İşletme Hakkı Devri Sözleşmeleri Kapsamda Gerçekleştirilen Sabit Kıymet Yatırımlarının İtfasındaki Tereddütümüz Hakkında

İşletme Hakkı Devri Sözleşmeleri Kapsamda Gerçekleştirilen Sabit Kıymet Yatırımlarının İtfasındaki Tereddütümüz Hakkında

30/01/2019

 

Amortisman konusu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 313’üncü ve müteakip maddelerinde düzenlenmiş olup, 313’üncü maddenin ilk fıkrasına göre; “İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269’uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin, bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder.”

Madde metninden de anlaşılacağı üzere ister maddi duran varlık ister maddi olmayan duran varlık olsun bilanço aktifinde yer alan ancak zaman içerisinde, kullanılmaya bağlı olarak yıpranan, aşınan, değer kaybeden bu suretle belirli bir süre sonra fonksiyonunu tamamen kaybedecek olan varlıklar maliyet bedelleri üzerinden her yıl belirli oranda itfa edilirler ve gider yazılmak suretiyle o yılın kâr zararı ile ilişkilendirilirler.

Bu şekilde amortismana tabi iktisadi kıymetler, normalde 213 sayılı VUK’Nun 315’inci maddesinin (Hazine ve ) Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye istinaden, Bakanlıkça belirlenen ve tebliğler vasıtasıyla ilan edilen oranlar üzerinden itfa edilmektedirler. Nitekim hangi kıymetin ne kadar sürede hangi oran esas alınarak itfa edileceği 333 nolu ana tebliğde belirlenmiş daha sonra da 339, 439, 365, 389 ve 399 nolu tebliğlerle ana tebliğde değişiklikler yapılarak konuya açıklık ve bütünlük kazandırılmıştır.

Gerek uygulamada ortaya çıkan sorunlar nedeniyle gerekse biraz da Bakanlığın politikası gereği, tebliğlerle de açıklık kazanmayan hususlara ise özelgelerle yön verilmeye çalışılmıştır.

Bu şekilde Yasada açıklık bulunmayan ve tereddüte düşülen konulardan bir tanesi de yap-işlet devret modeli yahut işletme imtiyaz hakkı sahibi firmaların sahada yapmış oldukları amortismana tabi kıymet harcamalarını ne şekilde itfa edecekleri hususu iken, 1998 yılında 313’üncü maddeye eklenen, “İlgili mevzuat gereğince sözleşme süresinden sonra bedelsiz olarak Devlete veya Devletçe tensip olunan bir teşekküle veya belediyeye intikali öngörülen amortismana tabi iktisadi kıymetlerden (sözleşme süresinde yenilenmesi gerekenler hariç), sermayenin veya özel maliyet bedellerinin itfası hükümlerine göre amortismana tabi tutulanlar, genel hükümler uyarınca ayrıca amortismana tabi tutulamazlar” fıkra ile konu kısmen netlik kazanmıştır.

Fıkrada bahsi geçen “sermayenin itfası” kavramı VUK 325’de yer almış olup buna göre;İmtiyazlı işletmelerde, tesisatın imtiyaz süresinden sonra, bedelsiz olarak devlete veya Devletçe tensip olunan bir teşekküle veya belediyeye intikal etmesi imtiyazname gereğinden bulunduğu, imtiyaz mukavelenamesinde de sermayenin itfası için yıllık belli bir nisbet veya miktar ayrılması gösterilmiş olduğu takdirde, bu nispet veya miktar üzerinden sermaye itfa olunur.

Buradan anladığımız şudur; “Sayın İşletmeci, Size tahsis edilen bu toprağın, mekanın, sahanın üzerindeki yapılmış yahut yapılacak olan her türlü varlığın (binanın, limanın, elektrik hattının, demiryolunun vb) gerçek ve daimi sahibi Devlettir. O sebeple işletme hakkına sahip gerçek/tüzel kişi olarak, maliki olmadığınız ve Size tanınan süre dolduğunda gerçek sahibine terk edeceğiniz bu mekan üzerine inşaa edeceğiniz bir varlık için genel esaslara göre amortisman ayıramayacağınızdan dolayı bu konuda Sizlere özel bir ayrıcalık tanıyorum, varlık yerine varlığa bağladığınız sermaye tutarını itfa edebilirsiniz.”

Göç yolda düzelir misali, yasa koyucu bir konuya açıklık getirirken bu defa da başka bir konuyu hesap edememiştir. Şöyleki

– Sermaye bağlanan varlığın ömrü imtiyaz süresinden daha kısa olursa ne olacak? Örneğin 49 yıllık imtiyaz süresi bulunan bir sahaya inşaa edilen yapının ekonomik ömrü 29 yıl ise bu yapıya bağlanan sermaye hangi sürede itfa edilecektir?

– Yahut tam tersi 10 yıllık imtiyaz süresi bulunan bir sahaya inşaa edilmek zorunda kalınan yapının ekonomik ömrü eğer 36 yıl ise bu yapıya bağlanan sermaye hangi sürede itfa edilecektir; 10 yılda mı? 36 yılda mı?

– 36 yıllık ömrü olan ve 10 yıllık imtiyaz süresi dolduğunda Devlete terk edilecek olan yapıya bağlanan sermayenin 10 yılda itfa edilmesi düzenlemenin amacına ne derece uygundur?

– 36 yıl esas alındığında 10’uncu yılın sonunda kalan 26 yıllık bedel son yılda tek seferde mi gider yazılacaktır?

gibi soruların cevabı maalesef yasa metninde net şekilde yer bulamamıştır.  Öyle olunca da (Hazine ve) Maliye Bakanlığı, benzer hususlarda ortaya çıkan tereddütleri özelge ile giderme eğilimi içerisinde olmuştur.

Diğer taraftan Bakanlığın aynı konularda ilerleyen yıllarda görüş değiştirdiği sık karşılaşılan bir durum olup henüz özelge sistemi tam oturmamıştır. Nitekim bugüne kadar Bakanlığın özelge ile yapılan düzenlemelerle o güne kadar olan uygulamayı neredeyse bütünüyle değiştirerek Yatırımcılara vergi şoku yaşattığı onlarca örnek vardır. Böylesine önemli konulardaki düzenlemelerin, özelge ile değil yasa ile yapılması, bunun da tüm yatırımcılarca önceden bilinmesi gerektiği konusunda şüphe yoktur, ama maalesef daha önce de değinildiği üzere kervan yolsa düzelir mantığı ile hareket edildiği için bu tür netlik bulunmayan konularda ileride sürpriz yaşamamak için ihtiyatlı davranmak gerekir.

Konuyu somutlaştırması açısından Mali İdare tarafından aynı konuda, aynı mükellefe, farklı tarihlerde verilen iki özelgenin özeti aşağıdaki gibidir;

“…Buna göre,… Limanının 36 yıl süre ile işletme hakkının devrine ilişkin imtiyaz sözleşmesi çerçevesinde, şirketinizce gayrimenkulleri genişletmek veya fonksiyon veya yarar artırıcı nitelikte olanlar ve faaliyetinizi icra için vücuda getirdiğiniz tesisata ait giderlerden, sabit kıymet niteliği taşıyan yatırımların özel maliyet bedeli ile değerlendirilmek suretiyle, kira süresine göre eşit yüzdelerle itfa edilmesi gerekmektedir. Öte yandan, özel maliyet bedelleri içerisinde yeralmayan ve kullanılacak olan amortismana tâbi iktisadi kıymetlerden (demirbaş, vb) kiralama sözleşmesi süresi içinde yenilenmesi gerekenler için 313 üncü madde kapsamında genel hükümler uyarınca amortisman ayrılması mümkündür…” (17.02.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.10.15.02-2011.VUK-127-914-22)

“…Bu açıklamalara göre, limanın iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerden olmakla birlikte faydalı ömrü liman işletme imtiyaz hakkı sürenizden daha kısa bir süre olarak belirlenmiş olan ve sözleşme süresinde yenilenmesi de gerekebilecek olan özel maliyet niteliğindeki sabit kıymet oluşturabilecek yatırımlarınızın, imtiyaz sözleşmenizin süresine göre değil de faydalı ömrü dikkate alınmak suretiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 313 üncü ve müteakip maddelerinde yer alan genel amortisman hükümleri uygulanmak suretiyle itfası gerekmektedir..” (17.04.2014 tarih ve 58889402-105[327-2013/127-914-B]-36)

Görüldüğü üzere, Mali İdare aynı konuda aynı mükellefe farklı tarihlerde verdiği iki farklı özelgede farklı kısmen farklı görüşler bildirebilmektedir.

O sebeple bu tür tereddütleri ortadan kaldırmanın ve ileride İdarenin görüş değişikliklerinden olumsuz etkilenmemenin yolu belirsiz konularda ihtiyatlı davranıp hazine lehine işlem tesis etmektir.

Sonuç olarak; işletme hakkına sahip olduğunuz limanı genişletme çalışmaları kapsamında işletme sahasında inşaa etmek durumunda kalınılan gayrımenkule (binaya) bağlanan sermayenin itfası esnasında;

  • eğer iktisadi kıymetin faydalı ömrü, imtiyaz süresinden daha kısa ise imtiyaz süresinin bitmesi beklenilmeksizin, iktisadi kıymete bağlanan sermayenin bu kıymetin faydalı ömrü süresi içerisinde yok edilmesi,

 

  • Tersinden hareketle, iktisadi kıymetin ömrü, imtiyaz süresinden uzun ise bu durumda iktisadi kıymete bağlanan sermayenin imtiyaz süresi içerisinde değil gerçeğe uygun ve daha uzun olan faydalı ömrü esas alınarak eşit yüzdelerle giderleştirilmesi

gerektiği düşünülmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerinin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespitinin yapılması gerektiği hakkında

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerinin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespitinin yapılması gerektiği hakkında

29/01/2019

 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6’ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı; ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanununun 12’nci maddesinde ise bu Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde edilen kazançların, gelir ve kurumlar vergileriyle fonlardan istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.

1 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı gemilerin işletilmesinden ve devrinden elde edilecek kazançlara ilişkin istisna ile ilgili açıklamalara ise Tebliğin (5.12.1.) bölümünde yer verilmiş olup, buna göre;

Bu istisna, gerçek ve tüzel kişilerin Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıt ettirdikleri gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde ettikleri kazançları ile sınırlıdır. Ancak, Türkiye’de inşa edilen gemi ve yatlardan anılan Sicile kayıtlı olanların işletilip işletilmediğine bakılmaksızın devrinden elde edilen kazançlar da istisna kapsamında değerlendirilecektir.

İstisnanın uygulanabilmesi için gemilerin işletilmesinden ve devrinden elde edilen hasılattan, bu faaliyetlere ilişkin giderlerin düşülmesi suretiyle istisna kazancın tespiti gerekir.

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi sonucunda zarar doğması halinde, bu zararın diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlardan indirilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde, gemiye ait amortisman ve itfa payları da dahil olmak üzere bu faaliyet için yapılan giderler, istisna kapsamı dışında elde edilen kazançlardan indirilemeyecektir.

Münhasıran Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı faaliyetlerinden elde edilen kazançlar ile bu gemilerin devrinden doğan kazançlar istisnaya konu olacağından, anılan faaliyetler nedeniyle doğan alacaklara ilişkin kur farkı ve vade farkı gelirlerinin kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, anılan sicile kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı ile bu gemilerin devrine ilişkin faaliyetlerle ilişkili olmaksızın elde edilen kur farkı, vade farkı gelirleri ile faiz, repo ve benzeri faaliyet dışı gelirler için söz konusu istisna uygulanmayacaktır.

İstisnadan yararlanılabilmesi için kayıtların, istisna kazanç ile diğer faaliyetlerden elde edilen kazanç ayrımının yapılmasını sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.

Mükelleflerin, Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerinin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespitinin yapılması gerekmektedir.

Müşterek genel gider dağıtımında amaç, işletmelerin yaptıkları işler itibarıyla katlanmış oldukları maliyetlerin gerçeğe yakın bir biçimde tespitidir. Zira hangi işe ait olduğu belli olan giderler dağıtıma tabi tutulmadan zaten doğrudan ilgili olduğu işe ait hesaplara yazılarak direk giderleştirilir. O sebeple hangi işle ilgili olduğu kesin olarak saptanamayan yahut bütün işler için yapıldığı kesin olan giderlerin yapılan işlere belirli kriterlere göre, sektöre uygun dağıtım anahtarına göre dağıtılması gerekmektedir.

Müşterek genel giderlerin dağıtımı kavramı en net şekilde 193 sayılı GVK’nun 43. Maddesinde yer bulmuştur. Bahsi geçen madde metninin uygulamasında, yönetim ve merkez büro giderleri gibi tek bir işe yüklenemeyen giderler, belirli bir işle direkt ilişkisi kurulamayan ve genellikle işletmenin varoluşundan kaynaklanan giderler (büro giderleri, personel ücretleri, bina vergileri, oto bakım onarım, yakıt, haberleşme, finansman giderleri vb.) müşterek genel giderler olarak değerlendirilmektedir.

Bir diğer husus, mükellefin istisna kapsamandaki gemi işletmeciliği dışında sürekli başka faaliyeti olmamakla birlikte başka geliri de olabilmektedir. Örneğin temettü gelirleri, faiz gelirleri, konusu kalmayan karşılıklar, menkul kıymet satış kârları, kambiyo kârları gibi çeşitli gelirleri olabilmektedir. Dolayısıyla tebliğde geçen “…başka faaliyetlerinin de bulunması halinde..” ifadesinin söz konusu faaliyetlerin tamamını kapsayıp kapsamadığı hususu gider dağıtımında önem arz ertmektedir.

Kimi görüşe gere; “…başka faaliyetler…” kavramı, ticari kazancın veya kurum kazancının kaynağını teşkil eden bir ticari organizasyonun varlığını gerektiren ve süreklilik arzeden işletme faaliyetleridir. Bu nedenle işletme aktifinde yer alan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin, menkul ve gayrimenkul malların satılması, kiraya verilmesi, bankadaki mevduat dolayısıyla faiz geliri elde edilmesi, eldeki yabancı paralar için oluşan kur farkları gibi arızi faaliyetler işletmenin devamlılık arzeden faaliyetleri içinde mütalaa edilemez. Buna bağlı olarak bu işlemlerden elde edilen satış veya hasılat tutarlarının müşterek genel giderlerin dağıtımında dikkate alınmaması gerekir. Tersi bir uygulamaya gitmek düzenlemenin amacına ters düşecektir. Dolayısıyla bu tür giderlerin oluşum ve büyümesinde dikkate değer hiçbir katkısı olmayan işletme aktifine kayıtlı iktisadi kıymetler ile menkul ve gayrimenkul malların satışı, kirası, kur farkları ve mevduat faizleri gibi gelirler için müşterek genel giderlerden pay verilmesi düzenlemenin amacına hükmüne uygun düşmemektedir.

Ancak aynı yöndeki İdare ve Yardı kararlarının yanı sıra Tebliğdeki açık hüküm dikkate alındığında, sicile kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı ile bu gemilerin devrine ilişkin faaliyetlerle ilişkili olmaksızın elde edilen kur farkı, vade farkı gelirleri ile faiz, repo ve benzeri faaliyet dışı gelirler için söz konusu istisna uygulanmayacaktır.

Sonuç olarak;

Hangi işe ait olduğu saptanamayan veya bütün işler için yapılan giderlerin, müşterek genel gider olarak kabul edilip, bu ortak giderlerin işletme bünyesinde doğan tüm gelir unsurlarına bu unsurlardan elde edilen hasılatlar oranında dağıtılması gerekmektedir.

Ayrıca Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerden elde edilen gelir ve giderlerin mizan üzerinde ayrı hesaplar da takip edilmesi işle ilgili karın veya zararın hesaplanması hususunda kolaylık sağlayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Belgesi Başka Biri Adına Düzenlenmiş Olmakla Birlikte İşletme ile İlgili Bulunan Gider veya Maliyet Unsurlarının Kayda Alınmasında KDV İndi

Yasada açık hüküm bulunmayan bazı durumlarda idare ile mükellefler arasında görüş ayrılıkları doğabilmekte ve konu yasa ile açıklığa kavuşturulmadıkça idare konuyu kendi lehine yorumlayarak mağduriyetlere yol açabilmektedir. Bazen de gerek yargı kararları gerekse akademik camiadan yahut mükelleflerden gelen haklı itirazlar doğrultusunda zor da olsa idarenin önceki görüşünden vazgeçtiği olmaktadır.

Belgesi başka biri adına düzenlenmiş olmakla birlikte işletme ile ilgili bulunan gider veya maliyet unsurlarının kayda alınmasında KDV indirimi de öteden beri görüş ayrılığı yaşanan konulardan birisi olmuştur. Örneğin;

– Kiralık işyerine bağlı su, elektrik, doğalgaz ve benzeri faturaların işyeri sahibi veya eski kiracı adına düzenlenmiş olması,

– İşhanı, apartman, site vb yerlerin yöneticileri tarafından ortak masrafların belirli kıstaslara göre dağıtılması esnasında kiracı yerine mülk sahibi adına belge düzenlenmesi,

– İşletme yöneticileri yahut personelinin iş seyahati, iş sağlığı vb sebeplerle yapmış oldukları işletmeye ait giderlerin belgesinin şahısları adına düzenlenmiş olması,

– İşletme yöneticileri yahut personeli adına kayıtlı olan ancak işletmenin işleri ile ilgili olarak kullanıldığı kesin olan telefon faturalarının durumu,

– Başka bir firma tarafından karşılanması öngörülen masrafların durumu,

gibi konular, bu kapsamda ötedenberi tartışma ve ihtilaf konusu olagelmiştir.

Bu ve benzeri konularda mali idarenin görüşü eskiden KDV dahil tutarın gider yahut maliyet olarak dikkate alınması, ancak belge başkasının adı/vergi numarası yer aldığı gerekçesiyle belgede yer alan KDV’nin indirim konusu yapılmaması yönündeydi. Son dönemlerde mali idare verdiği görüşünü yumuşatarak böyle durumlarda KDV’nin de indirim konusu yapılabileceği yönünde görüş bildirmeye başladı.

Örneğin ekte yer alan İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 08.09.2016 tarih ve 62030549-120[40-2014/556]-135676 sayılı özelgede konu KDV yönünden değerlendirilirken, “…işyerinde kullanılan ancak abonelik kaydı başkası adına kayıtlı olan su aboneliğine ilişkin kullanım bedelinin faaliyette bulunduğunuz işyerine ait olduğunun ve işle ilgili olarak kullanıldığının tevsik edici belgelerle ispatı halinde bu belgelere dayalı giderlerle ilgili olarak yüklenilen KDV indirim konusu yapılabilir.” şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Diğer taraftan yine  İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen Kiracı tarafından ödenen ancak mal sahibi adına düzenlenen faturalarda yer alan bedellerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı” konulu 24.02.2017 tarih ve 39044742-130-55675 sayılı özelgede ise  “ … buna göre, şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu sitedeki işyerinin mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve ödemesi şirketiniz tarafından yapılan bahçe bakımı ve site güvenliği bedellerine ilişkin KDV’nin, fatura şirketiniz adına düzenlenmediğinden (söz konusu hizmete ait bedel şirketiniz tarafından ödenmiş olsa dahi) indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.” şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Oysa olayların gerçek mahiyetine bakıldığında her iki özelgeye konu olayın birbirinden farkı bulunmamaktadır. Her iki olayda da işletme tarafından yapılması zorunlu bir gider işletme adına düzenlenmiş bir belge ile belgelendirilememiş, başkası adına düzenlenmiş bir belge ile belgelendirilmek zorunda kalınmıştır. Belge içeriği giderlerin ise işle ilgili yapılması zorunlu giderler olduğunda şüphe yoktur.

Daha önceki yayın ve bildirilerimizde de değinildiği üzere özelge konusu olay dava konusu yapılıp lehe yargı kararı alınmadığı yahut o konuda idare görüş değiştirmediği sürece, başkası adına verilmiş olsa dahi, bir konuda verilmiş özelge tüm mükellefler açısından bağlayıcıdır.

Bu durumda kiracı olarak faaliyette bulunulan işyerinde, mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve ödemesi işletme tarafından yapılan bahçe bakımı ve site güvenliği bedellerine ilişkin KDV’nin, söz konusu hizmete ait bedel işletme tarafından ödenmiş olsa dahi, fatura işletme adına düzenlenmemiş olduğundan indirim konusu yapılmaması ve kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerekmektedir. Ancak söz konusu faturanın KDV hariç tutarının gelirin yahut kurum kazancının tespitinde gider veya maliyet olarak dikkate alınmasında sorun yoktur.

Bahsi geçen özelge metinleri aşağıdadır. 27 Ocak 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

   
Sayı : 62030549-120[40-2014/556]-135676 08.09.2016
Konu : Aboneliği şirket adına olmayan su ve elektrik faturalarının vergi kanunları karşısındaki durumu  

İlgide kayıtlı özelge talep formunun tetkikinden;

– Şirketinizin 15/01/2010 tarihinden itibaren restoran işletmeciliği faaliyetine başladığı adreste kiracı olduğu ancak bu adreste faaliyete geçilmesine rağmen elektrik, su ve doğalgaz abonelik sözleşmelerinin sehven yenilenmediği,

– İşletmenin su sayacının kırık olması nedeniyle su tüketim bedellerinin uzun bir süre tahakkuk etmediği, 2014 yılının Şubat ayında su sayacının değiştirilmesi sonrasında ….. tarafından Şirketinize abonelik sözleşmesi yapılması için tebligat gönderildiği,

– Ayrıca 709 günlük süreci içeren 22/02/2014 tarihli 20.994 TL’lik su tüketim faturası düzenlenerek ilgili tutarın ödenmesi hususunda ödeme protokolü oluşturulduğu, düzenlenen 14 adet senet mukabili toplamda 1.358, 40 TL vade farkı ödemesi gerçekleştirileceği,

– Eski kiracının ……. ‘a olan icra aşamasındaki borçları nedeniyle de yeni abonelik sözleşmesi yapılamadığı ancak işletmenin elektrik kullanımları için ilgili kurum tarafından 148260 abone numarası baz alınarak düzenlenen ancak adres bilgisi farklı görünen faturaların da Şirketiniz tarafından ödendiği

belirtilerek yukarıda yer alan hususlar çerçevesinde de;

1) 709 günlük süreci kapsayan su tüketimine ilişkin …. tarafından düzenlenen faturada gösterilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı, söz konusu su giderinin normal gider olarak mı yoksa kanunen kabul edilmeyen gider olarak mı dikkate alınacağı, su ödemesine ilişkin düzenlenen senetler mukabili ödenecek vade farkının gider olarak kaydedilip kaydedilemeyeceği,

2) Aboneliği Şirketinize ait olmamakla birlikte şirketinizin elektrik kullanımlarını içeren ve ilgili kurum tarafından 148260 abone numarası baz alınarak düzenlenen ancak adres bilgisi farklı görünen elektrik faturalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı ile bu faturalara ait katma değer vergisinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı

hususlarında Başkanlığımız görüşlerinin talep edildiği anlaşılmaktadır.

KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun,

1/1 inci maddesinde; Türkiye’de ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu, 10/g maddesinde; vergiyi doğuran olayın su, elektrik, gaz, ısıtma, soğutma ve benzeri enerji dağıtım veya kullanımlarında bunların bedellerinin tahakkuk ettirilmesi anında meydana geldiği,

29/1 inci maddesinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri,

29/3 üncü maddesinde; indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği,

34/1 inci maddesinde; yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait Katma Değer Vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanunî defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği

hüküm altına alınmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, işyerinde kullanılan ancak abonelik kaydı başkası adına kayıtlı olan su aboneliğine ilişkin kullanım bedelinin faaliyette bulunduğunuz işyerine ait olduğunun ve işle ilgili olarak kullanıldığının tevsik edici belgelerle ispatı halinde bu belgelere dayalı giderlerle ilgili olarak yüklenilen KDV indirim konusu yapılabilir.

Diğer taraftan geçmiş dönemlere ait olan, ancak toplu olarak 2014 yılında tahakkuk ettirilen su kullanım bedellerinin tahakkuk ettirildiği takvim yılı aşılmamak şartı ile bunlara ilişkin vesikaların kanuni defterlere kayıt edildiği vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabileceği tabiidir.

            KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 11 nci maddesinde ise; “Kurum kazancının tespitinde aşağıdaki indirimlerin yapılması kabul edilmez:

            …

  1. d) Bu Kanuna göre hesaplanan kurumlar vergisi ile her türlü para cezaları, vergi cezaları, 21/07/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler ile Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri.

             …”

             hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendiyle ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan bent hükmü uyarınca, yapılan genel giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için, söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmekte olup, bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde indirilecek giderler sayılmış olup bu maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendine göre, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar ticari kazancın tespitinde indirilecek giderler arasında sayılmıştır.

Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin (B) fıkrasında, “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” denilerek vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiştir.

Buna göre; şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu işyerinin aboneliği eski kiracı adına kayıtlı olan elektrik ve su bedellerinin faaliyette bulunduğunuz döneme ve işyerine ait olması, ticari faaliyetinizle ilgili olarak kullanılmış olması ve tarafınızca ödendiğinin ilgili kurumlardan alınacak belgelerle kati olarak tevsiki kaydıyla, söz konusu tutarların tahakkuk ettiği dönem itibarıyla kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, süresinde ödenmeyen su tüketim bedellerinin geç ödenmesi nedeniyle uygulanan vade farkları işle ilgili olarak mukavelenameye göre ödenen tazminat niteliğinde olacağından, kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı : 39044742-130-55675                  24.02.2017
Konu : Kiracı tarafından ödenen ancak mal sahibi adına düzenlenen faturalarda yer alan bedellerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı.  

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, kiracı olarak faaliyette bulunduğunuz sitede bahçe bakımı ve site güvenliği için yapılan giderlerin bedellerinin Şirket tarafından ödendiği ancak faturanın genel gider adı altında mal sahibi adına düzenlendiği belirtilerek, söz konusu ödemelerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı ile faturalarda gösterilen KDV nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

           KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin 1 numaralı bendi ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan bent hükmü uyarınca, yapılan genel giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için, söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmekte olup, bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin B bendinde “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” denilmiş, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiştir.

Buna göre; Şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu sitedeki işyerinin mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve Şirketiniz tarafından bahçe bakımı ve site güvenliği için ödenen bedellerin, faaliyette bulunulan iş yeri ile ilgili olduğunun ve Şirketiniz  tarafından ödendiğinin ilgili kişi/kurumlardan alınacak belgelerle tevsiki (kesin delillerle ispatı)halinde, kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

           KATMA DEĞER VERGİSİ (KDV) YÖNÜNDEN:

3065 sayılı KDV Kanununun;

-(1/1) inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti kapsamında yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

-10 uncu maddesinde; vergiyi doğuran olayın, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında meydana geldiği,

-(29/1-a) maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi indirebilecekleri,

-(30/d) maddesinde, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı,

 

-(34/1) inci maddesinde, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait KDV nin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmek ve bu vesikaların kanunî defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebilecekleri

hükme bağlanmıştır.

Buna göre, şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu sitedeki işyerinin mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve ödemesi şirketiniz tarafından yapılan bahçe bakımı ve site güvenliği bedellerine ilişkin KDV nin, fatura şirketiniz adına düzenlenmediğinden (söz konusu hizmete ait bedel şirketiniz tarafından ödenmiş olsa dahi) indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Şirketlerin ‘Elektronik Tebligat Adresi’ almak için PTT’ye başvurmalarına gerek yokmuş

6 Aralık 2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Elektronik Tebligat Yönetmeliği ile, 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merciler tarafından Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) vasıtasıyla elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş ve söz konusu düzenleme ile; Anonim Şirketler, Limited Şirketler, Kollektif Şirketler ve Komandit Şirketlere 7201 sayılı Tebligat Kanunu kapsamında yapılacak tebligatların elektronik ortamda yapılması zorunlu hale getirilmişti.

Ayrıca; 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri (Dernekler, vakıflar, kooperatifler), noterler, baro levhasına yazılı avukatlar, sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler, idareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları,   adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim de kapsama dahil edilmişti.

Yapılan düzenlemeye göre Elektronik Tebligat Kanunu uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden yürütülecek olup Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alacak.

Diğer taraftan kendilerine elektronik tebligat alma zorunluluğu getirilen şirketlerin, elektronik tebligat adresi almak üzere 31 Ocak 2019 tarihine kadar PTT’ye başvurmaları gerekmekteydi. Başvuruya, Şirket MERSİS’e kayıtlı ise MERSİS numarası ve sistem bilgilerinin, MERSİS’e kayıtlı değilse tabi oldukları sistem bilgilerinin de eklenmesi zorunlu bulunmaktaydı.

PTT’nin de başvurunun yapıldığı tarihten itibaren 1 ay içinde elektronik tebligat adresini, Şirketin sistem bilgilerini esas almak suretiyle tek ve benzersiz olacak şekilde oluşturması ve UETS’ye kaydetmesi, daha sonra ise adres sahibi Şirkete göndermesi gerekiyordu.

PTT kendisine yapılan yoğun başvuruların üstesinden gelememiş olsa gerek, elektronik tebligat adresi alınmasıyla ilgili 17.01.2017 tarihinde internet üzerinden aşağıdaki gibi bir duyuru yaptı.

PTT’DEN ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

15 Mart 2018 tarih ve 30361 Sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan 7101 Sayılı ” İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 7201 Sayılı Tebligat Kanunun 7/A maddesi değiştirilmiş olup Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi adıyla yeni bir uygulama devreye alınmıştır.

PTT A.Ş. tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi Projesi 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla devreye alınmıştır.  Kanun kapsamında adres oluşturulması için gerekli bilgiler;

  • İlgili kamu kurum veya kuruluşundan,
  • Mahallî idareler bakımından İçişleri Bakanlığından,
  • İlgili kamu iktisadi teşebbüsünden,
  • İlgili kamuya ait ortaklıktan,
  • Şirketler ve kooperatifler bakımından Gümrük ve Ticaret Bakanlığından,
  • İlgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu veya üst kuruluşundan,
  • Türkiye Noterler Birliğinden,
  • Türkiye Barolar Birliğinden,       

İstenmiş olup adreslerin oluşturulması yine aynı kanal üzerinden sağlanacaktır. Bu doğrultuda mevcut kanun ve yönetmelik gereği  ticari tüzel kişiliklerin bilgileri de Ticaret Bakanlığı’ndan talep edilmiş olup, gelen bilgiler doğrultusunda E-Tebligat adresleri PTT A.Ş. tarafından toplu olarak açılacak ve Bakanlık tarafından hesaplarla ilgili duyuru yapılmasına müteakip,  hesap sahiplerince E-Tebligat hesaplarının aktif hale getirilmesi ile tebligat iletileri söz konusu adreslere iletilmeye başlanacaktır.

Hesaplar aktif olmadan tebligat adreslerine gönderim yapılmayacaktır. Ticari şirketlerin bu kapsamda Bakanlıkça yapılacak duyuruyu beklemesi gerekmektedir.

Sosyal medya ve bazı yayın organlarında belirtildiği gibi 31 Ocak 2019’a kadar tebligat hesaplarının açtırılması zorunluluğu bulunmamaktadır.  Söz konusu hesaplar Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi tarafından toplu olarak oluşturulacak olup herhangi bir PTT Merkezi veya Şubelerine başvuru yapılmasına gerek yoktur. Bu nedenle 31 Ocak’a  kadar PTT Merkez ve gişelerinden hesapların açılması gerektiğine dair duyum ve yönlendirmelere itibar edilmemelidir.

Elektronik Tebligat Adresleri adres sahiplerince aktif edilene kadar, tebligat elektronik yolla değil PTT A.Ş. tarafından fiziksel yolla sahiplerine iletilmeye devam edecektir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun ek 2. Maddesine göre PTT’nin, elektronik tebligat sisteminin yürütülmesi için gerekli bilgi ve belgeleri ilgili kurum, kuruluş veya birliklerden isteme yetkisi, ilgili kurum, kuruluş veya birliklerin de, talep edilen bilgi ve belgeleri PTT’ye göndermeleri zorunlulukları bulunmaktadır.

Gelinen noktada, PTT’de tek tek başvurularla uğraşmak yerine yetkisini kullanarak, Ticaret Bakanlığı’ndan şirketlerle ilgili olarak gerekli bilgileri isteme, gelen bilgilere göre şirketlerin elektronik tebligat adreslerini oluşturduktan sonra yine Ticaret Bakanlığı ve ilgili kuruluşları vasıtasıyla şirketlere ulaştırma yolunu seçmiş oldu. Buna göre PTT, Ticaret Bakanlığı’ndan toplu alacağı bilgilere istinaden şirketlerin tebligat adreslerini oluşturacak ve akabinde Bakanlık veya ilgili kuruluşları vasıtasıyla oluşturulan adreslerini şirketlere gönderecek.

Mevcut durum itibariyle şirketlerin elektronik tebligat adresi almak için PTT’ye başvurmalarına gerek bulunmamakta olup, PTT’nin yaptığı bu duyuru sonrası elektronik tebligat adresinin geç verilmesinden artık şirketlerin sorumlu tutulması mümkün görünmemektedir. 17 Ocak 2019


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Geç gelen faturada yer alan KDV’nin indirim sorununun çözümü 1 yıl gecikecek gibi

Fatura, çeşitli nedenlerle kimi zaman süresinde düzenlenmemekte kimi zaman da süresinde düzenlenmiş olmasına rağmen alıcıya olması gereken zamanda iletilememektedir.

Diğer taraftan muhasebenin ve vergilemenin temel payandalarından bir tanesi de dönemsellik kavramı olup, birçok ekonomik veri ve en önemlisi de vergi hesaplamaları dönemsellik ilkesi esas alınarak belirlenmektedir.

O sebeple de özellikle hesap döneminin sona ermesinden ve son döneme ilişkin beyan ve bildirimlerin verilme süresinden sonra karşı tarafa ulaştırılan faturalar, alıcı açıcından ciddi sorun haline gelmektedir. En büyük sorun da KDV açısından ortaya çıkmaktadır, çünkü son dönemin KDV beyannamesi takip eden ayın 23. günü akşamına kadar verilmek zorunda iken, geçici vergi yahut gelir/kurumlar vergisi açısından bu süre daha uzun olmaktadır.

Örneğin vergilendirme dönemi takvim yılı olan işletmelerde, 2017 yılına ait faturanın 2018 yılının Ocak ayının 23. Günü akşamına (bitimine) kadar gelmesi halinde sorun bertaraf edilebilir, ancak fatura 24/01/2018-25/04/2018 tarihleri arasında gelirse, KDV dahil tutar 2017 yılı kurum beyanında indirim konusu yapılarak, 2018 yılında da “681” hesaba kaydedilip, 2018 yılı için KKEG olarak dikkate alınabilir. Ancak bu durumda faturada yer alan KDV indirim konusu yapılamaz/idi ((KDV yönünden 01 Ocak 2019 tarihinden önceki mevzuata göre).

Bu sorunun çözümü amacıyla 7104 sayılı Yasa ile KDV Kanununda yapılan düzenleme ile, alış vesikalarında gösterilen KDV tutarının yasal defterlere kaydedilmiş olması şartıyla vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılını takip eden takvim yılının sonuna kadar indirebilmesine imkan tanındı. Bu amaçla, Katma Değer Vergisi Kanununun ‘Vergi İndirimi’ başlıklı 29’uncu maddenin 3’üncü fıkrasında yer alan İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” ibaresi, “İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını takip eden takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” şeklinde değiştirildi ve bu değişiklik 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.

Böylelikle, özellikle dönem sonlarında faturanın geç gelmesi gibi sebeplerle yıl aşımından kaynaklanan KDV indirim hakkı kayıplarının önüne geçilmiş olundu.

Ancak bu defa 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren bu değişiklik, “01.01.2019 tarihinden sonra düzenlenen belgeler için mi geçerli olacak?” yoksa “01.01.2019 tarihinden sonra yapılan kayıtlar için mi geçerli olacak?” sorusunu/sorununu akla getirdi. Daha açık anlatımla, “2018 tarihli belgede yer alan KDV, 2019 yılında indirim konusu yapılabilecek mi?” yoksa, “bu düzenleme 2019 tarihli olup 2020 tarihinde kayda geçen belgeler için mi geçerli olacak?”

Henüz bu sorunun cevabı belirsizliğini korumakta olup Hazine ve Maliye Bakanlığının bu sorunun cevabını içerir düzenleme yapması beklenmelidir.

Bakanlığın bu tür gri konulara hazineci yaklaşımla baktığı dikkate alındığında, yapılan düzenlemenin 01.01.2019 ve sonraki tarihli olup 01.01.2020 tarihinden sonra kayda geçecek belgeler için geçerli olacağı yönünde görüş beyan etmesi yüksek ihtimaldir. Diğer bir anlatımla, Bakanlığın görüşünün 2018 tarihli belgelerde yer alan KDV’nin 2019 kayıtlarında indiriminin kabul edilmeyeceği yönünde olması beklenmektedir.

Öyle olunca da geç gelen faturada yer alan KDV’nin indirimin sorununun çözümü de bir yıl gecikecek gibi.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Vergi İnceleme Süreleri Yeniden Belirlendi, KDV İadesi İncelemesinde Süre 3 Ay Oldu

Mevcut vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken bir olay her ne sebeple olursa olsun maliyenin gözünden kaçtığında belirli bir süre sonra bu komu zamanaşımına uğramakta ve bu olay üzerinden vergi alma hakkı ortadan kalkmaktadır.

Zamanaşımı olarak tanımlanan bu süre, olayın meydana geldiği yıldan itibaren beşinci yılın sonunda dolmaktadır.

Bu amaçla yasal defter ve belgelerin takip eden beş dönem boyunca muhafaza edilmesi ve her an istenildiğinde (15 gün içerisinde) ilgili birime ibraz edilmesi de yasal zorunluluk, yükümlülüktür.

Eskiden inceleme elemanları herhangi bir sebeple inceleme için teslim aldıkları yasal defter ve belgeleri zamanaşımı süresi içerisinde tutabilmekte, incelemeyi zamanaşımı süresi içerisine yayabilmekte ve hatta bazen zamanaşımı dolmazdan evvel matrah türleri itibariyle takdir komisyonlarına müracaat ederek incelemenin çok daha uzun sürmesine sebep olmaktaydılar.

Mükellef odaklı yaklaşım ve mükellef hakları gereği yapılan yasal düzenlemeler sonrasında mükelleflerin bir kısım hakları yasal zemine oturtuldu. Bunlardan bir tanesi de başlanılan incelemenin belirli bir sürede bitirilmesi zorunluğu idi.

7104 sayılı Kanunun 19’uncu maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 140’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi değiştirilmek suretiyle vergi inceleme süreleri yeniden belirlendi ve farklı olarak KDV İade incelemelerinde süre 3 ay ile sınırlandırıldı.

Buna göre göre incelemeye başlanıldığı tarihten itibaren;

  • Tam incelemenin 1 yıl,
  • Sınırlı incelemenin 6 ay,
  • Katma değer vergisi iade incelemelerinin ise  3 ay

içinde incelemenin bitirilmesi esastır.

Bu süreler içinde incelemenin bitirilememesi halinde;

  • Tam inceleme için en fazla 6 ay,
  • Sınırlı inceleme için en fazla 6 ay,
  • Katma değer vergisi iade incelemesi için ise en fazla 2 ay

ek süre alınabilmektedir.

Bu durumda, vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların bağlı olduğu birim tarafından incelemenin bitirilememe nedeninin yazılı olarak mükellefe bildirilmesi gerekmektedir.

Bu düzenlemeler 01.01.2019 tarihinden sonraki vergilendirme dönemlerine ilişkin yapılacak incelmelerde uygulanmak üzere 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Teknoloji Geliştirme Bölgesinde Ve İhtisas Teknoloji Geliştirme Bölgesinde Üretilen Oyun Yazılımlarının Teslimi KDV’den İstisna Tutulmuştur

7104 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 20 nci maddesinde yapılan değişiklikle, teknoloji geliştirme bölgesinde ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunanların, bu bölgelerde ürettikleri oyun yazılımlarının teslimi KDV’den istisna edilmiştir.

Ayrıca, yine bu madde ile KDV’den istisna edilen işlemler nedeniyle yüklenilen vergilerin indirimine imkan tanınmıştır.

Yapılan yasal düzenleme 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İşletme Hesabı Esasına Göre Defter Tutan Mükellefler İçin KDV’nin Ödeme Süresinin Uzatılması Hususunda Hazine Ve Maliye Bakanlığına Yetki Verilmiştir

7104 sayılı Kanunun 13’üncü maddesiyle Katma Değer Vergisi Kanunu’nun  “Verginin ödenmesi” başlıklı 46’ncı maddesinde yapılan değişiklikle Hazine  ve Maliye Bakanlığına, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin ödemeleri gereken verginin ödeme zamanını, beyannamenin verildiği ayı takip eden ikinci ayın sonuna kadar uzatma yetkisi verilmiştir.

Yeni sistemin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmesi beklenmektedir.

Yapılan yasal düzenleme 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Hasılat Esaslı Vergileme Sistemi

7104 sayılı Kanunun 12’nci maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa eklenen 38’inci maddeyle hasılat esaslı KDV sistemi getirilmiştir.

Buna sisteme göre;

Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen sektör ve meslek grupları kapsamındaki gelir vergisi mükelleflerince ödenmesi gereken katma değer vergisi, indirilecek katma değer vergisi ile ilişkilendirilmeksizin, alıcılardan tahsil edilen katma değer vergisi dahil toplam hasılata sektör bazında belirlenen oranın uygulanması suretiyle hesaplanacaktır.

Bu mükellefler kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisini ve hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre beyan ederek ödedikleri katma değer vergisini kazancın tespitinde işlemin mahiyetine göre gider veya maliyet, yaptıkları teslim ve hizmetler dolayısıyla hesapladıkları katma değer vergisini kazancın tespitinde gelir olarak dikkate alacaktır.

Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen sektörler ve meslek grupları kapsamında yer almak kaydıyla mesleki kazancı serbest meslek kazanç defterine, ticari kazancı işletme hesabı esasına göre tespit edilen mükelleflerden tercih edenlerin bu sisteme geçebilecek ve sisteme geçenler en az 2 yıl süreyle bu sistemde kalacaklardır.

Bilanço esasına göre defter tutan gelir vergisi mükelleflerinden, yıllık iş hacimleri ikinci sınıf tüccarlar için belirlenen ilgili haddin iki katına kadar olanları hasılat esaslı vergilendirme usulü kapsamına alma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir.

Yeni sistemin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmesi beklenmektedir.

Yapılan yasal düzenleme 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Doğrudan İhracat Yapan İmalatçılara, İhracat Bedelinin Belli Bir Oranı Kadar KDV’yi İade Alabilmesi İmkânı Getirilmiştir

7104 sayılı Kanunun 10’uncu maddesiyle 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 32’nci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle imal ettikleri malları bizzat ihraç eden imalatçılara, yüklenilen katma değer vergisi yerine sektörler itibarıyla ihracat bedelinin belli bir oranına kadar iade yaptırabilme hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir.

Bu suretle Hazine ve Maliye Bakanlığının bu yetkisini kullanacağı sektörlerde faaliyet gösteren imalatçı mükellefler, doğrudan ihracat işlemleriyle ilgili olarak yüklendikleri katma değer vergisini hesaplamak zorunda kalmayacaklar. Nitekim mükelleflerin belge bazlı yüklenilen KDV listesini hem iş yükünü artırmakta ve zaman kaybına sebep olmaktaydı.

Yapılan düzenleme 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”