Teminatın İrat Kaydedilmesinde Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Yazılması Gerektiği

11 EYLÜL 2018

İhaleyi kazanmış ancak nihai sözleşmeyi imzalamaya geç kaldığı için teminatı İdare tarafından irat kaydedilmiş bir Firma yanan teminatı gider kaydedebilir mi?

Mevcut vergi sistemimiz, Kanunlarla tanımlanmış faaliyetleri ifa eden gerçek veya tüzel kişilerin kazançlarının vergilendirmesi esnasında “safi tutar” kavramı üzerine bina edilmiş olup, bu kişilerce belirli bir dönemde elde edilen hasılattan belirli gider ve indirimlerin düşülmesi sonucu kalan safi tutarı vergilendirmeyi amaçlamıştır.

Bu amaçla gerek gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesine yönelik Gelir Vergisi Kanununda gerekse sermaye şirketlerinin (ve diğer kurumlar vergisi mükelleflerinin) kazançlarının vergilendirilmesine yönelik Kurumlar Vergisi Kanunda, ticari faaliyetler sonucu elde edilen hasılattan indirilebilecek giderleri tek tek saymıştır.

Temel mantık, yapılan herhangi bir giderin işletmeye hasılat kazandıracak olması yahut işletmenin giderlerini azaltacak olması yahut bunları gerçekleştirebilme ihtimallerini taşıması gerekmektedir. Bu ihtimal gerçekleşir yahut gerçekleşmez bu ayrı bir durumdur.

Nitekim ticari hayatta gerek gerçek kişiler gerekse tüzel kişiler bazen beklenmedik durumlarla karşı karşıya kalabilmekte, bilinçli veya bilinçsiz şekilde kendi yaptıkları sözleşmelere ya da kanun hükümlerine aykırı hareket etmek zorunda kalabilmekte yahut yargı kararıyla aykırı hareket etmiş sayılabilmektedirler.

Faaliyetin doğası gereği ve sonucu olarak ortaya çıkan böyle durumlarda ise oluşan zarar, ziyan ve tazminatlar, belirli koşullarla safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilmektedir.

Nitekim bu amaçla Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. Maddesinin 3 numaralı bendinde yer alan ve safi ticari kazancın tespitinde İndirilebilecek Giderler arasında yer alan “İşle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar” cümlesi bu amaçla Kanunda yer almıştır.

Cümlede geçen anahtar kavramlar “işle ilgili olmak”, “mukavelename (sözleşme)”, “ilam (yargı kararı)” , “kanun emri” ve “ödeme” kavramlarıdır. O sebeple zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın yahut safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için; işle ilgili olması, bir Kanun hükmü, mukavelename veya ilama bağlı bulunması, ödenmiş olması, gerekmektedir.

Ayrıca, yapılan giderle kazancın elde edilmesi ve iade ettirilmesi arasında illiyet bağı bulunması gerektiğini ve yapılan tazminat ödemesi ile bu ödemeye sebep olan faaliyetten elde edilmesi umulan kazanç orantılı olması gerektiğini ise belirtmeye gerek yoktur.

Cümlede geçen mukavelenameden kasıt, işletmenin faaliyet konusuna göre yapılan iş sözleşmesidir.

Kanun hükmüne dayanmasından kasıt ise, vergi kanunları ya da vergi kanunları dışında başka bir kanun hükmü nedeniyle, zarar, ziyan ve tazminat ödenmesi söz konusu olmalıdır.

Bir diğer husus ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında mukavelenamede yer alan hükme dayanılarak bir tazminat ödemesi yapılması için mukavelenamenin yazılı olarak yapılmış olması gerekmektedir. Sözlü olarak gerçekleştirilen mukavelenameler her ne kadar sonradan ispat edilebilir olsa da bu tarz bir mukavelename ile yapılan tazminat ödemesi gider olarak dikkate alınmaz.

Mahkemenin tazminat veya zararın karşılanması yönünde karar vermesi halinde de kurum bu ödemeyi yapacak ve gider olarak dikkate alabilecektir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kurum sahibinin veya çalışanlarının kusurunun olmamasıdır. Çünkü ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında GVK’nın 41. maddesinin 6. bendine göre “Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar” gider olarak dikkate alınamazken KVK’nın 11. maddesinin (g) bendine göre “Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderleri.” gider olarak dikkate alınmamaktadır.

O sebeple yukarıda yer alan kanun hükümlerine göre ödene zarar, ziyan veya tazminatın gider olarak dikkate alınması için kurumun kendisinin, yöneticilerinin veya çalışanlarının yada ödenen tazminata sebep olan eylemi gerçekleştirenlerin ödenen tazminat sebebiyle herhangi bir kusurlarının olmaması gerekmektedir.

Zarar, ziyan ve tazminatın gider olarak dikkate alınmasının temel şartlarından bir diğeri de ödemenin fiilen yapılmış olmasıdır. Mevcut yasal düzenlemelere göre ticari kazanç hükümlerinde tahakkuk esası geçerlidir. Uygulamada mükellefler bu esasa dayanarak zarar, ziyan ve tazminatları tahakkuk ettiği anda gider olarak dikkate almaktadırlar. Fakat GVK’nun 40. maddesinin 3. bendinde bariz bir şekilde ödemeden bahsedildiği için ödenmemiş olan zarar, ziyan ve tazminatın gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Tahakkuk etmiş ancak ödenmemiş zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılması mümkün değildir, zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak dikkate alınabilmesi için mutlaka ödenmiş olduğunun belgelendirilmesi gerekir.

Tüm bu açıklamalardan sonra açıklamalara gerekçe teşkil eden somut olay üzerinden konuyu değerlendirecek olursak, ihale mevzuatı gereğince, sözleşmeyi zamanında imzalamaya gelmeme durumundan dolayı nakdi yatırılan geçici teminatın İdare tarafından irad kaydedilmesi durumunda söz konusu bu tutar kanunen kabul edilmeyen gider olarak mı yoksa indirilecek gider olarak mı muhasebeleştirilecektir?

Eski tarihli de olsa aşağıda ilgili bölümleri yer alan Özelgede Mali İdare, ihaleyi alan kişi/kurumun ihaleyi aldığı için İlgili Kurum ile yapması gereken sözleşmeyi imzalamaması nedeni ile şartnamenin feshi üzerine, şartname gereğince ilgili Kurum tarafından irat kaydedilen teminat bedelinin, safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesinin mümkün olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

Kanaatimiz de bu yönde olup, ihale mevzuatı gereği ihaleye girmek için dosya hazırlamak, bu dosyayı imza karşılığı ihaleyi yapan kuruma teslim etmek, bunun için teminat yatırmak, ihaleye girmek yazılı bir “sözleşme/mukalevename”’dir. İhalenin kazanılmasını müteakip Nihai sözleşme için imzadan imtina edilmesi nedeniyle yatırılan teminatın yanması “kanun emridir”, teminatın peşin yatırılmış olması “ödemedir”. İhalenin “işle ilgili olduğu” ise aşikardır. Tüm şartlar yerine geldiğine göre yanan tazminatın gider olarak muhaseleştirilmesinde sakınca olmadığı düşünülmektedir.

Aksi görüş olarak ödenen tazminata (yanan teminata) sebep olan eylemi gerçekleştirenlerin, nihai sözleşmeyi imzalamaya geç kaldığı yahut unuttuğu gerekçesiyle kusurlarının olduğu iddia edilebilir. Lakin, Maddede yer alan kusur kavramı ile örnek olaydaki eylemin kastedilmediği düşünülmektedir. Örneğin alkollü olarak trafik kazasına sebep olan ve sigorta şirketine tazminat ödemek zorunda kalan kişinin kusuru o kapsamda bir kusurdur. Kaldı ki örnek olayda Firma sahibi, nihai sözleşmeyi imzalamazdan evvel gelişen olaylara, göre yeniden durum değerlendirmesi yapıp sözleşmeyi imzalamamanın, sözleşmeyi imzalamaktan daha faydalı olacağına kanaat getirmiş ve sözleşmesi bilerek imzalamaktan imtina da etmiş olabilir. O sebeple örnek olayda eylemi gerçekleştirenin Kanuni düzenlemede yer alan manada kusurundan bahsedilemez.

Örnek Özelgenin ilgili bölümleri

“TARİH : 23.12.1998

SAYI : B.07.0. GEL.0.40/4025-22/49195

KONU : Teminatın nakde çevrilerek irat kaydedilmesi nedeniyle teminat tutarının mükellefin kayıtlarına gider olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hk. ……….

 İlgide kayıtlı yazınızın incelenmesinden, iliniz …… Vergi Dairesi mükelleflerinden …..’ın …..Bakanlığı ….. Bölge Başkanlığının et ihalesinin uhdesinde kaldığı, söz konusu işten zarar edeceğini düşünen mükellefin ….. Bölge Başkanlığı ile sözleşmeyi imzalamadığı, bunun üzerine teminatın nakde çevrilerek irat kaydedildiği bildirilerek teminat tutarının mükellefin kayıtlarına gider olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda Bakanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

 Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılacağı hükme bağlanmıştır.

 Bu hüküm uyarınca, adı geçenin ….. Bölge Başkanlığı ile ihaleyi aldığı için yapması gereken sözleşmeyi imzalamaması nedeni ile ilgili şartnamenin feshi üzerine, şartname gereğince adı geçen Bölge Başkanlığınca irat kaydedilen teminat bedelinin, safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.”

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Şirketin Kendi Paylarını Satın Alması Durumunda Hassas Vergi Konuları

Türk Ticaret Kanunu’nda şirketlerin kendi paylarını % 10’u geçmemek üzere satın almalarına izin verilmiştir. Şirketin satın aldığı kendi paylarını sermaye azaltımı kararı alarak yok etmesi durumunda, payın itibari değeri ile satın alma değeri arasındaki fark, yani oluşan zarar, gider olarak dönem kazancından indirilmemelidir. Vergi idaresinin görüşleri de bu yönde olup, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1 maddesinde yer alan giderlerden olmaması nedeniyle bu zararların kazançtan indirilmesi vergi incelemelerinde eleştiri konusu yapılabilmektedir.

Şirketin kendi paylarını satın aldıktan sonra satması durumunda, oluşan karın vergilendirileceği, oluşan zararın ise gider olarak dikkate alınabileceği düşünülmektedir. Ancak şirketin kendi paylarını hem satın almasında hem de satışında, emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde pay değerlemeleri yapılmalı, muvazaalı işlem tesis edilmediği ispatlanmalıdır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesinde yer alan istisnanın, yani iştirak hisselerinin iki tam yıl aktifte tutulduktan sonra satışından elde edilen kazançların % 75’inin kurumlar vergisinden istisna olacağı hükmünün, şirketin kendi paylarının satışından elde edilen kazançlar için uygulanamayacağı yönünde baskın görüşler mevcuttur. Buna paralel şekilde, zarar oluşması durumunda kurum kazancından indirilebileceği konusu da yaygın görüş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda vergi idaresinin görüşleri beklenmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Kavramı

Mevcut vergi sistemimizde, “gelir, bir gerçek kişinin (yahut kurumlar vergisi kanununda sayılan kurumların) bir takvim yılı içerisinde (01 Ocak – 31 Aralık tarihler arasında) elde ettiği kazanç ve iratlarının safi tutarı” olarak tanımlanmıştır.

Safi tutardan kasıt, farklı kazanç unsurlarının bir yada birkaçından “kar” , diğerlerinden “zarar” elde edilmesi halinde farklı unsurlardan elde edilen kar ve zararların bütün olarak birlikte değerlendirilmesi, karlardan zararların mahsubu sonucu net bakiyenin  dikkate alınmasıdır.

Safi kavramı ile kastedilen bir diğer anlam ise, bu unsurlardan yahut faaliyetlerden elde edilen kazanç hesaplanırken, elde edilen hasılattan, hasılatın elde edilmesi için yapılan gider ve harcamaların düşülmesi ve net bakiye üzerinden vergi hesaplanmasının sağlanmasına izin verilmiş olmasıdır.    

Diğer taraftan reel hayatta bazen birtakım eylemler (ceza kanuna aykırı olmadığı sürece) vergi mevzuatına uygun gerçekleşmeyebilir, yapılan her şey usule uygun olsa bile esasta vergi kaybına sebep olabilir.

Örneğin işletme sahibinin, kendisinin inşaa ettiği binanın en güzel dairesini ailesine tahsis etmesi, kendisinin, ailesinin yada bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir kısım eğitim, sağlık vb harcamalarını işletme bütçesinden finanse etmesi, iş seyahatine aile bireylerini de götürmesi, iş yemeklerine yakın arkadaşlarını da davet etmesi, örf adet gereği ağır misafirlerinin ulaşım konaklama vb giderlerini şirket hesabından ödemesi vb durumlara ilişkin onlarca örnek kaçınılmaz olduğu kadar ticari hayatın gerçeğidir, bir o kadar da doğaldır.   

Diğer taraftan bu iş ve işlemler, Devletin Anayasadan kaynaklanan egemenlik gücüne dayalı olarak çıkartılmış olan vergi mevzuatına uygun olmayabilir. Nitekim Yasa koyucu bu tür durumların varlığı halinde, vergi mevzuatı yönünden safi kazancın tespitinde dikkate alınmamakla birlikte, gerek muhasebe ilkeleri gereği gerekse ticari hayatın gerçekliğine uygun olan iş ve işlemlerin yasal kayıtlara birebir işlenmesinin doğru ve gerçekçi olması nedeniyle bu duruma müsaade etmiştir.

Bu amaçla safi tutarın hesabında gerek defter kayıtları üzerinde yapılacak bir takım kayıtlar gerekse beyanname üzerinde yapılacak ilaveler ile bu tür giderlerin vergi matrahının (safi kazancın) tespitinde dikkate alınmasına imkan tanımıştır. Daha doğrusu gerek Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu gibi ana Kanunlarda gerekse Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gibi Usul Kanunlarında yada diğer özel kanunlarda safi tutarın hesabında indirilebilecek giderleri ve indirilemeyecek giderleri saymıştır. 

Buradan hareketle, Kanunen Kabul Edilmeyen Gider kapsamındaki bu düzenlemelerden önemli ve öncelikli olanlara aşağıda toplu halde yer verilmiştir. (Cümle sonlarında yer alan parantez içi açıklamalar kanun adı kısaltmasını ve madde numarasını ifade etmektedir)

  • Ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesiyle ilgili olmayan faaliyetler için yapılan harcamalar. (G.V.K. 40/1)
  • Dönem içerisinde ödenmeyen sigorta primleri (Aralık ayına ait primler Ocak ayında ödenmek koşuluyla Aralık ayında gider yazılabilir.) (G.V. K. 40/2)
  • İşle ilgili olmakla birlikte, mukavelename, ilâm veya kanun emrine dayanmayan zarar, ziyan ve tazminat ödemeleri. (G.V. K. 40/3)
  • İşle ilgili olmayan veya yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip bulunmayan seyahat ve ikamet giderleri.(G.V. K. 40/4)
  • İşletmeye dâhil olmayan, kiralama yoluyla da edinilmemiş taşıtlara ait giderler. (G.V. K.40/5)
  • V.U.K. hükümlerine uygun olarak ayrılmayan amortisman giderleri (G.V. K. 40/7)
  • İşverenlerce, sendikalara ödenen aidatların bir aylık tutarının işyerinde işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplamını aşan kısmı. (G.V. K. 40/8)
  • Teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya ayın olarak aldıkları sair değerler. (G.V. K. 41/1)
  • Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar. (G.V. K. 41/2)
  • Teşebbüs sahibinin, işletmeye koyduğu sermaye için yürütülecek faizler.(G.V. K. 41/3)
  • Teşebbüs sahibinin, eşinin ve küçük Çocuklarının işletmede cari hesap ve diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler. (G.V. K. 41/4)
  • Teşebbüs sahibinin suçlarından doğan cezalar ve tazminatlar.(G.V. K. 41/6)
  • Her türlü vergi cezaları. (G.V.K. 41/6)
  • Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları. (G.V. K. 41/8)
  • A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler. (G.V. K. 90)
  • Gelir Vergisi ile Diğer Şahsi Vergiler. (G.V. K 90)
  • V.U.K. hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri. (G.V. K. 90)
  • Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin maliyet bedeline dâhil edilmesi gereken harcamalar doğrudan gider kaydedilmez.   (V.U.K /269, 270, 271, 272, 273)
  • Giderlerin kayıtlara intikali tevsik edici vesikalara dayanmak zorunda olup belgesiz gider kaydı mümkün değildir. Sadece VUK 228’nci maddesinde öngörülen hallerde belgesiz gider kaydı yapılabilir. (V.U.K. 227.228)
  • Satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeline dâhil edilmesi gereken unsurlar doğrudan gider yazılamaz. (V.U.K.  274, 275)
  • Gelecek hesap dönemlerine ait olan peşin ödenmiş giderler, ilgili oldukları dönemde gider yazılmak üzere aktifleştirilirler. (V.U.K. 283)
  • KDV hariç satın alma bedeli 1.000,00 TL  (2012 yılı için) üzerinde olan sabit kıymetler doğrudan gider yazılamaz. Amortismana tabi tutularak yok edilirler. (V.U.K. 313)
  • Amortismanların gider kaydı için, V.U.K. hükümlerine uygun olarak hesaplanması gerekir. (V.U.K. 313)
  • Beş yıldan fazla nakledilen geçmiş yıl zararları. (K.V.K. 9/a)
  • 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile  3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının profesyonel spor dalları için % 50’sini aşan kısmı. (K.V.K. 10/b)
  • Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5’ini aşan kısmı. (K.V.K. 10/c)
  • Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler. (K.V.K. 11/a)
  • Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler. (K.V.K. 11/b)
  • Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar. (K.V.K. 11/c)
  • Her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun ayrılan yedek akçeler.  (K.V.K. 11/ç)
  • A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler. (K.V.K. 11/d)
  • Her türlü para cezaları, vergi cezaları. (K.V.K. 11/d)
  • Kurumlar Vergisi. (K.V.K. 11/d)
  • Kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak tespit edilen hadler saklı kalmak kaydıyla, menkul kıymetlerin itibari değerlerinin altında ihracından doğan zararlar ile bu menkul kıymetlere ilişkin olarak ödenen komisyonlar ve benzeri her türlü giderler. (K.V.K. 11/e)
  • Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ve amortismanları. (K.V.K. 11/f)
  • Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderleri. (K.V.K. 11/g)
  • Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri. (K.V.K. 11/h)
  • Kanunen kabul edilmeyen giderler nedeniyle yüklenilen KDV‘de kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayda alınır.  (K.D.V. 30)
  • İşletmeye dâhil olup, M.T. V.K.’nun (I), (III) ve (IV) sayılı tarifelerde yer alan taşıtlardan binek otomobilleri, deniz ve hava araçları için ödenen (Ticari maksatla kullanılan uçak ve helikopterler ile taşıt kiralama faaliyeti ile uğraşan işletmelerin bu amaçla kiraya verdikleri taşıtlar hariç) vergi ve cezalar ile gecikme zamları. (M.T.V.K. 14)
  • “Özel İletişim Vergisi” gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilmez ve hiçbir vergiden mahsup edilmez. (Gider Vergileri Kanunu 39)

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Aktifleştirilmesi Gereken Giderler

Türk Vergi Sistemi vergilendirmede dönemsellik ilkesini benimsemiş olup, genel olarak gelir kurumlar vergisi gibi kazanç üzerinden alınan vergiler, o yılın “01 Ocak – 31 Aralık” tarihleri arasındaki faaliyetler üzerinden alınmaktadır.

Yani bu tarihleri kapsar hasılat ile gider ve maliyetler birbiri ile karşılaştırılmakta ve artı bakiye üzerinden vergi alınmaktadır.

Ancak faaliyetin yürütülmesi için bir kısım harcamalar vardır ki bunların faydası bir yılı aşmakta bu tür harcamalara konu varlıklar, işletme bünyesinde kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren bir yıldan fazla faydalı olmaktadır. Böyle durumlarda da bu tür harcamaların kullanıldıkları, fayda sağladıkları yılların hasılatı ile kıyaslanması gerekmektedir.

Bunu temin amacıyla da vergi mevzuatımızda amortisman uygulamasına yer verilmiştir. Buna göre yıpranmaya aşınmaya kıymetten düşmeye müsait, işletmede bir yıldan fazla kullanılan (işletmede en az bir yılbaşı geçiren) ve tutarı o yıl için belirlenen rakamın üzerinde olan varlıkların maliyeti kullandıkları faysa sağladıkları yıl sayısına bölünmekte ve her yıl o kadarlık kısmı o yılın hasılatından gider yahut maliyet olarak düşülmektedir.

İşletmelerde en sık karşılaşılan ve alışkanlık kazanması nedeniyle gözden kaçan yahut önemsenmeyerek öyle olması tercih veyahut öyle olması arzu edilen konulardan bir tanesi de aktifleştirmek ve amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilmesi gereken bir kısım harcamaların içinde bulunulan yılda tek seferde direk gider yazılmasıdır.

Bu amaçla, amortisman uygulamasına ilişkin dikkat edilmesi gereken bir kısım konular bentler halinde aşağıya alınmıştır; 

  • Sıfır alınmış olması durumunda amortisman ayrılması şartlarını taşıyan varlığa, ikinci el alınması durumunda da amortisman ayrılmalıdır.
  • Boş olan arazi ve arsalar için amortisman ayrılmaz iken, üzerinde bina, tesis, yol vb ayrılmaz bir bütünlük arz eden yapı bulunan arsalara ürerindeki bina vb yapısı ile birlikte amortisman ayrılır.
  • Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin aktife girdikleri yıl sonuna kadar oluşan kredi faizi ve kur farkları maliyet bedeline dahil edilerek amortisman yoluyla itfa edilmelidir.
  • Bilgisayar vb cihazlar ile bunlar için gerekli işletim sistemleri vb birbirinden ayrı alınabiliyor ise yazılımlar için ayrı donanımlar için ayrı ayrı amortisman ayrılmalıdır.
  • İktisadi kıymet kullanıma hazır hale geldiği tarihten itibaren amortisman ayrılmaya başlanmalıdır. Yapılmakta olan yatırımlarda takip edilen ve henüz aktife alınmamış bir varlık için yahut stoklara girdiği halde henüz ambalajı açılmamış demonte vaziyette bir makine için amortisman ayrılmaya başlanılmamalıdır.
  • İktisadi veya teknik açıdan bir bütünlük oluşturan aktif kıymetlerde, bütünü oluşturan parçaların tamamı aktife girmeli ve kullanıma hazır hale gelmiş olmalıdır. Örneğin koltukları 28 Aralıkta gelen, sehpaları, halı ve perdeleri 3 Ocakta gelen ofis takımları için amortisman ayrılmaya fiilen fiziken kullanıma hazır hale geldiği, fayda sağlamaya başladığı andan itibaren, yeni yılda başlanılmış olmalıdır.

Ticari örf ve teamüle göre birlikte alınıp satılması mutad olan ve teknik niteliği bulunmayan ve belli bir hizmetin yapılmasına topluca katılan değerlerin de bir bütün olarak ele alınması gerekir. Halı perde örneğinde olduğu gibi…

Tuz ve peçete işletmenin mutfağında gerekli sarf malzemesidir; tıpkı tuzluk ve peçetelik gibi. Ancak tuzluk ve peçetelik; masa, sandalye, çatal bıçak takımı, tava tencere ile hem iktisadi ve teknik bütünlük arz eden hem de örf ve teamüllere göre yemek takımı ile birlikte satılan mutfak malzemesidir. Böyle olunca tuz ve peçede o yılın hatta o ayın gideridir, kullanıldığı dönemde giderleştirilebilir; oysa tuzluk ve peçetelik yemek takımı ile birlikte alınıp satılan kullanılan, bir bütünün parçası olan malzeme olup aktifleştirilmelidir.

  • Gayrimenkullerde, maliyetinin oluşmasından sonra ortaya çıkan bazı giderler doğrudan gider yazılmak yerine maliyet bedeline eklenmek ve amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilmelidir.

Rutin bakım, tamir ve temizlik vb giderleri haricinde, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan yahut ömrünü uzatan harcamalar varlıklarının maliyet bedeline eklenmesi gerekir.

Örneğin aktifte kayıtlı eski fakat halen kullanılacak olan bir binaya boya badana yapılması, asansör takılması, bahçe duvarı örülmesi, bahçesindeki otlarının biçilip ağaçlarının budanması için yapılan harcamaların bir kısmı direk gider yazılabilecekken diğer bir kısmı ise amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilecektir. Çünkü asansörün ve bahçe duvarının ömrü, binanın kalan ömrüne eşitken, binanın boya badanası bir yıl içinde kirlenecek, bahçedeki otlar ve dallar yeniden uzayacaktır.

Benzer şekilde ofis olarak kullanılacak bir yapının, zemin ve tavan işleri, klima havalandırma yolları ve spot tavana gömme elektrik işleri ile ilgili yapılan harcamaların değer arttırıcı niteliği taşıdığının kabul edilmesi ve binanın maliyet bedeline eklenerek binanın kalan ömrüne göre amortismana tabi tutulması, ancak alçıpan ve duvar kağıdı gibi kısımlarının değiştirilmesi ile ilgili yapılan harcamaların ise normal bakım, tamir ve temizlik giderleri olarak kabul edilmesi ve gayrımenkulün maliyet bedeline eklenmeden doğrudan gider yazılması gerekir.

Bir başka örnek; satılan malların ambalajında kullanılmakla birlikte karşılığında “depozito” adı altında bir bedel tahsil edilen ve İşletmeye geri dönüşü mümkün olan tahta paletler amortisman yoluyla itfa edilecekken satılan malların ambalajında kullanılmak suretiyle ilk madde ve malzeme gideri olarak üretim maliyetine dahil edilen ve satılan malın satış bedeline eklenerek müşterinin mülkiyetine geçen tahta paletlerin ise amortismana tabi tutulmaları mümkün bulunmamaktadır.

  • Benzer şekilde gayrimenkulün kiralık olması durumunda ise o gayrimenkulün değerini artıran, onu genişleten yahut ömrünü artıran harcamalar da kira süresi içerisinde amortisman ayırmak suretiyle eşit tutarlar halinde giderleştirilecektir.
  • Üretim faaliyetlerinde sürekliliği sağlamak ve üretim faaliyetinde herhangi bir aksamaya meydan vermemek amacıyla aktife alınan, arıza durumu veya ihtiyaç anında işletme faaliyetine fiilen tahsis edilecek stratejik nitelikteki yedek parça ve ekipmanların; defter kayıtlarına geçirilmiş bulunması, değerleme gününde envantere dahil olması ve kullanılmaya hazır halde olması şartlarının bir arada sağlanması durumunda fiilen kullanılmaya başlanması beklenmeksizin aktife alındığı tarihten başlayarak iktisadi kıymet için belirlenen oran ve süreye göre amortismana tabi tutulmalıdır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kardem Vitamin

İşletmelerin de ayrı sermayeleri ve bağımsız (tüzel) kişiliklerinin olduğunu, işletme kasasından (düşük tutarlı ve kısa süreli olanlar hariç) orta ve uzun vadeli yahut süresiz olarak makul bir tutarın üzerinde fon kullanılmaması gerektiğini, böyle durumların mevcudiyeti halinde emsal faiz oranı üzerinden işletme lehine faiz tahakkuku yapılması gerektiğini unutmayalım.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Grup Şirketleri Arasındaki Fon Kullanımlarında Gerçekçi Faiz Oranı Belirlenmesine Dikkat Edilmelidir

Grup şirketlerinden birinin temin ettiği kredinin, vadesinde oranında kısaca kullanım ve ödeme koşullarında herhangi bir değişiklik yapmadan Gruptaki diğer şirketlerce kullandırılması ticari hayatın akışına uygun olağan bir durumdur.

Bu şekilde sağlanan finansman hizmeti için; eğer bu hizmet ilişkisiz gerçek kişi veya kuruma verilmiş olsaydı ne bedel talep edilecek idiyse, bu hizmetin ilişkili grup şirketlerine verilmesi durumunda da verilen hizmet karşılığı olarak benzer bir bedelin talep edilmesi gerekir.

Bu kapsamda grup şirketlerinin birbirlerine ödünç para verme işleminde uygulayacakları faiz oranının, (5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 13’üncü maddesinde hüküm altına alınan yöntemlere uygun olarak) gerçekçi şekilde belirlenmesi gerekir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kazancın Tespitinde İndirilecek/İndirilemeyecek Giderler Arasındaki Nüans

Yapılan bir harcamanın, işletmenin hasılatını artırmaya yahut maliyetini azaltmaya bu suretle karını artırmaya katkı sağlama ihtimali bulunmalıdır.

İşletmenin kazanç elde etmesine yahut faaliyetini sürdürmesine katkı sağlama ihtimali olmayan, yapılan iş ile arasında açık ve güçlü bir illiyet bağı mevcut olmayan, işin öneminden uzak, zaruret yerine keyfilik içeren bir masrafın vergi mevzuatı yönünden işletme karının hesabında gider olarak dikkate alınma imkanı bulunmamaktadır.

Örneğin iş seyahatine götürülen aile bireylerine isabet eden harcamanın kazancın tespitinde dikkate alınması ve buna isabet eden KDV’nin indirim konusu yapılması imkânı bulunmamaktadır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”