2024/5 Cezalı tarhiyatın 2010 yılının Aralık döneminden 2011 yılının Ocak dönemine devreden katma değer vergisinin sıfırlanmasından kaynaklanan kısmı için 10/02/2016 tarihinde tebliğ edilen ihbarname istenilemez zaman aşımı gerçekleşmiştir

Maddi Olay: Davacı hakkında yapılan vergi incelemesi sonucunda, davacının 2010 yılında yasal kayıtlarına intikal ettirdiği faturaların sahte olduğu tespit edildiğinden bu faturalara isabet eden katma değer vergisi indirimlerinin reddedilmesi suretiyle yeniden oluşturulan katma değer vergisi beyan tablosuna göre 2010 yılının Aralık döneminden 2011 yılının Ocak dönemine devreden katma değer vergisinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Davacı şirkete 2011 yılında tüm aktif ve pasifiyle birlikte devrolan …Demir Profil İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında yapılan vergi incelemesi sonucunda düzenlenen 22/12/2015 tarihli vergi inceleme raporları uyarınca, anılan şirketin 2010 ve 2011 yıllarında yasal kayıtlarına intikal ettirdiği bir kısım faturanın sahte olduğunun tespit edildiğinden bahisle bu faturalara isabet eden katma değer vergisi indirimlerinin reddedilmesi suretiyle yeniden oluşturulan katma değer vergisi beyan tablosuna göre 2011 yılının Temmuz döneminden Ağustos dönemine devreden katma değer vergisinin bulunmadığının tespit edildiği ve adına 2010 ve 2011 yıllarının muhtelif dönemleri için vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin tarh edildiği anlaşılmıştır.

Dava konusu cezalı tarhiyatın dayanağı olan vergi inceleme raporunda ise, davacı şirketin 2010 yılının Aralık döneminden 2011 yılının Ocak dönemine devreden katma değer vergisinin bulunmadığı; …Demir Profil İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin 01/07/2011 tarihinde davacı şirketle birleştiği, bunun üzerine davacının, anılan şirketin 61.258,16 TL tutarındaki 2011 yılının Temmuz döneminden Ağustos dönemine devreden katma değer vergisini beyanlarına aktardığı, ancak davacıya devrolan şirket hakkında yapılan vergi incelemesi sonucunda anılan şirketin 2011 yılının Temmuz döneminden Ağustos dönemine devreden katma değer vergisinin bulunmadığının tespit edildiği belirtilerek davacının beyan tablosu yeniden düzenlenmiş ve yeniden düzenlenen beyan tablosuna göre 10/02/2016 tarihinde tebliğ edilen ihbarname ile davacı adına 2011 yılının Mayıs dönemi için katma değer vergisi tarh edilmiş ve verginin üç katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmiştir. İnceleme elemanınca davacının beyan tablosu yeniden düzenlenirken … sayılı vergi inceleme raporu ile davacının yeniden düzenlenmiş olan beyan tablosu dikkate alınmıştır.

Vergi Dava Daireleri Kurulu 09.06.2021 tarih ve E: 2019/1520, K: 2021/953 sayılı kararı:

Dava konusu cezalı tarhiyatın 2010 yılının Aralık döneminden 2011 yılının Ocak dönemine devreden katma değer vergisinin sıfırlanmasından kaynaklanan kısmının zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır.

Uyuşmazlık konusu olayda, 2011 yılının Mayıs dönemi için tarh edilen cezalı katma değer vergisinin anılan tarh sebebinden kaynaklanan kısmının dayanağının, gerçek bir emtia teslimine dayanmadığı iddia edilen ve 2010 yılında deftere kayıt edilerek indirim konusu yapılan faturalarda yer alan katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesi olduğu ve vergiyi doğuran olayın 2010 yılında gerçekleştiği göz önüne alındığında, zamanaşımı süresinin vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği 2010 yılını takip eden yılın başından itibaren hesaplanması hukuka uygun olacaktır. Dava konusu cezalı tarhiyatın anılan tarh sebebinden kaynaklanan kısmının, vergi alacağının doğduğu 2010 yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve tebliğ edilmesi gerekirken, 10/02/2016 tarihinde tebliğ edildiği görüldüğünden, zamanaşımına uğradığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava konusu cezalı tarhiyatın, davacı şirketin beyanlarına aktardığı …Demir Profil İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin 2011 yılının Temmuz döneminden Ağustos dönemine devreden katma değer vergisinin sıfırlanmasından kaynaklanan kısmı yönünden; öncelikle zamanaşımı bulunup bulunmadığı hususu incelenerek zamanaşımının bulunmadığı sonucuna varılması durumunda, anılan şirketin yasal kayıtlarına intikal ettirdiği faturaların sahte olup olmadığı, dolayısıyla devreden katma değer vergisinin sıfırlanmasının ve davacının anılan şirketin devreden katma değer vergisini beyanlarına aktarmasının hukuka uygunluğu incelenmek suretiyle karar verilmesi gerekmektedir. Öte yandan, inceleme elemanınca davacının beyan tablosu yeniden düzenlenirken …sayılı vergi inceleme raporu ile davacının yeniden düzenlenmiş olan beyan tablosunun dikkate alınması karşısında anılan rapora istinaden yapılan tarhiyatın dava konusu edilip edilmediği hususu da araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/4 Şüpheli Alacağın Doğduğu Tarihte Ayrılmayan Karşılık Sonraki Yıllarda Ayrılabilir

Maddi Olay: : Davacı tarafından, 2014,2015,2016 yıllarında şüpheli hale gelen ve 2018 yılında kanunen kabul edilmeyen giderlere kaydedilen 2.704.356,31-TL tutarındaki şüpheli alacağın gerçek gider olarak kabul edilmesi gerektiğinden bahisle beyanname ihtirazi kayıtla verilmiştir.  Dava tahakkuk eden kurumlar vergisinin kaldırılması ve ödenen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesi istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

2014, 2015 ve 2016 yıllarında

Şüpheli hale geldiği ihtilafsız olduğu ve karşılığın anılan mevzuat hükmü uyarınca bu yıllarda ayrılması gerektiğinden, şüpheli alacağın doğduğu tarihte ayrılmayan karşılığın 2018 yılında ayrılması için ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk ettirilen ve davacıdan tahsil edilen kurumlar vergisinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi Karar Özeti:  

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinde, alacağın şüpheli hale geldiği tarihte karşılık ayrılmasını zorunlu kılan bir hükme yer verilmemektedir. Alacağın 323. maddede gösterilen niteliklere sahip olup olmadığı hususunun önem taşıdığı, dönemin değişmesiyle alacağın şüpheli olma niteliğini kaybettiğinin kabulünün kanunda öngörülmeyen bir sınırlama getireceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle de kanunla tanınan bir hakkın bertaraf edilmesi anlamına geleceği kanaatine varıldığı, bu durumda, davacı tarafından tahsil edilemeyen alacağın teminata bağlanmamış olduğu ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili olduğu ve alacakların şüphelilik halinin devam ettiği de tespit edilmiştir. İstinaf başvurusunun kabulüne, Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, fazladan tahsil edilen verginin yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine karar verilmiştir

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 28.03.2023 tarih ve E: 2021/1101, K: 2023/1057

sayılı kararı:

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/3 Taşınmaz teslimlerinde KDV matrahının davalı idarece maliyet tutarı üzerinden esas alınması, KDV oranının takdir komisyonunca herhangi bir araştırma yapılmaksızın belirlenmesi

Maddi Olay: Davacı tarafından, gayrimenkul alım-satım faaliyetinden elde ettiği kazancı kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle adına ticari kazanç yönünden mükellefiyet tesis edilerek takdir komisyonu kararlarına istinaden vergi ziyaı cezalı olarak re’sen tarh edilen 2011/1, 2 ve 5 dönemi katma değer vergisinin kaldırılması istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

Davacının bahse konu ticari faaliyetine konu taşınmaz teslimlerinin katma değer vergisine tabi olduğu ve bu yönden davacı adına tarhiyat yapılması gerektiği açık olmakla beraber, gerçekleştirilen taşınmaz teslimlerine ilişkin katma değer vergisi matrahının bulunuşu yönünden davalı idarece maliyet tutarı üzerinden esas alındığı belirtilen % 25’lik oranın takdir komisyonunca sektörel bazda herhangi bir araştırma yapılmaksızın belirlendiği, söz konusu oranın ticari icaplara uygun olarak belirlendiğinin kabul edilmesine olanak sağlayan somut bir tespitin davalı idarece ortaya konulamadığı ve teslimi yapılan daire ve iş yerlerinin tabi olduğu katma değer vergisi oranını belirleyen metrekare bilgisi yönünden herhangi bir belirleme yapılmaksızın % 18 oranı esas alınarak vergi salındığı görüldüğünden, dava konusu cezalı tarhiyatlara esas alınan takdir komisyonu kararının, matrah hesaplaması için gerekli olan somut tespitler içermediği, belirlenen matrahın eksik inceleme ile, uygulanan KDV oranının ise, somut bilgi ve belgeye dayalı şekilde taşınmazın alan bilgisi tespit edilmeksizin belirlendiği ve bu suretle takdir edilen matrahlar üzerinden % 18 oranında KDV oranı esas alınarak salınan dava konusu cezalı tarhiyatlarda hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bölge İdare Mahkemesi Karar Özeti:  

İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

Danıştay Üçüncü Daire:   06.03.2023 Tarih Ve E:  2022/6184, K: 2023/1196 Sayılı Kararı:  

Vergi Mahkemesinin kararının yapılan satışların ticari faaliyet kapsamında satışlar olduğuna yönelik gerekçesine ilişkin kısmının oybirliğiyle ONANMASINA, Mahkeme kararının matrahın bulunuş yöntemine dair gerekçesine ilişkin kısmının ise oyçokluğuyla BOZULMASINA, Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, karar verildi.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/2 İlişkili Firmadan faiz ödenmeyeceği kararlaştırılarak alınan borcun örtülü sermaye kabul edilerek dağıtılmış kar payı sayılmasının, katma değer vergisi açısından işlemin finasman temin hizmeti niteliğini etkilemediği

Maddi Olay: Davacı tarafından, hisselerinin % 100’üne sahip yurt dışında mukim ilişkili şirketten faiz ödenmeyeceği kararlaştırılarak alınan ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinin 7.fıkrası uyarınca dönem sonunda kar payı sayılacak olan örtülü sermaye niteliğindeki borç üzerinden hesaplanan faizin katma değer vergisinin konusuna girmediği ihtirazi kaydıyla 2018 yılının Ekim dönemi için 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca sorumlu sıfatıyla verilen beyanname üzerine ihtirazi kayda itibar edilmeyerek tahakkuk ettirilen katma değer vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir. Ödenmeyen faiz üzerinden katma değer vergisinin doğmayacağı, aksi yöndeki kanaatin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun; vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin esas alınması yönündeki hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

Borç olarak alınan tutarın örtülü sermaye olduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. KDV kanunu hükümlerinin incelenmesinden, banka, banker ve sigorta şirketleri dışında kim tarafından yapılırsa yapılsın her türlü borç verme ve finansman temini hizmetlerinin katma değer vergisine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Kuruluş amacı kar elde etmek olan şirkete ait paranın karşılıksız olarak paydaşına kullandırılması suretiyle bu kaynağın, işletmenin gereksinimlerinde kullanılmadığı gibi borç veren bakımından kazançtan da yoksun kalınmış olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, davacı şirketin %100 hisseli ortağı olan şirketten aldığı yüksek meblağ borçlar için düzenlenen sözleşmelerde faiz ödenmeyeceği kararlaştırılmıştır. Faiz ödenmeyerek finansal bir avantaj sağlanmış olsa bile aradaki bu ticari ilişkinin bir finansman hizmeti olduğu ve bu finansman hizmetinin, işlemin mahiyetine göre emsal bedelinin belirlenmesi suretiyle matrahının tespit edilerek vergilendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacı tarafından sorumlu sıfatıyla verilen beyanname üzerine tahakkuk eden katma değer vergisinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi Karar Özeti:  

İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

Danıştay Üçüncü Daire:   04.04.2023 Tarih Ve E:  2020/2781, K: 2023/1144 Sayılı Kararı: 

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/1 İade Talebi Süresinde Yapılmadığı Gerekçesiyle Reddedilmesi Neticesinde İptal Davası

Maddi Olay: Davacı tarafından, 2007 yılında gerçekleştirilen indirimli orana tabi işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin, 08/11/2012 tarihinde verilen 2008 yılının Kasım dönemine ilişkin düzeltme beyannamesinde iade edilebilir katma değer vergisi olarak beyan edilmiştir. 19/11/2012 tarihinde nakden iadesi istemiyle yapılan başvurunun, izleyen yılın sonuna kadar iade talebinde bulunulması gerekirken 08/11/2012 tarihinde verilen düzeltme beyannamesi ile süresinden sonra iade talebinde bulunulduğundan bahisle reddedilmiştir.  Reddedilen işlemin iptali ve iadesi reddedilen tutarın yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

Davacı şirketin 2007 yılında gerçekleştirdiği indirimli orana tabi işlemler nedeniyle yüklenmiş olduğu ve indirim yoluyla gideremediği katma değer vergilerinin nakden iadesi talebinin, beş yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde her zaman yapılabileceği ve uyuşmazlıkta da bu süre içerisinde yapıldığı anlaşılmaktadır. İade talebinin, süresinden sonra talepte bulunulduğu gerekçesiyle reddine dair dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.

Vergi mahkemesi bu gerekçeyle dava konusu işlemi iptal etmiş ve iadesi reddedilen tutarın faiziyle birlikte davacıya iadesine karar vermiştir.

Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/06/2020 tarih ve E:2019/3736, K:2020/2018 sayılı kararı:  

Uyuşmazlıkta, 2007 takvim yılında gerçekleşen indirimli orana tabi işlemler nedeniyle doğan katma değer vergisi iadelerinin talep edilebilmesi, indirimli orana tabi işlemlerden dolayı mahsuben iadenin varlığı; iadenin doğduğu tarihten itibaren verilecek katma değer vergisi beyannamelerinde gösterilmesi, mahsup yoluyla iade edilemediğinden iadesi gereken kısım için de (ihtilaflı yıl için) ilgili dönem katma değer vergisi beyannamesinin verilme süresinin son gününe kadar iade talebinde bulunulması gerekmektedir. Bu tarihe kadar mahsup yoluyla iade talebinde bulunmayan davacı şirketin, daha sonraki düzeltme beyannamesi ile iade talebinde bulunmasının hukuki dayanağı bulunmadığından, davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararında hukuka uygunluk görülmemiştir. Daire bu gerekçeyle kararı bozmuştur.

Vergi Mahkemesinin Israr Kararı :

Vergi Mahkemesi aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU: 25.01.2023 Tarih Ve E:  2021/71, K: 2023/86 Sayılı Kararı: 

Davacının iade talebinin reddine dair işlemin iptaline ilişkin kısmının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi hukuka uygun bulunmuştur.Mahkemece re’sen araştırma ilkesi uyarınca gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle yukarıda belirtilen hususlar araştırılarak idareye başvuru tarihi itibarıyla davacının iade hakkının bulunup bulunmadığının ve dolayısıyla iadenin yapılıp yapılamayacağının ortaya konulması gerekmektedir.

Diğer taraftan, Mahkemece, iadenin yapılması gerektiği sonucuna varılması halinde davacının faiz istemi yönünden de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen esaslar çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Tüm bu hususlar dikkate alınmak suretiyle uyuşmazlığın tamamı hakkında yeniden karar verilmek üzere ısrar kararının bozulması gerekmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2023/15 Kayıt Ve Beyan Dışı Bırakılan Hâsılat Ortaklara Kâr Payı Olarak Dağıtılmıştır Aksini İspat Külfeti Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olan Bu Durumu İddia Eden Davacıya Aittir

Maddi Olay: Davacı adına, kayıt ve beyan dışı bıraktığı hâsılatını ortaklara kâr payı olarak dağıttığı yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak re’sen tarh edilen gelir (stopaj) vergisi ile verginin bir katı tutarında kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

Davacının ilişkili kişilere finansman hizmeti sağladığı kabul edilerek örtülü kazanç tutarı bulunmuştur. Şirketin, bir kısım kazancını kayıt ve beyan dışı bıraktığı tespit edilmiştir. Bu kazanç üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinin tenzili neticesinde bulunan tutar üzerinden şirketin gelir (stopaj) vergisi matrah farkı olarak resen takdir edilmiştir. Anılan matrah farkı üzerinden de 193 sayılı Kanun’un 94. maddesinin birinci fıkrasının uyarınca gelir stopaj vergisinin şirket adına resen tarh edilmesi ve bir kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Mahkeme uyuşmazlık konusu vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 09/10/2019 tarih ve E:2016/17147, K:2019/4503 sayılı kararı:  

Kayıt dışı bırakılan hasılat bulunduğunun tespiti ile matrah farkı belirlense dahi davacının beyan dışı bırakıldığı ileri sürülen kârını ortaklarına dağıttığı hususunda inceleme elemanı ya da idarece yapılmış somut bir tespit bulunup bulunmadığı araştırılarak ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği tabiidir. Daire bu gerekçeyle kararı bozmuş; davalının karar düzeltme istemini ise reddetmiştir.

 Vergi Mahkemesinin Israr Kararı :

Ortaklarından ayrı bir kişiliğe sahip olan sermaye şirketlerinin asıl amacı kazanç elde etmek ve bu kazancı ortaklarına dağıtmak olduğuna göre, bir kurumun kayıt ve beyan dışı bir kazancının bulunduğu ve kayıt ve beyan dışı bu kazancın yasal defter ve bilanço kayıtları ile kurum bünyesinde bulunduğunun ispat edilemediği durumlarda, söz konusu kazancın yasal prosedür uygulanmadan ortaklara dağıtıldığının kabulü gerekmektedir. Kayıt ve beyan dışı bırakılan kazancın yasal defter ve bilanço kayıtları ile kurum bünyesinde bulunduğunun ispat edilememesi nedeniyle davacı adına tarh edilen bir kat vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj)vergisinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin : 08.03.2023 tarih ve E: 2021/1496, K: 2023/189 sayılı kararı: 

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2023/14 Amortisman yöntemlerinin seçimlik olduğu ve basiretli bir mükellefin, bu seçim ile birlikte enflasyona karşı koruma tedbirlerinin sonuçlarını öngörmesi gerektiği, davacı tarafından binalarla ilgili normal amortisman yönteminin seçilmesi nedeniyle amortisman süresinin son yılında itfa edilemeyen bakiye değerin tamamının gider olarak yazılamayacağı hakkında

Maddi Olay: Davacı şirket tarafından aktifindeki binalarla ilgili normal amortisman yöntemini seçmesi nedeniyle amortisman süresinin son yılında itfa edemediği 579.295,42 TL bakiye değerin tamamının gider olarak dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen 2011 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde fazladan tahakkuk ettirilen 115.859,08 TL’nin terkini ve yasal faizi ile iadesi istemiyle dava açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 5018 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenlemede eski düzenlemedeki gibi bina amortismanlarına ilişkin bir özel düzenlemeye yer verilmediği dolayısıyla yeni düzenleme ile artık binaların alış bedeli üzerinden amortisman uygulamasına son verildiği ve artık eski düzenlemenin aksine yeniden değerlemeye tabi tutulan binaların amortisman süresinin sonunda itfa olmamaları gibi bir durumun söz konusu olmadığı gibi yeni Kanuni düzenlemeye göre bina değerinin, amortisman süresinin sonunda yeniden değerleme ve enflasyon düzeltmesinde yapılan hesaplamadan kaynaklı bir artı değerin kalması durumunda ise kalan artı değerin son yılda yok edilmeyeceğine ilişkin Kanunda bir hüküm bulunmadığı ve amortismanın genel mantığı açısından da son yılda kalan değerin indirilmesi gerektiği anlaşılmakla, davacı kurumun aktifine kayıtlı binalar için normal amortisman yönteminin uygulanması nedeniyle amortisman süresinin sonunda kalan bakiye değerin son yılda gider olarak yazılmasının kabul edilmemesi suretiyle davacı kurum adına fazladan tahakkuk ettirilen 115.859,08-TL kurumlar vergisi tutarında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu tutarın yasal faizi ile davacıya iadesine karar verilmiştir.

Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 26.12.2017 tarih ve E: 2013/3324, K: 2017/9092 sayılı kararı:

Davacının söz konusu binalarla ilgili normal amortisman yöntemini seçmesi sebebiyle yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere amortisman süresinin sonunda iktisadi kıymetlerinin tamamen itfa olması gerekirken olmadığından bahisle kalan bakiye değerin son yılda gider olarak yazılması talebi olduğu anlaşılmaktadır. Bu hususta davacının binalarının iktisadi kıymetlerini kendiliğinden itfa edememesinin neden kaynaklandığının irdelenmesi gerekmektedir. Zira davacı tarafından dava konusu iddia yalnızca azalan bakiyeler usulüne göre dezavantajlı konumda olması ve iki usul arasındaki bu farklılığın eşitlik ilkesine aykırı olduğuna dayandırılmış; ancak normal şartlarda sürenin son yılında yok edilmiş olması gereken bu bakiye değerin neden kaldığına dair açıklama yapılmamıştır

Azalan bakiyeler usulüne özgü olarak düzenlenen, amortisman süresinin sonunda itfa edilemeyen devreden bakiye değerin o yıl tamamen gider yazılmak suretiyle yok edileceği hükmünün, bina amortismanları için dezavantaj yaratan yeniden değerleme ve sonrasında getirilen enflasyon düzeltmesi karşısında net değerin sıfırlanmasını sağlayacağı açıktır. Kanun’da bu hüküm yalnızca azalan bakiyeler için öngörülmüş olup, kıyas yolu ile genişletilemez; zira normal amortisman yöntemi bakımından Kanun koyucu kasıtlı olarak susmuştur. Amortisman yöntemlerinin seçimlik olduğu ve basiretli bir mükellefin, bu seçim ile birlikte enflasyona karşı koruma tedbirlerinin sonuçlarını öngörmesi gerektiği aşikar olduğundan; davacı şirket tarafından binalarla ilgili normal amortisman yöntemini seçmesi nedeniyle amortisman süresinin son yılında itfa edemediği bakiye değerin tamamının gider olarak yazılması gerektiği iddiasının davalı idare tarafından kabul edilmemesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2023/13 Amortismana tabi olmayan kıymetlerin, enflasyon düzeltmesi uygulanmış değerinin altında bir bedelle satılması halinde, 31.12.2003 tarihli düzeltilmiş maliyetin altında kalan kısmın zarar olarak kabul edilemeyeceği hakkında

Maddi Olay: Davacı kurum 2004 yılı kurumlar vergisi beyannamesini enflasyon düzeltmesine tabi tutulmuş olan yatırım fonu katılma belgelerinin satılması sonucu ortaya çıkan ve 31.12.2003 tarihli düzeltilmiş değerle, düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden kısmın zarar olarak kabul edilmemiştir. Bunun sonucunda Kurumlar Vergisi Beyannamesini gelecek döneme devreden cari yıl zararının azaltıldığı ihtirazi kaydıyla vererek dava açmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Düzeltmeye konu menkul kıymetlerin 31.7.2004 tarihinden önce düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması sonucu oluşan fark tutarın, 2004 yılında zarar olarak dikkate alınıp, alınmayacağına ilişkin olduğu, Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. maddesine 5228 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile eklenen (l) bendinde “Bu madde uyarınca düzeltilen kalemlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farkları maliyet bedeli addolunur.Şu kadar ki, amortismana tabi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zarar, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmaz” hükmünün mevcut olduğu, buna göre 31.12.2003 tarihli bilançoların enflasyonun olumsuz etkilerinden arındırılması için enflasyon düzeltme işlemine tabi tutulacağı, düzeltme işlemine tabi tutulan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde ise oluşan zararın, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacağının açık olduğu, davacı kurumun 2000 yılında temin ettiği ve 31.12.2003 tarihli bilançoda düzeltmeye tabi tuttuğu yatırım fonu katılma bedellerini 2004 yılında düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle sattığı, bu nedenle düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zararın matrahın tespitinde dikkate alınmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin  25.12.2008 tarih ve E: 2006/2595, K: 2008/6239 sayılı kararı: 1.1.2004 tarihinden itibaren yapılacak enflasyon düzeltmesi işlemleri ve bunun doğuracağı vergisel sonuçlar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin A fıkrasının 5 numaralı bendinde, “Enflasyon düzeltmesine tabi tutulan değerlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon farkları maliyet addolunur.” denilmektedir. Bu nedenle, 1.1.2004 tarihinden itibaren yapılacak işlemlerde anılan maddenin uygulanması ve kazancın tespitinde en son düzeltilmiş değerlerin maliyet olarak kabul edilmesi, amortismana tabi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde ise, 31.12.2003 tarihli düzeltilmiş maliyetin altında kalan kısmın kanun maddesi gereği zarar olarak kabul edilmemesi, 1.1.2004 tarihinden itibaren yapılan enflasyon düzeltmesi işlemleri çerçevesinde oluşan maliyet artışı nedeniyle bir satış zararı doğması halinde ise bu zararının tamamının mali zarar olarak kabul edilmesi gerekmektedir. İncelenen dosyada ise satışın ne zaman yapıldığı ve zararın hangi tarihli düzeltilmiş maliyet esas alınarak belirlendiği konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacının ihtilafa konu amortismana tabi olmayan kıymetlerini hangi tarihte sattığı ve hangi tarihli düzeltilmiş maliyet esas alınarak zarar tespit edildiğinin saptanması ve buna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus araştırılmadan karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Bu nedenle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 4.Vergi Mahkemesinin 30.11.2005 günlü ve E:2005/714, K:2005/1637 sayılı kararının belirtilen hususlar araştırılarak yeniden bir karar verilmek üzere bozulmasına, 25.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2023/12 Kıdem Tazminatı Karşılığı Ve Dava Tazminat Karşılığı Enflasyon Düzeltmesine Tabi Tutulamaz

Maddi Olay: Kıdem tazminatı karşılığı ve dava tazminat karşılığının enflasyon düzeltmesine tabi tutulması ihtirazi kaydıyla verilen 2004 yılı kurumlar vergisi beyannamesi üzerinden fazladan yapılan tahakkukun iptali ile ödenen verginin iadesi istemiyle dava açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesinde enflasyon düzeltmesi düzenlenmektedir. İlgili maddeye göre parasal olmayan kıymetler enflasyon düzeltmesine tabi tutulacaktır. Konuya açıklık getiren 17 No’lu Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde de, gider yazılması mümkün olmayan karşılıkların enflasyon düzeltmesine konu edilemeyeceği belirtilmiştir.  Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca ayrılan karşılıklardan olmayan kıdem tazminatı karşılığı ve dava tazminat karşılığının gider yazılması mümkün değildir. Bu karşılıkların enflasyon düzeltmesine tabi tutulmasına ve çıkan miktarın gider olarak kaydına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin  16.05.2008 tarih ve E: 2007/613, K: 2008/1889 sayılı kararı: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

 

Bu nedenle, temyiz isteminin reddine, İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 9.11.2006 günlü ve E:2005/1010, K:2006/1836 sayılı kararının onanmasına 16.5.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2023/11 Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Uyarınca Edinilen Bağımsız Bölümler Servetin Değerlendirilmesidir Ve Satışından Elde Edilen Kazanç Servetin Şekil Değiştirmesi Niteliğindedir

Maddi Olay: Davacı adına, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edinilen bağımsız bölümlerin satışından elde edilen ticari kazancın kayıt ve beyan dışı bırakıldığı gerekçesiyle cezalı tarhiyat yapılmıştır. Takdir komisyonu kararı uyarınca re’sen tarh edilen 2009 yılının Şubat, Mart, Nisan, Haziran, Kasım ve Aralık dönemlerine ait katma değer vergileri ile vergilerin bir katı tutarında kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Arsanın maliki olan davacı ile … İnşaat Orman Ürünleri Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi arasında 11/02/2005 tarihli gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmıştır. Davacının, bu sözleşme uyarınca hissesine düşen 14 adet daireyi ve başka ada ve parseldeki bir daireyi, 2009 yılında 8, 2010 yılında 4, 2011 yılında 1, 2012 yılında 1, 2013 yılında 1 adet olmak üzere sattığı idarece tespit edilmiştir. Bu tespit üzerine davacı adına mükellefiyet tesis edilerek dava konusu cezalı tarhiyatlar yapılmıştır.

Kişinin arsasını müteahhide vermesi ve inşa edilen binada bağımsız bölüm sahibi olması servetin değerlendirilmesi, servetin biçim değiştirmesidir. Olayda, ticari bir organizasyon ve devamlılık olmaksızın davacının kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edindiği dairelerin satışından elde ettiği kazancın servetin şekil değiştirmesi niteliğini haiz olduğu, bu satışları dışında bir dairenin satışının bulunduğu ve bunun da devamlılık unsuru oluşturduğundan bahsedilmeyeceği anlaşılmıştır. Dolayısıyla ticari faaliyet çerçevesinde yapılan bir teslim bulunmadığından, dava konusu cezalı tarhiyalarda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Mahkeme bu gerekçeyle cezalı tarhiyatları kaldırmıştır.

Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 23/11/2020 tarih ve E:2016/10925, K:2020/4715 sayılı kararı: Davacının bir yılda birden fazla olmak üzere takip eden yıllarda devamlı şekilde yapılan gayrimenkul satışlarının ticari kazanç elde etme maksadıyla yapıldığı sonucuna varılmıştır. Daire bu gerekçeyle kararı bozmuştur.

… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı: Mahkeme, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar etmiştir.

VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU   Esas: 2021/1656 Karar: 2023/44

“Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.”

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edinilen bağımsız bölümler servetin şekil değiştirmesi olduğu ve satışların ticari organizasyon kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği kabul edilmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”