden itibaren en geç 15. gün  içerisinde borcunu ödemez ve mal bildiriminde de bulunmazsa mal bildiriminde bulununcaya kadar bir defaya mahsus olmak ve üç ayı geçmemek üzere hapis cezasıyla tazyik olunur. Ödeme emrine karşı dava açılması durumunda bu 15 günlük süre, ret kararının tebliği tarihinden itibaren başlar.

Hapsen tazyik kararı, tahsil dairesinin talebi üzerine icra mahkemesi tarafından verilir ve Cumhuriyet Savcılığınca derhal infaz olunur. Borçlu mal bildiriminde bulunduğu anda hapsen tazyik kararı alınmış olsa dahi infaz edilemez ve borçlu hapsedilmişse derhal tahliye edilir.

Malı olmadığını beyan eden yahut borca yetecek kadar mal göstermemiş olan borçlu, sonradan edindiği malları ve gelirindeki artmaları, edinme ve artma tarihinden başlayarak 15 gün içinde vergi dairesine bildirmeye mecburdur.

Sonradan edinilen mallarını ve malvarlığındaki artışlarını belirtilen süre içinde bildirmeyerek kamu alacağının tahsiline engel olan veya tahsilini zorlaştıran borçlu, bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Borçlunun, mal bildiriminde gösterdiği veya vergi dairesince tespit edilen malları ile borçluya ait olup da üçüncü şahıslarda bulunan mallardan borcuna yetecek miktarı vergi dairesince haciz olunur. Yapılan takibat sonunda borçlu borcunu rızaen ödemediği takdirde, vergi dairesince haciz olunan mallar satışa çıkarılarak kamu alacağı tahsil edilir.

Amme alacağının tahsili için hakkında takip muamelelerine başlanan borçlu, kısmen veya tamamen tahsile engel olmak veya tahsili zorlaştırmak maksadıyla mallarından bir kısmını veya tamamını;

– Mülkünden çıkararak, telef ederek yahut değerden düşürerek gerçek surette,

– Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette,

varlığını yok eder veya azaltır ve geri kalan mallar borcu karşılamaya yetmezse altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Ödeme emri tebliğine karşı yapılabilecek bir diğer işlem dava açmaktır.

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu;

– Böyle bir borcunun olmadığını,

– Borcunu kısmen ödediğini,

– Borcunun zamanaşımına uğradığını,

iddia ederek tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ödeme emrine karşı vergi mahkemesinde dava açabilir.

Ödeme emrinde yer alan borcun bir kısmına dava açılabilir. Ancak dava dilekçesinde dava açılacak kısmın türü ve tutarının açıkça gösterilmesi gerekir. Aksi halde dava açılmamış sayılır.

Dava açılması durumunda, davayı gören mahkeme tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmediği sürece borçlu hakkındaki takip işlemleri devam eder.

Açmış olduğu davada tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, haksız çıkılan borç tutarı kadar olan kamu alacağı % 10 zamla tahsil edilir.

Borcun tamamına veya bir kısmına karşı vergi mahkemesinde açılan davanın tamamen veya kısmen reddi durumunda, yukarıda da değinildiği üzere, borçlu ret kararının kendisine tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir. Bu 15 günlük süre içerisinde ödeme emrine konu borcun tamamen ödenmesi halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü de kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

İlk derece mahkemesinde açtığı davayı kaybeden borçlunun, açtığı davaya konu tutarın (2019 yılı için 6.000 TL’yi aşması halinde) üst yargıya başvurması mümkündür.

Borcun bir kısmına karşı dava açılması dava konusu yapılmayan kısım için mal bildiriminde bulunma süresini uzatmaz.

Netice itibariyle, ödeme emri tebliğine karşı yapılabilecek işlemler; ödeme, mal bildiriminde bulunma ve vergi mahkemesinde dava açma şeklinde  üç çeşit olup vergi mahkemesinde dava açılmasından önce alanında uzman kurumsal firmalarından profesyonel hizmet alınması hizmet alınması, ileride yaşanması muhtemel mağduriyetlerin ve mali kayıpların önüne geçecektir.

Saygılarımızla.

KARDEM YMM

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kurumlar Vergisi Beyannamesinde Hesaplanan Kurumlar Vergisinden Mahsup Edildikten Sonra Kalan Ödenen Geçici Vergi Kaynaklı İade Alacağının Mahsup Sıralaması Hakkında

Geçici verginin sosyal güvenlik kurumuna olan borca mahsup edilip edilmeyeceğine ilişkin  T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı (Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü) tarafından, Geçici verginin sosyal güvenlik kurumuna olan borca mahsup edilip edilmeyeceğine ilişkin verilen 09.07.2019 tarih ve 49327596-125.32[KVK.2019.ÖZ.33]-E.125694 sayılı Özelge aşağıdaki gibidir;

“İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 2018 yılı kurum geçici vergi ödemelerinizi KDV iade alacağınızdan mahsup ettiğiniz, 2018 yılı kurumlar vergisi beyannamesinden doğan ödenen geçici vergiden iade alacağınızın bulunduğu belirtilerek söz konusu iade alacağınızın Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borcunuza mahsuben ödenip ödenmeyeceği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Kurumlar vergisi ve geçici vergi oranı” başlıklı 32 nci maddesinin ikinci fıkrasında;

“Kurumlar vergisi mükelleflerince, (dar mükellefiyete tâbi kurumlarda ticarî ve ziraî kazançlarla sınırlı olarak) câri vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre ve câri dönemin kurumlar vergisi oranında geçici vergi ödenir.” hükmü yer almaktadır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Geçici Vergi” başlıklı Mükerrer 120 nci maddesinin beşinci fıkrasında,

“Bir önceki takvim yılında üçer aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici vergi, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Mahsup edilemeyen tutar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi tutarı, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilir.” hükmü yer almaktadır.

Konuya ilişkin olarak ayrıntılı açıklamalara, 252 seri no. lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “2.Geçici Verginin Mahsubu ve İadesi ” başlıklı bölümünde yer verilmiştir.

Öte yandan, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Tahsil edilen amme alacaklarından yapılacak reddiyat sebebiyle mahsuplar” başlıklı 23 üncü maddesinde “Tahsil edilip de kanuni sebeplerle reddi icabeden amme alacakları, istihkak sahiplerinin reddiyatı yapacak olan amme idaresine olan muaccel borçlarına mahsup edilmek suretiyle reddolunur…” hükmü yer almaktadır.

Anılan Kanun maddesinin, amme idaresi lehine getirdiği hükümle, amme alacağının korunmasına öncelik verilmiştir. Madde, borçlunun vergi dairelerine muacceliyet (ödenebilirlik) kazanmış borcu bulunması halinde, iadesi gereken amme alacağının bu borçlara mahsup edilmesi ve bakiyesinin borçluya nakden iade edilmesi sonucunu getirmektedir.

Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Primlerin ödenmesi” başlıklı 88 inci maddesinin onaltıncı fıkrasında “…6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine göre Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince reddiyat yapılması durumunda anılan maddenin birinci fıkrasına göre yapılacak mahsuptan sonra Kurumun prim ve diğer alacaklarından muaccel olanlara mahsup yapılır. Kurumun tahsil ettiği prim ve diğer alacaklardan reddi icap edenler, istihkak sahiplerinin Kuruma olan muaccel borçlarına mahsubundan sonra Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine olan muaccel borçlara mahsup edilmek üzere reddolunur. Bu suretle yapılan ödemelerde, reddedilen tutarın Kuruma ve/veya alacaklı tahsil dairesinin hesabına geçtiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Kurum tarafından müştereken belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, 23/12/2017 tarihli ve 30279 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seri:A Sıra No:9 Tahsilat Genel Tebliği ile Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinde yapılan değişiklikle Tebliğin Birinci Kısım, İkinci Bölümüne “VI. Tahsil Edilen Amme Alacaklarından Yapılacak Reddiyat Sebebiyle Mahsuplar” başlıklı bölüm eklenmiş ve söz konusu bölümde 6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin onaltıncı fıkrasının uygulanmasına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, 2018 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edildikten sonra kalan ödenen geçici vergi kaynaklı iade alacağınızın;

– öncelikle Bakanlığımıza bağlı tüm tahsil dairelerine olan muaccel borçlarınıza mahsup yapılması,

– bu mahsup sonrası kalan bir tutarın bulunması halinde bu tutarın, alacaklı amme idaresi olan Devletin gümrük mevzuatından doğan amme alacaklarını takiple görevli Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine bulunan muaccel borçlarınıza mahsup edilmesi,

– bu mahsup sonrasında da iadesi gereken bir tutarın bulunması halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) olan ve 6183 sayılı Kanuna göre takip edilen muaccel prim ve diğer borçlarınıza ödenmek üzere SGK’ya aktarılması,

gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.”

Saygılarımızla.

KARDEM YMM

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İkinci El Ticari Araç Alım Satımında Uygulanacak KDV Oranı Hakkında

Geçtiğimiz yıl yaşanan kur atakları karşısında alınan ekonomik tedbirler kapsamında ticari araçların teslimindeki %18 KDV oranı  %1’e indirilmiş ve bu indirim önce 31/03/2019 tarihine kadar uzatılmış akabinde 21 Mart 2019 tarlihli Resmi Gazetede yayımlanan 843 sayılı Karar ile de bu tarih 30 Haziran 2019 olarak yeniden revize edilmişti.

Dolayısıyla 31.06.2019 tarihine kadar ticari araç alım satımlarında KDV oranı geçici olarak %18 yerine %1 olarak uygulanmıştı.

Bu durum uygulamada mükelleflerde kafa karışıklığı yaratmış, bir çok mükellef ileride cezalı durumla karşılaşırız korkusuyla ne yapacaları hususunda tereddüt yaşamaya başlamıştı. Nihayet kullanılmış (ikinci el) motorlu taşıt ticaretiyle iştigal eden mükelleflerinin yaşadığı bu tereddüt İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca yayımlanan özelge ile açıklığa kavuştu.

İkinci el araç alım satımı ile iştigal eden bir mükellef tarafından, ticari araç teslimlerinde indirimli (% 1 oranında) katma değer vergisi (geçici) uygulaması öncesinde % 18, geçici uygulama döneminde ise % 1 KDV oranından satın alınmış olan bir ticari ticari aracın; geçici dönem içinde veya bu dönem bittikten sonra satılması halinde uygulanması gereken KDV oranı hususunda görüş talep edilmesi üzerine İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 5 Temmuz 2019 Tarih ve 39044742-130[Özelge]-E.550616 sayılı özelgesinde aşağıdaki açıklamaları yapmıştır;

“KDV oranları, 3065 sayılı KDV Kanununun 28 inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak maddede yer alan sınırlar dahilinde, 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişmeden önce Bakanlar Kurulu, değişiklik sonrasında ise Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmektedir.

Bu kapsamda, KDV oranları, 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (BKK) eki (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 1, (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 8, sözü edilen listelerde yer almayan vergiye tabi işlemler için % 18 olarak belirlenmiştir.

Söz konusu BKK eki (I) sayılı listenin 9 uncu sırasında, “Aşağıda tanımları yapılan motorlu taşıtlardan yalnız “kullanılmış” olanlar, “Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 8701.90.50.00.00 Kullanılmış olanlar ile 87.03 pozisyonundaki binek otomobilleri ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar (87.02 pozisyonuna girenler hariç) (steyşın vagonlar ve yarış arabaları dahil). [(Yalnız binek otomobilleri, steyşın vagonlar, yarış arabaları, arazi taşıtları, jipler, vb., motorlu karavanlar, elektrik, gaz, güneş enerjili vb. motorlu taşıtlar, “8703.10.11.00.00 özellikle kar üzerinde hareket etmek için dizayn edilmiş sıkıştırma ateşlemeli içten yanmalı pistonlu motorlu olanlar (dizel veya yarı dizel) veya kıvılcım ateşlemeli içten yanmalı pistonlu motorlu taşıtlar”,”8703.10.18.00.00 diğerleri”] [Ambulanslar, mahkum taşımaya mahsus arabalar, para arabaları, cenaze arabaları, itfaiye öncü arabaları gibi özel amaçla yapılmış motorlu taşıtlar hariç.] (Katma Değer Vergisi Kanununun 30/b maddesine göre binek otomobillerinin alımında yüklenilen katma değer vergisini indirim hakkı bulunan mükelleflerin, bu araçları tesliminde bu Kararın 1 inci maddesinin (a) bendinde öngörülen vergi oranı uygulanır. İkinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce bu Kararın birinci maddesinin (a) bendinde belirtilen vergi oranı uygulanarak satın alınan araçların tesliminde, bu araçların alımında uygulanan katma değer vergisi oranı uygulanır.)” hükmüne yer verilmiştir.

Bahse konu (I) sayılı listenin 9 uncu sırasının sonunda yer alan parantez içi ifadenin sonuna 845 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 1 inci maddesiyle eklenen cümle, ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal eden mükelleflerin binek otomobili teslimine ilişkin olup, özelge talep formunda söz konusu faaliyetle iştigal ettiği belirtilen Şirketiniz için anılan hükmün uygulanması mümkündür.

Diğer taraftan, 287 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının eki Kararın 4 üncü maddesiyle; 31/12/2018 tarihine kadar (bu tarih dahil) uygulanmak üzere, Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 8701.20 (Yarı römorkler için çekiciler), 87.02 (10 veya daha fazla kişi taşımaya mahsus (sürücü dahil) motorlu taşıtlar), 87.04 (Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar), 87.05 (Özel amaçlı motorlu taşıtlar (insan veya eşya taşımak üzere özel olarak yapılmış olanlar hariç) (örneğin; kurtarıcılar, vinçli taşıtlar, itfaiye taşıtları, beton karıştırıcı ile mücehhez taşıtlar, yol süpürmeye mahsus arabalar, püskürtme yapan arabalar, seyyar atölyeler, seyyar radyoloji üniteleri) GTİP numaralarında yer alan malların KDV oranı % 1 olarak belirlenmiştir.

Ayrıca, 541 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının eki Kararın 1 inci maddesi ile 8716.20.00.00.00 (Tarımda kullanılmaya mahsus kendinden yüklemeli veya boşaltmalı römork ve yarı römorklar), 8716.31.00.00.00 (Tanker römork ve yarı römorklar), 8716.39 (Diğerleri), 8716.40.00.00.00 (Diğer römorklar ve yarı römorklar) ibareleri 287 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının eki Kararın 4 üncü maddesine eklenmek suretiyle, araç teslimlerindeki indirimli KDV oranı (% 1) uygulamasının kapsamı genişletilmiş; 535 ve 843 sayılı Cumhurbaşkanı kararlarıyla da geçici uygulamanın süresi 30/6/2019 tarihine kadar uzatılmıştır.

Buna göre, ikinci el araç ticaretiyle iştigal eden Şirketiniz tarafından;

– 287 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Eki Kararın 4 üncü maddesi ile 541 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Eki Kararın 1 inci maddesi kapsamında olan motorlu kara taşıtlarının, geçici dönem içinde satın alınması veya satılması halinde % 1 KDV oranı; bu dönem öncesinde veya dönem bittikten sonra satın alınması veya satılması halinde ise % 18 KDV oranı,

– % 1 KDV oranı uygulanarak satın alınan binek otomobillerinin tesliminde % 1; %18 KDV oranı uygulanarak satın alınan binek otomobillerinin 845 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürürlüğe girdiği 22/3/2019 tarihinden itibaren tesliminde ise %18 KDV oranı uygulanması gerekmektedir.

Saygılarımızla.

KARDEM YMM

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

KDV İadesini Süresinde Talep Etmeyi Unutmayın

Genek kural olarak Mali İdare, hakkında vergi incelemesine başlanıldığını mükellefe yazılı olarak bildirmek ve bu tarihten itibaren; iade incelemelerini 3 ay içerisinde, belirli konu yada konularla sınırlı incelemeleri 6 ay içerisinde, konu sınırlaması olmaksızın her türlü iş ve işlemlerin kontrol edilebildiği tam incelemeleri ise 12 ay içerisinde tamamlatmak zorundadır.

Bununla birlikte mükellefler de iade taleplerini, iadeye konu işlemin gerçekleştiği andan itibaren belirli bir süre içesinde yapmak zorundadır.

Örneğin 3065 sayılı KDV Kanununun 29/2. Maddesine göre mükellefler (%1, %8 gibi) indirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iadelerini iadeye konu işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın en geç Kasım ayı beyannamesinin verileceği, yani 26 Aralık tarihine kadar talep etmek zorundadırlar.

Yakın zaman kadar durum böyleyken, indirimli orana tabi işlemlerden doğan iade talepleri haricindeki diğer iade talepleri için mükellef yönünden kısıtlayıcı bir süre mevcut olmadığından mükellefler zamanaşımı süresi içerisinde, istedikleri zaman geçmişe dönük düzeltme beyannamesi vermek suretiyle iade talebinde bulunabilmekteydiler.

Ancak 7104 sayılı Kanunun 10. maddesiyle 3065 sayılı KDV Kanununun 32. maddesinin birinci fıkrasına “İndirilemeyen Katma Değer Vergisi” ibaresinden sonra gelmek üzere “işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar talep edilmesi şartıyla” ibaresi eklendi ve bu değişiklik 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girdi.

Böylece 2019 ve müteakip vergilendirme döneminde gerçekleşecek iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin iadesinin talep edilebileceği süre Kanunda açıkça yer almış oldu.

Akabinde 23 Seri Nolu Tebliğ’in 13’ncü maddesiyle ile Ana Tebliğin (IV/A) bölümünün sonuna 8. İade Talep Süresi” başlıklı bölüm eklenerek yapılan bu değişiklikler sonrası 2019 ve sonraki vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan KDV iade talep sürelerine ilişkin usul ve esalar yeniden belirlenerek konu Tebliğde örneklerle detaylı şekilde açıklandı.

Buna göre;

  • Kanun metninde ve tebliğde yer alan iade talep sürelerinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi vermek suretiyle iade talep edilmesi kesinlikle mümkün değildir.
  • 7104 sayılı Kanunla getirilen iade talep süreleri, 2019 ve müteakip vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan KDV iade talepleri için geçerlidir.
  • 2018 ve önceki yıllara ilişkin işlemlerden kaynaklanan iadeler, eskiden olduğu gibi 5 yıllık tarh zamanaşımı süresi içerisinde düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle talep edilebilir.
  • 2019 ve müteakip vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden doğan KDV iadeleri, iadeye konu işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar (2 yıllık süre içerisinde) talep edilmek zorundadır.
  • Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren 6 ay içerisinde ibrazı zorunludur.
  • YMM Raporunun süresi içerisinde ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilecektir.
  • İndirimli orana tabi işlemlerden doğan iade talepleri, en geç işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın Kasım döneminde beyannameye dahil edilmeli bu yılın sonuna kadar talep dilekçesiyle birlikte gerekli diğer belgelerle iadenin talep edilmesi gerekir. KDV beyannamesinde bu süre içerisinde iadenin talep edilmemesi veya iade talep dilekçesi ve eklerinin verilmemesi iade hakkını ortadan kaldırmaktadır. İadenin talep edilebilmesi için gerekli olan YMM raporunun ise indirimli orana tabi işlemi izleyen yılın sonundan itibaren 6 ay içinde ibrazı zorunludur, bu süre içinde ibraz edilmezse talep incelemeye sevk edilerek vergi müfettişince düzenlenecek inceleme raporu sonucuna göre değerlendirilir.

Örnek : Mart/2019 döneminde indirimli orana tabi işlem nedeniyle oluşan iade edilebilir KDV, Kasım/2020 dönemi KDV beyannamesinde en geç 26 Aralık tarihine kadar ilgili satıra kaydedilmelidir. Bu tarihe kadar düzeltme beyannamesi verilmesi mümkündür. 31.12.2020 tarihine kadar iade talep dilekçesi ile birlikte indirilecek KDV listesi, yüklenilen KDV listesi, satış faturaları listesi, teminat mektubu ve diğer belgelerin sisteme yüklenmesi zorunludur. Bu işlemlerin yapılmaması iade talebinin reddedilmesi sonucunu doğuracaktır. 30.6.2021 tarihine kadar yeminli mali müşavir KDV tasdik raporunun vergi dairesine verilmemesi halinde talep vergi incelemesine sevk edilir.

  • Tam istisna kapsamında olan ihracat, ihraç kayıtlı teslimler, araçlar, kıymetli maden ve petrol aramaları ile ulusal güvenlik harcamaları ve yatırım teşvik belgesi kapsamındaki teslimler, uluslar arası taşıma işleri, diplomatik ve uluslar arası anlaşmalar kapsamında istisna edilen teslim ve hizmetler ile engellilerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç ve özel bilgisayar programları teslimleri nedeniyle oluşan iade alınabilir KDV, işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar KDV beyannamesinin ilgili satırına yüklenilen KDV tutarının girilmesi ve iade talep dilekçesi ve eki belgelerin sisteme girilmesi suretiyle talep edilebilir, aksi halde iade talebine olumsuz cevap verilir. Yeminli mali müşavir raporu gerektiği durumlarda ise işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren 6 ay içinde raporun vergi dairesine teslimi gerekmektedir.

Örnek : Nisan/2019 döneminde yapılan ihracat nedeniyle iade edilebilir KDV, 31.12.2021 tarihine kadar beyannamenin yüklenilen KDV satırına girilmelidir. Ayrıca bu tarihe kadar iade talep dilekçesiyle birlikte indirilecek KDV listesi, yüklenilen KDV listesi, satış faturaları listesi, teminat mektubu (tercihe bağlı), hesaplama tablosu ve gerekli diğer belgelerle birlikte sisteme yüklenir. Bu süre geçtiğinde düzeltme yoluyla iade talep etmek mümkün değildir. Yeminli mali müşavir raporuyla nakden iade alınması gerekiyorsa KDV iade tasdik raporunun 30.6.2022 tarihine kadar vergi dairesine teslim edilmesi gerekir. Bu süre içinde raporun teslim edilememesi veya teslim edilmeyeceğinin bildirilmesi halinde iade talebi vergi incelemesine gönderilir.

  • Kısmi tevkifat işlemlerinden doğan KDV iadelerinde de, tam istisna işlemlerden kaynaklanan iade süreleri geçerlidir.

 

Hüseyin DEMİR
Yeminli Mali Müşavir

İndirimli oran kdv iadesi


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararı

09.05.2019 tarih ve 30769 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan Yargıtay kararında, “4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince derhal fesihlerde işçiden savunma alınması gerekip gerekmediği konusunda verilen farklı kararlar nedeniyle içtihatların birleştirilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilerek özetle; işçinin sağlık nedenleriyle bekleme süresini aşan işe devamsızlığının bildirim süresine eklenecek altı haftayı aşması, işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshi için yeterli olduğu, dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince almış olduğu sağlık raporları nedeniyle derhal fesihlerde işçiden savunma alınması gerekmemektedir” denilmektedir.

Bugüne kadar birçok görüş ayrılıklarının değerlendirildiği kararda, sonuç olarak 19.10.2018 tarihli ilk oturumda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesi birinci fıkrasının (b) bendi gereğince almış olduğu sağlık raporları nedeniyle derhal fesihlerde, işçiden savunma alınmasının gerekmediğine esas hakkında üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verilmiştir.

İlgili Yargıtay kararı aşağıda eklenmiştir.

YARGITAY KARARI


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”