İNDİRİMLİ ORAN KDV İADESİNE İLİŞKİN

İNDİRİMLİ ORAN KDV İADESİNE İLİŞKİN;

Katma Değer Vergisi Kanununun;

– 29/1 inci maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler ile ithal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisini indirebilecekleri,

– 29/2 nci maddesinde ise bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamının, mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki farkın sonraki dönemlere devredileceği ve iade edilemeyeceği; ancak 28 inci madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan verginin mahsubunun yapılabileceği,

hükmü yer almaktadır.

İndirimli KDV (% 1, % 8) oranına tabi teslim ve hizmetler dolayısıyla yüklenilen vergilerin indirim yoluyla giderilememesi durumunda, indirimle giderilemeyen KDV nin, 74 ve 76 Seri No.lu KDV Genel Tebliğlerindeki açıklamalara uygun olarak yapılacak hesaplamalar çerçevesinde 99 Seri No.lu KDV Genel Tebliğine göre iadesi mümkündür.

İndirimli orana tabi işlemlerde iade hesabına alınacak KDV, işlemin bünyesine giren vergi tutarı ile işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV tutarı arasındaki fark olacaktır.

Bu çerçevede, indirimli orana tabi bir işlem dolayısıyla iade edilecek vergi tutarı, iade hakkı doğuran işleme ait bedelin genel vergi oranı (% 18) ile çarpılması sonucu bulunacak tutardan işlem bedeli üzerinden indirimli oran (% 1 veya % 8) uygulanmak suretiyle hesaplanan tutar düşüldükten sonra bulunacak tutardan fazla olamayacaktır. Başka bir ifadeyle azami iade tutarı % 1 oranına tabi işlemler için işlem bedelinin % 17 si, % 8 e tabi işlemler için işlem bedelinin % 10 undan fazla olamayacaktır.

Buna göre, iade edilebilecek KDV ye ilişkin % 17 lik  veya % 10 luk  sınırın, prensip olarak aylık işlem bedeli üzerinden dikkate alınması gerekmekle birlikte, yıllık iade taleplerinde, yıllık bazda azami iade tutarının aşılmaması esastır. Öte yandan, çeşitli nedenlerle iade tutarının bu miktarları geçmesi halinde, geçen kısmın iadesi; Vergi İnceleme Raporu veya üst sınırı geçme gerekçeleri açıkça belirtilmek suretiyle YMM Raporu sonucuna göre gerçekleştirilecektir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

KDV İadesi Talep Etmeyi Unutmayın

1 OCAK 2019 TARİHİNDEN İTİBAREN UYGULANACAK KDV İADE TALEP SÜRELERİ 5 YILDAN 2 YILA DÜŞTÜ

 

15 Şubat 2019 gün ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığınca  yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 23)’ün 13 ncü maddesiyle ile aynı Tebliğin (IV/A) bölümünün sonuna aşağıdaki bölüm eklenmiştir.

Yapılan ekleme, 2019 ve izleyen yılların vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan KDV iade talep süreleri ile ilgilidir.

  1. İade Talep Süresi

2019 ve izleyen yılların vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinde aşağıdaki iade talep sürelerine uyulur.

8.1. İndirimli Orana Tabi İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

3065 sayılı Kanunun (29/2) nci maddesine göre, Cumhurbaşkanı tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup indirim yoluyla giderilemeyen ve tutarı Cumhurbaşkanınca tespit edilecek sınırı aşan verginin iadesinin en geç izleyen yıl talep edilmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede mükelleflerin, indirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan iade taleplerini, en geç indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerin (yılın sonuna kadar verilen Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin verilen düzeltme beyannameleri dahil) herhangi birinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonuna kadar standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.

Örnek 1: (Y) Gıda A.Ş., 2019 yılında yaptığı indirimli orana tabi teslimlerinden doğan KDV iadesini 2020/Temmuz beyannamesinin “Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” tablosundan 439 kodlu satırı seçerek beyan etmiştir. Mükellef 15/11/2020 tarihinde standart iade talep dilekçesi ve belgeleri ibraz etmiş ancak bu iade talebine ilişkin yüklenilen KDV listesini vermemiştir. Mükellef, yüklenilen KDV listesini 15/7/2021 tarihinde sisteme girmiştir.

 

Buna göre, (Y) Gıda A.Ş. KDV iade talebini süresinde beyan etmekle birlikte, yüklenilen KDV listesini süresinde (31/12/2020 tarihine kadar) sisteme girmediğinden mükellefin iade talebi reddedilecektir.

Örnek 2: (M) İnşaat Ltd. Şti. 2019 yılında teslim ettiği indirimli orana tabi konutlarla ilgili olarak vermiş olduğu 2020/Kasım beyannamesine ilişkin 439 kodlu satırda 500 bin TL “İadeye Konu Olan KDV” beyan etmiştir. (M) İnşaat Ltd. Şti., 27/12/2020 tarihinde standart iade talep dilekçesi ve diğer belgeleri ibraz ederek artırımlı teminat vermek suretiyle iade talebinde bulunmuştur.

Buna göre, (M) İnşaat Ltd. Şti., 2019 yılındaki indirimli orana tabi işlemlerinden kaynaklanan KDV iadesini süresi içinde usulüne uygun olarak talep ettiğinden, iade talebi vergi dairesi tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılacaktır.

8.2. Tam İstisna Kapsamındaki İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre, iade talebinin, iade hakkı doğuran işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar yapılması zorunludur.

Buna göre, Kanunun 32 nci maddesi ile geçici maddelerde yer alan tam istisna kapsamındaki işlemlere ilişkin iade talebinde bulunacak mükelleflerin, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde istisnaya ilişkin yüklenilen KDV sütununu doldurmaları ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.

Örnek 1: (T) Makine A.Ş., 2019/Şubat döneminde YTB sahibi firmaya sattığı makinelerle ilgili olarak KDV beyannamesinde “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığında “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 308 kodlu satırda istisnayı ve bu teslimle ilgili yüklenimini beyan etmiştir.

İade talebi için bu beyan tek başına yeterli değildir. Mükellefin iade talebinin geçerlik kazanması için en geç 31/12/2021 tarihine kadar standart iade talep dilekçesi ve istisnaya ilişkin diğer belgelerin ibrazı zorunludur. 

Örnek 2: (Z) Ltd. Şti., 15 Ocak 2019 tarihinde gümrük çıkış beyannamesi kapanan bir ihracat işlemini Ocak/2019 KDV beyannamesinin “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 301 kodlu satırda beyan etmiş, ancak yüklenilen KDV bölümünü boş bırakarak ihracata ilişkin yüklendiği KDV’yi indirim yoluyla gidermeyi tercih etmiştir.

(Z) Ltd. Şti.’nin bu ihracat işlemine ilişkin iade talep edebilmesi için en geç 31/12/2021 tarihine kadar Ocak/2019 KDV beyannamesinde düzeltme yaparak yüklenilen KDV’yi beyan etmesi ve aynı süre içerisinde standart iade talep dilekçesiyle Tebliğin (II/A-1.1.4.) bölümünde sayılan belgeleri ibraz etmesi gerekmektedir.

8.3. Kısmi Tevkifat Uygulanan İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

Mükelleflerin, 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi kapsamındaki kısmi tevkifat uygulanan işlemlerine ilişkin iade taleplerini, tevkifata tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, tevkifata tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.”

İade talep süresi dolduktan sonra düzeltme beyannamesi verilerek iade talep edilebilir mi?

Yukarıda belirtilen iade talep sürelerinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme KDV beyannamesi verilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir.

KDV iade talep süresinde yapılan bu değişiklik, hangi tarihten itibaren doğan iadeler için geçerli?

KDV Kanununun 32. Maddesinde yapılan söz konusu değişiklik 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi. Dolayısıyla, 7104 sayılı Kanunla KDV iadelerine getirilen iade talep süresi, 2019 ve izleyen yılların vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden doğan KDV iade talepleri için geçerli. Yani, 2019 ve izleyen yılların vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden doğan KDV iadelerinin, iadeye konu işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar talep edilmesi gerekiyor.

 

‘İade Talep Süresi’ konusunda yapılan bu düzenleme, 2018 ve önceki yıllara ilişkin KDV iadeleri içinde geçerli mi?

7104 sayılı Kanunla yapılan düzenleme 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiğinden ve 2019 yılından itibaren doğacak KDV iade talepleri için geçerli olduğundan, 2018 ve önceki yıllara ilişkin KDV iadelerinin, önceden olduğu gibi 5 yıllık tarh zamanaşımı süresi içerisinde düzeltme yapılarak talep edilmesi mümkün bulunuyor. Yani, yapılan değişiklik 2018 ve öncesi dönemlerde doğan KDV iadeleri için geçerli değildir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Vergiye Uyumlu Mükelleflere Tanınan % 5 İndirimin Mahsubu İçin Son Tarih

Gelir Vergisi Kanunu’nun Mükerrer 121’inci maddesiyle, vergiye uyumlu mükelleflere 1 milyon TL’den fazla olmamak üzere, hesaplanan verginin % 5 vergi indirimi olarak indirilmektedir. Bununla ilgili şartlar özet olarak şu şekilde sıralanabilir.

  • Beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki iki yıla ait vergi beyannamelerinin süresinde verilmiş ve ödenmiş olması, (250 TL’ye kadar eksik ödemeler dikkate alınmaz)
  • Bu üç yıla ait beyana tabi vergi türleri itibariyle ikmalen, resen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması, (yargı kararıyla terkin edilenler dikkate alınmaz)
  • İndirimin yapılacağı beyannamenin verildiği tarih itibariyle 1.000 TL üzerinde vadesi geçmiş vergi borcunun bulunmaması.

Ayrıca tecil terkin uygulamasından yararlanan mükelleflerin, şartların gerçekleşmemesi nedeniyle terkin edilemeyen vergilerini, tecil süresinin bitiminden itibaren 15 gün içinde ödemeleri halinde, şartlar ihlal edilmiş sayılmayacaktır.

Bu şartların sağlanıp sağlanmadığı, gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin elektronik ortamda onaylanması sırasında Gelir İdaresi bilgi işlem sistemi tarafından mükelleflere bildirilmektedir.

Bu uygulamadan yararlanan mükellefler, beyannamenin “kalan vergi indirimi” satırındaki tutarı, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerden mahsup edilebilecektir.  Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarların daha sonra mahsuben iade edilmesi mümkün değildir. Örneğin, 2018 hesap dönemi kurumlar vergisi beyannamesinde kalan vergi indirimi satırındaki tutarın 30 Nisan 2020 tarihine kadar mahsup edilmemesi halinde bu tarihten sonra mahsup imkanı bulunmayacaktır.

 

Hüseyin DEMİR  
Yeminli Mali Müşavir  

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Yurt Dışında ve Yurt İçinde Kesilen Vergiler ile Ödenen Geçici Vergilerin Kurumlar Vergisinden Mahsup Sıralaması

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32, 33 ve 34’üncü maddelerinde, ödenen geçici vergi ile yurt içinde ve yurt içinde kesinti yoluyla ödenen vergilerin kurumlar vergisinden mahsup edilebileceği, 252 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğinde ve 1 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde,  kesinti yoluyla ödenen vergiler ile geçici verginin nasıl mahsup edileceği açıklanmıştır. Buna göre, hesaplanan kurumlar vergisinden öncelikle yabancı ülkelerde ödenen vergilerin mahsup edileceği, ardından yurt içinde kesinlen vergilerin mahsup edileceği ve son olarak geçici verginin mahsup edileceği 1 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde örnekle açıklanmıştır. Hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilemeyen tutar kalırsa, öncelikle geçici verginin sonra yurt içinde kesilen vergilerin nakden ya da mahsuben iadesi mümkündür. Yurt dışında kesilen vergilerin izleyen 3 yıl içinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsubu edilmesi gerekli olup diğer vergi borçlarına mahsubu mümkün değildir. Anılan Tebliğdeki örnek aynen aşağıya alınmıştır.

 

34.7. Yurt dışında ödenen vergilerin, yurt içinde ödenen vergilerin ve geçici verginin mahsup sırası

Yurt dışında ödenen vergiler, Kurumlar Vergisi Kanununa göre hesaplanan kurumlar vergisinden öncelikle mahsup edilecek, artan tutarın bulunması halinde yurt içinde kesinti suretiyle ödenen vergiler ve geçici vergi mahsup edilecektir. Ayrıca, Kanunun 33 üncü maddesinde yer alan sınırlamalar asıl olmak kaydıyla zarar mahsubu veya istisnalar sonucu ilgili yılda Türkiye’de vergiye tabi kurum kazancının oluşmaması nedeniyle Türkiye’deki beyannamelere dahil edilen yurt dışı kazançlar üzerinden mahallinde ödenen vergilerin kısmen veya tamamen mahsubuna imkan bulunmazsa, bu mahsup hakkı izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar kullanılabilecektir.

Örnek: Tam mükellef (Z) A.Ş., 2006 yılında (D) ülkesinde bulunan şubesinden Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında istisna olarak değerlendirilmeyen 150.000.- YTL karşılığı kurum kazancı elde etmiş ve bu kazanç üzerinden %30 oranında 45.000.- YTL kurumlar vergisi ödemiştir. Kurumun yurt içindeki faaliyetlerinden elde ettiği kazanç ise 750.000.- YTL olup 60.000.- YTL kesinti suretiyle ödenen vergi, 110.000.- YTL de ödenen geçici vergisi bulunmaktadır. (Yurt dışından elde edilen yabancı para karşılığı kâr payları ve ödenen vergiler YTL cinsinden hesaplanmıştır.)

Kurum kazancı ………………………………………………………………………………..  900.000.- YTL
Hesaplanan kurumlar vergisi……………………………………………………………….. 180.000.- YTL
Mahsuplar (–)…………………………………………………………………………………. 200.000.- YTL

–   Yurt dışında ödenen verginin mahsup edilebilecek kısmı………………. 30.000.- YTL

(150.000 x %20 = 30.000)

–   Kesinti suretiyle yurt içinde ödenen vergi………………………………….. 60.000.- YTL

–   Geçici vergi ……………………………………………………………………..  110.000.- YTL

Ödenecek kurumlar vergisi………………………………………………………………………………….. 0
İadesi gereken geçici vergi …………………………………………………………………  20.000.- YTL

Örnekte görüldüğü üzere, yurt dışında ödenen vergiler öncelikle mahsup edilecek, sırasıyla yurt içinde kesinti suretiyle ödenen vergiler ve geçici vergi mahsup edilecek, mahsup edilemeyen geçici vergi tutarı olan 20.000.- YTL  mükellefe iade edilebilecektir. Yurt dışında ödenen verginin 15.000.- YTL’lik kısmının ise mahsup sınırını aştığı için câri yılda veya sonraki yıllarda mahsup edilebilmesi mümkün değildir.

 

 

Saygılarımızla.  
KARDEM YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK AŞ  

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Örtülü Sermaye Sayılan İşlemlerde, Kur Farkı Gelirleri Üzerinden Vergi Ödemek Zorunda Değilsiniz!

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesinde; “Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır” hükmü yer almaktadır. Aynı Kanunun 11’inci maddesinde örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. Son dönemlerde döviz kurlarındaki aşırı dalgalanma nedeniyle ortaklar tarafından şirkete verilen döviz borçları için oluşan kur farkları gelir ve gider bakımından yüksek değerlere ulaşmaktadır. Ortakların örtülü sermaye kapsamında değerlendirilen borçlara isabet eden kur farkları, şirket açısından gider yazılamamaktadır. Tersine, borç verildiği tarihteki döviz kurunun sonradan düşmesi nedeniyle değerleme gününde ya da borcun ödenmesinde oluşan kur gelirleri de kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınmamalıdır. Bunu gelir hesaplarında gösteren şirketlerin fazladan vergi ödemeleri  ortaya çıkmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan aşağıdaki özelgede de bu durum açıklanmıştır.

“Sayı : 16700543-125[17-515-80]-57752

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Şirketinizin kısa veya uzun vadeli ortaya çıkan nakit ihtiyacı için gerçek kişi ortağınızın şahsi paralarından döviz veya TL cinsinden yıl içinde bir defa veya devamlı borç para adığını, Şirketinizin aldığı bu borçlar karşılığında gerçek kişi ortağınıza herhangi bir faiz, komisyon ve benzeri adlar altında hiçbir bedel ödemediğini, döviz olarak aldığı borçlar nedeniyle Şirketiniz bünyesinde gerek değerleme gerekse ödeme sırasında kur farkı oluştuğunu belirterek, borçlandığınız bu paralarla ilgili herhangi bir faiz ödenmemesinin transfer fiyatlandırması veya örtülü sermaye kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, ortağınıza döviz olarak borçlanılması durumunda Şirketiniz lehine oluşan kur farkının gelir, aleyhe oluşan kur farkının ise gider olarak kaydedildiği bu durumun işletmeden çekilen değer olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş; aynı maddenin ikinci fıkrasında da, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce, işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı; ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde ise safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hükmüne yer verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun “Kabul edilmeyen indirimler” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin, (c) bendinde ise transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun “Örtülü sermaye” başlıklı 12 nci maddesinin;

– Birinci fıkrasında, “Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.”

– Yedinci fıkrasında, “Örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır…” hükmü yer almaktadır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “12.4.Örtülü sermaye üzerinden yapılan ödemeler veya hesaplanan tutarların kâr payı sayılması ve yapılacak düzeltme işlemleri” başlıklı bölümünde “Örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacaktır. Kur farkları bu kapsamda değerlendirilmeyecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Kanunun 13 üncü maddesinin;

– Birinci fıkrasında, kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları durumunda, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı; alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemlerin her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirileceği,

– İkinci fıkrasında, ilişkili kişinin kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade ettiği, ilişkinin doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık kanalıyla oluştuğu durumların örtülü kazanç dağıtımı kapsamında sayılması için en az %10 oranında ortaklık, oy veya kâr payı hakkının olması şartı arandığı, ortaklık ilişkisi olmadan doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkının olduğu durumlarda da tarafların ilişkili kişi sayıldığı, ilişkili kişiler açısından bu oranların topluca dikkate alınacağı,

– Üçüncü fıkrasında, emsallere uygunluk ilkesinin, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade ettiği,

– Dördüncü fıkrasında, kurumların, ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerde uygulayacağı fiyat veya bedelleri, bu fıkrada belirtilen yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanını kullanarak tespit edeceği,

– Altıncı fıkrasında, tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazancın, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulamasında, bu maddedeki şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı

hükme bağlanmıştır.

Konuya ilişkin 1 seri numaralı Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğin “4- Emsallere Uygunluk İlkesi” başlıklı bölümünde, “… Emsallere uygun fiyat veya bedel, aralarında ilişkili kişi tanımına uygun herhangi bir ilişki olmayan kişilerin tamamen işlemin gerçekleştiği andaki koşullar altında oluşturduğu piyasa ya da Pazar fiyatı olarak da adlandırılan tutardır. Bu fiyat veya bedel, işlem anında hiçbir etki olmaksızın objektif olarak belirlenen en uygun tutar olup, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde uygulanan fiyat veya bedelin bu tutar olması gerekmektedir.

Aralarında ilişki bulunmayan gerçek kişi veya kurumlar arasındaki işlemlerde fiyat, piyasa koşullarına göre belirlendiğinden, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde de aynı koşullar geçerli olmalıdır. Dolayısıyla, taraflar arasındaki ilişkinin mal veya hizmet fiyatlandırmasına herhangi bir etkisi bulunmamalıdır.

İlişkili kişiler arasındaki mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerinde uygulanan fiyat veya bedelin piyasa fiyatını yansıtmaması durumunda, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde uygulanan bu fiyat veya bedelin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edildiği kabul edilecektir…” açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre,

– Şirketiniz tarafından ortağınızdan alınmış borçların örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi halinde bu borçlarla ilgili olarak örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin, Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre gider olarak yazılması mümkün bulunmamakla birlikte, örtülü sermaye kabul edilen borçlanmalarda oluşacak kur farkı gelirlerinin de söz konusu borcun örtülü sermaye olarak kabul edilmesinin bir sonucu olarak, vergiye tabi kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınması söz konusu olmayacaktır.

– Şirketinize kullandırılan borçların örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi durumunda örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kar payı olarak değerlendirilecektir.

– Şirketinizin gerçek kişi ortağından borçlandığı paralarla ilgili olarak herhangi bir faiz ödemesi durumunda, gerçek kişi ortağa ödenecek faiz bedelinin emsallere uygun olması gerekmektedir. Emsallere uygun faiz bedelinin tespitinde Kanunun 13 üncü madde hükmü ve 1 seri numaralı Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğinde açıklanan yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanının kullanılacağı tabiidir.

Öte yandan, Şirketinizin nakit ihtiyacı olmadığı halde gerçek kişi ortağınızdan alınan paralara ilişkin ortaya çıkan kur farklarının, ticari kazancınızın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgisi olmadığından, kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.”

 

Saygılarımızla.  
KARDEM YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK AŞ  

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

KDV İADE İŞLEMLERİNDE VERGİ DAİRESİ TARAFINDAN YAPILAN YOKLAMA

213 sayılı Vergi Usul Kanunun 127. maddesinde yoklamadan maksadın; mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları, kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit etmek olduğu açıklanmıştır.

 

KDV İadelerinde Yoklama İşlemlerine ilişkin bilgilere 26.04.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Yoklama ve Değerlendirme” başlıklı IV/D.7 bölümünde yer verilmiştir.

İlk defa iade talebinde bulunan mükellefler ile iade taleplerinde kayda değer bir artış olan mükelleflerin iade talepleri, gerekli belgelerin elektronik ortamda gönderilmesi ve/veya vergi dairesine verilmesinden sonra, vergi dairesince yapılacak yoklama ve değerlendirme sonunda yerine getirilir.

 

Daha önce hakkında, KDV iadesi ile ilgili olumlu vergi inceleme raporu bulunan ve bu raporlara göre herhangi bir ceza uygulanmaksızın vergi iadesi yapılan mükellefler hakkında yoklama yapılmaz. Aynı şekilde mükelleflerin YMM tam tasdik sözleşmesi bulunan takvim yılına ilişkin iade taleplerine bağlı olarak yoklama yapılmaz.

 

150 m2’nin Altındaki Konut Teslimlerinden Dolayı Talep Edilen İndirimli Oran İade Talebiyle İlgili Yapılacak Yoklamalarda Tespit Edilecek Hususlar aşağıdaki gibidir.

1-İadeye konu İnşaat projelerinin sayısı

2-Her İnşaat projesinin blok sayısı kat sayısı

3-Konut sayısı, varsa işyeri sayısı

4-İnşaatlar arsa karşılığı yapıldıysa, arsa sahiplerine kaç daire verildiği

5-İade talebine konu teslimlerin kaç daireden oluştuğu, konutların hangi yıl teslim edildiği,

6-Teslimi yapılmayan konut olup olmadığı,

7-Konutların 150 m2nın altında olup olmadığı 150m2 nin üzerinde konut olup olmadığı

8-Konutların bulunduğu alanda konutların dışında sosyal alan, alışveriş merkezi vb. Yapıların bulunup bulunmadığı

9-Konutların eşyalı veya eşyasız mı satıldığı

10-Konutlar eşyalı satıldıysa eşyaların teslimi genel oranda KDV ye tabi olduğundan bunların teslimi ayrı olarak değerlendirilip değerlendirilmediği

11-Konut ile birlikte satılan eşyalar için yüklenilen KDV nin iadeye konu edilip edilmediği

12-Yapı ruhsatının hangi tarihte alındığı (Yapı ruhsatı 01.01.2013-31.12.2016) tarihleri arasında alınan konut inşaat projelerinde

a)Arsa m2 birim değeri 500 TL (500 TL hariç) altında olanlar için %1

b)Arsa m2 birinin değeri 500 TL-1000 TL (1000 TL hariç) Aralığında olanlar için %8

c)Arsa m2 birim değeri 1000 TL Ve üstü için %18 olarak uygulanacaktır.

Yapı ruhsatının 01.01.2017 tarihinden sonra alınan konut projelerinde;
            a)Arsa m2 birim değeri 1000 TL (1000 TL hariç) altında olanlar için %1

b)Arsa m2 birim değeri 1000 TL-2000 TL (2000 TL dahil) Aralığında olanlar için %8

c)Arsa m2 birim değeri 2000 tL Ve üstü için %18 olarak uygulanacaktır.

13-Ortaklara ve ilişkili kişilere satışlarının olup olmadığı.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2019 Yılı 4857 Sayılı İş Kanunu’na Göre Uygulanacak İdari Para Cezaları (TL)

Sıra         Kanun    Ceza                                                   Fiil

No          Maddesi  Maddesi

1             3             98           İşyerini muvazaalı olarak bildirmek 26.027,00 TL             İşyerini muvazaalı olarak bildiren asıl

işveren ile alt işveren vekillerine ayrı ayrı.

2             5             99/1-a     İşçilere eşit davranma ilkesine aykırı davranmak 219,00 TL             Bu durumdaki her işçi için

3             7             99/1-b     Madde de öngörülen ilke ve yükümlülüklere aykırı olarak geçici işçi çalıştırmak 366,00 TL

Bu durumdaki her işçi için

4             7/2 (f) bendi          99/2        7. maddenin 2 fıkrasının f bendine aykırı davranmak 1.464,00 TL

5             8             99/1-c     İş sözleşmesinin içeriğini belirtir yazılı belgeyi vermemek 219,00 TL              Bu durumdaki her

işçi için

6             14           99/1-c     Çağrı üzerine ve uzaktan çalışma hükümlerine aykırı davranmak 219,00 TL    Bu durumdaki her

işçi için

7             28           99/1-d     İşten ayrılan işçiye Çalışma Belgesi vermemek, belgeye gerçeğe aykırı bilgi yazmak 219,00 TL

Bu durumdaki her işçi için

8             29           100         Madde hükmüne aykırı olarak işçi çıkartmak (toplu işçi çıkarma) 857,00 TL   Bu durumdaki her

işçi için

9             30           101         Engelli ve Eski Hükümlü Çalıştırmamak 3.250,00 TL        Çalıştırılmayan her engelli ve eski

hükümlü ve çalıştırılmayan her ay için

10           32           102/a      Ücret ile bu kanundan doğan veya TİS’den yada iş sözleşmesinden doğan ücreti kasten ödememek

veya eksik ödemek 236,00 TL             Bu durumda olan her işçi ve her ay için

11           32           102/a      Ücret, pirim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını zorunlu tutulduğu halde özel olarak

açılan banka hesabına ödememek 236,00 TL      Bu durumda olan her işçi ve her ay için

12           37           102/b      Ücret hesap pusulası düzenlememek 857,00 TL

13           38           102/b      Yasaya aykırı ücret kesme cezası vermek veya kesintinin sebep ve hesabını bildirmemek 857,00 TL

14           39           102/a      Asgari ücreti ödememek veya eksik ödemek 236,00 TL     Bu durumdaki her işçi ve her ay için

15           41           102/c      Fazla çalışmalara ilişkin ücreti ödememek, işçiye hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında

kullandırmamak, fazla saatlerde yapılacak çalışmalar için işçinin onayını almamak. 416,00 TL Bu

durumdaki her işçi için

16           52           102/b      Yüzde ile ilgili belgeyi  temsilciye vermemek 857,00 TL

17           56           103         Yıllık ücretli izni yasaya aykırı şekilde bölmek, 416,00 TL Bu durumdaki her işçi için

18           57           103         İzin ücretini yasaya aykırı şekilde ödemek veya eksik ödemek 416,00 TL        Bu durumdaki her

işçi için

19           59           103         Sözleşmesi fesh edilen işçiye yıllık izin ücreti ödememek 416,00 TL Bu durumdaki her işçi için

20           60           103         Yıllık izin yönetmeliğinin esas usullerine aykırı olarak izni kullandırmamak veya eksik

kullandırmak 416,00 TL       Bu durumdaki her işçi için

21           63           104         Çalışma sürelerine ve buna dair yönetmelik hükümlerine uymamak 2.292,00 TL

22           64           104         Telafi çalışması usullerine uymamak 416,00 TL Bu durumdaki her işçi İçin

23           68           104         Ara dinlenmesini uygulamamak 2.292,00 TL

24           69           104         İşçileri geceleri 7.5 saatten fazla çalıştırmak, gece ve gündüz postalarını değiştirmemek 2.292,00

TL

25           71           104         Çocukları çalıştırma yaşına ve çalıştırma yasağına aykırı davranmak 2.292,00 TL

26           72           104         Yer ve sualtında çalıştırma yasağına uymamak 2.292,00 TL

27           73           104         Çocuk ve genç işleri gece çalıştırmak veya ilgili yönetmelik hükümlerine aykırı hareket etmek     2.292

28           74           104         Doğum öncesi – sonrası sürelerde kadın işçiyi çalıştırmak veya ücretsiz izin vermemek 2.292,00

TL

29           75           104         İşçi Özlük dosyasını düzenlememek 2.292,00 TL

30           76           104         Çalışma sürelerine ilişkin yönetmeliklere muhalefet etmek 2.292,00 TL

31           92/2        107/1-a   Çağrıldıkları zaman gelmemek, ifade ve bilgi vermemek, gerekli olan belge ve delilleri getirip

göstermemek, İş Müfettişlerinin 92/1.fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her çeşit kolaylığı  göstermemek ve bu yoldaki emir ve isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmemek. 20.822,00 TL

32           96/1        107/1-b   İfade ve bilgilerine başvurulan işçilere işverenlerce telkinlerde bulunma, gerçeği saklamaya yahut

değiştirmeye zorlama veyahut ilgili makamlara ifade vermeleri üzerine onlara karşı kötü

davranışlarda bulunmak 20.822,00 TL

33           107/2                     İş Müfettişlerinin teftiş ve denetim görevlerinin yapılmasını ve sonuçlandırılmasını engellemek.

20.822,00 TL

Not:5083 sayılı T.C. Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2. maddesine 21/04/2005 tarihli 5335 sayılı Kanunun 22. maddesi ile eklenen fıkra uyarınca 1 YTL’nin altında kalan tutarlar dikkate alınmamıştır.

(*) 20.05.2016 tarih ve 29717 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6715 sayılı Kanunun 4.maddesi ile 4857 sayılı İş Kanununun 5, 7, 8, 14 ve 28. maddelerinde yer alan idari para cezaları değiştirilmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kümülatif Gelir Vergisinin Taşınması Hakkında

Kısa Dönem Askerlik gibi nedenlerle aynı yıl içinde aynı işyerinden çıkarak, tekrar aynı işyerine işe girmesi durumunda kalan gelir vergisinden devam edilir.

Emekli olup, tekrar aynı işyerinde çalışanlar içinde mevcut gelir vergisinden devam edilecektir.

Bu durumda sıfırlanma olmayacaktır.

Bir diğer uygulama da aynı işverene ait başka şubelere nakil esnasında çalışanın ücreti eski vergi matrahından devam edilecektir. Bu durum da vergi matrahı sıfır olmayacaktır.

Maliye Bakanlığını Özelgesinde;

160 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde, “…Buna göre, bir hizmet erbabının birden fazla işverenden ücret alması halinde, her bir işverenin ödediği ücretler, ayrı ayrı vergilendirilmektedir. Dolayısıyla vergi tarifesi, her bir işverenin ödediği ücrete, diğer işveren veya işverenlerin ödediği ücretle ilgilendirilmeksizin ayrı ayrı uygulanmaktadır…” açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, yeni işe başlayan personelin çalışacağı süre içerisinde elde edeceği ücret gelirinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 61, 94 ve 103’üncü maddeleri uyarınca vergilendirilmesi aşamasında daha önce çalışmış olduğu işverenden elde ettiği kümülatif ücret matrahının yeni iş yerinde çalışacağı süre içerisinde elde edeceği ücret matrahı ile ilişkilendirilmemesi gerekmektedir. Bir başka anlatımla yeni iş yerinde söz konusu personelin elde edeceği ücretlerin tevkif suretiyle vergilendirilmesine esas olarak başlangıçta “0” matrahın dikkate alınması gerekmektedir.

(10.06.2011 /B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 103/708)

Sonuç olarak yeni işe başlayan personelin çalışacağı süre içerisinde elde edeceği ücret gelirinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 61, 94 ve 103’üncü maddeleri uyarınca vergilendirilmesi aşamasında daha önce çalışmış olduğu işverenden elde ettiği kümülatif ücret matrahının yeni iş yerinde çalışacağı süre içerisinde elde edeceği ücret matrahı ile ilişkilendirilmemesi gerekmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kıdem Tazminatı Fonunun Kurulması Tasarısı Hakkında Bilgilendirme

1475 sayılı İş Kanunu kıdem tazminatını düzenleyen mülga 14. Maddesi yürürlükteki 4857 sayılı iş Kanununun Geçici 6. maddesiyle Kıdem Tazminatı Fonu kuruluna kadar yürürlükte bırakmıştır. Söz konusu Geçici 6. maddeye göre; “Kıdem Tazminatı için bir Kıdem Tazminatı Fonu kurulur. Kıdem Tazminatı Fonu’na ilişkin kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.”

Şuan kıdem tazminatı, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesi hükümleri gereği; “Yasa kapsamına giren işçilerin iş sözleşmelerinin; işveren tarafından haklı sebepler dışında, İşçi  tarafından  haklı  sebeplerle,  muvazzaf  askerlik  sebebi  ile,  bağlı  bulundukları  sosyal  güvenlik kuruluşundan yaşlılık, emeklilik veya malûllük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla feshedilmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye ( kıdem tazminatı tavanını geçmemek koşuluyla) 30 günlük (giydirilmiş) ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenmesini” öngörmektedir.

Kıdem Tazminatı Fonunun Kurulması Tasarısının Hükümleri:

  • Bu kanunun amacı kapsamına giren işçilere ve hak sahiplerine belirtilen esaslara göre kurulacak Kıdem Tazminatı Fonundan hak edecekleri kıdem tazminatının ödenmesi ve bu tazminatın güvence altına alınmasıdır (Mad/1).
  • Kıdem Tazminatı Fonu, Yönetim Kurulu tarafından işletilir ve yönetilir. Fon Yönetim Kurulu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının önerisi üzerine müşterek kararname ile atanacak bir temsilci ile en fazla işvereni temsil eden işveren konfederasyonu tarafından seçilen iki ve en fazla işçiyi temsil eden işçi konfederasyonunca seçilen bir üyeden oluşur (Mad/4).
  • Bu kanunun kapsamına giren işçiler,
    • Bağlı oldukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak amacıyla hizmet akitlerini feshetmeleri halinde,
    • İşverence hizmet akdinin feshedilmesi durumunda işçinin hak kazandığı yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ilgili kuruma veya sandığa başvurması halinde,
    • Adına en az 10 yıl Fona prim ödenen işçinin isteği halinde,
    • İşçinin ölümü halinde kanuni mirasçıları, kıdem tazminatına hak kazanırlar (Mad/7).
    • İşçilere veya hak sahiplerine Fona prim ödenmiş olan her tam yıl için prim hesabına esas olan ücretinin otuz günü tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için veya toplam prim ödeme süresi bir yılın altında kalanlar için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. Kıdem tazminatına esas alınacak ücret, işçinin çalıştığı ve adına prim yatırılan son takvim yılının ortalamasıdır. Prim ödenen toplam süre bir yılın altında ise, prim yatırılan ayların ortalaması esas alınır. Aynı kıdem süresi için birden fazla kıdem tazminatı ödenmez. Kıdem tazminatının hesabında ve primlerin tahsilinde esas alınacak ücretlerin en az miktarı İş Kanunu’nun 33 üncü maddesine göre belirlenen asgari ücret, üst sınırı ise Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre ödenecek azami emeklilik ikramiyesi miktarıdır (Mad/8).
    • Kıdem Tazminatı Fonuna ödenecek aylık prim miktarı maddenin 2’nci fıkrası hükümlerine göre hesaplanacak aylık kazancın % 3’ünü geçmemek koşulu ile Fon yönetim kurulunun önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir (Mad/13).

Fon yasasının yürürlüğünden sonra işe girecek olanlara ise kıdem tazminatları işverenlerince 30 günlük çıplak ücret veya 20 günlük giydirilmiş ücret tutarında ödenir. İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında bir “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” oluşturulur. İşverenlerce ödenmekte olan SSK. Primi İşveren Payının ya da işverenlerce ödenmekte olan İşsizlik Sigortası priminin %0.5’i bu fona aktarılır. İşverenin ödeme aczine düşmesi, ya da iflas veya konkordato ilan etmesi vb. nedenlerle işvereninden kıdem tazminatını yasal yollarla tahsil olanağı bulunmayanlara tazminatları bu fondan ödenir. Kıdem Tazminatı Garanti Fonunun oluşumu ve uygulaması ile ilgili usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Nakit Sermaye Artırımında Faiz İndirim Uygulamasında 2018 Yılına İlişkin Olarak Dikkate Alınacak Faiz Oranı Hakkında

27/03/2015 Tarih ve 6637 sayılı Kanun ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer İndirimler” başlıklı 10. maddesine eklenen (ı) bendi ile sermaye şirketlerine nakit sermaye artırımı yapmaları durumunda teşvik getirilmiştir.

Akabinde buna ilişkin yayımlanan 9 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile Ana Tebliğ’de yapılan değişiklikle bahis konusu indirimin kapsamı, indirim uygulanmasında dikkate alınacak hususlar ve indirim uygulamasına ilişkin kısıtlamalara yönelik düzenlemelere yer verilmiştir.

Buna göre söz konusu indirim uygulamasında, TCMB tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca Açılan Kredilere Uygulanan Ağırlıklı Ortalama Faiz Oranları”ndan “(TL Üzerinden Açılan) Ticari Krediler (Tüzel Kişi KMH ve Kurumsal Kredi Kartları Hariç)” faiz oranının dikkate alınması gerekmektedir.

Ayrıca indirim tutarının hesaplanmasında, TCMB tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan ticari krediler faiz oranı dikkate alınacağından, bu indirimden; ya 2018 yılı kurumlar Vergisi beyannamesinde ya da geçici vergi dönemlerinden sadece dördüncü geçici vergilendirme dönemi itibarıyla yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

Bu durumda, 01.07.2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan nakit sermaye artırımlarının ödenen tutarları üzerinden TCMB tarafından en son açıklanan %27,04 oranında hesaplanan faiz indiriminin 2018 yılı 4. dönem geçici vergi beyannamesi ve Kurumlar Vergisi Beyannamesi üzerinden kazançtan indirilmesi mümkündür.

İndirimden faydalanmak isteyen sermaye şirketlerinin, taahhüt edilen sermaye artırımı tutarının nakit olarak şirketin banka hesabına fiilen yatırıldığına ilişkin olarak bu işlemleri içeren ve ilgili banka şubesi tarafından onaylanmış banka hesap özetini kağıt ortamında veya elektronik ortamda ilgili dönem kurumlar vergisi beyannamesi verme süresi içerisinde kurumlar vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairelerine ibraz etmeleri gerekmektedir. İlaveten, indirimden faydalanmak isteyen sermaye şirketlerinin nakdi olarak artırdıkları sermaye ile indirime konu edecekleri tutara ilişkin bilgileri, kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bildirmeleri gerekmektedir.

Diğer taraftan kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutarlar, izleyen hesap dönemine ilişkin geçici vergilendirme dönemlerine ait geçici vergi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

Saygılarımızla.  
KARDEM YMM  

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”