Danıştay 9. Daire, 29.09.2022 tarihli, E. 2020/1868, K. 2022/4393 sayılı karar

Dava konusu istem

Şirketin 2016 yılı hesaplarının kurumlar vergisi yönünden incelenmesi sonucu bazı gider ve maliyetlerin hatalı kaydedilerek kurum kazancının düşük gösterildiği iddiasıyla re’sen tarh edilen ve tekerrür nedeniyle artırılan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinin kaldırılması talep edilmiştir.

Vergi incelemesinde eleştiri konusu yapılan hususlar

  1. Stok değerleme (Şirket lehine) Mahkeme, stokların FIFO yöntemine göre doğru incelenmediğini ve toplamda fazla stok beyanı bulunduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle stok düşük değerleme eleştirisine dayalı matrah farkı kaldırılmıştır.
  2. Kıdem ve ihbar tazminatları (İdare lehine) Ödeme yapılmadan gider yazılamayacağı, ancak karşılık ayrılarak ödeme döneminde gider yazılabileceği kabul edilmiştir. Bu nedenle eleştiri hukuka uygun bulunmuştur.
  3. Aktifte olmayan araç giderleri (İdare lehine) Grup şirketlere ait olsa bile ayrı tüzel kişiliğe sahip araçların giderleri indirilemez. Bu eleştiri yerinde görülmüştür.
  4. İşle ilgili olmayan harcamalar (İdare lehine) Düğün, kişisel eşya gibi giderlerin ticari faaliyetle ilgisi olmadığı kabul edilmiştir. Bu giderler reddedilmiştir.
  5. Yardım ve bağışlar (İdare lehine) Kanunda belirtilen şartları taşımadığı için indirimi kabul edilmemiştir.
  6. Petrol istasyonu yenileme giderleri (Şirket lehine önemli husus)

Mahkemeler şu ayrımı yapmıştır: Satıştan doğan zarar yalnızca 9.322 TL’dir ve istisna kapsamına girer. Ancak 1.115.000 TL tutarındaki yenileme gideri, istisna kapsamındaki zarar değil, ticari faaliyetin devamı için yapılan giderdir.  Bu nedenle söz konusu giderin kurum kazancından indirilebileceği kabul edilmiştir.

Tekerrür cezası (Şirket lehine) Önceki cezanın kesinleşme tarihi dikkate alınarak artırılan vergi ziyaı cezasının tekerrür kısmı hukuka aykırı bulunmuştur.

Danıştay kararı (Sonuç): Bölge İdare Mahkemesi kararını hukuka uygun bularak: Vergi idaresinin temyiz talebini reddetmiş ve kararı onamıştır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Taşınmaz veya İştirak Hissesi Satış Kazancı İstisnalarında Şekle Değil Esasa Bakılması Gerektiğini Kabul Eden Önemli Bir İçtihat

DANIŞTAY 4. Daire – 2019/607 – 2022/1380 Kararının Özeti

Taşınmaz veya İştirak Hissesi Satış Kazancı İstisnalarında Şekle Değil Esasa Bakılması Gerektiğini Kabul Eden Önemli Bir İçtihat

 Davanın Konusu

Davacı şirket, yurt dışındaki … Ltd. Şti.’ye ait iştirak hisselerini 2005 yılından beri elinde bulundurmaktadır.
Bu hisseler:

  • henüz kuruluş aşamasında,
  • herhangi bir bedel ödenmeden,
  • rayiç değeri bulunmayan,
  • piyasa değeri oluşmamış,
  • nominal olarak 10 Euro değerle
    edinmiş ve nazım hesaplarda izlenmiştir.

Davacı, 2016 yılında bu hisseleri satmış ve Kurumlar Vergisi Kanunu 5/1-e uyarınca %75 istisna uygulamıştır.

Vergi idaresi, istisnayı reddetmiştir. Gerekçe: “Hisseler aktifte değil, nazım hesapta. KVK 5/1-e için en az 2 yıl aktif kayıt şartı sağlanmadı.”

Vergi Mahkemesi ve BAM Kararı

İlk derece ve Bölge İdare Mahkemesi: İştirak hisselerinin mutlaka aktif hesaplarda izlenmesi gerektiğini, Nazım hesapta izlenen iştirakler için istisna uygulanamayacağın söyleyerek davayı reddetti.

Danıştay’ın Kararı: BOZMA (Davacı lehine)

Danıştay 4. Daire, alt mahkemelerin kararını BOZMUŞTUR.

 Kararın özünü oluşturan kritik tespit:

Bu hisseler gerçek bir ekonomik değer ifade etmeyen,
kuruluş aşamasında verilen,
bedelsiz,
rayiç bedeli bulunmayan,
ticarete konu olmayan nitelikte olduğundan
aktif hesapta izlenmemesi makul ve doğaldır.

“Aktife kaydedilmemiş olsa bile,

✔ mülkiyet 2005’te kazanıldı,
2 yıldan uzun süre elde tutulduysa,
✔ fiilen iştirak niteliği varsa,
KVK 5/1-e istisnası uygulanabilir.”

Danıştay ilk kez “aktif kayıt şartı”nı şekli değil, maddi bir şart olarak yorumlamış, bazı durumlarda aranmayabileceğini söylemiştir.

Bu karar:

  • KVK 5/1-e kapsamındaki “2 yıl aktifinde kayıtlı olma” şartının
    bazı özel durumlarda şekli değil maddi yorumlanabileceğini gösterir.
  • İştiraklerin fiilen elde tutulması,
    ekonomik gerçeklik,
    bedelsizlik,
    rayiç değer olmaması gibi hallerde
    aktif kayıt şartı esnetilebilir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Danıştay Kararı: Sahte fatura düzenleme fiiline iştirak ettiği iddiasıyla kesilen vergi ziyaı cezası

DANIŞTAY 9. DAİRE KARARI – 12.12.2024 (E:2024/1559, K:2024/7463)

Konu: Sahte fatura düzenleme fiiline iştirak ettiği iddiasıyla kesilen vergi ziyaı cezası

Özet:

Davacı hakkında, bir akaryakıt şirketinin sahte fatura düzenleme eylemine iştirak ettiği iddiasıyla, 2015 yılı KDV yönünden vergi ziyaı cezası kesilmiştir.

Vergi Mahkemesi, sahte fatura düzenlediği iddia edilen şirkete ilişkin tarhiyatların ve tebliğlerin kesinleşmediği, dolayısıyla bu fiilin henüz sübuta ermediği gerekçesiyle cezayı iptal etmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi de bu kararı hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir.

Danıştay’ın Kararı:

  • Davacının sahte fatura düzenleme fiiline nasıl ve hangi şekilde iştirak ettiğine dair somut tespit bulunmamaktadır.
  • Vergi ziyaı cezasının dayanağı olan fiiller şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmamıştır.
  • Davacı ile sahte belge düzenleyen firma arasında hukuken ispatlanabilir bir illiyet bağı kurulamamıştır.

Bu nedenle, vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemesi kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Sonuç:

Davalı idarenin temyiz istemi reddedilmiş,

Bölge İdare Mahkemesi kararı ONANMIŞTIR.

Karar Tarihi: 12.12.2024

Sonuç: Oybirliğiyle – Kesin


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

DANIŞTAY 3. DAİRE KARARI – 24.02.2025 (E:2023/4916, K:2025/822)

Konu: Dönem sonu stoklarının olması gerekenden düşük değerlenmesi nedeniyle satılan malların maliyetinin yüksek, satış kârının ise düşük gösterildiği iddiasıyla yapılan re’sen tarh işlemi

Özet:

Kuyumculuk faaliyeti yürüten mükellef hakkında yapılan vergi incelemesinde, dönem sonu stoklarının düşük değerlenerek satış kârının azaltıldığı tespit edilmiş; bu nedenle 2017 yılı için gelir vergisi ve vergi ziyaı cezası tarh edilmiştir.

Vergi Mahkemesi, incelemede “ortalama maliyet yöntemi” nin kullanılması, farklı ayardaki altınların 24 ayara çevrilmesi ve işçilik maliyetlerinin dikkate alınmaması gibi hususlarda hata olduğu gerekçesiyle uygulanan cezalı vergiyi kaldırmıştır.

Bölge İdare Mahkemesi, ilk derece kararını hukuka uygun bularak istinafı reddetmiştir.

Danıştay’ın Kararı:

  • İnceleme, mükellefin kendi beyan ettiği değerleme yöntemiyle yapıldığı, bu nedenle fark matrahın hesabında hatalı yöntem kullanıldığından söz edilemeyektir.
  • İşçilik bedellerinin maliyete dahil edilmeyerek ayrı takip edildiği kabul edildiğinden hesaplamada dikkate alınmaması yerindedir.
  • Farklı ayardaki altınların 24 ayara çevrilmesi toplam altın miktarını değiştirmez.
  • Bu nedenle inceleme raporundaki tespitler, satış kârının düşük gösterildiğini kanıtlar niteliktedir.

 

Sonuç:

Vergi Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi kararları bozulmuştur.

 

Karar Tarihi: 24.02.2025

Sonuç: Oybirliğiyle – Kesin


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Danıştay VDDK’dan Yatırım İndirimi Stopajına İlişkin Emsal Nitelikli Karar

(E: 2023/542, K: 2025/304 – Karar Tarihi: 2025)

Konu:
Yatırım indirimine tabi kazançlar üzerinden yapılan %19,8 oranındaki stopajın, yabancı ortağa temettü dağıtımı kapsamında Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması (ÇVÖA) uyarınca indirimli oran (%5) üzerinden tevkifata tabi tutulup tutulamayacağı.

 Olayın Özeti

Bir şirket, 2014 yılı kârından ortaklarına temettü dağıtımı yapmış; dağıtılan kârın bir kısmı yatırım indirimine tabi kazançlardan oluştuğu için, Almanya mukimi ortağın payı üzerinden %19,8 oranında stopaj hesaplanmıştır.

Şirket, söz konusu stopajın ÇVÖA’nın “temettüler” başlıklı 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, %5 oranında tevkifat uygulanması talebiyle dava açmıştır.

İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş; ancak Danıştay 4. Dairesi bu kararı bozarak yatırım indirimi stopajının temettü niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Vergi Mahkemesi önceki kararında ısrar edince dosya Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’na (VDDK) taşınmıştır.

 Danıştay VDDK’nın Değerlendirmesi

Danıştay VDDK, Danıştay 4. Dairesi’nin yaklaşımını benimseyerek önemli tespitlerde bulunmuştur:

  1. Yatırım indirimi kazançları, kurumun elde ettiği kârın bir parçasıdır.
    Bu kazançların ortaklara dağıtımı, menkul sermaye iradı (temettü) niteliğindedir.
  2. Türkiye–Almanya ÇVÖA’nın 10. maddesi uyarınca, temettü gelirlerinin gerçek lehdarı Almanya mukimi bir kurum olduğunda, söz konusu gelir azami %5 oranında vergilendirilebilir.
  3. Anayasa’nın 90. maddesi gereği, uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir ve iç mevzuatla çelişmeleri hâlinde öncelikli olarak uygulanır.
  4. Bu nedenle, GVK Geçici 61. madde uyarınca yapılan %19,8 oranındaki yatırım indirimi stopajı da temettü stopajı sayılmalı; dolayısıyla ÇVÖA’daki %5 oranı esas alınmalıdır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Danıştay 9. Daire, 21.10.2024 tarihli, E.2023/3430, K.2024/5568 sayılı karar

Konu: Bağış adı altında yapılan ödemenin gerçekte peçeleme yoluyla kâr payı dağıtımı niteliğinde olup olmadığı – Kurum kazancından indirim konusu yapılabilirliği–

Olayın Özeti:

Bir anonim şirket, ilişkili bulunduğu holdingin hâkim ortağı konumundaki bir vakıf üniversitesine 2018 yılında yüksek tutarda bağış yapmıştır.
Vergi inceleme raporunda bu ödemenin gerçekte bağış değil, kâr payı dağıtımının bağış görünümü altında gizlenmesi (peçeleme) olduğu belirtilmiş; böylece hem kurumlar vergisi matrahının azaltıldığı hem de kâr payı stopajının önlendiği tespit edilmiştir.

Ayrıca 7143 sayılı Kanun kapsamında yapılan matrah artırımı tutarının kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) sayılması gerektiği ifade edilmiştir.

Yargılama Süreci:

İlk Derece Mahkemesi:

  • Üniversitenin ayrı tüzel kişiliğe sahip olduğu, bağışın mevzuata uygun yapıldığı ve kanunların bu bağışlara indirim hakkı tanıdığı gerekçesiyle bağışa ilişkin cezalı vergiyi kaldırdı.
  • Ancak matrah artırımı giderinin reddine ilişkin kısmı hukuka uygun buldu.

Bölge İdare Mahkemesi:

  • İlk derece kararını onaylayarak istinaf başvurusunu reddetti.

Danıştay 9. Daire:

  • Vergilendirmede ekonomik yaklaşım ilkesine dikkat çekerek işlemlerin gerçek mahiyeti esas alınmalıdır dedi.
  • Şirketin uzun yıllar boyunca ortaklarına kâr payı dağıtmamasına rağmen, aynı dönemde ilişkili vakıf üniversitesine düzenli ve yüksek tutarlı bağış yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtti.
  • Bu durumun vergiden kaçınma amacı taşıyan peçeleme işlemi olduğunu, dolayısıyla bağışın indirilebilir gider olarak kabul edilemeyeceğini vurguladı.
  • Şirketin, bağış adı altında vergiden istisna edilen bir işlemle kâr dağıtımını gizlediği kanaatine varıldı.

 Hukuki Değerlendirme:

  • Vergi Usul Kanunu’nun 3/B maddesi uyarınca vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esas alınır.
  • Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesi bağış ve yardımların indirimini düzenlese de, bu hükmün vergiyi dolanmak amacıyla kullanılmasına izin verilemez.
  • Şirketin ekonomik amacı, kâr elde etmek ve bunu ortaklara dağıtmaktır; bu amaçla ilgisiz şekilde yapılan “bağış” işlemleri iktisadi, ticari ve teknik icaplara aykırı sayılmıştır.
  • Peçeleme yoluyla yapılan işlemler, vergi hukukunda geçersiz sayılır ve işlem, gerçek ekonomik mahiyetine göre vergilendirilir.

 Sonuç:

  • Danıştay, bağışın kâr payı dağıtımı niteliğinde olduğuna hükmetti.
  • Bağış tutarının kurum kazancından indirilmesi hukuka aykırı bulundu.
  • Davalı idarenin temyiz istemi kabul edildi.
  • Bölge İdare Mahkemesi kararı bozuldu ve dosya yeniden karar verilmek üzere geri gönderildi.
  • Karar kesin olup oybirliğiyle alınmıştır.

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/9 Mükellefiyetinin Sona Erdiği Tarihten Sonra Yapılacak Tebligatın, Elektronik Ortamda Yapılmasında Hukuka Aykırılık Bulunmamaktadır

 Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulundan: Esas No: 2023/9 Karar No:2024/3

 Mükellefiyetini kendi iradesiyle sona erdiren veya mükellefiyeti re’sen terkin edilen gerçek kişilere mükellefiyetinin sona erdiği tarihten sonra yapılacak tebligatın, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi uyarınca elektronik ortamda yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı yönünde giderilmesine, 06/03/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/8 İndirimli Orana Tabi İşlemlerin Gerçekleştirildiği Vergilendirme Dönemlerini İzleyen Yılda Düzeltme Beyannamesi İle İade Talebinde Bulunulabilir

Maddi Olay: , 2011 yılının Şubat döneminde gerçekleştirilen indirimli orana tabi mal teslimleri ve hizmet ifaları nedeniyle yüklenilen ancak indirim konusu yapılamayan katma değer vergilerinin, anılan döneme ilişkin olarak 12/11/2012 tarihinde düzeltme beyannamesiyle iade talebinde bulunulmuştur. İade alacağının mahsuben iadesi talebiyle 04/01/2013 tarihinde yapılan başvurunun 119 Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği uyarınca reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi Kararı

 Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin ikinci fıkrasında, yılı içinde mahsuben iade edilemeyen verginin, izleyen yıl içinde talep edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin maddede sayılan borçlarına mahsuben iade edileceği hususunun açıkça belirtilmiştir. Kanunla tanınan bir hakkın, kanun hükmünde öngörülmediği halde genel tebliğ gibi ikincil bir mevzuatla kapsamının daraltılamayacağı, dolayısıyla düzeltme beyannamesini 12/11/2012 tarihinde veren davacı şirketin iade talebinin Tebliğ’de belirtilen hususlara uygun olmadığından bahisle reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Dairece, indirimli orana tabi işlemlerle ilgili katma değer vergisi alacakları için süresinde iade talebinde bulunmayan mükelleflerin daha sonra düzeltme beyannamesi vererek iade talebinde bulunamayacakları gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, ilk kararda ısrar edilmiştir.

VDDK Esas No:2019/1138, Karar No:2021/172

Kurulca, indirimli orana tabi işlemlerin gerçekleştirildiği vergilendirme dönemlerini izleyen yılda düzeltme beyannamesi ile iade talebinde bulunmasının hem Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasına hem de anılan Tebliğ’deki düzenlemelere aykırılık teşkil etmediği tespit edilmiştir. Davacının iade talebinin reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmediği belirtilerek ısrar kararına yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/7 Pişmanlık şartlarının ihlâli vadesi geçen vergilerde söz konusudur. Mükellef tarafından haber verme tarihi itibarıyla vadesi gelmeyen vergilerin süresinde ödenmemiş olması pişmanlık şartlarını ihlal etmez

Dava konusu istem: Davacı adına, pişmanlık şartlarını ihlâl ettiğinden bahisle kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

Vergi Mahkemesinin kararı: 213 sayılı Kanun’un 371. maddesinden faydalanarak pişmanlıkla verdiği beyanname üzerine tahakkuk eden gelir vergisinin ikinci taksidini süresi içerisinde ödemediği sabit olan davacı adına pişmanlık hükümlerini ihlâl ettiğinden bahisle kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle davayı reddetmiştir.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu E: 2019/808 K: 2020/1175 Tarih: 04.11.2020

Pişmanlık hükümlerinden yararlanıldığı sırada henüz vadesi gelmemiş vergi borcunun vadesinde ödenmemesi halinde 6183 sayılı Kanun gereği gecikme zammı ile birlikte tahsili yoluna gidilecektir.

Uyuşmazlıkta, davacının 2011 yılı gelir vergisi beyannamesini pişmanlık talepli olarak verdiği tarih olan 25/05/2012 tarihi itibarıyla sadece gelir vergisinin birinci taksidinin ödeme süresi geçmiş olup ikinci taksidin ödeme süresi (31/07/2012) ise henüz geçmediğinden, ikinci taksidin ödenmemesi pişmanlık şartlarının ihlâli sayılmayıp süresinde ödenmeyen ikinci taksit için 6183 sayılı Kanun hükümlerince hesaplanacak gecikme zammı uygulanarak ödeme emri ile tahsili yoluna gidilmesi gerekmektedir.

Bu durumda davacı adına pişmanlık şartlarını ihlal ettiğinden bahisle vergi ziyaı cezası kesilemeyeceğinden, Vergi Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen kararda isabet bulunmamaktadır.

Daire bu gerekçeyle kararı bozmuş; davalının karar düzeltme istemini reddetmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

2024/6 Vergi oranının eksik hesaplanması, özel usulsüzlük cezası kesilmesini gereken eylemler arasında gösterilmemiştir

Maddi Olay: Davacı adına, 2010 yılında satışı gerçekleştirdiği otomobillerin özel tüketim vergisi matrahının alış bedelinden daha az bir bedelin matrah olarak belirlendiği ve ödemesi gereken özel tüketim vergisi ve katma değer vergisini eksik hesaplandığı yolundaki tespitleri içeren vergi inceleme raporuna istinaden dava açılmıştır. Aynı yıl içinde üç adet araç için %18 katma değer vergisi hesaplayarak satması gerekirken %1 katma değer vergisi hesaplayarak satmasından dolayı eksik düzenlenen faturalardan dolayı 213 sayılı 353. maddesinin 1. bendi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesildiği anlaşılmaktadır.

Danıştay Üçüncü Daire E: 2016/10388 K: 2021/2206 Tarih: 26.04.2021

Özel usulsüzlük cezası uygulanabilmesi için, maddede sayılan belgelerin verilmediği ve alınmadığının veya düzenlenen belgelerde gerçek meblağlardan farklı meblağlara yer verildiğinin hukuken itibar edilecek biçimde somut olarak tespiti gerekmektedir. 2010 yılı içinde %18 yerine %1 katma değer vergisi hesaplayarak otomobil satması olayında faturaların eksik düzenlendiğinden bahsedilemez. Bu durumda özel usulsüzlük cezası kesildiği dikkate alındığında, vergi oranının eksik hesaplanması, anılan maddede özel usulsüzlük cezası kesilmesini gereken eylemler arasında gösterilmediğinden, vergi mahkemesi kararının özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”