İade Hakkı Doğuran İşlemler Nedeniyle Yüklenilen Ve İndirim Yoluyla Giderilemeyen Katma Değer Vergisinin İadesinin Talep Edilebileceği Süre 2 Yılla Sınırlandırılmıştır

7104 sayılı Kanunun 10’uncu maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun “İstisna Edilmiş İşlemlerde İndirim” 32 nci maddesinin birinci fıkrasına “indirilemeyen Katma Değer Vergisi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar talep edilmesi şartıyla” ibaresi eklenmiş, bu suretle ibareyle iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin iadesinin talep edilebileceği süre, işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonu olarak belirlenmiş, iade talep etme hakkı 2 yıl olarak sınırlandırılmıştır.

Yapılan düzenleme 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kısmi İstisna Kapsamında Olan Bazı Teslim Ve Hizmetler Nedeniyle Yüklenilen Katma Değer Vergisinin İndirimine İmkan Sağlanmıştır

 

7104 sayılı Kanunun 9’uncu maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 30’uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve  (c) bentlerine eklenen ibarelerle, (d) bendi değiştirilmek suretiyle ve fıkraya (e) bendi ilave edilmek suretiyle kısmi istisna kapsamında olan bazı teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinin indirimine imkan tanınmıştır.

Bu teslim ve hizmetler aşağıda sıralanmıştır;

– Özel okul, üniversite ve yüksekokullar tarafından verilen bedelsiz eğitim ve öğretim hizmetleri,

– Öğrenci yurtları tarafından verilen bedelsiz yurt hizmetleri,

– Kanunların gösterdiği gerek üzerine bedelsiz olarak yapılan mal teslimi ve hizmet ifaları,

– 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifaları,

– Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan demek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin teslimi,

– Yabancı devletlerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilik ve konsoloslukları ile yabancı hayır ve yardım kurumlarına, 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak yapacakları teslim ve hizmetlere ilişkin olarak yapılan teslim ve hizmetler,

– Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerine münhasır olmak üzere, bu projelendirmelerden yararlananlara verilen mimarlık hizmetleri ile projelerin uygulanması kapsamında yapılacak teslimler,

– Serbest bölgelerde verilen hizmetler ile serbest bölgelere veya bu bölgelerden yapılan ihraç amaçlı yük taşıma işleri,

– Gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda, ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri,

Yukarıda sayılan teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinin indirimine imkan sağlayan bu düzenleme 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Değersiz Hale Gelen Alacaklara İlişkin Hesaplanan Ve Beyan Edilen Katma Değer Vergisinin İndirimine İmkan Tanınmıştır

 

Vergi Usul Kanunu’nun 322’inci maddesine göre kazai bir hükme ya da kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaklardır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

Konkordato anlaşması, alacaktan vazgeçildiğine ilişkin mahkeme tutanakları (hem alacaklının hem de borçlunun beyanı şart), mahkeme tarafından verilen gaiplik kararları (gaiplik kararında herhangi bir malvarlığının bulunmadığı ayrıca bildirilmeli), mahkeme huzurunda yapılan sulh anlaşmaları (mahkeme huzurunda yapılmazsa vazgeçilen alacak olur) gibi durumlar alacağın değersiz hale geldiğine ilişkin kanaat verici vesikaya örnek olarak verilebilir.

Değersiz alacaklar bu hale girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet değeri üzerinden (değersiz hale geldiği yılda) zarara aktarılırlar. Bilanço esasına tabi olan mükellefler değersiz hale gelen alacaklarını mukayyet kıymetleriyle zarara geçirerek yok ederler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler de değersiz alacak kapsamına giren alacaklarını, gider kaydetmek suretiyle yok ederler.

Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmayan ve hatır senetlerinden doğan alacakların değersiz alacaklar kapsamında değerlendirilmesi ve zarara geçilmesi mümkün değildir, ilaveten serbest meslek erbabı için tahsilat esası geçerli olduğundan tahakkuk etmeyen (gelir yazılmammış) alacak için gider kaydı yapılamaz.

Konuya ilişkin olarak 7104 Sayılı Yasa ile KDV Kanununun 29/4. maddesinde 01 Ocak 2019 tarihinden geçerli olmak üzere değişiklik yapılmış; Vergi Usul Kanunu’nun 322. maddesine göre değersiz alacaklara ilişkin hesaplanan ve satıcı tarafından beyan edilen KDV’nin, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılmasına imkan tanınmıştır

Ancak VUK 323. madde kapsamında şüpheli alacaklar karşılığı ayrılmak suretiyle daha önce gider hesaplarına dahil edilmiş KDV mevcut ise; bu tutarın, değersiz alacağın KDV’sinin indirim konusu yapılacağı dönemde gelir hesaplarına dahil edilmesi gerekecektir.

Diğer taraftan satıcı nezdinde değersiz alacak haline gelen bu alacağın KDV’si satıcıya ödenmemiş olması halinde, alıcı (borçlu) nezdinde indirim KDV olarak dikkate alınamayacaktır (KDVK 30/2).


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Geçmiş Yılın Faturaları Takip Eden Yıl İndirim Ve İade Konusu Yapılabilecektir

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun amir hükmü gereği mükellefler, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, faaliyetlerine ilişkin olarak;

– Kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini,

– İthal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisini,

– Götürü usulden gerçek usulde geçerken, dönem başında (envanterde) yer alan mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini,

indirebilmektedirler.

Bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamının, mükellefin vergiye tâbi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olması durumunda ise aradaki fark sonraki döneme devretmekte, (iade doğuran işlemler hariç) iade edilmemektedir.

KDV sisteminin kurgusu gereği indirim hakkının temel şartı, KDV’nin belge üzerinde ayrıca gösterilmiş olması ve bu belgenin belirlenen süre içerisinde yasal deftere kaydedilmiş olmasıdır.

Aksi halde; katma değer vergisinin belge üzerinde ayrıca gösterilmemesi yahut belgenin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu yönünde vergi inceleme raporu bulunması ya da belgenin yasal defterlere hiç kaydedilmemesi yahut belirlenen süre içerisinde kaydedilmemiş olması durumunda, karşı tarafa ödenmiş olsa dahi belgeye konu işleme ilişkin KDV’nin indirimi mümkün olamamaktadır.

01 Ocak 2019 tarihine kadar yukarıda bahsi geçen indirimin süresi “teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme dönemi” ile sınırlıydı. Yani bir belge yer alan KDV, belgenin üzerince yer alan düzenlenme tarihini içeren vergilendirme dönemi içerisinde deftere kaydedilmesi şartıyla indirim konusu yapılabilmekteydi.

Ancak 7104 sayılı Kanun ile Katma Değer Vergisi Kanununun ‘Vergi İndirimi’ başlıklı 29’uncu maddenin 3’üncü fıkrasında önemli bir değişiklik yapılmış; bahsi geçen fıkra metni İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” şeklindeyken, “İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını takip eden takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” şeklinde değiştirilmiş olup bu değişiklik 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu düzenlemeye göre alış vesikalarında gösterilen KDV tutarı, yasal defterlere kaydedilmek şartıyla vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılını takip eden takvim yılının sonuna kadar indirebilecektir. Böylelikle, özellikle dönem sonlarında faturanın geç gelmesi gibi sebeplerle yıl aşımından kaynaklanan KDV indirim hakkı kayıplarının önüne geçilmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İmar barışına istinaden ödenen kayıt bedelinin ne şekilde giderleştirileceği netlik kazandı

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından herhangi bir konuda şahsa/mükellefe özel verilen yazılı görüşün (özelgenin), başta Vergi İnceleme Elemanları olmak üzere Mali İdare çalışanları ve diğer mükellefler açısından da bağlayıcı olduğu hususunda hemfikiriz.

O yüzden özgün ve özellikli konularda verilen özelgeler, aynı konuda kanun tebliğ vb daha üst parantelde bir düzenleme yapılmadığı sürece bir nevi yasal düzenleme vazifesi görmektedir.

Bilindiği üzere 7143 sayılı Kanunla 3194 sayılı İmar Kanuna eklenen Geçici 16. Madde ile ruhsatsız yahut ruhsata aykırı şekilde yapıların kayıt altına alınması amacıyla kamuoyunda İmar Barışı olarak bilinen yasal düzenleme yapılmıştı.

Bu düzenlemeden faydalanma süresinin son günü 31.10.2018 iken gelen yoğun talep sonrası bu süre Cumhurbaşkanı Kararıyla yıl sonuna kadar uzatılmıştı.

Düzenlemeden faydalanmak için ise başvuru yapıldıktan ve onaylandıktan sonra yapının bulunduğu arsanın emlak vergi değeri ile üzerindeki yapının yaklaşık maliyet bedeli toplamı üzerinden yapının kullanım amacına göre (konut yahut ticari olup olmamasına göre) %3 veya %5 oranında kayıt bedeli ödenmesi gerekmekteydi.

Ancak ödenen bu tutarın ödemeyi yapan vergi mükellefleri tarafından ne şekilde giderleştirileceği hususunda mevcut mevzuatta boşluk olması sebebiyle değişik görüşler ve yorumlar ortaya çıktı ve bu konuda tartışmalar görüş ve ayrılıkları yaşandı.

Öyle olunca da imdada özelge yetişti. Gelir İdaresi Başkanlığı, konu ile ilgili kararında; Şirket adına kayıtlı taşınmaz için 7143 sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca imar barışına istinaden ödenecek olan kayıt bedelinin, taşınmazın iktisadi kıymetini artıran giderler kapsamında değerlendirilmesi ve söz konusu taşınmazın maliyet bedeline eklenmesi gerektiği, taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmamış olması halinde, maliyet bedeline dahil edilecek söz konusu tutarın taşınmazın kalan amortisman süresine göre itfa edilmesi, taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmış olması halinde ise maliyet bedeline eklenen söz konusu tutarın taşınmaza ilişkin faydalı ömür ve amortisman oranı dahilinde aktife alındığı tarihten itibaren itfa edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirdi.

Bahis konusu özelge metni aşağıdaki gibidir.

 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

……..Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü)

.… 2018

Sayı:

Konu : 7143 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesi kapsamında yapılan imar barışına istinaden ödenen kayıt bedelinin, taşınmazın maliyetine eklenip eklenemeyeceği ya da gider yazılıp yazılmayacağı hk.

……………. ……… ŞİRKETİ

…………………….

İlgi : ………….. tarihli ve ……………. sayılı özelge talep formu.

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, …… Vergi Dairesi Müdürlüğünün …………… vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, Şirketinize ait Kayseri’de bulunan taşınmaz için imar barışından yararlanılacağı, imar barışı kapsamında yapılacak %5 ödemenin gider yazılıp yazılmayacağı ya da taşınmazın maliyetine eklenip eklenmeyeceği hususlarında bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safî kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmış olup safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde sayılan giderlerin indirilebilmesi mümkündür.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının; (6) numaralı bendinde işletme ile ilgili olmak şartıyla, bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçlar, (7) numaralı bendinde ise Vergi Usul Kanununa göre hesaplanan amortismanlar, ticari kazancın safi tutarının tespitinde indirilebilecek giderler arasında sayılmıştır.

Buna göre, şirketiniz aktifine kayıtlı taşınmaz için, 7143 sayılı Kanunun 16 ncı maddesine göre yararlanacağınız imar barışına istinaden ödenecek “Kayıt Bedeli” Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi kapsamına girmediğinden dolayı söz konusu ödemenin kurum kazancının tespitinde doğrudan gider olarak indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– 262 nci maddesinde, “Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.”,

– 269 uncu maddesinde, “İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.

Bu kanuna göre, aşağıdaki yazılı kıymetler gayrimenkuller gibi değerlenir:

1.Gayrimenkullerin mütemmim cüzüleri ve teferruatı;

  1. Tesisat ve makinalar;
  2. Gemiler ve diğer taşıtlar;
  3. Gayrimaddi haklar.”,

– 270 inci maddesinde, “Gayrimenkullerde, maliyet bedeline, satınalma bedelinden başka, aşağıda yazılı giderler girer:

  1. Makina ve tesisatta gümrük vergileri, nakliye ve montaj giderleri;
  2. Mevcut bir binanın satın alınarak yıkılmasından ve arsasının tesviyesinden mütevellit giderler.

Noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon ve tellaliye giderleri ile Emlak Alım ve Özel Tüketim Vergilerini maliyet bedelini ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükellefler serbesttirler.”,

– 272 nci maddesinde, “Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline eklenir.…”

hükümlerine yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri çerçevesinde; şirketiniz adına kayıtlı taşınmaz için 7143 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca yararlanacağınız imar barışına istinaden ödenecek olan kayıt bedelinin, taşınmazın iktisadi kıymetini artıran giderler kapsamında değerlendirilmesi ve söz konusu taşınmazın maliyet bedeline eklenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmamış olması halinde, maliyet bedeline dahil edilecek söz konusu tutarın taşınmazın kalan amortisman süresine göre itfa edilmesi; taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmış olması halinde ise, maliyet bedeline eklenen söz konusu tutarın taşınmaza ilişkin faydalı ömür ve amortisman oranı dahilinde aktife alındığı tarihten itibaren itfa edilmesi icap etmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İşletmenin ortaklarından aldığı borçlar için oluşan kur farkları gider yazılamaz!

Ticari hayatın olağan akışı içerisinde şirket ile ortaklar yahut ilişkili kişiler arasında karşılıksız nakit hareketlerinin, avans yahut cari hesap bakiyelerinin olması kaçınılmazdır. Bu ilişki tek yönlü olabileceği gibi çift yönlü de olabilmektedir. Örneğin işletme ortağına borç verebileceği yahut ortak işletmeden nakit çekebileceği gibi işletme ortağından borç alabilir ya da ortağı işletmeye sermaye haricinde likit ihtiyacı yahut finansman sıkıntısı sebebiyle işletmeye nakit koyabilir, borç verebilir.

Normal şartlarda finans sıkıntısı çeken yahut likit ihtiyacı doğan işletme, bankalardan temin ettiği finansman hizmeti karşılığında ödediği faiz vb giderleri kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alabilir. Ancak bunun yerine ortaklardan nakit alması yahut kredi temin etmesi de mümkün olabilmektedir. Böyle durumlarda da vergi güvenlik müesseseleri devreye girmekte ve kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması durumunda bu durum örtülü sermaye olarak kabul edilmekte ve aşan kısmı için ödenen ve hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler kurum kazancının tespitinde indirim olarak kabul edilmemektedir.

Buna ilaveten öz sermayesi yeterli olduğu halde, nakit ihtiyacı yahut finansman sıkıntısı olmadığı halde işletmenin ortaklarından aldığı borçlar için oluşan kur farkları da gider yazılamayacaktır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu konu hakkında verdiği 08.10.2018 tarih ve 16700543-125[17-515-80]-57752 sayılı özelge aşağıdaki gibidir;

“………………..

Buna göre,

– Şirketiniz tarafından ortağınızdan alınmış borçların örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi halinde bu borçlarla ilgili olarak örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin, Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre gider olarak yazılması mümkün bulunmamakla birlikte, örtülü sermaye kabul edilen borçlanmalarda oluşacak kur farkı gelirlerinin de söz konusu borcun örtülü sermaye olarak kabul edilmesinin bir sonucu olarak, vergiye tabi kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınması söz konusu olmayacaktır.

– Şirketinize kullandırılan borçların örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi durumunda örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kar payı olarak değerlendirilecektir.

– Şirketinizin gerçek kişi ortağından borçlandığı paralarla ilgili olarak herhangi bir faiz ödemesi durumunda, gerçek kişi ortağa ödenecek faiz bedelinin emsallere uygun olması gerekmektedir. Emsallere uygun faiz bedelinin tespitinde Kanunun 13’üncü madde hükmü ve 1 seri numaralı Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğinde açıklanan yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanının kullanılacağı tabiidir.

Öte yandan, Şirketinizin nakit ihtiyacı olmadığı halde gerçek kişi ortağınızdan alınan paralara ilişkin ortaya çıkan kur farklarının, ticari kazancınızın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgisi olmadığından, kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.”


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Örtülü Sermayenin İstisnası

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde yahut kurumsal olmakla birlikte aile şirketi görünümünde olan işletmelerde, şirket ile ortaklar yahut ortakların sahibi olduğu diğer işletmeler yada bunların ilişkili olduğu kişi ve kurumlar arasında karşılıksız nakit hareketlerinin, avans yahut cari hesap bakiyelerinin olması kaçınılmazdır.

Bu kapsamdaki ilişkilerin vergi mevzuatı yönünden dikkat edilmesi gereken yönleri olup, kar dağıtımı ve huzur hakkı gibi resmi durumlar dışında, ortakların işletmeden nakit çekmemeleri yahut nakdi karşılığı olan fayda sağlamamaları, bu tür ilişkilerin kaçınılmaz olduğu durumlarda ise emsal bedel üzerinden işletme lehine faiz, kira vb adlar altında gelir tahakkuklarının mutlaka yapılması gerekmektedir.

Diğer taraftan bazen bunun tersi olarak, işletmenin zor durumda kalmış olması ve ortakların işletmeye nakit koyması yahut kredi temin etmesi de mümkün olabilmektedir. Böyle durumlarda da vergi güvenlik müesseseleri devreye girmekte ve kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması durumunda bu durum örtülü sermaye olarak kabul edilmekte ve aşan kısmı için ödenen ve hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler kurum kazancının tespitinde indirim olarak kabul edilmemektedir.

Ancak bu durumun istisnası olarak, ortaklar vasıtasıyla kurumların kredibilitesi olan grup şirketlerinin, iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmaların örtülü sermaye sayılmayacağı yönünde düzenlemeler ikincil mevzuatta yer almaktadır.

 

Buna uygun olarak artık verilen özelgelerde, şirketin finansman ihtiyacını karşılamak üzere şirket ortaklarının bankadan kendi adlarına temin ettikleri kredileri, tamamen aynı şartlarla şirketine kullandırmaları ve bu durumun ispat edici vesikalarla belgelendirilmesi halinde, söz konusu krediler dolayısıyla katlanılan faizlerin ve masrafların şirket tarafından kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılmasının mümkün bulunduğu yönünde görüş bildirildiği görülmektedir. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı; 08.01.2016 t. ve  62030549-125[8-2014/174]-1625 sayılı KV özelgesi)


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Başkaları Adına Verilmiş Özelge Diğer Mükellefler Açısından Bağlayıcı Mıdır?

Başkaları Adına Verilmiş Özelge Diğer Mükellefler Açısından Bağlayıcı Mıdır?

Vergi kanunları konuyu ana hatları ile belirlemekte, detaylara ilişkin düzenleme yapma konusunda ise (Cumhurbaşkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi) ilgili Kurumları yetkili kılabilmektedir.

İlgili kurum ise kendisine tanınan kanuni yetki çerçevesinde gerek gördüğü hususlarda
kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ gibi ikincil mevzuat ile konuya yön vermektedir. Buna rağmen mevut düzenlemelerde gözden kaçan yahut henüz karşılaşılmayan bir durum ortaya çıktığında ya da açık olmayan, tereddüt duyulan konularda bu defa İdare bizzat ilgilisine talebe istinaden yine yazılı görüş bildirmektedir. Bu şekilde, yetkili makamlar tarafından ilgilisine bildirilen yazılı görüşe ise özelge denilmektedir.

Vergi Usul Kanunumuzda, vergi yasaları ile belirlenen kurallara aykırı hareket edilmesi durumunda mükelleflere ne tür cezalar önerileceği hüküm altına alınmıştır. Bunun istisnası ise verilen özelgeye göre hareket edilmesinde ortaya çıkmaktadır.

Nitekim yine Vergi Usul Kanunu’na göre, tereddüt ettikleri bir hususta yetkili makamlar tarafından kendilerine verilen yazılı görüşe göre hareket eden bir mükellef, verilen özelge yanlış olsa dahi cezaya muhatap tutulamamaktadır (213 s. VUK, Md. 369). Mefhumu muhalifinden hareketle, mevcut özelgeye aykırı hareket edilmesi durumunda cezaya muhatap kalınacağı aşikardır.

Diğer taraftan her ne kadar verilen özelge şahsa/mükellefe özel olsa da İdarenin ve uygulayıcıların bu husustaki kesin görüşünü ifade etmesi yönünden diğer muhatapları da dolaylı yoldan bağlar hale gelmiştir.

Mükelleflerden gelen yazılı görüş (özelge) talepleri Gelir İdaresi Başkanlığı’nca bir havuzda toplanmakta, yazılı taleplere verilen cevaplar da yine havuza atılmakta ve aynı konuda başka bir mükellef yazılı görüş talep ettiğinde havuzda yer alan cevap metni şahsa özel yeni cevapta aynen yer almaktadır. Bu şekilde aynı soruya farklı vergi dairesi başkanlıkları tarafından farklı cevap verilmesinin önüne geçilmiş olunmaktadır. Asıl önemlisi artık vergi inceleme elemanları da inceleme yaparken yahut raporlarını düzenlerlerken eleştiri yaptıkları hususlarda daha önce verilen özelgelere aykırı görüş ileri sürememekte yahut rapor içeriği konularda daha önce verilen özelgelere uygun rapor yazmak durumundadırlar.

O sebeple tereddüt edilen bir hususta eğer tebliğlerde ve diğer ikincil mevzuatta açık düzenleme yer almıyor ise Gelir İdaresi Başkanlığı resmi internet sitesinde yer alan örnek özelgeler arasında aynı konuda verilmiş bir özelgenin mevcut olması durumunda, bu özelgeye uygun hareket edilmesi muhtemel bir vergi incelemesinde bu konuda eleştiri ile karşılaşılması riskini ortadan kaldıracaktır.

Sonuç olarak, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından herhangi bir konuda şahsa/mükellefe özel verilen yazılı görüş (özelge), başta Vergi İnceleme Elemanları olmak üzere Mali İdare çalışanları ve diğer mükellefler açısından da bağlayıcıdır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İhracat Nedeniyle Düzenlenen Fatura, Gümrük Beyannamesinin Kapandığı (Malın Fiilen Yurtdışı Edildiği, Gümrük Hattını Geçtiği) Yahut Malın Fabrikada! Teslim Edildiği Tarihte Beyan Konusu Edilebilir.

İhracat Nedeniyle Düzenlenen Fatura, Gümrük Beyannamesinin Kapandığı (Malın Fiilen Yurtdışı Edildiği, Gümrük Hattını Geçtiği) Yahut Malın Fabrikada! Teslim Edildiği Tarihte Beyan Konusu Edilebilir.

Katma Değer Vergisi ile Gelir/kurumlar vergisi arasında zaman zaman çatışmalar yaşanabilmektedir. Birinde vergiyi doğuran olayın tahakkuka bağlanması diğerinde ise vergiyi doğuran olayın (genel olarak) teslim şartına bağlanmış olması çatışmanın ana sebeplerinden birini oluşturmaktadır.

Bu çatışmalardan bir tanesi de ihracat durumunda ortaya çıkmaktadır. İhracat sürecinde, alıcı satıcı arasında anlaşma sağlanması, akreditif işlemleri, nakliyeci ayarlanması, yükleme evraklarının hazırlanması, malların yüklenmesi ve çeki listesinin hazırlanması, çıkış gümrüğü, odalar ve ihracatçı birlikleri nezdindeki işlemlerin takibi, fiili ihracat için çıkış gümrüğündeki işlemler, en önemlisi de  beyannamenin açılması ve onaylı gümrük çıkış beyannamelerinin gümrük idarelerinden alınması gibi işlemler belirli bir takvime bağlı olarak gerçekleşmekte, bu süre zarfında da aylık beyan dönemi atlanmakta bazen de (işlemlerin Aralık ayının son günlerinde başlaması durumunda) yıl atlanmaktadır.

Vergi Kanunları ve Usul Kanunu bu durumları kapsayacak şekilde detaylı düzenlenmemiş olabilmekte böyle durumlarda düzenleme yapmak üzere bazen Bakanlar Kurulunu (Cumhurbaşkanını) veya Mali İdareyi düzenleme yapmaya yetkili kılmaktadır.

Nitekim Mali İdare ise bu tür konulara tebliğler ve özelgelerle açıklık getirme yoluna gitmekte olup, ihracata ilişkin fatura tarihi ve ihracat kapanış tarihlerinin farklı olması durumunda ihracata konu satış işleminin KDV ve Kurumlar Vergisi açısından beyan edileceği dönemin belirlenmesine ilişkin Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 08/04/2016 tarih ve 93767041-130[39-2014/176]-33 sayılı özelgenin ilgili bölümlerine aşağıda yer verilmiştir.

“(Kurumlar Vergisi Yönünden)…………… Ticari kazançta elde etme tahakkuk esasına bağlanmış bulunmaktadır. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir veya gider unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Bu durumda, yurt dışındaki alıcının satış akdine konu olan malı satıcının Türkiye’deki fabrikasında, deposunda veya herhangi bir işyerinde alıcı veya adına hareket eden tarafından teslim alınacağının satış akdinde belirlenmiş olması halinde, satıcının belirtilen işyerinde malı teslim etmesiyle satış akdi tamamlanmış ve gelir tahakkuk etmiş olacağından söz konusu gelirin bu tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin kurum kazancı olarak değerlendirileceği tabiidir.

Diğer taraftan, ihracatta malın satıcının Türkiye’deki işyerinde teslim alınması hariç olmak üzere, Şirketiniz tarafından gerçekleştirilen ihracat faaliyetlerine ilişkin elde edilen gelirin fiili ihraç tarihi itibarıyla tahakkuk ettiğinin kabul edilmesi ve ihracata ilişkin maliyet ve hasılatların bu tarihin içinde bulunduğu hesap dönemi kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

(Katma Değer Vergisi Yönünden)………… Buna göre, faturaları Aralık/2013 döneminde düzenlenmesine rağmen VEDOP sisteminde beyanname kapanış tarihleri Ocak/2014 dönemi olarak görünen ihracata ilişkin faturalar Ocak/2014 dönemi beyannamesinde beyan edilecektir.

Diğer taraftan, 29/3 maddesinde indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Anlaşıldığı üzere; ihracat bedeli için kurumlar vergisi yönünden iki farklı durum ortaya çıkmaktadır; Birincisi, eğer ihracata konu malın yurtiçinde alıcı yahut adına hareket eden kişi tarafından (satıcının fabrikasında, deposunda vb işyerinde) teslim alınacağı yönünde satış akdi mevcut ise bu durumda ihracat bedelinin malın teslim edildiği tarihi kapsar dönemde safi kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekecektir. Cümlede geçen “satış akdi” kavramından yazılı aktin kastedildiği düşünülmektedir. Aksi halde gerçekleşen satışın kendisi zaten (sözlü) bir akittir. O halde bu yönde bir sözleşme mevcut değilse ikinci durum olarak ihracata konu malın gümrük hattını geçtiği tarihi kapsayan dönemde mal bedeli beyan konusu yapılabilir.

İhracata ilişkin düzenlenen faturalar ise katma değer vergisi açısından malın gümrük hattını geçtiği tarihin (intaç tarihinin) içinde bulunduğu ayda beyannameye dahil edilecektir.

İlaveten, ihracata konu mal nedeniyle alış ve gider belgelerinde yer alan katma değer vergisi, her hal ve takdirde takvim yılı aşılmamak kaydıyla bu vesikaların yasal defterlere kayıt edildiği dönemde indirim konusu yapılacaktır. (06.04.2018 Tarih ve 30383 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlan 7104 Sayılı Kanunla KDV Kanununun 29’uncu maddesinde yapılan değişiklikle birlikte, indirim hakkı vergiyi doğuran olayın vukuu bulduğu takvim yılını takip eden yıl olarak değiştirilerek KDV indirimi imkânı için süre uzatılmış olup bu uygulama 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girecektir)

Bir diğer husus otomasyona geçilmezden evvel Gelir İdaresi ile Gümrük İdaresi arasında; beyanname üzerindeki sınır gümrüğünün koyduğu işaretlerin (tarih, kaşe vb) okunamaması, başka sebeplerle şüpheye düşülmesi gibi nedenlerle malın gümrük hattından hangi tarihte geçtiğinin teyidine ilişkin yazışmalar olabilmekteydi. Tüm bu iş ve işlemler ihracattan kaynaklanan iade sürecini olumsuz etkilemekteydi. Uzunca bir süredir vergi dairelerinin otomasyona alınmış olması ve gelir idaresi ile gümrük idaresinin sistemi arasında entegrasyon sağlanmış olması nedeniyle artık malın sınır gümrüğünden geçtiği tarih doğru ve kesin olarak taraflarca bilinebilmektedir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Enflasyon Muhasebesi Yürürlükten Mi Kalktı?

Enflasyon oranın çift haneli rakamlarda seyrettiği yıllarda mali tablolardaki verileri enflasyona karşı korumaya yönelik vergi sistemimizde, maliyet bedeli artırımı, yeniden değerleme müessesi, son giren ilk çıkar (LİFO) yöntemi gibi birtakım düzenlemeler mevcuttu. Ancak bu düzenlemeler mali tablolar kalemlerinin tamamını kavramaktan uzaktı.

2000’li yılların başında güçlü meclis desteğine sahip tek parti iktidarları ile yakalanan siyasi istikrar ile birlikte, başta yakalanan siyasi istikrarda emeği payı olduğunu düşünen işadamları olmak üzere TOBB dahil meslek odaları ve diğer baskı grupları, enflasyonun mali tablolar üzerindeki olumsuz etkisinden ve enflasyondan kaynaklanan fiktif karlar üzerinden hak etmedikleri tutarlarda vergi ödemekten kurtulacaklarını umarak Siyasi İktidarı ve doğal olarak Meclisi enflasyon muhasebesi uygulamasının yasalaştırılması konusunda ikna etmeyi başardılar.

Ancak aşağıda da değinileceği üzere ne Hükümeti, Meclisi buna ikna edenler ne siyasi iktidarın kendisi yahut bürokratları yahut teknokrat milletvekilleri, enflasyon canavarını yeneceklerine kendileri dahi inanmamış olmalılar ki, 2003 yılından bu tarafa yürürlükte kaldığı halde bugüne kadar bir kez dahi uygulanamayan bir yasal düzenleme yaptılar.

Şöyle ki 2003 yılında yapılan düzenleme ile Vergi Usul Kanuna eklenen geçici madde ile 31.12.2003 tarihli veriler bir defaya mahsus enflasyon düzeltmesine tabi tutuldu.

Ancak 01.01.2004 tarihinden sonraki veriler ise bu tarihten itibaren yürürlüğe girecek olan ve 213 Sayılı VUK Mükerrer 298. Maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde enflasyon düzeltmesine tabi tutulacaktı. Söz konusu madde hükmüne göre, TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından açıklanan Yİ-ÜFE artışının, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10’dan fazla olması şartları tekrar birlikte sağlanana kadar enflasyon düzeltmesi uygulanmayacaktı.(İstisna olarak, sadece sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden ve kazançlarını Bilanço esasına göre tespit eden gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefi olan kuyumcuların, enflasyon düzeltme şartlarının oluşup oluşmama koşuluna bakılmaksızın, takip eden yıllarda her geçici vergi dönemi ve hesap dönemi sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapmaları zorunlu kılındı).

Ne ilginçtir ki o günden bu tarafa her iki değerdeki artış oranı hiçbir zaman birlikte (eşzamanlı) aşılamadı, dolasıyla yasal koşullar oluşamadığı için de enflasyon düzeltmesi hiçbir zaman yapılamadı.

Diğer bir ifade ile 2004 yılı başında yürürlüğe giren enflasyon düzeltmesi, o tarihteki mantıkla ufukla umutla hazırlanan yasal düzenlemelerde yer alan şartların gerçekleşememiş olması nedeniyle hiç uygulanamadığı için fiilen yürürlükten kalktı.

Öyle olunca da mükellefler bırakın mali tablolarını enflasyonun olumsuz etkilerinden arındırarak fiktif vergi ödemekten kurtulmayı, enflasyon düzeltmesi geldi diye yürürlükten kaldırılan maliyet bedeli artırımı, yeniden değerleme müessesi, LİFO gibi enflasyonun etkisinden korunmaya dönük sınırlı uygulama alanı olan avantajları da kaybettiler.

Sadece bununla da kalınmadı, amortisman uygulamasında da enflasyon düzeltmesi uygulamasına paralel birtakım değişiklikler yapıldı; Eskiden birbirine benzer özelliklere sahip kıymetler için bir ortak bir amortisman oranı uygulanırken yapılan değişiklikle amortismana tabi iktisadi kıymetin özelliğine göre farklı faydalı ömürler belirlenerek her bir kıymet için farklı amortisman oranları uygulanması yoluna gidildi. Bu yapılırken de düzenlemeler eskiye nazaran mükellef aleyhine oldu; faydalı ömürler uzun belirlendi, doğal olarak amortisman oranları düşürüldü, böylece mükellefler kıymetlerini daha uzun sürede itfa ederek erken yıllarda daha az gider düşmek ve vergiyi daha erken ödemek durumunda kaldılar.

Diğer taraftan, 3 Ekim günü açıklanan 2018/Eylül ayı enflasyon oranları gözleri yeniden enflasyon muhasebesi uygulamasına çevirdi. Nitekim 2018/Eylül ayına ait enflasyon oranı hemen hemen tüm çevrelerin beklentisinin üzerinde çıktı. Böylece 2018 yılına (içinde bulunulan hesap dönemine) ait enflasyon oranının %10’un çok çok üzerinde gerçekleşeceği artık kesinleşmiş oldu.

31.12.2018 tarihi itibariyle son üç hesap dönemine ait Yİ-ÜFE ise bu gidişle %60 oranını geçecek gibi görünmekte. Her ne kadar ikinci eşzamanlı şart son üç hesap dönemine ait Yİ-ÜFE’nin  % 100 oranını geçmesi olsa da bu oran % 99’da kaldığında ne olacak? Maalesef mevcut yasal düzenlemeye göre yine enflasyon muhasebesi uygulanamayacak.

31.12.2018 tarihi (bu yılın sonu) itibariyle bahis konusu %100 oranına (ikinci şart olan yasal orana) ulaşmak teknik olarak mümkün olmakla birlikte bu durum tüm çevrelerce arzu edilecek bir durum olmayacaktır. Nitekim bu haliyle dahi mevcut enflasyon oranı özellikle maliyet fiyatlarında yol açtığı belirsizlik sebebiyle piyasaları yeterince tedirgin etmektedir. O sebeple bu durum  (son üç yılın enflasyon oranları toplamının %100’ü geçmesi) kimsenin arzu etmeyeceği durum olacaktır.

Enflasyon muhasebesinin uygulanabilmesi için geriye bir ihtimal daha kalmaktadır; (son 36 aylık) enflasyonun yasal sınır olan %100 oranını görmesi yerine, bu yasal oranı 31.12.2018 tarihi itibariyle gerçekleşeceği kesinleşen orana düşürmek.

Şöyle ki; mevcut yasal düzenlemeye göre  “(2013 sayılı VUK Madde 298, 700 Sayılı KHK’nın 46 ncı maddesiyle değişen ibare; Yürürlük:09.07.2018) Cumhurbaşkanı; bu maddede yer alan % 100 oranını % 35’e kadar indirmeye veya tekrar kanunî seviyesine kadar yükseltmeye ……… yetkilidir”. Örneğin 31.12.2018 tarihi itibariye son üç hesap dönemine ait Yİ-ÜFE’nin %65 gibi bir oranı yakalayacağı kesinleştiğinde Sayın Cumhurbaşkanı Yasadan kaynaklanan yetkisini kullanarak mevcut %100 oranını bundan daha düşük bir oranda, örneğin  %60 olarak, yeniden belirlese böylece ilk defa enflasyon muhasebesi uygulaması imkanı doğar ve diğer şartları taşıyan mükellefler düzenlemenin getiriliş amacına uygun olarak mali tablolarını neredeyse 15 yıllık enflasyonun etkisinden arındırarak reel değerlere getirme imkanına kavuşurlar.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”