TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – İNCELEMENİN İLK DERECE YARGI YERİNCE VERİLEN KARARLARI TEMYİZEN İNCELEMEKLE GÖREVLİ VERGİ DAVA DAİRESİNCE YAPILMASI GEREKTİĞİ – TEMYİZ İSTEMLERİNİN ISRAR HÜKMÜ YÖNÜNDEN REDDİ – DOSYANIN İLGİLİ DAİREYE GÖNDERİLMESİ

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS:2018/127 KARAR:2018/162 K. TARİHİ: 11.04.2018

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – İNCELEMENİN İLK DERECE YARGI YERİNCE VERİLEN KARARLARI TEMYİZEN İNCELEMEKLE GÖREVLİ VERGİ DAVA DAİRESİNCE YAPILMASI GEREKTİĞİ – TEMYİZ İSTEMLERİNİN ISRAR HÜKMÜ YÖNÜNDEN REDDİ – DOSYANIN İLGİLİ DAİREYE GÖNDERİLMESİ

ÖZET: Vergi mahkemesi kararı, sipariş formlarının 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu kapsamında damga vergisine tabi sözleşme niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulduğundan ve uyuşmazlığın esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından, bu incelemenin Kurulca değil, ilk derece yargı yerince verilen kararları temyizen incelemekle görevli vergi dava dairesince yapılması gerekmektedir. Temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden reddine, kararın, tarhiyatın sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davanın reddi, suretler üzerinden hesaplanan kısmının ise kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkraları temyizen incelenmek üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.

(488 S. K. m. 3, 4, 5, 10, (2) SAYILI TABLO) (6098 S. K. m. 1, 2, 12)

İstemin Özeti: Davacı adına, 2007 yılı defter ve belgelerinin damga vergisi yönünden sınırlı incelenmesi neticesinde düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, müşterileri ile aralarında düzenlediği mukavele mahiyetindeki sipariş formlarına ilişkin damga vergisinin ödenmemesi nedeniyle 2007 yılı Aralık dönemi için re’sen salınan damga vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

İstanbul 10. Vergi Mahkemesi, 24.5.2013 gün ve E:2012/3036, K:2013/1430 sayılı kararıyla; 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 3, 4, 5 ve 10’uncu maddeleri hükümlerine değindikten sonra; vergi inceleme raporunda, davacı şirket ile müşterileri arasında karşılıklı olarak imzalanan sipariş formlarının, bir mukavelede olması gerekli esas unsurları taşıdığı dolayısıyla belli parayı ihtiva ettiği görülen ve her iki tarafın imzasını taşıyan mukavele mahiyetindeki sipariş formlarının nispi damga vergisine tabi olması gerektiği, yine söz konusu formlar bir asıl üç nüsha şeklinde düzenlendiği için her bir belge için ayrı ayrı damga vergisi alınması gerektiğinin ifade edildiği, uyuşmazlığın çözümünün, davaya konu sipariş formlarının mukavelename mahiyetinde olup olmadıklarının tespitine bağlı olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1’inci maddesinde, sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı, 2’nci maddesinde, tarafların sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuş olmaları durumunda, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile sözleşmenin kurulmuş sayılacağı, 12’nci maddesinde ise sözleşmelerin geçerliliğinin, Kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı olmadığının hükme bağlandığı, dosyaya ekli örnek sipariş formlarının incelenmesinden, kağıdın düzenlendiği tarih, tarafların adı, unvan ve imzalarının bulunduğu, hangi üründen, hangi fiyata, ne kadar teslim edileceğinin belirlendiği, ödeme bilgilerine yer verildiği, tahsil edilmiş tutar var ise bunun belirtildiği, yine iskonto, ödeme iskontosu ve dönemsel kampanya iskontolarının belirlendiği görülmüş olup, adı sipariş formu olsa da kağıdın mahiyet itibarıyla bir mukavelename olduğu sonucuna varıldığı, ayrıca 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa bağlı (2) sayılı Tablonun (IV) numaralı ticari ve medeni işlerle ilgili kağıtlar bölümünün 9’uncu bendinde yer verilen, “akdi mutazammın siparişi kabul mektupları ile mukavele yerine kaim mektuplar”a ilişkin muafiyet hükmünün 21.11.1980 tarihinde yürürlüğe giren 2344 sayılı Kanun ile kaldırıldığı, bu hükmün kaldırılmasından sonra 14.3.1981 tarihinde yayımlanan 17 Seri Nolu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin (D) başlıklı bölümünde, akdi mutazammın siparişi kabul mektupları ile mukavele yerine kaim mektupların muafiyet hükmü kaldırıldığı için artık damga vergisine tabi olduğunun belirtildiği görülmüş olup, yasa koyucunun söz konusu muafiyete ilişkin bendi yürürlükten kaldırarak mukavele yerine kaim sipariş mektuplarının vergilendirmesini amaçladığının da ortada olduğu, bu durumda, mahiyet itibariyle mukavelename olan ve satıcı ile müşteri tarafından birlikte imzalanan, belli bir parayı ihtiva eden dava konusu sipariş formlarının ihtiva ettiği değer üzerinden binde 7,5 oranında damga vergisi hesaplanarak yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı, damga vergisine tabi kağıtların nüshalarından da damga vergisi alınacağı, suretlerinden ise herhangi bir verginin alınamayacağı, bir belgenin birden fazla düzenlenen, taraflarınca ayrıca imza edilen, müstakilen de ibraz edilebilen belgelerin nüsha olarak kabul edilebileceği, belgenin fotokopisinin ise nüsha olarak değerlendirilemeyeceği, ancak suret olarak nitelendirilebileceği, bu haliyle, dava konusu sipariş formlarının bir asıl olarak düzenlendiği, asıldan üç adet fotokopi ile çoğaltılarak taraflara verildiği, çoğaltılan belgelerin nüsha değil suret olduğu, davalı idarece de aksinin ortaya konulamadığı görüldüğünden, belge asıllarından çoğaltılan üçer adet suret nedeniyle yapılan tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle cezalı tarhiyatın sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davayı reddetmiş, suretler üzerinden hesaplanan kısmını kaldırmıştır.

Tarafların temyiz istemlerini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 8.2.2016 gün ve E:2013/9480, K:2016/291 sayılı kararıyla; dosyaya ekli örnek sipariş formlarında, düzenlenme tarihi, tarafların adı, unvan ve imzalarının bulunduğu, hangi üründen, hangi fiyata, ne kadar ürün teslim edileceğinin belirlendiği, ödeme bilgilerine yer verildiği, tahsil edilmiş tutar var ise bunun belirtildiği, yine iskonto, ödeme iskontosu ve dönemsel kampanya iskontolarının belirlendiği görülmekte olup, gerek sipariş formlarının bahsedilen niteliği gerekse de dosyada yer alan bilgilerden hareketle söz konusu formların müşterilerin imzalamasından bağımsız olarak, davacı şirketçe ürün takibi yapabilmek için tutanak mahiyetinde düzenlendiği ve sipariş formuna konu mal alımının gerçekleşmesi halinde de sipariş formuna konu mallara ilişkin olarak satış faturalarının düzenlenerek beyan edildiğinin anlaşıldığı, buna göre, davacı şirketçe tanzim olunan sipariş formlarının 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu kapsamında damga vergisine tabi sözleşme niteliğinde olmayıp, belli bir hususu ispat etme koşulu taşımayan; bir durumu tespit eden tutanak mahiyetinde olduğu sonucuna varıldığından uyuşmazlık konusu dönemlerde sipariş formlarına ilişkin damga vergisinin ödenmediğinin tespit edildiğinden bahisle salınan vergi ziyaı cezalı damga vergisinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davacının temyiz isteminin kabulüne, davalı idarenin temyiz isteminin ise bu nedenle reddine hükmederek kararı bozmuş; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

İstanbul 10. Vergi Mahkemesi, 26.10.2017 gün ve E:2017/818, K:2017/1870 sayılı kararıyla; aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacı tarafından; sipariş formlarının sözleşme değil, belli bir hususu ispat etme niteliği bulunmayan, bir durumu tespit eden tutanak mahiyetinde olduğu, 2009 ve 2010 yılları ile ilgili olarak açılan davalarda verilen iptal kararlarının kesinleştiği, yetkili kişilerce imzalanmadıklarından tüzel kişilik bakımından bağlayıcılıklarının bulunmadığı, tüm sipariş formları incelenmeden toplam satış rakamları üzerinden eksik incelemeye dayalı olarak vergi salındığı yolundaki itirazlarının Mahkemece karşılanmadığı; davalı idare tarafından ise 4 nüsha olarak düzenlenen sözleşme nedeniyle yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti: Davacı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş; davalı idarece savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Selim GÜNDOĞDU

Düşüncesi: Temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden reddi ile işin esası yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İstanbul 10. Vergi Mahkemesinin, 26.10.2017 gün ve E:2017/818, K:2017/1870 sayılı kararının ısrar hükmü aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Vergi mahkemesi kararı, sipariş formlarının 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu kapsamında damga vergisine tabi sözleşme niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulduğundan ve uyuşmazlığın esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından, bu incelemenin Kurulumuzca değil, ilk derece yargı yerince verilen kararları temyizen incelemekle görevli vergi dava dairesince yapılması gerekmektedir.

Bu nedenle, temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden reddine, kararın, tarhiyatın sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davanın reddi, suretler üzerinden hesaplanan kısmının ise kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkraları temyizen incelenmek üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş (15) gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 11.04.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

X- Davacının temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının redde ilişkin hüküm fıkrasının Danıştay Dokuzuncu Dairesinin bozma kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Davacı adına, 2007 yılı defter ve belgelerinin damga vergisi yönünden sınırlı olarak incelenmesi sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, davacı kurum ile bayileri arasında düzenlenen sipariş formlarının sözleşme mahiyetinde olduğu iddiası ile 2007 yılı Aralık dönemi için re’sen salınan damga vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, tarhiyatın, sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davanın reddi, suretler üzerinden hesaplanan kısmının ise kaldırılması yolunda verilen ısrar kararı, taraflarca temyiz edilmiştir.

Dosyada mevcut sınırlı Vergi İnceleme Raporunda, davacı kurum ile bayileri arasında düzenlenen sipariş formlarından karşılıklı imzalı olanların, Borçlar Kanunu ile Damga Vergisi Kanununun ilgili hükümleri açıklanmak suretiyle, sözleşme mahiyetinde olduğu belirtilmiş ve damga vergisinin ödenmemiş olduğu gerekçesiyle, Vergi Usul Kanununun 30/4 ve 30/6’ncı maddeleri uyarınca re’sen tarh önerilmiştir. Mahkeme ise belirtilen gerekçenin yanı sıra, Damga Vergisi Kanununa ekli (2) sayılı Tablodan, “akdi mutazammın siparişi kabul mektupları ile mukavele yerine kaim mektuplara” ilişkin muafiyet hükmünün, 2344 sayılı Yasa ile 21.11.1980 tarihinden itibaren çıkarıldığını da değerlendirmek suretiyle kısmen iptal, kısmen ret yönündeki kararını vermiştir.

Konunun özünü, davacı kurum ile bayileri arasında düzenlenen sipariş formlarının, Damga Vergisi Kanununa ekli 1 sayılı listede yer alan ve nispi oranda damga vergisine tabi bulunan mukavelenameler (sözleşmeler) kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği oluşturmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sipariş formlarının, şekli ve içeriği dikkate alındığında, akdi mutazammın sipariş kabul mektubu ya da mukavele yerine geçecek mektuplar olarak nitelendirmesi mümkün bulunmadığından, mahkemenin buradan hareketle yaptığı değerlendirme yerinde değildir.

Damga Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca, sipariş formlarının sözleşme kapsamında değerlendirilebilmesinin temel koşullarından biri, herhangi bir hususu ispat ve belli etmek için ibraz edebilecek kağıt niteliğinin bulunması gerekliliğidir. Bu yönden bakıldığında formun, kurumdan sipariş alan bayilerle ilgili olarak malın değer ve miktarı da dahil birçok bilgiyi içerdiği, bilahare bu bilgilerin düzenlenen faturaya da aktarıldığı, ancak, temsile yetkili olanlardan herhangi birinin, firma unvan ya da kaşesi altında imzasını taşımadığı görülmektedir. Bu özelliği itibariyle de, “bu hususu ispat ve belli etmek için ibraz edilebilir” kağıt mahiyetinde olmadığı saptanmaktadır.

Açıklanan gerekçelerle, davacı adına yapılan tarhiyat ve kesilen cezada hukuka uyarlık bulunmadığından, davacının temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması; davalı idarenin temyiz isteminin ise bu nedenle reddi gerektiği oyu ile, karara katılmıyorum.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTALİ DAVASI – ŞİRKET HİSSELERİNİN ÖLÜM TARİHİ İTİBARIYLA ÇIKARILAN BİLANÇODA GÖSTERİLEN ÖZ SERMAYESİNİN TESPİTİ SURETİYLE TAKDİR EDİLEN EMSAL BEDELLERİN HUKUKA UYGUN OLUP OLMADIĞININ BELİRLENMESİ GEREĞİ – ISRAR KARARININ BOZULMASI

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2016/ 706 KARAR: 2016 / 1302 KARAR TARİHİ: 28.12.2016

İŞLEMİN İPTALİ DAVASI – ŞİRKET HİSSELERİNİN ÖLÜM TARİHİ İTİBARIYLA ÇIKARILAN BİLANÇODA GÖSTERİLEN ÖZ SERMAYESİNİN TESPİTİ SURETİYLE TAKDİR EDİLEN EMSAL BEDELLERİN HUKUKA UYGUN OLUP OLMADIĞININ BELİRLENMESİ GEREĞİ – ISRAR KARARININ BOZULMASI

(7338 S. K. m. 10) (213 S. K. m. 192, 267, 292)

ÖZET: Davacı adına, murisinden intikal eden … Mobil Teknoloji Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketindeki %20 hisse için takdir komisyonu kararı uyarınca tarh edilen veraset ve intikal vergisi davaya konu edilmiştir. Danıştay Yedinci Dairesi, .… sayılı kararıyla, olayda, veraset ve intikal vergisi beyannamesi üzerinden ilk tarhiyat yapıldıktan sonra beyannamede gösterilen anonim şirket hisselerinin takdir komisyonunca takdir olunan emsal bedeli üzerinden yapılan tarhiyatın davaya konu edildiği, 7338 sayılı Kanunun … maddesinin ikinci fıkrasının, ilk tarhiyatta uygulanması gereken (d) bendi hükmünün, ikinci tarhiyatta uygulama yeri bulunmadığı, değerlemeye konu kıymetlerin, Vergi Usul Kanununun …. maddesi uyarınca bilanço esasına göre defter tutan şirketlere ait hisse olması halinde uygulanması gereken yasa hükmünün, açıklanan … ve … fıkralar delaletiyle öz sermaye hesabından hareketle ve ticari işletmeye dahil kıymetlerin, yine aynı Kanunun “Servetleri Değerleme” başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan … maddesinin, vergilendirilecek bir servete dahil ticari sermayenin unsurlarından bulunan emtia, gemiler ve taşıtlar, tesisat ve makinalar, demirbaş eşya ve diğer menkul malların, emsal bedeliyle değerleneceğine dair hükmü olduğu, emsal bedel, Vergi Usul Kanununun …. maddesinde, gerçek değeri belli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olarak tanımlandığından, emsal bedelin tespiti için takdir komisyonuna gidilmesinin yerinde olduğu ancak, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi, takdir komisyonunca belirlenen emsal bedellerin, yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere uygun olup olmadığının saptanmasını gerektirdiğinden, Mahkemece, uyuşmazlık hakkında, davacıya intikal eden anonim şirket hisselerinin, ölüm tarihi itibarıyla çıkarılan bilançoda gösterilen öz sermayeyi oluşturan unsurlar yeniden değerlenerek öz sermayesinin, konunun uzmanı bilirkişi marifetiyle tespiti suretiyle, takdir komisyonunca takdir edilen emsal bedellerin hukuka uygun olup olmadığı yönünden yapılacak incelemeyle ulaşılacak sonuca göre karar verilmek üzere kararı bozmuştur. Danıştay Yedinci Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İstemin Özeti: Davacı adına, murisinden intikal eden … Mobil Teknoloji Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketindeki %20 hisse için takdir komisyonu kararı uyarınca tarh edilen veraset ve intikal vergisi davaya konu edilmiştir.

İstanbul 3. Vergi Mahkemesi, 21.4.2011 gün ve E:2009/3505, K:2011/1461 sayılı kararıyla; vergi tarhının amacı yükümlülerin beyan dışı bıraktıkları intikallerin gerçeğe en yakın biçimde saptayabilmek olduğundan matrah takdir edilirken gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması ve ilgili kriterlerin somut olarak ortaya konması gerektiği, olayda, takdir komisyonunca matrah saptanırken takdirin müstenidatının gösterilmediği, sadece dosyanın tetkiki ve haricen yapılan araştırmaların kriter olarak alındığı, bu hususların da karara dayanak olabilecek somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği; zira, takdir sebebi bulunması halinde takdir komisyonlarına matrah tespiti ile ilgili her türlü inceleme ve araştırma yapma yetkisi tanınmış olmasına rağmen, beyan dışı bırakılıp komisyonca tespit edilen matrahlara nasıl ulaşıldığının ihtimalden ve varsayımdan uzak bir şekilde araştırılarak ortaya konulması gerekirken bu yola başvurulmadığının görüldüğü, bu durumda yeterli ve somut tespit içermeyen bu haliyle de hukuken itibar edilemeyecek nitelikte olan takdir komisyonu kararı dayanak alınarak yapılan tarhiyatta hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle vergilendirmeyi kaldırmıştır.

Vergi idaresinin temyiz istemini inceleyen Danıştay Yedinci Dairesi, 15.5.2015 gün ve E:2011/8908, K:2015/2873 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Değerleme” başlıklı üçüncü kitabının birinci kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerine ve 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 10’uncu maddesi ile gerekçesine yer vererek; Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin ilk fıkrasında, verginin matrahının, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunan değerleri olduğu ilkesi konulduktan sonra; ikinci fıkrasında, bentler halinde, intikal edebilecek mallar ile bu malların değerlerinin beyanında esas alınabilecek değerleme ölçüleri sayılmak ve bunların dışında kalanların ise Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümündeki esaslara göre değerlenmek ve beyannamelerde gösterilmek zorunda oldukları belirtilmek suretiyle, birinci fıkrada yer alan ve verginin matrahını tarif eden “Vergi Usul Kanununa göre bulunan değerleri” ibaresinin, Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümünde yer alan ölçüleri ifade ettiğinin anlaşıldığı, nitekim; maddenin 4’üncü fıkrasında, idarenin, yukarıdaki esaslara göre beyan edilen bu değerler üzerinden vergiyi, beyannamenin verildiği tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde tarh edeceği; tarh edilen vergilerin, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunacak değerlere göre ikmal edileceği yolundaki hükmün de bunu doğrulamakta olduğu, verginin tarhının, Vergi Usul Kanununun 20’nci maddesinde, vergi alacağının Kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar olarak tespit eden muamele olarak tanımlandığı, veraset ve intikal vergisinin matrahının da yukarda açıklandığı üzere, intikal eden malların Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümünde yer alan ölçülere göre bulunacak değerleri olduğu, dolayısıyla; veraset yoluyla intikal eden mallar için varislerce, Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen değerleme ölçülerinden yararlanılarak bulunan değerlerin beyan edilmesi; vergi dairesince de beyan edilen bu değerlerle, intikal eden malların Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümünde yer alan ölçülere göre hesaplanacak matrah arasında fark bulunması halinde, bu farkın, aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca tarhiyata konu edilebileceği sonucuna ulaşıldığı, olayda, veraset ve intikal vergisi beyannamesi üzerinden ilk tarhiyat yapıldıktan sonra beyannamede gösterilen anonim şirket hisselerinin takdir komisyonunca takdir olunan emsal bedeli üzerinden yapılan tarhiyatın davaya konu edildiği, 7338 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının, ilk tarhiyatta uygulanması gereken (d) bendi hükmünün, ikinci tarhiyatta uygulama yeri bulunmadığı, değerlemeye konu kıymetlerin, Vergi Usul Kanununun 192’nci maddesi uyarınca bilanço esasına göre defter tutan şirketlere ait hisse olması halinde uygulanması gereken yasa hükmünün, açıklanan 1’inci ve 4’üncü fıkralar delaletiyle öz sermaye hesabından hareketle ve ticari işletmeye dahil kıymetlerin, yine aynı Kanunun “Servetleri Değerleme” başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan 292’nci maddesinin, vergilendirilecek bir servete dahil ticari sermayenin unsurlarından bulunan emtia, gemiler ve taşıtlar, tesisat ve makinalar, demirbaş eşya ve diğer menkul malların, emsal bedeliyle değerleneceğine dair hükmü olduğu, emsal bedel, Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesinde, gerçek değeri belli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olarak tanımlandığından, emsal bedelin tespiti için takdir komisyonuna gidilmesinin yerinde olduğu ancak, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi, takdir komisyonunca belirlenen emsal bedellerin, yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere uygun olup olmadığının saptanmasını gerektirdiğinden, Mahkemece, uyuşmazlık hakkında, davacıya intikal eden anonim şirket hisselerinin, ölüm tarihi itibarıyla çıkarılan bilançoda gösterilen öz sermayeyi oluşturan unsurlar yeniden değerlenerek öz sermayesinin, konunun uzmanı bilirkişi marifetiyle tespiti suretiyle, takdir komisyonunca takdir edilen emsal bedellerin hukuka uygun olup olmadığı yönünden yapılacak incelemeyle ulaşılacak sonuca göre karar verilmek üzere kararı bozmuştur.

İstanbul 3. Vergi Mahkemesi, 7.1.2016 gün ve E:2015/1813, K:2016/26 sayılı kararıyla; ilk kararında ısrar etmiştir.

Davalı idarece; davacı tarafından ilk tarhiyatta bildirilen varlıkların değerinin Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ölçülerine göre değerlendirmesi için takdir komisyonuna sevk edildiği, takdir komisyonunun da ticari sermayeyi değerlendirirken intikal konusu işletmeye ait bilançoların aktif ve pasifinde yer alan kalemleri incelediği, öz sermayeyi hesaplarken borç kalemlerini de göz önünde bulundurarak ticari öz servetin takdirini yaptığı ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Selim GÜNDOĞDU

Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulüyle, ısrar kararının Danıştay Yedinci Dairesinin bozma kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

Davacı adına, murisinden intikal eden …Mobil Teknoloji Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketindeki %20 hisse için takdir komisyonu kararı uyarınca tarhedilen veraset ve intikal vergisinin kaldırılması yolunda verilen ısrar kararı davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

Danıştay Yedinci Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 28.12.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum. (¤¤)

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – DEFTERLE BELGELERİN İNCELEMEYE İBRAZ EDİLMEMESİ NEDENİYLE KDV İNDİRİMLERİNİN KABUL EDİLMEDİĞİ – ÜÇ KAT VERGİ ZİYAI CEZALI VERGİLERE KARŞI DAVA AÇILDIĞI – DAVANIN REDDİ YOLUNDA ISRAR KARARI VERİLDİĞİ – KARARIN BOZULMASI

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2016/1011 KARAR: 2016/1212 KARAR TARİHİ: 14.12.2016

 

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – DEFTERLE BELGELERİN İNCELEMEYE İBRAZ EDİLMEMESİ NEDENİYLE KDV İNDİRİMLERİNİN KABUL EDİLMEDİĞİ – ÜÇ KAT VERGİ ZİYAI CEZALI VERGİLERE KARŞI DAVA AÇILDIĞI – DAVANIN REDDİ YOLUNDA ISRAR KARARI VERİLDİĞİ – KARARIN BOZULMASI

(213 S. K. m. 3)

ÖZET: İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2004 yılının Ocak ilâ Mayıs dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri davaya konu yapılmıştır. Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2004 yılının Ocak ilâ Mayıs dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı açılan davanın reddi yolunda verilen ısrar kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin yukarıda yer verilen …. sayılı kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile İ… 8. Vergi Mahkemesinin … sayılı ısrar kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2004 yılının Ocak ilâ Mayıs dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri davaya konu yapılmıştır.

İstanbul 8. Vergi Mahkemesi, 29.9.2011 gün ve E:2009/3827, K:2011/3453 sayılı kararıyla; olayda, defter ve belge isteme yazısının davacı şirkete 19.6.2009 tarihinde tebliğ edildiği, verilen sürede defter ve belgeler ibraz edilmediği gibi dava dilekçesinde mücbir sebep iddiasında da bulunulmadığı, davacı tarafından defter ve belge isteme yazısının taraflarına tebliğ edilmediği iddia edilmişse de söz konusu yazı 19.6.2009 tarihinde davacı şirketin kanuni temsilcisi olan İ…’ın Sakarya 3. Noterliğince onaylı 14.7.2008 tarih ve 11601 sayılı vekaletname ile vekil tayin ettiği babası …’a tebliğ edildiği gibi 22.7.2009 tarihli tutanak ile ifadesine başvurulan anılan şahsın “…Denetmenliğinizce istenmiş olan 2004 ve 2005 takvim yılına ait defter ve belgeleri de o dönemde hurdacıya tüm malları sattığımız esnada vermiş bulunuyoruz. Bu nedenle elimizde herhangi bir evrak kalmadığından ibraz edemiyoruz. Muhasebecimizi de arayıp elinde herhangi bir gayriresmi de olsa döküm olup olmadığını sorduk ancak, onun elinde de herhangi bir evrak olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz…” şeklinde beyanda bulunduğu görüldüğünden, davacı şirketin bu iddiasına itibar edilmediği, her ne kadar davacı tarafından, defter ve belgelerin temin edildiği ve ibraz edilebileceği belirtilmişse de kanuni defter; belge ve kayıtların vergilemeye esas alınabilmesi veya yapılan vergilendirme işleminin doğruluğuna kanıt olabilmesi için, ibrazın vergi idaresine veya incelemeye yetkili elemanına yapılmış olması gerekmekte olup, esasen; ibraz zorunluluğunu ve inceleme yetkisini öngören Vergi Usul Kanununun, vergi idaresinin görev ve yetkileri ile vergilendirmede izlemek zorunda olduğu yöntemleri düzenleyen bir idari usul yasası olmasının da, bunun göstergesi olduğu, vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, inceleme yetkisi ve inceleme için gerekli olabilecek alt yapıya sahip bulunmayan idari yargı yerince karara dayanak alınmasının, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetlerini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabileceği, zira, bu durumda inceleme sadece katma değer vergisi indirimleri yönünden yapılabilecek olup, oysa defter ve belgelerin süresinde inceleme elamanına ibrazı durumunda ise, muhasebe sistemi ve başka vergi kanunları bakımdan da inceleme yapılabileceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 13.5.2014 gün ve E:2011/9288, K:2014/2428 sayılı kararıyla; davacı şirkete, işyerinde bir tebligat yapılmadığı, ikametgah adresinde şirketi temsil yetkisi bulunmayan şirket müdürünün vekil tayin ettiği babasına yapılan tebligatın şirkete yapılmış tebligat olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığından usulüne uygun tebliğ edilmeyen defter ve belge isteme yazısına dayanılarak vergi indirimlerinin ve davanın reddedilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuş; vergi idaresinin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

İstanbul 8. Vergi Mahkemesi, 18.5.2016 gün ve E:2016/1417, K:2016/1326 sayılı kararıyla; ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak; dava konusu ihbarnamelerin de şirket müdürü…’ın vekil tayin ettiği babası …’a tebliğ edildiği ve bu ihbarname içeriği tarhiyatlara karşı şirket tarafından kanuni süresi içerisinde dava açılabildiği, ihbarnameler ile defter ve belge isteme yazısı aynı kişiye tebliğ edilmesine rağmen şirketin birinden haberdar olup diğerinden haberdar olmadığı sonucuna ulaşılmasının 213 sayılı Kanunun 3/B maddesi uyarınca mutad olmayan bir iddia niteliğinde olduğu ve ispat külfetinin de davacı şirkete düştüğü, kaldı ki vekaletname içeriği incelendiğinde; şirket müdürünün babasını resmi yazışmalar ve tebliğ işlemleri yanında ticari defter ve belgeleri sunma konusunda da yetkili kıldığı, bu durumda, şirket müdürünün vekil tayin ettiği kişiye ikametgah adresinde yapılan tebliğin usulüne uygun olduğu gerekçesiyle ısrar etmiştir.

Davacı tarafından; şirket müdürünün babasına şahsi olarak vekalet verdiği, şirket adına verilmiş bir vekaletnamenin bulunmadığı, defter ve belge isteme yazısının şirket müdürünün değil, babasının ikametgah adresine gönderildiği ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Selim GÜNDOĞDU

Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulüyle, ısrar kararının Danıştay Dokuzuncu Dairesinin bozma kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca tebligat işlemleri tamamlandığından, yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca karar verilmesine gerek görülmeyerek, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2004 yılının Ocak ilâ Mayıs dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı açılan davanın reddi yolunda verilen ısrar kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin yukarıda yer verilen 13.5.2014 gün ve E:2011/9288, K:2014/2428 sayılı kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 18.5.2016 gün ve E:2016/1417, K:2016/1326 sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 14.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – EMTİA ALIMLARININ SAHTE FATURAYLA BELGELENDİRİLDİĞİ YOLUNDAKİ TESPİTLERİ İÇEREN VERGİ İNCELEME RAPORUNA İSTİNADEN SALINAN VERGİ – AÇIK VE SOMUT BİR TESPİT BULUNMADIĞI – USUL VE HUKUKA UYGUN KARARIN ONANDIĞI

T.C. DANIŞTAY 3.DAİRE

ESAS: 2017/ 4152 KARAR: 2019 / 4490 KARAR TARİHİ: 24.06.2019

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – EMTİA ALIMLARININ SAHTE FATURAYLA BELGELENDİRİLDİĞİ YOLUNDAKİ TESPİTLERİ İÇEREN VERGİ İNCELEME RAPORUNA İSTİNADEN SALINAN VERGİ – AÇIK VE SOMUT BİR TESPİT BULUNMADIĞI – USUL VE HUKUKA UYGUN KARARIN ONANDIĞI

ÖZET: Davacı adına düzenlenen faturaların sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğunu açık ve somut bir şekilde ortaya koyacak bir tespitte bulunulmadığından tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu vergi ve cezalar kaldırılmış olup temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

(2577 S. K. m. 45)

İstemin Konusu: …. Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı adına, bir kısım emtia alımlarını sahte faturayla belgelendirdiği yolundaki tespitleri içeren vergi inceleme raporuna istinaden 2010 yılının Temmuz, Eylül ila Aralık dönemi için re’sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacı adına düzenlenen faturaların sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğunu açık ve somut bir şekilde ortaya koyacak bir tespitte bulunulmadığından tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu vergi ve cezalar kaldırılmıştır.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacının kullandığı faturaların sahte olduğunun somut verilerle ortaya konulduğu, faturalara konu katma değer vergisi indirimlerinin reddinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile hukuka uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

  1. Temyiz isteminin reddine,
  2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
  3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2019 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 23. maddesinde, Danıştayın temyiz mercii olarak görevinin, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde ortaya çıkan hukuka aykırılıkların denetimini yapmakla sınırlı olduğu kurala bağlanmıştır.

İdari işlemlerin yargısal denetiminin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olması karşısında bu denetimin maddi olayı da kapsadığının kabulü gerekir. Şöyle ki idari davaya konu işlemler, dayandığı, düzenlediği olaydan soyutlanmış olarak yargılamaya konu edilemez. Birçok idari uyuşmazlıkta maddi olanla hukuki olan arasında bir ayrım yapmak mümkün olmayabilir.

İdari davalarda inceleme konusu olan hukuki işlem niteliğindeki bir idari işlemdir. Hukuki işlemin incelenmesi, işlemin dayanağı durumunda bulunan maddi olaydan bağımsız bir inceleme değildir.
Adli yargıda maddi olay incelemesi yapılırken nasıl ki olayın sübuta erip ermediği incelenerek bir sonuca ulaşılıyor ise idari yargıda da idarelerce tesis edilen işlemlerin dayanağını teşkil eden maddi olayın irdelenerek sonuca ulaşılması esastır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde, sahte belge “gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge” olarak tanımlanmaktadır.

Davacının bir kısım emtia alımlarını sahte faturayla belgelendirdiği yolunda tespitler içeren vergi inceleme raporuna istinaden yapılan tarhiyatların kaldırılması istemiyle açılan davayı sonuçlandıran Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi kararına yöneltilen temyiz istemi hakkında, faturaların temin edildiği mükellefler hakkında düzenlenen vergi tekniği raporundaki tespitler değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – SOMUT BİR TESPİT OLMAKSIZIN VARSAYIMA DAYALI OLARAK KESİLEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI – USUL VE HUKUKA UYGUN HÜKMÜN ONANMASI GEREĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

T.C DANIŞTAY  3.DAİRE 

ESAS: 2016/ 5210  KARAR: 2019 / 4505 KARAR TARİHİ: 24.06.2019         

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – SOMUT BİR TESPİT OLMAKSIZIN VARSAYIMA DAYALI OLARAK KESİLEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI – USUL VE HUKUKA UYGUN HÜKMÜN ONANMASI GEREĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

ÖZET: Somut bir tespit olmaksızın varsayıma dayalı olarak kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle ceza kaldırılmış olup İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

(213 S. K. m. 353)

İstemin Konusu: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: İnşaat işiyle iştigal eden davacı adına, maliyetlerinin bir kısmının belgelendirilmediğine ilişkin tespitleri içeren vergi inceleme raporu uyarınca 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Somut bir tespit olmaksızın varsayıma dayalı olarak kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle ceza kaldırılmıştır.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı adına düzenlenen vergi inceleme raporunda, hesaplanan kayıt dışı hasılat üzerinden yapılan maliyet hesabı üzerine hesaplanan maliyet ile davacının beyanlarına yansıttığı maliyet tutarı arasındaki fark maliyetlerin kanunen kabul edilebilir belgelerle belgelendirilmediğinin somut olarak tespit edildiği ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Sahte fatura kullanılmadığı, gayrimenkul satın alan kişilerin ifadesine başvurulmadığı, banka ekspertiz raporları üzerinden kayıt dışı hasılatlarının olduğu sonucuna ulaşılması neticesinde hesaplanan matrah farkı ile maliyet esas alınarak kesilen özel usulsüzlük cezasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

  1. Temyiz isteminin reddine,
  2. … VergiMahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
  3. Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
  4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 24.06.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTAL İSTEMİ – VERGİ MAHKEMESİNCE DAVACININ HİSSE ORANI VE VERGİLENDİRME DÖNEMİ DİKKATE ALINARAK YENİDEN BİR KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ – KARARIN BOZULMASI

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2016/1011 KARAR: 2016/1212 KARAR TARİHİ: 14.12.2016

T.C DANIŞTAY Vergi Dava Daireleri Kurulu 

Esas: 2019/ 212 Karar: 2019 / 588 Karar Tarihi: 18.09.2019    

İŞLEMİN İPTAL İSTEMİ – VERGİ MAHKEMESİNCE DAVACININ HİSSE ORANI VE VERGİLENDİRME DÖNEMİ DİKKATE ALINARAK YENİDEN BİR KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ – KARARIN BOZULMASI

ÖZET: Davacı, ortağı olduğu … Limited Şirketindeki hisselerini 24/03/2006 tarih ve 6520 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen … Noterliğinin … tarih ve … yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devretmiştir. Bu nedenle, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca ortaklık sıfatını devrettiği tarihe kadar hissesi oranında sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Davacıdan ödeme emri ile tahsili cihetine gidilen amme alacağının usulüne uygun olarak kesinleşip kesinleşmediği ve asıl amme alacağının borçlu şirketten tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği yönünde yapılacak bir inceleme ve değerlendirme üzerine Vergi Mahkemesince davacının hisse oranı ve vergilendirme dönemi dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Daire bu gerekçeyle, kararın, …,… ila … nolu ödeme emirlerine ilişkin kısmını bozmuş, diğer ödeme emirlerine ilişkin kısmını onamış; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı: Mahkeme, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle bozulan hüküm fıkrası yönünden ısrar etmiştir.

(6183 S. K. m. 35) (213 S. K. m. 10)

İSTEMİN KONUSU: … Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacının ortağı olduğu … Limited Şirketinin tahakkuk ettiği halde vadesinde ödenmeyen 2004 yılı Ocak, Şubat, Nisan, Mayıs Haziran, Ağustos, Eylül, Ekim ve Aralık dönemleri ile 2005 Ocak ila Temmuz dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi, 2004/Aralık ve 2005/Şubat dönemleri için hesaplanan yargı harcı ve 2004 yılı için kesilen özel usulsüzlük cezası borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … tarihli … ila … sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı.

Davacı adına düzenlenen …, …, …, …, …, …, … takip numaralı ödeme emirlerinin dayanağı olan ve şirket adına düzenlenen … takip numaralı ödeme emri yönünden davacının 09/03/2006 tarihli ortaklar kurulu kararıyla adı geçen şirketteki hisselerini devrettiği ve devirden sonra davalı idarece sahte fatura yönünden karşıt inceleme yapılmak üzere anılan şirketin 2005 yılı defter ve belgelerinin incelemeye alınmak istenildiği görülmektedir. Defter ve belge ibraz yazısı şirket kanuni temsilcinin eşine tebliğ edilmiş, defter ve belgelerin mücbir sebep olmaksızın ibraz edilmemesi nedeniyle indirim konusu yapılan katma değer vergilerinin reddi suretiyle salınan cezalı vergilerin şirketten tahsil olanağı kalmadığından bahisle davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği anlaşılmıştır.

Defter ve belgelerin ibraz edilmesi istemini içeren yazı, davacının hissesini devrettiği tarihten sonra tebliğ edildiğinden söz konusu ibraz ödevinin yeni temsilci tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Davacının ortağı olduğu döneme ilişkin olarak yapılan bir inceleme sonucu, davacının ödevlerini yerine getirmemesi nedeniyle bir matrah farkının bulunması halinde davacının bundan sorumlu tutulması gerekmekte ise de, davacının hissesini devrettiği tarihten sonra defter ve belgelerin ibraz edilmesi konusunda davacıya bir ödev yüklemek mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla davacı adına bu nedenle düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuki isabet bulunmamıştır.

Davacı adına düzenlenen diğer ödeme emirlerinin içeriği borçların asıl borçlu şirkete usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği görülmüştür.

Vergi Mahkemesi, bu tespitlerden hareketle, uyuşmazlık konusu ödeme emirlerinin iptaline karar vermiştir.

Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin, 22/03/2016 tarih ve E:2014/3525, K:2016/1244 sayılı kararı:

Limited şirketten tahsili olanaksız hale gelen vergi alacağı, 213 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerden, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca şirket ortaklarından tahsil edilebilecektir. Kanuni temsilciler şirketin vergi borçlarının tamamından sorumludur. Şirket ortakları ise şirketin borçlarının tamamı için değil sermaye hisseleri oranında takip edilebilecektir.

Davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … ila … nolu ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada, …,… ila … nolu ödeme emrileri açısından vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmediği dönemlerde davacının ortak sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu ödeme emirleri ortak sıfatıyla düzenlendiğinden davacının vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmesi bağlamında kanuni temsilcinin sorumluluk şartları gözetilerek hüküm kurulmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Davacı, ortağı olduğu … Limited Şirketindeki hisselerini 24/03/2006 tarih ve 6520 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen … Noterliğinin … tarih ve … yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devretmiştir. Bu nedenle, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca ortaklık sıfatını devrettiği tarihe kadar hissesi oranında sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Davacıdan ödeme emri ile tahsili cihetine gidilen amme alacağının usulüne uygun olarak kesinleşip kesinleşmediği ve asıl amme alacağının borçlu şirketten tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği yönünde yapılacak bir inceleme ve değerlendirme üzerine Vergi Mahkemesince davacının hisse oranı ve vergilendirme dönemi dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Daire bu gerekçeyle, kararın, …,… ila … nolu ödeme emirlerine ilişkin kısmını bozmuş, diğer ödeme emirlerine ilişkin kısmını onamış; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı:

Mahkeme, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle bozulan hüküm fıkrası yönünden ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, dosya kapsamındaki bilgi belgeler doğrultusunda ısrar kararının bozulması istenmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ:Vergi Mahkemesi kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay Dördüncü Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar kararının bozulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,

2- … Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,

2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.09.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X – KARŞI OY

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – DAVACININ YANILTICI BELGE DÜZENLEDİĞİ TESPİT OLUNAN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLARINI KDV İNDİRİMLERİNDEN ÇIKARMAK SURETİYLE KENDİLİĞİNDEN DÜZELTME BEYANNAMESİ VERDİĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜ – ISRAR KARARININ BOZULMASI

T.C DANIŞTAY  VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2019 / 287 KARAR: 2019 / 455 KARAR TARİHİ: 03.07.2019

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – DAVACININ YANILTICI BELGE DÜZENLEDİĞİ TESPİT OLUNAN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLARINI KDV İNDİRİMLERİNDEN ÇIKARMAK SURETİYLE KENDİLİĞİNDEN DÜZELTME BEYANNAMESİ VERDİĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜ – ISRAR KARARININ BOZULMASI

ÖZET: Uyuşmazlık konusu olayda, davacının bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılarak düzeltme beyannamesi vermesi gerektiği yönünde kendisine tebliğ edilmiş bir yazının bulunduğu yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi, davalı idarece dosyaya ibraz edilen dilekçelerde, davacının sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlediği tespit olunan mükelleflerden olan alışlarını katma değer vergisi indirimlerinden çıkarmak suretiyle kendiliğinden düzeltme beyannamesi verdiği belirtilmiştir. Bu durumda, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması yolunda verilen kararın bozulması gerekmektedir.

 

(213 S. K. m. 341, 378) (2577 S. K. m. 27)

İstemin Konusu: …. Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davalı idare tarafından sözlü olarak uyarıldığı iddiasıyla davacı tarafından bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine 2013 yılının Eylül ila Aralık dönemleri için tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile %50 oranında kesilen vergi ziyaı cezaları davaya konu yapılmıştır.

Mahkemenin ilk kararının özeti: …. Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında aşağıdaki hukuksal nedenler ve gerekçeye yer verilmiştir:

Türk vergi sistemi beyan esasına dayanmakta olup yükümlüler tarafından yapılan beyanın doğru olmadığının, yapılacak vergi incelemesi ile her türlü araştırma ve inceleme yapılarak somut verilerle ortaya konulması zorunludur. Bu halde yapılacak vergi incelemesi sonucu beyanın aksinin somut tespitlerle ortaya konulması halinde yükümlüler hakkında idarece işlem yapılacağı açıktır.

Olayda, davacı tarafından beyanname verilmesinden sonra idarece mükellefe düzeltme beyannamesi vermesi hususunda baskı yapılması nedeniyle, davacının ikinci bir beyanname vermeye zorlanması, dava konusu tahakkukların ve kesilen cezaların bu zorlama sonucu verilen beyanlara dayanması söz konusudur. İdarenin mükellefleri ikinci bir beyanda bulunmaya zorlama hak ve yetkisi bulunmamaktadır.

Faturanın sahte olduğu iddia ediliyor ise idarece vergi incelemesi suretiyle her türlü araştırma ve inceleme yapılarak somut verilerle belgenin sahteliğinin ortaya konulması gerekir.

Mükellef tarafından indirim konusu yapılan vergilerin doğruluğunun mükellef nezdinde yapılmış bir vergi incelemesi sonucu somut verilerle ortaya konulmamış olması karşısında yapılan dava konusu vergi tahakkuklarında, hesaplanan faizlerde ve kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Vergi mahkemesi bu gerekçeyle tahakkuk eden vergileri, hesaplanan gecikme faizlerini ve kesilen vergi ziyaı cezalarını kaldırmıştır.

Daire kararının özeti: Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesinin, 29/12/2017 tarih ve E:2016/8444, K:2017/10852 sayılı kararında aşağıdaki hukuksal nedenler ve gerekçeye yer verilmiştir:

Beyanname verme süresi geçirildikten sonra, faturaları kayıtlara intikal ettirilen firmalar hakkındaki olumsuz tespitler nedeniyle söz konusu faturalar kayıtlardan çıkarılarak ilgili dönemlere ait katma değer vergisi düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın, süresinden sonra verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiye dava açılmasına olanak sağlayan bir çekince olarak kabulüne olanak bulunmadığından, davacı adına tahakkuk ettirilen katma değer vergisi ve hesaplanan gecikme faizinin kaldırılması yolundaki Vergi Mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Davacı tarafından, katma değer vergisi beyannamelerinin yasal süresinden sonra verildiğinin tartışmasız olduğu olayda, verginin süresinde tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle vergi ziyaı cezası kesilmesi 213 sayılı Kanunun 341’inci maddesinin gereği olduğundan, Mahkemece yeniden verilecek kararda bu hususun ayrıca gözetileceği açıktır.

Danıştay Üçüncü Dairesi bu gerekçeyle kararı bozmuştur.

Israr kararının özeti: Mahkeme, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Düzeltme beyannamesinin mevzuatta belirtilen ve verilmesi zorunlu olan beyanname türlerinden olmadığı, ancak, mükelleflerin kanuni süresi içinde verdikleri beyannamelerinde gösterdikleri matrahlarını istedikleri zaman düzeltmelerine engel bulunmadığı, bu şekilde oluşan serbest iradeye ihtirazi kayıt konulmasının ise kendi içinde çelişki oluşturacağı, ayrıca davacıya düzeltme beyannamesi vermesi yönünde bir yazı gönderilmediği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Vergi Mahkemesi kararının, Danıştay Üçüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacı tarafından, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla düzeltme beyannameleri verilmiştir.

Davacı, düzeltme beyannamesi vermesinin sebebini, “özel esaslara tabi olan mükellefler listesinde yer alan mükelleften mal ve hizmet alımında bulunduğunun tespit edildiği, söz konusu alımlar nedeniyle beyanlarını düzeltmesi veya işlemlerin gerçekliğini Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin “Özel Esaslar” başlıklı bölümünün “Haklarında Sahte Belge Kullanma Tespiti Bulunanlar” başlıklı kısmındaki açıklamalara göre ispat etmesi” yönünde davalı vergi dairesince sözlü olarak uyarılmış olması olarak açıklamaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 378/2. maddesinde, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27/4. maddesinde de, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemler ile tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davaların, tahsil işlemini durdurmayacağı, bunlar hakkında yürütmenin durdurulmasının istenebileceği kuralına yer verilmiştir.

İhtirazi kayıtla beyan, mükelleflerin gelirinin istisna ve muafiyet gibi nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığı konusunda şüpheye düştükleri matrahlar için başvurdukları bir yol olup, zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazi kayıt konulması ile beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının tahakkuk ettirilmemesi istenmektedir. İhtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin tahakkuku yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde ise, beyanname üzerinden tarh edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesi olanağı elde edilmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Vergi dairelerinin, beyanların düzeltilmesine yönelik müeyyideli yazıları üzerine, ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve cezalara karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi, … tarih ve B.No:… sayılı kararıyla; başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil eden vergilendirme işlemlerinin yargı yoluyla denetlenebilmesi imkanına sahip olamadıkları, dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanunun 378. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlamasının -sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuların, müdahalenin hukuka aykırı olduğuna yönelik iddia ve itirazlarını etkin bir biçimde sunamaması sonucuna yol açtığı, buna göre somut olayda mülkiyet hakkının öngördüğü usul güvencelerinin sağlanamamasından dolayı müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşıldığı, başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere vergi mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkının ihlal edildiği yolunda verilen karar, sadece, vergi dairelerinin müeyyideli yazıları üzerine ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannamelerine istinaden tahakkuk eden vergi ve kesilen cezalara karşı açılan davalara yönelik olup idarenin müeyyideli yazısı olmaksızın süresinden sonra kendiliğinden ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan tahakkuklara karşı açılan davalar bu kapsamda bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacının bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılarak düzeltme beyannamesi vermesi gerektiği yönünde kendisine tebliğ edilmiş bir yazının bulunduğu yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi, davalı idarece dosyaya ibraz edilen dilekçelerde, davacının sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlediği tespit olunan mükelleflerden olan alışlarını katma değer vergisi indirimlerinden çıkarmak suretiyle kendiliğinden düzeltme beyannamesi verdiği belirtilmiştir.

Bu durumda, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması yolunda verilen kararın bozulması gerekmektedir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,

2- …. Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,

2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.07.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Bir vergilendirme dönemine ait katma değer vergisi beyannamesini verdikten sonra mükelleflerin ödenecek vergi tutarını artıracak ya da devreden vergiyi azaltacak şekilde düzeltme beyannamesi vermelerinin olağan bir durum olduğu söylenemez.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacı tarafından davalı idarenin sözlü uyarısı üzerine ihtirazi kayıtla düzeltme beyannamesi verildiği iddia edilmektedir. Davalı idare tarafından mahkemeye sunulan dilekçede ise davacının kendiliğinden düzeltme beyannamesi verdiği belirtilmiştir.

Her ne kadar davacıya müeyyideli bir yazı tebliğ edilmemiş ise de davacının iddiası ve davalı idarenin savunması karşısında davacı tarafından yönlendirme sonucu verilen düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın dava açma hakkı vereceğine yönelik Mahkemece yapılan değerlendirme, Anayasa Mahkemesinin … tarih ve B.No:… sayılı kararında ortaya konulan vergisel müdahalelerde mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin usuli güvencelere uygundur.

Bu nedenle, temyiz isteminin ısrar hükmü yönünden reddi ile vergi mahkemesi kararının hukuka uygunluğu yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Danıştay Üçüncü Dairesine gönderilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – ŞİRKETLE İLGİSİ BULUNMAYAN BİR ADRESE TEBLİGATA ÇIKARILAN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMESİNE İLİŞKİN YAZININ GEREĞİNİN YERİNE GETİRİLMEDİĞİ – DAVALININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2018 / 624 KARAR: 2019 / 627 KARAR TARİHİ: 18.09.2019

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – ŞİRKETLE İLGİSİ BULUNMAYAN BİR ADRESE TEBLİGATA ÇIKARILAN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMESİNE İLİŞKİN YAZININ GEREĞİNİN YERİNE GETİRİLMEDİĞİ – DAVALININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

ÖZET: Davacı şirket adına düzenlenmediği gibi şirketle hiç bir şekilde de irtibatlandırılmayan ve şirketle ilgisi bulunmayan bir adrese tebligata çıkarılan defter ve belgelerin ibraz edilmesine ilişkin yazının gereğinin yerine getirilmediğinden; dolayısıyla re’sen takdir nedeninin varlığından söz edilemeyeceğinden, defter ve belge ibraz yazısının usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesiyle tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir. Davalının temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

(213 S. K. m. 94, 101, 102)

İstemin Konusu: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle, katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle 2007 yılı Mayıs ilâ Temmuz, Eylül ilâ Aralık dönemlerine ilişkin olarak re’sen üç kat vergi ziyaı cezalı tarh edilen katma değer vergileri ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

…Vergi Mahkemesinin,…tarih ve E:…,K:… sayılı kararı:

Uyuşmazlığın esasına dayanak teşkil eden defter ve belge isteme yazısı, davacı şirketin mükellefiyet kaydının terkin edilmesi nedeniyle şirket müdürü adına düzenlenmiş ve şirket müdürünün mernis sisteminden tespit edilen “… Köyü, No:…, …/…” adresinde … isimli şahsa tebliğ edilmiştir. Buna karşın dava konusu vergi/ceza ihbarnameleri ise dava dilekçesinde de bildirilen, “… Köyü, No:…, …/…” adresinde tebliğ edilmiştir. Bu halde, defter ve belge isteme yazısının tebliğ edildiği adresin davacı şirketin müdürüne ait olup olmadığı hususunda ihtilaf bulunmaktadır.

Söz konusu adreste davacı şirket adına düzenlenen başka bir ihbarnamenin (… tarih ve … nolu ihbarnamenin) şirket müdürünün bizzat kendisine tebliğ edilmesi hususu anılan adresin şirket müdürüne ait olduğuna dair bir karine teşkil etmekle beraber, gerek belirtilen tebliğ işleminin defter ve belge isteme yazısının tebliğinden sonra vuku bulması gerekse Mernis sisteminde kayıtlı adreslerin 213 sayılı Kanunun 102. maddesinde sayılan bilinen adresler arasında sayılmaması konuya ilişkin açık ve net bir sonucuna varılmasına engel olmaktadır.

Defter ve belge isteme yazısının tebliğine ilişkin tebliğ alındısında, tebliğ evrakını alan “…” isimli şahsın, aynı konutta ikamet ettiği ya da davacı ile yakınlığı hususunda herhangi bir ibareye yer verilmemiş ve dosyaya sunulan … Nüfus Müdürlüğü tarafından tanzimli adres belgesinde, …nin “… Köyü No:…” adresinde ikamet ettiği görülmüştür.

Tüm bu veriler ve yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri nazara alındığında, defter ve belge isteme yazısının tebliğinin usule uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kaldı ki tebliğe konu defter ve belge isteme yazısı, davacı şirket müdürü olan … adına düzenlenmiş ve yazı muhteviyatında davacı şirket ve şirkete ait defter ve belgelerden bahsedilmemiştir. Dolayısıyla defter ve belge isteme yazısının tanziminde de yasada öngörülen usul hükümlerine riayet edilmemiştir.

Bu durumda usulüne uygun olarak tanzim ve tebliğ edilmeyen defter ve belge isteme yazısı dayanak alınarak ve söz konusu yazının tebliğine karşın defter ve belgelerin incelemeye sunulmadığı saikiyle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, davacı şirketin ilgili yıl KDV indirimlerinin reddi suretiyle yeniden oluşturulan beyan tablosu uyarınca yapılan dava konusu vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarında ve kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Vergi Mahkemesi, bu gerekçeyle tarhiyatı ve cezayı kaldırmıştır.

Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin, 09/05/2017 tarih ve E:2013/428, K:2017/4305 sayılı kararı:

Davacı şirketin mükellefiyet kaydı 08/04/2009 tarihi itibariyle re’sen terkin ettirilmiştir. Bu nedenle şirket müdürü … Adına 2007 yılına ilişkin defter ve belgelerin incelemeye ibrazına ilişkin yazı düzenlenerek şirket müdürünün mernis sisteminden tespit edilen “… Köyü, No:…, …/…” adresinde … isimli şahsa tebliğ edilmiştir…. isimli şahsın davacı şirketin müdürü ile yakınlığı hususunda tebliğ alındısında adı geçen şahsın … ile aynı konutta ikamet ettiği ya da davacı ile yakınlığı ile ilgili herhangi bir ibareye yer verilmediği resmi kayıtlara göre ise …’nin “… Köyü No:…” adresinde ikamet ettiğinin görüldüğü anlaşılmaktadır.

Defter ve belge isteme yazısı içeriği incelendiğinde, şirket müdürü adına düzenlenen yazının davacı şirket adına yer verilmeksizin tanzim edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte dosyanın incelenmesinden söz konusu eksikliğin yazının düzenlenme amacının anlaşılmasını etkilemediği zira şirket müdürünün davacı şirketten farklı bir şirketin defter ve belgelerinin istenmiş olabileceği hususunda herhangi bir çelişkiye düşmediği ve dava dilekçesinde de bu yönde bir iddiasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca yazıya ilişkin tebliğ alındısında da davacı şirket adına yer verildiği görülmektedir. Buna göre, söz konusu durumun esasa müessir şekil hatası olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir.

Öte yandan tebellüğ eden şahsın şirket müdürü ile yakınlık durumu tebliğ alındısında belirtilmemiş ise de Vergi Usul Kanununun 94. maddesinde, tebliği alan kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması şartları haricinde adına tebliğ çıkartılan kişiyle tebellüğ edenin farklı şahıslar olması durumunda yakınlık derecesinin ortaya konulması ya da akrabalık bağı mevcudiyetinin araştırılması gibi ek şartlar öngörülmemektedir. Bu nedenle defter ve belge isteme yazısının davacı şirket müdürü adına kayıtlı mernis adresinde şirket müdürü ile herhangi bir yakınlığı bulunmayan ve ikametgah adresi aynı köyün farklı bir adresine kayıtlı bulunan şahsa tebliğ edilmesinde hukuka aykırı bir husus bulunmamaktadır.

Tebliğ yapılan adres noktasında ise davacı şirketin mükellefiyetinin re’sen terkin edilmiş olması nedeniyle defter ve belge isteme yazısının tebliği için bilinen bir iş yeri adresi bulunmadığından, Vergi Usul Kanunu’nun “Bilinen Adresler” başlıklı 101. maddesinde yer almasa dahi adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden ulaşılan şirket müdürü adına kayıtlı mernis adresine tebliğe çıkılmasında yasal olarak herhangi bir engel bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtilen tespitlerin bir bütün halinde değerlendirilmesinden, defter ve belge isteme yazısının usulüne uygun tanzim ve tebliğ edilmediği gerekçesiyle davanın kabulü yönünde verilen mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Daire, bu gerekçeyle kararı bozmuş; davacının karar düzeltme istemini reddetmiştir.

… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı:

Mahkeme, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, defter ve belgelerin ibrazı istemini içeren yazı usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, mücbir sebep olmaksızın defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmeyen davacı hakkında katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle re’sen salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Vergi Mahkemesi kararının, onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacı şirketin mükellefiyet kaydı 08/04/2009 tarihi itibariyle re’sen terkin ettirilmiştir.

Şirket müdürü … adına düzenlenen 2007 yılına ilişkin defter ve belgelerin incelemeye ibrazına ilişkin yazı şirket müdürünün mernis sisteminden tespit edilen “… Köyü, No:…, …/…” adresinde … isimli şahsa tebliğ edilmiştir.

İlgili yazı içeriğinde davacı şirket adının yazılı bulunmadığı görülmüştür.

Yasal defter ve belgelerin ibraz edilmemesi üzerine düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, dava konusu katma değer vergisi tarhiyatı yapılmış ve 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30. maddesinde re’sen vergi tarhı tanımlanmış, maddenin 2. fıkrasının 3. bendinde, bu Kanuna göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmının tutulmaması veya tasdik ettirilmemiş olması veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesi re’sen takdir nedeni olarak sayılmıştır. Kanunun 139’uncu maddesinde vergi incelemelerinin esas itibarıyla incelemeye tabi olanın işyerinde yapılacağı; maddede sayılan hallerin varlığı durumunda incelemenin dairede yapılabileceği; dairede yapılması halinde ise incelemeye tabi olanın lüzumlu defter ve vesikalarını daireye getirmesinin kendinden yazılı olarak isteneceği, istenen defter veya vesikaları belli edilen zamanda mazeretsiz olarak getirmeyenlerin bunları ibraz etmemiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. 213 sayılı Kanunun 93 ilâ 109. maddelerinde; tebliğ esasları, tebliğin muhatapları, posta ve ilan yoluyla tebliğler ile memur eliyle tebliğ ve tebliğ yerine geçen işlemler düzenlenmiş, tebligatın nerede, nasıl ve kimlere yapılacağı belirlenmiştir.

Kanunun 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazıların, adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle ilmühaberli taahhütlü olarak tebliğ edileceği, şu kadar ki ilgilinin kabul etmesi şartıyla tebliğin daire veya komisyonda yapılmasının mümkün olduğu kurala bağlanmıştır.

“Tebliğ yapılacak kimseler” başlıklı 94. maddenin birinci fıkrasında, tebliğin, mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı; ikinci fıkrasında, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine; tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tüzel kişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının yeterli olacağı, 2365 sayılı Kanunun 18. maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasında ise kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde tebliğin, ikametgah adresinde bulunanlardan veya iş yerlerindeki memur ya da müstahdemlerden birine yapılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Tebliğ, hukuki bir işlemden ilgili kimsenin haber almasını sağlamak için, yetkili makamın kanuni şekilde yazı veya ilan ile yapacağı belgelendirme işlemi olup amaç, işlemin muhatabı açısından yasal haklarını kullanabilmesine imkan tanımak; işlemi tesis eden idare açısından da hakkında işlem tesis edilen kişilerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilip getirilmediğini tespit etmektir. Bu nedenle, 94. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, sadece işlemin muhatabı olanlar ve/veya bunlar adına hukuki tasarrufta bulunabilecek kişiler, adlarına tebligat yapılacaklar kapsamında sayılmış; bu kişilerin bulunmaması halinde tebliğin kimlere yapılacağı, 2365 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkrada belirlenmiştir.

Değinilen düzenlemeler uyarınca, hukuksal sonuç doğuracak işlemlerin; öncelikle işlemin muhatabı olan gerçek veya tüzel kişi adına tesis edilmesi gerektiği açıktır.

Davaya konu yapılan vergilendirmenin dayanağı olan defter ve belgelerin ibrazına ilişkin 28/09/2011 tarihli yazı, şirketle herhangi bir bağlantı kurulmaksızın şirketin kanuni temsilcisi olduğu anlaşılan … adına düzenlenmiş, adı geçen kişinin mernis sisteminden tespit edilen adresinde 12/10/2011 tarihinde “… ” isimli şahsa tebliğ edilmiştir.

Bu durumda, davacı şirket adına düzenlenmediği gibi şirketle hiç bir şekilde de irtibatlandırılmayan ve şirketle ilgisi bulunmayan bir adrese tebligata çıkarılan defter ve belgelerin ibraz edilmesine ilişkin yazının gereğinin yerine getirilmediğinden; dolayısıyla re’sen takdir nedeninin varlığından söz edilemeyeceğinden, defter ve belge ibraz yazısının usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesiyle tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin REDDİNE, 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.09.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”