Bülten: 2019-90 7193 sayılı Kanun ile Yeni Bir Vergi Daha, Değerli Konut Vergisi, İhdas Edilmiştir

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, bu Bültenimizde 7193 sayılı Kanun ile yeni ihdas edilen Değerli Konut Vergisi ile ilgili değerlendirmelere yer verilmiştir.

Daha önce de değinildiği üzere, 7193 Sayılı Kanun’un dört bölümden ve 54 maddeden oluşmaktadır. Kanun’un ilk yedi maddesi ve ilk üç bölümünde yeni ihdas edilen dijital vergisi düzenlenmiş, dördüncü ve son bölümse ise bazı kanunlarda ve 375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Bahsi geçen dördüncü ve son bölümde yer alan 30 ila 37’inci maddeler ile (Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen 42 ila 49’uncu maddelerle) değerli belirlenen tutarı aşan konutlardan alınmak üzere değerli konut vergisi ihdas edilmiştir.

Nitekim Kanun’un madde gerekçesinde;

– Kamu harcamalarının, büyümenin ve kalkınmanın sürdürülebilir finansman kaynağının vergiler olduğu,

– Bu amaçlarla alınan vergilerin ihdasında, oranlarının, istisnalarının ve muafiyetlerinin belirlenmesinde ve diğer vergilendirme işlemlerinde, neredeyse tüm ülkeler tarafından dikkate alınan temel vergilendirme prensiplerinden birisinin de mali güce göre vergilendirme ilkesi olduğu, mali güce göre vergilendirme ilkesinin ülkemizde de Anayasal olarak hüküm altına alındığı,

– Vergilerin gelir, servet ve harcamalar üzerinden alınabilmekle birlikte, mali güce göre vergilendirmenin, doktrinde de genel kabul gördüğü üzere, servet vergileri üzerinden etkili bir şekilde uygulanabildiği,

– Bu kapsamda, ülkemizde de diğer amaçların yanı sıra bu amaca da hizmet edecek şekilde, bazı servet unsurları (taşınmazlar, taşıtlar, servet intikalleri) üzerinden alınan muhtelif vergiler bulunduğu,

– Bununla birlikte, genel refah düzeyindeki vatandaşlar tarafından sahip olunması güç olan, yüksek değerli bir veya daha fazla mesken nitelikli taşınmaza sahip olunmasının, mali gücün yüksekliğinin ölçütü olarak dikkate alınabileceğinin açık olduğu,

– Bu kapsamda, mali güce göre vergilendirme ilkesini esas alarak yukarıda belirtilen amaçlara hizmet etmek için 7193 sayılı Kanun ile 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenleme ile Türkiye sınırları içinde bulunan ve emlak vergisine esas bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenmiş değeri 5 milyon TL ve bu tutarı aşan mesken nitelikli taşınmazlardan “Değerli Konut Vergisi” alınmasının öngörüldüğü,

açıklamasına yer verilmiştir.

Bu çerçevede Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen 42’nci madde ile değerli konut vergisinin konusu ve istisnası belirlenmiş olup buna göre, Türkiye sınırları içinde bulunan mesken nitelikli taşınmazlardan;

– Bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değeri 5.000.000 Türk lirası ve üzerinde olanların değerli konut vergisine tabi olduğu,

– Emlak vergisine esas bina vergi değeri ve ilgili mevzuatının verdiği yetkiye istinaden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yapılan veya yaptırılan değerleme sonucu belirlenmiş değeri 5 milyon TL’nin altında olan konutların ise vergiden istisna olduğu,

hüküm altına alınmıştır.

Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen “Vergiye ait değerlerin tespiti, ilanı ve kesinleşmesi” başlıklı 43. Maddede ise;

– Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce ilgili mevzuat kapsamında yapılan veya yaptırılan değerleme sonucunda belirlenen ve 5.000.000 Türk lirasını aşan (bu tutar dâhil) mesken nitelikli taşınmazların, ilgilileri tarafından ulaşılabilecek şekilde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün internet sitesinde ilan edileceği ve ilgilisine ayrıca tebliğ edileceği,

– Tebliğ tarihinden itibaren on beşinci günün sonuna kadar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne itiraz edilmeyen mesken nitelikli taşınmaz değerinin kesinleşeceği, süresinde yapılan itirazların onbeş gün içinde değerlendirilerek sonuçlandırılacağı ve kesinleşen değerin, aynı usulle ilan ve ilgilisine tebliğ edileceği, bu değerin, değerli konut vergisi uygulamasında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer olarak kabul edileceği,

– Değerli konut vergisi uygulamasında, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen bir değerin bulunmaması halinde ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. Maddesine (*) göre belirlenen bina vergi değerinin esas alınarak vergilendirme işlemlerinin yapılacağı,

hüküm altına alınmıştır.

Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen 44’üncü maddeye göre;

Değerli konut vergisinin matrahı, bina vergi değeri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değerden yüksek olanıdır.

Verginin oranı ise matrah üzerinden taşınmazın değerine göre (5.000.000 TL ile 7.500.000 TL arasında olanlar için) binde 3, (değeri 7.500.001 TL ile 10.000.000 TL arasında olanlar için) binde 6, (değeri 10.000.001 TL’yi aşanlar için ise) binde 10 olarak belirlenmiştir.

– Ayrıca, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yeni bir değerleme yapılana kadar, vergi matrahının yıllar itibarıyla erozyona uğramasını engellemek amacıyla, değer tespitinin yapıldığı yıl hariç olmak üzere, yeni bir değerleme yapılıncaya kadar her yıl söz konusu değerlerin yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmektedir.

– Aynı şekilde, artan taşınmaz değerlerine bağlı olarak mükelleflerin bir üst orandan vergi ödemesini önlemek amacıyla vergi oranlarına esas taşınmaz değerlerinin alt ve üst sınırlarının da her yıl yeniden değerlemeye tabi tutularak artırılması yönünde düzenleme yapılmaktadır.

– Paylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, matrahın hesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değeri esas alınacaktır.

Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen 45’inci maddeye göre, verginin mükellefi mesken nitelikli taşınmazın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa taşınmaza malik gibi tasarruf edenlerdir. Bir mesken nitelikli taşınmaza paylı mülkiyet hâlinde malik olanlar hisseleri oranında mükelleftirler, elbirliği halinde mülkiyette ise malikler vergiden müteselsilen sorumludurlar.

Maddenin devamında mükellefiyetin başlama ve sona ermesini sağlayan haller ile süreler düzenlenmekte olup buna göre, değerli konut vergisi mükellefiyeti;

 

  1. a) Mesken nitelikli taşınmazın değerinin, 5.000.000,00 TL’yi (bu tutar dahil) aştığının belirlendiği tarihi,

 

  1. b) 33’üncü maddenin (1) ila (7) numaralı fıkralarında yazılı (**) vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması hâlinde bu değişikliklerin vuku bulduğu tarihi,

 

  1. c) Muafiyetin sukut ettiği tarihi,

 

takip eden yıldan itibaren başlar.

Yanan, yıkılan, tamamen kullanılmaz hâle gelen veya vergiye tabi iken muaflık şartlarını kazanan mesken nitelikli taşınmazlarda, bu olayların vuku bulduğu tarihi takip eden taksitten itibaren mükellefiyet sona erer.

Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen Muaflıklar başlıklı 46’inci maddeye göre;

– Genel ve özel bütçeli idarelerin, belediyelerin ve üniversitelerin,

– Yabancı ülkelerin elçilik ve konsoloslukları ve milletlerarası kuruluşlar ile bunların mensuplarının,

– Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmaza sahip olmak kaydıyla kendisine bakmakla mükellef kimsesi olup onsekiz yaşını doldurmamış olanlar hariç olmak üzere hiçbir geliri olmadığını belgeleyenlerin ve yine aynı şartla gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların,

sahip olduğu mesken nitelikli taşınmazlar vergiden muaftır.

Ayrıca 46’ıncı madde ile, esas faaliyet konusu bina inşası olanların satmak üzere inşa ettiği, ancak henüz ilk satışa, devir ve temlike konu edilmemiş yeni mesken nitelikli taşınmazlar da, sahipleri bakımından bir servet unsuru değil işletmeye kayıtlı mamul olmaları hasebiyle, vergiden muaf tutulmakta, bu taşınmazların kiraya verilmesi veya sair surette kullanılması durumunda muafiyetin sona ermesi öngörülmektedir.

Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen “Verginin beyanı, ödeme süresi ve ödeme yeri” başlıklı 47’inci maddeye göre;

– Mükellef tarafından, mesken nitelikli taşınmaza ilişkin bina vergi değeri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer, buna ait vesikalarla, mesken nitelikli taşınmazın bulunduğu yerdeki Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı yetkili vergi dairesine, mesken nitelikli taşınmazın değerinin 5.000.000,00 TL’yi (bu tutar dahil) aştığı yılı takip eden yılın şubat ayının 20’nci günü sonuna kadar beyanname ile beyan edilir ve vergi, yetkili vergi dairesince yıllık olarak tarh ve tahakkuk olunur. Müteakip yıllar için mükellef tarafından aynı şekilde yıllık olarak beyanname verilir ve vergi ilgili vergi dairesince tarh ve tahakkuk olunur.

– Elbirliği mülkiyetinde mükellefler müşterek beyanname verebilecekleri gibi, münferiden de beyanname verebilirler. Paylı mülkiyet hâlinde ise beyanname münferiden verilir.

– Vergi dairesi tarafından tarh ve tahakkuk ettirilen vergi, ilgili yılın şubat ve ağustos aylarının sonuna kadar iki eşit taksitte ödenir.

– Yıl içerisinde mükellefiyetin başlamasını gerektirecek durumun meydana gelmesi hâlinde, mükellef tarafından takip eden yılın beyanname verme süresi içerisinde ilgili vergi dairesine beyanname verilir.

– Bu Kanunun 37’nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası (***) hükümleri, değerli konut vergisi bakımından uygulanmaz.

7193 Sayılı Kanun’la Ana Kanun’a eklenen “Değerli konut vergisi hasılatı” başlıklı 48. Maddeye göre ise, tahsil edilen değerli konut vergisi genel bütçe geliri olarak kaydedilecek ve bu şekilde yapılacak tahsilatlardan (02/07/2008 tarih ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile diğer kanunlara göre) mahalli idarelere pay verilmeyecektir.

Değerli konut vergisine ilişkin Kanun’a eklenen 48’inci ve son maddede ise, verginin uygulamasına ilişkin usul ve esasları ve esasları belirleme, muafiyetlerin uygulanmasında aranacak belgeleri tespit etme, 47’nci maddede yer alan beyanname verme ve ödeme sürelerini üç aya kadar uzatma, beyannamenin verileceği yetkili vergi dairesini, beyannamenin şekil, içerik ve eklerini belirleme ve verginin beyanname aranmaksızın tahakkuk ettirilmesi konularında Hazine ve Maliye Bakanlığı yetki verilmektedir.

Ülkemizde yeni ihdas edilen Değerli konut vergisi ile mevcut Türk Vergi Sistemi sistematiğinin dışına çıkılarak, yerel yönetimlerin sevk ve idaresi altında bulunan ve gider vergilerinin konusuna tabi bir kaynak üzerinde genel bütçeye tabi bir vergi ihdas edilmiştir.

Ayrıca, normalde aynı kaynak üzerinden alınan emlak vergisini tarha yetkili merciler belediyeler (gelir müdürlükleri) iken, yine mevcut sistematiğin dışına çıkılarak bu merciler bypass edilmiş, bunun yerine yetkili merci olarak (Merkezi Hükümete, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı) o mahallin vergi dairesi, tarha yetkili daire olarak belirlenmiştir.

Bir diğer husus; mevut haliyle Kanun’da muafiyet sınırları ve vergi dilimleri çok keskin şekilde belirlenmiş olup, 4.999.999,00 TL değere sahip bir mesken vergi dışı bırakılmışken, bu tutarın 1 TL üzerinde değere sahip meskenden [(5.000.000,00) x (3/1000)= 15.000,00 TL tutarında] değerli konut vergisi alınma durumu oluşmuştur. Oysa bunun yerine örneğin; ilk dilim 1.000.000,00 TL ve buna karşılık gelen oran binde 1 olmak üzere, dilimleri birer milyon lira, oranları ise binde 1’er artırarak beş ile on dilimli artan oranlı bir tarife uygulanmış olunsaydı, verginin konuluş gayesine ve Kanun’un genel gerekçesine çok daha uygun bir düzenleme yapılmış olunurdu. Böylece hem vergi tabana yayılırdı hem de değerli konut vergisinin matrahının tespitine yönelik yapılacak muhtemel çalışma, tespit ve değerlendirme sonuçları, alım satıma konu meskenlerde tapu harcı, değer artış kazancı veya gelir/kurumlar vergisi matrahı gibi aynı kaynak yahut olay üzerinden alınan diğer verilerin matrahının tespitinde emsal teşkil eder, böylece kayıt dışı ile mücadelede mevcut sistem önemli bir oto kontrol müessesine kavuşurdu.

Maalesef tam tersine, Kanun Teklifinin tapu harcının Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yapılan veya yaptırılan değerlemeye göre belirlenmesine ilişkin 30 ve 31’inci maddeleri Meclis görüşmelerinde tekliften çıkarılmıştır.

Mevcut durumda gayrimenkullerin tapuda yapılan alım satım işleminde, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere mükelleflerce beyan edilen alım satım bedeli üzerinden tapu harcı hesaplanmakta olup, emlak vergisi değerinden daha düşük bir bedel üzerinden harç ödendiğinin veya emlak vergisi değerinden yüksek olmakla birlikte beyan edilen alım satım bedelinin gerçek durumu yansıtmadığının tespiti durumunda ise eksik ödenen harç cezalı olarak alınmaktadır. O sebeple de uygulamada, (şifahi) beyan esasının geçerli olması nedeniyle tapuda gerçek durumu yansıtmayan farklı beyanlardan kaynaklanan harç kaybı söz konusu olmaktadır.

Oysa Kanun teklifinin komisyonlardan geçen bu maddeleri aynen yasalaşmış olsaydı, gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu harcının, emlak vergisi değerinin yanı sıra ilgili mevzuatının verdiği yetkiye istinaden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yapılan veya yaptırılan değerleme sonucu belirlenmiş bir değer bulunması durumunda bu değerden de az olmamak üzere gerçek devir ve iktisap bedelinden alınması sağlanacak, böylece tapuda gerçek durumu yansıtmayan farklı beyanlardan kaynaklanan harç kaybı da önlenmiş olacaktı. Buna paralel olarak alım satımdan kaynaklı bağlı değer artış kazançları yahut ticari kazanç daha doğru ve gerçeğe uygun şekilde tespit edilerek gelir/kurumlar vergisi yönünde de gerçek alım satım bedeli üzerinden vergilendirme yapılması imkanına kavuşularak kayıt dışı ile mücadelede önemli bir adım atılmış olunacaktı.

Yukarıda atıfta bulunulan Emlak Vergisi Kanunu’nun ilgili maddeleri ile 7193 sayılı Kanun’un Konaklama Vergisine ilişkin bölümü (maddeleri) aşağıdaki gibi olup, bu haliyle yayımlanması şartıyla 7193 sayılı Kanun’un bu maddeleri 01/04/2020 tarihinde yürürlüğe girmiş olacaktır.

(*) Emlak Vergisi Kanunu Madde 29 – (Değişik : 7/3/2002-4751/2 md.)

Vergi değeri;

  1. a) Arsa ve araziler için, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümlerine göre takdir komisyonlarınca arsalar için her mahalle ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazide her köy için cadde, sokak veya değer bakımından farklı bölgeler (turistik bölgelerdeki cadde, sokak veya değer bakımından farklı olanlar ilgili valilerce tespit edilecek pafta, ada veya parseller), arazide her  il veya ilçe için  arazinin cinsi (kıraç, taban, sulak) itibarıyla takdir olunan birim değerlere göre,
  2. b) Binalar için, Maliye ve Bayındırlık ve İskan bakanlıklarınca müştereken tespit ve ilân edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan yönetmelik hükümlerinden yararlanılmak suretiyle,

Hesaplanan bedeldir.

Vergi değeri, mükellefiyetin başlangıç yılını takip eden yıldan itibaren her yıl, bir önceki yıl vergi değerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca aynı yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranının yarısı nispetinde artırılması suretiyle bulunur.

33’üncü maddeye (8 numaralı fıkra hariç) göre mükellefiyet tesisi gereken hallerde vergi değerinin hesaplanmasında, 213 sayılı Vergi Usul  Kanununun mükerrer 49 uncu maddesinin (b) fıkrasına göre belirlenen arsa ve arazi birim değerleri, takdir işleminin yapıldığı yılı takip eden ikinci yıldan başlamak suretiyle her yıl, bir önceki yıl birim değerinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca aynı yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranının yarısı nispetinde artırılması suretiyle dikkate alınır.

(Değişik dördüncü fıkra: 16/6/2009-5904/33 md.) Vergi değerinin hesabında bin liraya, verginin hesaplanmasında ise bir liraya kadar olan kesirler dikkate alınmaz.

Cumhurbaşkanı, bu maddede belirtilen artış oranını sıfıra kadar indirmeye veya yeniden değerleme oranına kadar artırmaya yetkilidir. Cumhurbaşkanı bu yetkisini, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 95 inci maddesi uyarınca belirlenen belediye grupları itibarıyla farklı oranlar tespit etmek suretiyle de kullanabilir.

(**) Emlak Vergisi Kanunu Madde 33

Vergi değerini tadil eden sebepler:

Vergi değerini tadil eden sebepler aşağıda gösterilmiştir:

  1. Yeni bina inşa edilmesi (Mevcut binalara ilaveler yapılması veya asansör veya kalorifer tesisleri konulması yeni inşaat hükmündedir.)
  2. (Değişik : 17/7/1972 – 1610/23 md.) Bir binanın yanması, yıkılması suretiyle veya sair sebeplerle tamamen veya kısmen harabolması veya binada mevcut asansör veya kalorifer tesislerinin kısmen veya tamamen kaldırılması;
  3. Bir binanın kullanış tarzının tamamen değiştirilmesi veya bir binanın ikamete mahsus mahallerinden bir kısmının dükkan, mağaza, depo gibl ticaret ve sanat icrasına mahsus mahaller haline kalbedilmesi, (Bu hükmün uygulanmasında bir apartmanın her dairesi bir bina sayılır ve tadil sebebi, yalnız kullanış tarzı tamamen veya kısmen değiştirilen daire için geçerli olur.)

 

  1. Arazinin hal ve heyetinde değişiklik olması:
  2. a) Arazinin fidanlandırılması veya ağaçlandırılması, bağ haline getirilmesi;
  3. b) Fidanlı, ağaçlı veya kütüklü bir arazinin tarla haline getirilmesi veya gelmesi;
  4. c) Tarım yapılan bir arazinin tabii bir afet veya arıza sebebiyle veya sair sebepler yüzünden tarıma elverişsiz hale gelmesi.
  5. d) Tarım yapılmıyan bir arazinin tarıma elverişli hale getirilmesi,
  6. e) Arazinin parsellenmek suretiyle arsalar haline getirilmesi.

 

  1. Bir binanın mütemmimi durumunda olan arazinin mütemmimlik durumundan çıkması veya bir arazi ve arsanın bina mütemmimi durumuna girmesi.
  2. Bir bina veya arazinin takvim veya ifraz edilmesi veya mükellefinin değişmesi (Araziden bir kısmının istimlak edilmesi de ifraz hükmündedir.)
  3. Müteaddit arazi ve arsaların tek bir arazi ve arsa haline getirilmesi veya müteaddit hisselere ayrılmış olan bir binanın bütün hisselerinin birleştirilmesi.

(***) Emlak Vergisi Kanunu Madde 37 – (Değişik: 4/12/1985-3239/113 md.)

Bu Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Kanuna göre alınacak vergiler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

Bu Kanunda geçen “Vergi dairesi” tabiri, belediyeleri ifade eder.

Bu Kanunun uygulanmasında, Vergi Usul Kanununun vergi inceleme yetkisi hariç olmak üzere;

  1. Belediye gelir şube müdürü, gelir şube müdürü olmayan yerlerde belediye hesap işleri müdürü, hesap işleri müdürü olmayan yerlerde muhasebeci, vergi dairesi müdürü sıfat ve yetkisini haizdir.
  2. Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, belediye başkanları tarafından kullanılır.

DİJİTAL HİZMET VERGİSİ İLE BAZI KANUNLARDA VE 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN

Kanun No. 7193    Kabul Tarihi: 21/11/2019 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

………………………………………………………………………………………………….

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına İlişkin Düzenlemeler

………………………………………………………………………………………………….

“DÖRDÜNCÜ KISIM

Değerli Konut Vergisi

Konu:

MADDE 42– Türkiye sınırları içinde bulunan mesken nitelikli taşınmazlardan bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değeri 5.000.000 Türk lirası ve üzerinde olanlar değerli konut vergisine tabidir.”

MADDE 31- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 42 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Vergiye ait değerlerin tespiti, ilanı ve kesinleşmesi:

MADDE 43– Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce ilgili mevzuat kapsamında yapılan veya yaptırılan değerleme sonucunda belirlenen ve değeri 42 nci maddede yer alan tutarı aşan (bu tutar dâhil) mesken nitelikli taşınmazlar, ilgilileri tarafından ulaşılabilecek şekilde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün internet sitesinde ilan edilir ve ilgilisine ayrıca tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren on beşinci günün sonuna kadar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne itiraz edilmeyen mesken nitelikli taşınmaz değeri kesinleşir. Süresinde yapılan itirazlar, on beş gün içinde değerlendirilerek sonuçlandırılır ve kesinleşen değer, aynı usulle ilan ve ilgilisine tebliğ edilir. Bu değer, değerli konut vergisi uygulamasında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer olarak kabul edilir.

Bu vergi uygulamasında, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen bir değerin bulunmaması durumunda, bina vergi değeri esas alınarak vergilendirme işlemleri yapılır.

Bina vergi değeri, 29 uncu maddeye göre belirlenen vergi değeridir.”

MADDE 32- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 43 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

Matrah ve nispet:

MADDE 44– Verginin matrahı, bina vergi değeri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değerden yüksek olanıdır.

Değerli konut vergisine tabi mesken nitelikli taşınmazlardan değeri;

5.000.000 TL ile 7.500.000 TL arasında olanlar             (Binde 3)

7.500.001 TL ile 10.000.000 TL arasında olanlar           (Binde 6)

10.000.001 TL’yi aşanlar                                                (Binde 10)

oranında vergilendirilir.

Paylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, matrahın hesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değeri esas alınır.

42 nci maddede yer alan tutar, ikinci fıkrada yer alan vergi oranlarına esas mesken nitelikli taşınmaz değerlerinin alt ve üst sınırları ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen ve 42 nci maddede yer alan tutarı aşan (bu tutar dâhil) mesken nitelikli taşınmazların değeri her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu şekilde hesaplanan tutarların 10.000 Türk lirasına kadar olan kesirleri dikkate alınmaz (Şu kadar ki; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen taşınmaz değeri, değer tespitinin yapıldığı yıl yeniden değerleme oranında artırılmaz.).”

MADDE 33- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 44 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Mükellefiyet:

MADDE 45– Değerli konut vergisini mesken nitelikli taşınmazların maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa mesken nitelikli taşınmaza malik gibi tasarruf edenler öder.

Bir mesken nitelikli taşınmaza paylı mülkiyet hâlinde malik olanlar, hisseleri oranında mükelleftirler. Elbirliği mülkiyette malikler vergiden müteselsilen sorumlu olurlar.

Değerli konut vergisi mükellefiyeti;

  1. a) Mesken nitelikli taşınmazın değerinin, bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değerin 42 nci maddede belirtilen tutarı aştığının (bu tutar dâhil) belirlendiği tarihi,
  2. b) 33 üncü maddenin (1) ila (7) numaralı fıkralarında yazılı vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması hâlinde bu değişikliklerin vuku bulduğu tarihi,
  3. c) Muafiyetin sukut ettiği tarihi,

takip eden yıldan itibaren başlar.

Yanan, yıkılan, tamamen kullanılmaz hâle gelen veya vergiye tabi iken muaflık şartlarını kazanan mesken nitelikli taşınmazlardan dolayı mükellefiyet, bu olayların vuku bulduğu tarihi takip eden taksitten itibaren sona erer.”

MADDE 34- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 45 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Muaflıklar:

MADDE 46– Aşağıda yazılı mesken nitelikli taşınmazlar, değerli konut vergisinden muaftır:

  1. a) Genel ve özel bütçeli idarelerin, belediyelerin ve üniversitelerin maliki veya intifa hakkına sahip olduğu mesken nitelikli taşınmazlar.
  2. b) Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olan kişilerden; kendisine bakmakla mükellef kimsesi olup onsekiz yaşını doldurmamış olanlar hariç olmak üzere hiçbir geliri olmadığını belgeleyenlerin, gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların sahip olduğu mesken nitelikli taşınmazlar (intifa hakkına sahip olunması hâli dâhil) (Bu hüküm, belirtilen kişilerin tek meskene hisse ile sahip olmaları hâlinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanır.).
  3. c) Yabancı devletlere ait olup elçilik ve konsolosluk olarak kullanılan mesken nitelikli taşınmazlar ile elçilerin ikametine mahsus mesken nitelikli taşınmazlar ve bunların müştemilatı (karşılıklı olmak şartıyla) ve merkezi Türkiye’de bulunan milletlerarası kuruluşlara, milletlerarası kuruluşların Türkiye’deki temsilciliklerine ait mesken nitelikli taşınmazlar.

ç) Esas faaliyet konusu bina inşası olanların işletmelerine kayıtlı bulunan ve henüz ilk satışa, devir ve temlike konu edilmemiş yeni inşa edilen mesken nitelikli taşınmazlar (arsa karşılığı inşaat işlerinde sözleşme gereği taahhüt işini üstlenen müteahhide kalan mesken nitelikli taşınmazlar dâhil) (bu taşınmazların kiraya verilmesi veya sair surette kullanılması hâlleri hariç).”

MADDE 35- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 46 ncı maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Verginin beyanı, ödeme süresi ve ödeme yeri:

MADDE 47– Mükellef tarafından, mesken nitelikli taşınmaza ilişkin bina vergi değeri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer, buna ait vesikalarla, mesken nitelikli taşınmazın bulunduğu yerdeki Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı yetkili vergi dairesine, mesken nitelikli taşınmazın değerinin 42 nci maddede belirtilen tutarı aştığı (bu tutar dâhil) yılı takip eden yılın şubat ayının 20 nci günü sonuna kadar beyanname ile beyan edilir ve vergi, yetkili vergi dairesince yıllık olarak tarh ve tahakkuk olunur. Müteakip yıllar için mükellef tarafından aynı şekilde yıllık olarak beyanname verilir ve vergi ilgili vergi dairesince tarh ve tahakkuk olunur.

Elbirliği mülkiyetinde mükellefler müşterek beyanname verebilecekleri gibi, münferiden de beyanname verebilirler. Paylı mülkiyet hâlinde ise beyanname münferiden verilir.

Vergi dairesi tarafından tarh ve tahakkuk ettirilen vergi, ilgili yılın şubat ve ağustos aylarının sonuna kadar iki eşit taksitte ödenir.

Yıl içerisinde mükellefiyetin başlamasını gerektirecek durumun meydana gelmesi hâlinde, mükellef tarafından takip eden yılın beyanname verme süresi içerisinde ilgili vergi dairesine beyanname verilir.

Bu Kanunun 37 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri, değerli konut vergisi bakımından uygulanmaz.”

MADDE 36- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 47 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Değerli konut vergisi hasılatı:

MADDE 48– Tahsil edilen değerli konut vergisi, genel bütçe geliri olarak kaydedilir ve 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile diğer kanunlara göre mahalli idarelere verilecek payların hesabında dikkate alınmaz.”

MADDE 37- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 48 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiş ve mevcut maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“Yetki:

MADDE 49– Bu verginin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, muafiyetlerin uygulanmasında aranacak belgeleri tespit etmeye, 47 nci maddede yer alan beyanname verme ve ödeme sürelerini üç aya kadar uzatmaya, beyannamenin verileceği yetkili vergi dairesini, beyannamenin şekil, içerik ve eklerini belirlemeye ve verginin beyanname aranmaksızın tahakkuk ettirilmesine Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-89 7193 sayılı Kanun ile Yeni Bir Vergi Daha, Konaklama Vergisi, İhdas Edilmiştir

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, bu Bültenimizde 7193 sayılı Kanun ile yeni ihdas edilen Konaklama Vergisi ile ilgili değerlendirmelere yer verilmiştir.

Daha önce de değinildiği üzere, 7193 Sayılı Kanun’un dört bölümden ve 54 maddeden oluşmaktadır. Kanun’un ilk yedi maddesi ve ilk üç bölümünde yeni ihdas edilen dijital vergisi düzenlenmiş, dördüncü ve son bölümse ise bazı kanunlarda ve 375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Dördüncü ve son bölümde yer alan 9. Madde ile de, tıpkı dijital hizmet vergisi gibi, yeni ihdas edilen konaklama hizmeti ile bu hizmetle birlikte sunulan hizmetlerden alınmak üzere konaklama vergisine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Nitekim Kanun’un madde gerekçesinde;

– Başta turizm merkezi ülkeler olmak üzere çok sayıda ülkede konaklama veya turistik amaçlı verilen hizmetlerden faydalanan kişilerden, bu hizmetlerin sunulması amacıyla katlanılan kamusal maliyetlerin bir kısmının finanse edilebilmesi amacıyla, konaklama tesislerinin verdiği hizmetler üzerinden turizm vergisi, turist konaklama vergisi, ziyaretçi vergisi, şehir vergisi, konaklama vergisi gibi adlar altında, konaklanan gece sayısı üzerinden maktu veya verilen hizmet bedeli üzerinden oransal olarak vergi alındığı,

– Bazı ülkelerde/şehirlerde bu verginin sadece yabancı turistlerden, bazı ülkelerde ise hem yabancı turistlerden hem de ülke içinde seyahat eden yurtiçi yerleşiklerden alınmakta olduğu,

– Aynı amaca matuf olmak üzere, Ülkemizde de bu alanı vergilendirmeye yönelik olarak, farklı ülke uygulamaları da dikkate alınmak suretiyle, vergilendirme tekniği bakımından uygulanabilir bir model geliştirildiği,

– Bu kapsamda, 7913 sayılı Kanun’un 9. Maddesi ile yapılan bu düzenlemeyle, genel bütçe geliri olarak tahsil edilmek üzere konaklama vergisi ihdas edildiği,

açıklamasına yer verilmiştir.

Buna göre yapılan bu yasal düzenleme ile Ülkemizde ilk defa uygulanmak üzere, otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart, misafirhane ve kamping gibi konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmeti ile bu hizmetten yararlananlara sunulan yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, plaj, termal ve benzeri alanların kullanımı hizmetleri gibi diğer tüm hizmetlerin, verilen hizmetin bedeli üzerinden, vergiye tabi tutulması öngörülmüştür.

Konaklama tesislerinde verilen hizmetler dolayısıyla konaklayanlardan elde edilen bedellerin bir kısmının çeşitli adlar altında vergi matrahının dışına çıkarılmasının önlenmesi amacıyla verginin konusu, bu tesisler bünyesinde verilen hizmetlerin tamamını kapsayacak şekilde geniş tanımlanmıştır.  Buna göre, söz konusu tesislerde konaklayanlara verilen yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, plaj, termal ve benzeri alanların kullanımı hizmetleri gibi hizmetlere ilişkin bedeller, geceleme hizmetinden ayrı olarak fatura veya benzeri belgelerde gösterilmiş olsa dahi verginin matrahına dahil edilmiştir.

Öte yandan, söz konusu tesislerde konaklamayanlara (geceleme hizmeti almayanlara) tesis bünyesinde sunulan hizmetler ise herhangi bir konaklama hizmetiyle birlikte verilmediğinden verginin konusuna girmemektedir. Hizmeti alanın yurt içi yerleşik veya yabancı turist olmasının vergilendirmeye bir etkisi bulunmamaktadır.

Verginin mükellefi konaklama hizmetlerini verenler olup, verginin oranı % 2’dir. Ancak, 6802 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeyle, 31/12/2020 tarihine kadar konaklama vergisinin oranının % 1 olarak uygulanması öngörülmüştür.

Vergilendirme dönemi ise takvim yılının birer aylık dönemleridir.

Maddeyle ayrıca vergiyi doğuran olay, vergiden istisna edilen hizmetler ile beyan ve ödemeye ilişkin belirlemeler de yapılmıştır.

Madde metni Bültenin sonunda yer almakta olup, yeni ihdas edilen verginin yapısına ilişkin özet tablo ise aşağıdaki gibidir;

 

7193 SAYILI KANUNLA İHDAS EDİLEN KONAKLAMA VERGİSİ
Verginin Konusu – Sağlıklı yaşam tesisleri, eğlence merkezleri gibi tesislerin bünyesinde sunulan geceleme hizmetleri dahil olmak üzere; Otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart otel, misafirhane, kamping, dağ evi, yayla evi gibi konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmeti ile,

– Bu hizmetle birlikte satılmak suretiyle konaklama tesisi bünyesinde sunulan yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, spor, termal ve benzeri alanların kullanımı gibi diğer tüm hizmetler

Verginin Mükellefi Verginin konusuna giren hizmetleri sunanlar
Verginin İstisnaları a) Öğrenci yurtları, pansiyonları ve kamplarında öğrencilere verilen hizmetler

b) Karşılıklı olmak kaydıyla yabancı devletlerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilikleri, konsoloslukları ve bunların diplomatik haklara sahip mensupları ile uluslararası anlaşmalar gereğince vergi muafiyeti tanınan uluslararası kuruluşlar ve mensuplarına verilen hizmetler

Vergiyi Doğuran Olay Verginin konusuna giren hizmetlerin sunulması
Verginin Matrahı Verginin konusuna giren hizmetler karşılığında, KDV hariç, her ne suretle olursa olsun alınan veya bu hizmetler için borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamı
Verginin Oranı 31/12/2020 tarihine kadar % 1
31/12/2020 tarihinden sonra % 2
Vergilendirme Dönemi Aylık
Beyanname Türü Konaklama Vergi Beyannamesi
Beyannamenin Verileceği Vergi Dairesi KDV Mükellefiyeti bulunanlar için; KDV Yönünden bağlı olunan vergi dairesi
KDV Mükellefiyeti bulunmayanlar için; tesisin bulunduğu yer vergi dairesi
Beyanname Verilme Süresi Vergilendirme dönemini takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar
Verginin Ödenme Süresi Vergilendirme dönemini takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar (Beyanname verme süresi içerisinde)
Verginin Faturada Gösterimi Konaklama vergisi, konaklama tesislerince düzenlenen fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilir.
Bu vergiden herhangi bir ad altında indirim yapılamaz.
Bu vergi, katma değer vergisi matrahına dahil edilmez.

 

7193 sayılı Kanun’un Konaklama Vergisine ilişkin bölümü (maddeleri) aşağıdaki gibi olup, bu haliyle yayımlanması şartıyla, Kanun’un bu maddeleri 01/04/2020 tarihinde yürürlüğe girmiş olacaktır.

DİJİTAL HİZMET VERGİSİ İLE BAZI KANUNLARDA VE 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN

Kanun No. 7193    Kabul Tarihi: 21/11/2019 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

………………………………………………………………………………………………….

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına İlişkin Düzenlemeler

………………………………………………………………………………………………….

MADDE 9- 6802 sayılı Kanunun İkinci Kısmının İkinci Bölümünün mülga başlığı “Konaklama Vergisi” şeklinde ve mülga 34 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Konaklama vergisi

MADDE 34- Otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart otel, misafirhane, kamping, dağ evi, yayla evi gibi konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmeti ile bu hizmetle birlikte satılmak suretiyle konaklama tesisi bünyesinde sunulan diğer tüm hizmetler (yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, spor, termal ve benzeri alanların kullanımı gibi) konaklama vergisine tabidir. Geceleme hizmetinin; sağlıklı yaşam tesisleri, eğlence merkezleri gibi tesislerin bünyesinde sunulması, vergilendirmeye etki etmez.

Konaklama vergisinin mükellefi birinci fıkrada belirtilen hizmetleri sunanlardır.

Vergiyi doğuran olay, birinci fıkrada belirtilen hizmetlerin sunulması ile meydana gelir.

Konaklama vergisinin matrahı, verginin konusuna giren hizmetler karşılığında, katma değer vergisi hariç, her ne suretle olursa olsun alınan veya bu hizmetler için borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamıdır.

Konaklama vergisinin oranı % 2’dir. Cumhurbaşkanı, bu oranı bir katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, bu sınırlar içinde farklı oranlar tespit etmeye yetkilidir.

Konaklama vergisi, konaklama tesislerince düzenlenen fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilir. Bu vergiden herhangi bir ad altında indirim yapılamaz. Bu vergi, katma değer vergisi matrahına dahil edilmez.

Aşağıda sayılan hizmetler konaklama vergisinden müstesnadır:

  1. a) Öğrenci yurtları, pansiyonları ve kamplarında öğrencilere verilen hizmetler.
  2. b) Karşılıklı olmak kaydıyla yabancı devletlerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilikleri, konsoloslukları ve bunların diplomatik haklara sahip mensupları ile uluslararası anlaşmalar gereğince vergi muafiyeti tanınan uluslararası kuruluşlar ve mensuplarına verilen hizmetler.

Konaklama vergisinde vergilendirme dönemi, faaliyet gösterilen takvim yılının birer aylık dönemleridir. Her bir vergilendirme dönemine ait konaklama vergisi, vergilendirme dönemini takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar katma değer vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine (katma değer vergisi mükellefiyeti bulunmayanlarca tesisin bulunduğu yer vergi dairesine) beyan edilir ve aynı süre içinde ödenir.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, konaklama vergisi beyannamesinin şekil, içerik ve ekleri ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-88 7193 sayılı Kanun ile Yeni Bir Vergi, Dijital Hizmet Vergisi, İhdas Edilmiştir

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, bu Bültenimizde 7193 sayılı Kanun ile yeni ihdas edilen Dijital Hizmet Vergisi ile ilgili değerlendirmelere yer verilmiştir.

7193 Sayılı Kanun’un dört bölümden ve 54 maddeden oluşmaktadır. Kanun’un ilk yedi maddesi ve ilk üç bölümünde yeni ihdas edilen dijital vergisi düzenlenmiştir. Kanun’un dördüncü bölümünde yer alan diğer maddelerde ise, bazı kanunlarda ve 375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına ilişkin düzenlemeler yer almış olup bunlardan bir kısmına önceki bültenlerimizde değinilmiştir.

Kanun’un genel gerekçesinde;

–  Bilgi teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve yenilikler, sosyal, kültürel ve ekonomik alandaki globalleşmenin hızını artırdığı ve bu durumun aynı zamanda, dijital hizmet sunan çokuluslu şirketlerin mukim olmadıkları ülkelerde önemli bir fiziki varlıkları olmadan (bazen hiçbir fiziki varlık olmadan) ticari faaliyette bulunmasına da imkân tanıdığı,

– Dijital hizmet sektöründe faaliyette bulunan işletmelerin, faaliyette bulundukları ülkelerin kamu gelirlerine adil bir katkı sağlamaları gerektiği genel kabul görmekle birlikte, bu alanda yaşanan hızlı gelişmelere ülkelerin aynı hızda yanıt veremediğinden, henüz tüm dünyada uygulanan ortak bir vergilendirme rejiminin oluşturulamadığı, bununla birlikte, bazı ülkelerin dijital hizmet sektörünü vergilendirmeye başladığı, bazı ülkelerin ise bu alanı vergilendirmeye yönelik idari ve yasal çalışmaları bulunduğu,

– Bu kapsamda 7193 sayılı Kanun ile, dijital hizmetlerden elde edilen hasılatın vergilendirilmesini sağlamak üzere, farklı ülke uygulamaları ile uluslararası kuruluşlar nezdinde gündeme getirilen görüşler de dikkate alınarak verginin konusuna, mükelleflerine, matrahına, vergi oran ve muafiyetlerine yönelik düzenlemeler yapıldığı,

açıklamalarına yer verilmiştir.

Nitekim Kanun (’un ilk 7 maddesi) ile, dijital hizmet sağlayıcılarının Türkiye’de verdikleri;

  1. a) Dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetlerinden (reklam kontrol ve performans ölçüm hizmetleri ile kullanıcılarla ilgili veri iletimi ve yönetimi gibi hizmetler ile reklamın sunulmasına ilişkin teknik hizmetler dahil),

 

  1. b) Sesli, görsel veya dijital herhangi bir içeriğin (bilgisayar programları, uygulamalar, müzik, video, oyunlar, oyun içi uygulamalar ve benzeri yazılımlar dahil) dijital ortamda satışı ile bu içeriklerin dijital ortamda dinlenmesine, izlenmesine, oynanmasına veya telefon, bilgisayar gibi elektronik cihazlara kaydedilmesine veya bu cihazlarda kullanılmasına yönelik dijital ortamda sunulan hizmetlerden,

 

  1. c) Kullanıcılar arasında bir mal veya hizmetin satılmasına veya satılmasının kolaylaştırılmasına yönelik sunulan hizmetler (ulaşım veya konaklama faaliyetlerine aracılık edilmesi ya da bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ile mal ve hizmetlerin satışa sunulduğu platform, sistem veya portal hizmetleri gibi) dahil kullanıcıların birbirleriyle etkileşime geçebilecekleri dijital ortamların sağlanması ve işletilmesi hizmetlerinden,

 

ç) Yukarıda sayılan hizmetlere yönelik dijital ortamda verilen aracılık hizmetlerinden, elde edilen

hasılattan,

dijital hizmet vergisi alınması hükme bağlanmıştır.

Buna göre;

– İlgili yıldan önceki yılda, verginin konusuna giren hizmetlere ilişkin Türkiye’den elde edilen hasılatı 20 milyon Türk Lirasından veya dünya genelinde elde edilen hasılatı 750 milyon Avrodan az olanlar dijital hizmet vergisinden muaf tutulmuş olup verginin kapsamına sadece büyük ölçekli işletmeler alınmıştır. Ancak mükellefin, finansal muhasebe açısından konsolide bir grubun üyesi olması hâlinde, bu hadlerin uygulanmasında grubun verginin konusuna giren hizmetlere ilişkin elde ettiği toplam hasılat dikkate alınacaktır.

– Dijital hizmet vergisinin mükellefi dijital hizmet sağlayıcıları olarak belirlenmiştir. Dijital hizmet sağlayıcılarının, Gelir Vergisi Kanunu ya da Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından tam ya da dar mükellef olmasının veya dar mükellefiyet durumunda söz konusu faaliyetleri Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla gerçekleştirip gerçekleştirmemesinin mükellefiyet açısından bir etkisi bulunmamaktadır.

– Dijital hizmet vergisinin matrahı ise, ilgili birer aylık vergilendirme dönemlerinde verginin konusuna giren hizmetler nedeniyle elde edilen hasılattır.

– Verginin oranı %7,5’tur.

– Mükelleflerce ödenen bu vergi, gelir ve kurumlar vergisine esas safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilecektir.

Bunun yanı sıra 19.12.2018 tarih ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 476 Sayılı Karar ile 01.01.2019 tarihinden itibaren, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere;

– Mükellef olup olmamasına bakılmaksızın gerçek kişilere yapılacak ödemelerden % 15,

– Dar mükellef kurumlara yapılacak ödemelerden % 15,

– Türkiye’de kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan kurumlara yapılacak ödemelerden %0,

oranında stopaj yapma yükümlülüğü getirilmiş olup 7913 sayılı Kanun’da daha önce yapılan bu düzenlemelere herhangi bir atıfta bulunulmamıştır.

Bu durumda her iki düzenlemenin aynı anda ayrı ayrı kapsamına giren bir mükellefin, aynı hizmet bedeli üzerinden hem %15 oranında tevkifata maruz kalması hem de beyana tabi vergi matrah üzerinden %7,5 oranında vergi ödemesi söz konusu olacak olup bu hususta ilerleyen zamanlarda yeni bir düzenleme yapılması yahut tebliğler ile konuya açıklık getirilmesi gerekmektedir.

7193 sayılı Kanun’un dijital hizmet vergisine ilişkin bölümü (maddeleri) aşağıdaki gibi olup, Kanun’un bu maddeleri yayımını izleyen üçüncü aybaşında yürürlüğe girmiş olacaktır.

DİJİTAL HİZMET VERGİSİ İLE BAZI KANUNLARDA VE 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN

Kanun No. 7193    Kabul Tarihi: 21/11/2019 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Verginin Konusu, Tanımlar, Mükellef ve Vergi Sorumlusu, Muafiyet ve İstisnalar

Verginin konusu

MADDE 1- (1) Türkiye’de sunulan aşağıdaki hizmetlerden elde edilen hasılat, dijital hizmet vergisine tabidir:

  1. a) Dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetleri (reklam kontrol ve performans ölçüm hizmetleri, kullanıcılarla ilgili veri iletimi ve yönetimi gibi hizmetler ile reklamın sunulmasına ilişkin teknik hizmetler dâhil)
  2. b) Sesli, görsel veya dijital herhangi bir içeriğin (bilgisayar programları, uygulamalar, müzik, video, oyunlar, oyun içi uygulamalar ve benzerleri dâhil) dijital ortamda satışı ile bu içeriklerin dijital ortamda dinlenmesine, izlenmesine, oynanmasına veya elektronik cihazlara kaydedilmesine veya bu cihazlarda kullanılmasına yönelik dijital ortamda sunulan hizmetler
  3. c) Kullanıcıların birbirleriyle etkileşime geçebilecekleri dijital ortamların sağlanması ve işletilmesi hizmetleri (kullanıcılar arasında bir mal veya hizmetin satılmasına veya satılmasının kolaylaştırılmasına yönelik sunulan hizmetler dâhil)

(2) Birinci fıkrada sayılan hizmetlere yönelik dijital ortamda dijital hizmet sağlayıcıları tarafından verilen aracılık hizmetlerinden elde edilen hasılat da dijital hizmet vergisine tabidir.

Tanımlar

MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

  1. a) Dijital ortam: Fiziki olarak karşı karşıya gelmeksizin, çevrim içi faaliyetin gerçekleştirildiği her türlü ortamı,
  2. b) Dijital hizmet sağlayıcıları: 1 inci maddede sayılan hizmetleri sunanları,
  3. c) Hasılatın elde edilmesi: Hasılatın mahiyet ve tutar itibarıyla kesinlik kazanmış olmasını,

ç) Hizmetin Türkiye’de sunulması: Hizmetin Türkiye’de sunulmasını, hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını, hizmetin Türkiye’de bulunan kişilere yönelik gerçekleştirilmesini veya hizmetin Türkiye’de değerlendirilmesini (Değerlendirmeden maksat, hizmetin karşılığını teşkil eden ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yurt dışında yapılmışsa, Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır. Şu kadar ki, dijital ortamda sunulan reklam hizmetinin Türkiye’de bulunmayan kişilere yönelik gerçekleştirilmesi durumunda hizmet Türkiye’de değerlendirilmiş sayılmaz.),

  1. d) Finansal muhasebe açısından konsolide grup: Uluslararası Finansal Raporlama Standartları veya Türkiye Finansal Raporlama Standartları uyarınca konsolide finansal tablolarda yer alan tüm işletmeleri,

ifade eder.

Mükellef ve vergi sorumlusu

MADDE 3- (1) Dijital hizmet vergisinin mükellefi, dijital hizmet sağlayıcılarıdır. Bunların, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından tam mükellef olup olmaması, dar mükellefiyette söz konusu faaliyetleri Türkiye’de bulunan iş yeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla gerçekleştirip gerçekleştirmemesi dijital hizmet vergisi mükellefiyetine tesir etmez.

(2) Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, iş yerinin, kanuni ve iş merkezlerinin bulunmaması hâlleri ile gerekli görülen diğer hâllerde Hazine ve Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanlar ile işleme ve ödemeye aracılık edenleri verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.

Muafiyet ve istisnalar

MADDE 4- (1) İlgili hesap döneminden önceki hesap döneminde, 1 inci maddede sayılan hizmetlere ilişkin, Türkiye’de elde edilen hasılatı 20 milyon Türk lirasından veya dünya genelinde elde edilen hasılatı 750 milyon avrodan veya muadili yabancı para karşılığı Türk lirasından az olanlar dijital hizmet vergisinden muaftır. Mükellefin, finansal muhasebe açısından konsolide bir grubun üyesi olması hâlinde, bu hadlerin uygulanmasında grubun verginin konusuna giren hizmetlere ilişkin elde ettiği toplam hasılat dikkate alınır.

(2) İlgili hesap dönemi içerisinde birinci fıkrada yer alan hadlerin her ikisinin de aşılması hâlinde muafiyet sona erer ve haddin aşıldığı vergilendirme dönemini takip eden dördüncü vergilendirme döneminden itibaren dijital hizmet vergisi mükellefiyeti başlar. Söz konusu hadlerin aşılıp aşılmadığının tespitinde, hesap döneminin üçer aylık dönemlerinin sonu itibarıyla ilgili hesap dönemi içinde elde edilen kümülatif hasılat dikkate alınır.

(3) Arka arkaya iki hesap dönemi boyunca birinci fıkradaki hadlerden herhangi birinin altında kalanların vergi muafiyeti, izleyen hesap döneminden itibaren tekrar başlar.

(4) Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan hadleri verginin konusuna giren hizmet türlerine göre ayrı ayrı veya birlikte sıfıra kadar indirmeye veya üç katına kadar artırmaya yetkilidir.

(5) Hazine ve Maliye Bakanlığı, muafiyetin tespiti ve uygulanması amacıyla bildirim ve belgelendirme yükümlülüğü getirmeye ve maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Bu kapsamda bildirim ve belgelendirme yükümlülüklerini tam ve zamanında doğru olarak yerine getirmeyenlere, yükümlülüklerini yerine getirmeleri için otuz gün ek süre verilir. Verilen ek süre içerisinde, bildirim ve belgelendirme yükümlülüklerini tam ve zamanında doğru olarak yerine getirmeyenler bu maddede yer alan muafiyetten yararlanamaz.

(6) Dijital ortamda yapılan aşağıdaki hizmetlerden elde edilen hasılat dijital hizmet vergisinden istisnadır ve bu hizmetlerden elde edilen hasılat birinci fıkradaki hadlerin tespitinde dikkate alınmaz:

  1. a) 4/2/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun ek 37 nci maddesi kapsamında üzerinden Hazine payı ödenen hizmetler
  2. b) 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 39 uncu maddesi kapsamında üzerinden özel iletişim vergisi alınan hizmetler
  3. c) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 4 üncü maddesi kapsamındaki hizmetler

ç) 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde tanımlanan Ar-Ge merkezlerinde Ar-Ge faaliyetleri neticesinde oluşturulan ürünlerin satışı ile münhasıran bu ürünler üzerinden sunulan hizmetler

  1. d) 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun 12 nci maddesi kapsamında yer alan ödeme hizmetleri

(7) Dijital hizmet vergisine ilişkin istisna ve muafiyetler, ancak bu Kanuna hüküm eklenmek veya bu Kanunda değişiklik yapılmak suretiyle düzenlenir. Diğer kanunlarda yer alan istisna veya muafiyet hükümleri bu vergi bakımından geçersizdir.

 

İKİNCİ BÖLÜM

Verginin Matrahı, Oranı ve Hesabı

Verginin matrahı, oranı ve hesabı

MADDE 5- (1) Dijital hizmet vergisinin matrahı, ilgili vergilendirme döneminde verginin konusuna giren hizmetler nedeniyle elde edilen hasılattır. Hasılatın döviz ile hesaplanması hâlinde döviz, hasılatın elde edildiği tarihte geçerli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden Türk parasına çevrilir.

(2) Verginin matrahından gider, maliyet ve vergi adı altında indirim yapılmaz. Dijital hizmet vergisi, fatura ve fatura yerine geçen belgelerde ayrıca gösterilmez.

(3) Dijital hizmet vergisi oranı %7,5’tir.

(4) Dijital hizmet vergisi, matraha oranın uygulanması suretiyle hesaplanır. Bu şekilde hesaplanan vergiden herhangi bir indirim yapılmaz.

(5) Cumhurbaşkanı, üçüncü fıkrada belirtilen oranı, hizmet türleri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte %1’e kadar indirmeye, iki katına kadar artırmaya yetkilidir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Vergilendirme Dönemi, Verginin Beyanı, Tarhı ve Ödenmesi ile Vergi Güvenliği

Vergilendirme dönemi, verginin beyanı, tarhı ve ödenmesi

MADDE 6- (1) Dijital hizmet vergisinde vergilendirme dönemi, takvim yılının birer aylık dönemleridir. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı, hizmet türlerine ve mükelleflerin faaliyet hacimlerine göre birer aylık vergilendirme dönemi yerine üçer aylık vergilendirme dönemi tespit etmeye yetkilidir.

(2)  Dijital hizmet vergisi, mükellefin beyanı üzerine tarh olunur. 3 üncü maddenin ikinci fıkrasının uygulandığı durumlarda, bu beyan vergi kesintisi yapmakla sorumlu tutulanlar tarafından yapılır.

(3)  Mükellefler ve vergi kesintisi yapmakla sorumlu tutulanlar, dijital hizmet vergisi beyannamelerini, vergilendirme dönemini takip eden ayın sonuna kadar ilgili vergi dairesine vermekle yükümlüdürler.

(4)  Dijital hizmet vergisi, katma değer vergisi mükellefiyeti bulunan hizmet sağlayıcıları için bu vergi bakımından bağlı bulundukları vergi dairesince, bulunmayanlar bakımından Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek vergi dairesince tarh olunur.

(5)  Dijital hizmet vergisi, mükellef veya vergi sorumlusu olan gerçek veya tüzel kişi adına tarh olunur. Adi ortaklıklarda, verginin ödenmesinden müteselsilen sorumlu olmak üzere, ortaklardan herhangi biri adına tarhiyat yapılır.

(6)  Beyanname vermek mecburiyetinde olan mükellefler ile vergi kesmekle sorumlu tutulanlar, bir vergilendirme dönemine ait dijital hizmet vergisini beyanname verme süresi içinde öderler.

(7)  Dijital hizmet vergisi mükelleflerince ödenen dijital hizmet vergisi, bu mükellefler tarafından gelir ve kurumlar vergisine esas safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilir.

(8)  Hazine ve Maliye Bakanlığı, dijital hizmet vergisi beyannamesinin ve eklerinin şekil ve muhtevasını belirlemeye, faaliyetin gereğini göz önünde tutarak mükellefin müracaatı üzerine veya resen tarh yerini tayin etmeye, mükellef veya vergi sorumlularına sadece vergiye tabi hizmetlerin sunulduğu dönemler için beyanname verdirmeye, verginin beyan ve ödeme zamanı ile tahsiline ilişkin usul ve esasları belirlemeye, bildirim ve belgelendirme yükümlülüğü getirmeye ve buna ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

Vergi güvenliği

MADDE 7- (1) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergilere ilişkin beyanname verme ve ödeme yükümlülüklerini süresinde yerine getirmeyen bu Kanun kapsamındaki dijital hizmet sağlayıcılarına veya Türkiye’deki yetkili temsilcisine, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için dijital hizmet vergisini tarha yetkili vergi dairesi tarafından internet sayfalarındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler kullanılarak 213 sayılı Kanunda sayılan tebligat yöntemleri, elektronik posta veya diğer tüm iletişim araçları ile ihtarda bulunulabilir ve bu durum Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde ilan edilir.

(2)  İlandan itibaren otuz gün içinde bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde, dijital hizmet sağlayıcılarının sunmuş oldukları hizmetlere erişimin, bu yükümlülükler yerine getirilinceye kadar engellenmesine Hazine ve Maliye Bakanlığınca karar verilir ve bu karar erişim sağlayıcılarına bildirilmek üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna gönderilir. Engelleme kararlarının gereği bildirimden itibaren yirmi dört saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilir.

(3)  Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının görüşü alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-87 7193 Sayılı Kanun ile 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, bu Bültenimizde 7193 sayılı Kanun ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yapılan değişikliklere değinilmiştir.

1) İzaha davet müessesesinde süreler ve tutarlar yeniden düzenlenmiştir

7193 Sayılı Kanun’un 25’nci maddesiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “İzaha davet” başlıklı 370’inci maddesi yeniden düzenlenmiştir. Maddenin yeni halinde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “İzaha davet” başlıklı 370. maddesi kapsamında izaha davet edilenlerin izahta bulunma süreleri ile yapılan izahatın yeterli bulunmaması durumunda beyanname verme ve ödeme süreleri 15 günden 30 güne çıkarılmıştır.

Ayrıca, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarı, bir takvim yılında 100.000 TL’sını geçmeyen veya bu tutarı geçse bile ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmayan mükelleflere, hiç verilmemiş beyannamelerin verilmesi, eksik veya yanlış verilen beyannamelerin düzeltilmesi, tahakkuk eden/edecek vergilerin yasal gecikme faizi ile birlikte ödenmesi şartıyla ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında vergi ziyaı cezası kesilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır.

Buna ilaveten 7193 sayılı Kanunun 28. maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun Ek-1. maddesinde yapılan düzenleme ile yukarıda yer verilen düzenleme kapsamında kesilecek %20 oranındaki vergi ziyaı cezası, uzlaşma kapsamı dışında tutulmuştur.

Söz konusu bu düzenlemeler 01.01.2020 tarihinde yürürlüğe girecektir.

2) Vergi cezalarında indirim uygulaması yeniden düzenlendi

7193 Sayılı Kanun’un 26’ıncı maddesiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Ziyaı, Usulsüzlük ve Özel Usulsüzlük Cezalarında İndirme” başlıklı 376’ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Mükellef veya vergi sorumlusu;

  1. İkmalen, resen veya idarece tarh edilen vergiyi veya vergi farkını ve vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının yarısını ihbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirirse kesilen cezanın yarısı,
  2. Uzlaşmanın vaki olması durumunda, üzerinde uzlaşılan vergiyi veya vergi farkını ve vergi ziyaı cezasının %75’ini, bu Kanunun ek 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan ödeme süreleri içinde öderse üzerinde uzlaşılan cezanın %25’i,

indirilir.”

Bilindiği üzere, vergi cezalarında (vergi ziyaı cezası, birinci ve ikinci derece usulsüzlük cezaları ve özel usulsüzlük cezası) ilk seferde yüzde 50 müteakip cezalarda 1/3 oranında indirim uygulanmaktadır. Yapılan bu değişiklikle, vergi ziyaı cezalarında ilk defa işlenip işlenmediğine bakılmaksızın indirim oranı %50 olarak yeniden belirlenmiştir.

Ayrıca, aynı düzenlemeye göre uzlaşmanın vaki olması halinde ödenecek vergi ziyaı cezası için maddede yer alan şartlar dâhilinde %25 oranında indirimden yararlanılmasına imkân sağlanmıştır.

7193 sayılı Kanunun 29. maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun uzlaşma ve cezalarda indirim başlıklı Ek-9. maddesinde öngörülen düzenleme kapsamında, uzlaşmanın vaki olması halinde üzerinde uzlaşılan cezanın da VUK’nun 376. maddesinde indirim kapsamına alınması nedeniyle, Vergi Usul Kanunu’nun Ek-9. Maddesi, 376. maddedeki değişikliğe uyumlu hale getirilmiştir.

Söz konusu düzenlemeler 7193 sayılı Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.

3) Mali İdare ile yaşanan vergi ihtilaflarının giderilmesinde “Kanun yolundan vazgeçme” müessesesi ihdas edilmiştir

7193 Sayılı Kanun’un 27’nci maddesiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mülga 379’uncu maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Kanun yolundan vazgeçme:

MADDE 379- Vergi/ceza ihbarnamesine karşı süresinde açılan davalarda, vergi mahkemesince verilen istinaf yolu açık kararlar ile bölge idare mahkemesince verilen temyiz yolu açık kararlarda (Danıştayın bozma kararı üzerine verilen kararlar hariç);

  1. Kaldırılan vergi tutarının %60’ı, tasdik edilen vergi tutarının tamamı ile tasdik edilen vergi tutarına ilişkin vergi ziyaı cezasının %75’i,
  1. Bağlı olduğu vergi aslı dava konusu yapılmayan veya 359 uncu maddede yazılı fiillere iştirak nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezaları ile usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılan tutarının %25’i ve tasdik edilen tutarının %75’i,

mükellef için geçerli olan kanun yoluna başvuru süresi içerisinde, dava konusu vergi ve/veya vergi cezalarının tümü için kanun yolundan vazgeçildiğine ilişkin dilekçenin ilgili vergi dairesine verilmesi şartıyla kanun yolundan vazgeçme dilekçesinin verildiği tarih itibarıyla başkaca bir işleme gerek kalmaksızın tahakkuk eder.

Bu şekilde tahakkuk eden tutarlar tahakkuk tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. Bu maddeye göre tahakkuk eden vergi ve/veya vergi cezalarının %80’inin, hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte bu sürede tamamen ödenmesi şartıyla, vergi ve ceza tutarından %20 oranında indirim yapılır. Şu kadar ki, tasdik edilerek tahakkuk eden vergi tutarında indirim yapılmaz. İndirim hükmünden yararlanılabilmesi için dava konusu yapılan ve bu maddeye göre tahakkuk eden vergi ve/veya vergi cezaları ile gecikme faizlerinin birlikte bu fıkra kapsamında ödenmesi şarttır.

Kanun yolundan vazgeçme dilekçesi vergi dairesince ilgili yargı merciine gönderilir ve bu dilekçenin vergi dairesine verildiği tarih kanun yolundan vazgeçme tarihi olarak kabul edilir. Kanun yolundan vazgeçilmesi hâlinde idarece de ihtilaf sürdürülmez. Kanun yolundan vazgeçildiği hâlde istinaf veya temyiz yoluna başvurulması durumunda ise bu başvurular incelenmez.

Kanun yolundan vazgeçilen vergi ve vergi ziyaı cezası için bu maddeye göre yapılan tahakkuktan önce ödenen gecikme faizi ve gecikme zammı da dâhil tutarlar, bu madde hükmüne göre ödenecek tutarlara mahsup edilir.

Bu madde uyarınca istinaf ve temyiz yolundan vazgeçilen davaya ilişkin kararlarda hükmedilen yargılama giderleri, avukatlık ücretleri ve fer’ileri karşılıklı olarak talep edilmez ve bu alacaklar için icra takibi yapılamaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir.”

Madde metnin de anlaşıldığı üzere, yapılan bu düzenleme ile vergi ihtilafları nedeniyle açılan davalarda ilk derece yargı merciindeki davanın sonuçlanmasını müteakip ihtilafın devam ettirilmemesi ve çekişmenin sonlandırılması adına mükelleflerin istinaf veya temyiz yolundan vazgeçmeleri halinde (lehte veya aleyhte) verilen ilk karara göre, dava konusu edilen verginin bir kısmı ve/veya cezanın bir kısmı ya da tamamından vazgeçilmesi durumunda (idarenin de ihtilafı sürdürmemesi suretiyle) ihtilafın sonlandırılması amaçlanmıştır.

Buna göre vergi/ceza ihbarnamesine karşı süresinde açılan davalarda, vergi mahkemesince verilen istinaf yolu açık kararlar ile bölge idare mahkemesince verilen temyiz yolu açık kararlarda (Danıştay’ın bozma kararı üzerine verilen kararlar hariç);

– Kaldırılan vergi tutarının %60’ı, tasdik edilen vergi tutarının tamamı ile tasdik edilen vergi tutarına ilişkin vergi ziyaı cezasının %75’i,

– Bağlı olduğu vergi aslı dava konusu yapılmayan veya 359 uncu maddede yazılı fiillere iştirak nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezaları ile usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılan tutarının %25’i ve tasdik edilen tutarının %75’i,

mükellef için geçerli olan kanun yoluna başvuru süresi içerisinde, dava konusu vergi ve/veya vergi cezalarının tümü için kanun yolundan vazgeçildiğine ilişkin dilekçenin ilgili vergi dairesine verilmesi şartıyla kanun yolundan vazgeçme dilekçesinin verildiği tarih itibarıyla başkaca bir işleme gerek kalmaksızın tahakkuk edecektir.

Bu şekilde tahakkuk eden tutarlar tahakkuk tarihinden itibaren bir ay içinde ödenecektir. Bu maddeye göre tahakkuk eden vergi ve/veya vergi cezalarının %80’inin, hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte bu sürede tamamen ödenmesi halinde ise vergi ve ceza tutarından %20 oranında indirim yapılacaktır

Bu kapsamda, yargılama aşamasında mükelleflerin istinaf veya temyiz yolundan vazgeçmeleri halinde verilen karara göre, dava konusu edilen verginin bir kısmı ve/veya cezanın bir kısmı ya da tamamından vazgeçilmesi ve idarece de ihtilafların sürdürülmemesi yönünde düzenlemeler yapılmıştır. Bu şekilde tahakkuk eden vergi ve cezaların vadesi geçirilmeksizin gecikme faiziyle birlikte ödenmesi halinde ayrıca vergi ve ceza tutarından %20 indirim yapılması öngörülmektedir.

Bunun yanı sıra 7193 sayılı Kanunun 23. Maddesi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Özel ödeme zamanları” başlıklı 112’nci maddesinin üçüncü fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir. Maddenin devamı bir alt paragraftadır;

“c) 379 uncu madde kapsamında kanun yolundan vazgeçilmesi durumunda söz konusu maddeye göre hesaplanacak vergilere, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, kanun yolundan vazgeçme dilekçesinin vergi dairesine verildiği tarihe kadar;”

Geçen süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi uygulanır. Gecikme faizi de aynı süre içinde ödenir. Gecikme faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmaz”

Yapılan düzenleme ile de kanun yolundan vazgeçilmesi durumunda 213 sayılı VUK’nun 112. maddesi uyarınca uygulanacak gecikme faizinin hesaplanma süresi belirlenmiştir.

Buna göre yeniden düzenlenen 379. madde kapsamında kanun yolundan vazgeçilmesi durumunda söz konusu maddeye göre hesaplanacak vergilere, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, kanun yolundan vazgeçme dilekçesinin vergi dairesine verildiği tarihe kadar faiz hesaplanacağı belirtilerek bu hususta yaşanabilecek tereddütler baştan ortadan kaldırılmıştır.

Yukarıda yer alan düzenlemelerin yürürlük tarihi 01.01.2020’dir.

4) Sahte belge düzenleme riski yüksek olduğu tespit edilen mükellefler ile ilgili yeni tedbirler alınmıştır

7193 Sayılı Kanun’un 27’nci maddesiyle, sahte belge düzenleme ve kullanma fiilleri ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi, vergiye uyum seviyesinin yükseltilmesi ve kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinliğinin artırılması amaçlarıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanununa 160/A maddesi eklenmiştir.

Maddeyle, esas itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından mükellefiyet süresi, aktif ve öz sermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, çalışan sayısı, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği gibi unsurlar çerçevesinde yapılan risk analiz çalışmaları neticesinde elde edilen sonuçların yukarıda belirtilen amaçların sağlanmasında etkin olarak kullanılması öngörülmüştür.

Bunu teminen de maddeyle, söz konusu analiz neticesinde sahte belge düzenleme yüksek riski bulunduğu değerlendirilen mükellefler hakkında tesis edilmesi öngörülen işlemler (incelemeye sevk, mükellefiyet kayıtlarının terkini, mükellefiyetlerinin devamını isteyenlerden teminat istenmesi, söz konusu mükellefler ile bunlarla maddede öngörülen çerçevede ilişkili olanlardan yine maddede öngörülen durumlarda teminat istenmesi, teminatların iadesi gibi) ve bu işlemlere ilişkin süreçler  hakkında düzenlemeler yapılmaktadır.

Ayrıca maddede, mükellefiyeti terkin edilenlerin ve bunlarla 153/A maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında belirtildiği şekilde ilişkili olan kişilerin düzenlemek zorunda oldukları fatura veya fatura yerine geçen belgelerden Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenenlerin, elektronik olarak düzenlenmesi zorunluluğuna, bu kapsamda elektronik belge düzenleme yükümlülüğü getirilen mükelleflere ilişkin bilgilerin duyurulmasına ilişkin düzenlemelere de yer verilmektedir.

Maddenin son fıkrasıyla da madde kapsamındaki işlemlere ilişkin süreler, elektronik ortamda belge düzenleme zorunluluğunun başlayacağı tarih, bu madde kapsamında olan mükelleflerin tahsilat ve ödemelerinin tevsiki başta olmak üzere bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır.

Bu düzenlemeler Kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-86 500.000 Türk Lirasını Aşan Kazançlar İçin Gelir Vergisi Oranı %40’a Çıkartılmıştır. 500.000 Türk Lirasını Aşan Ücretler İçin Beyanname Verme Zorunluluğu Getirilmiştir

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, bu Bültenimizde 7193 sayılı Kanun ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunda yapılan iki önemli değişiklik aşağıda özetlenmiştir.

1) Gelir vergisi tarifesine yeni bir dilim eklenerek, 500.000 lirayı geçen gelirler için gelir vergisi oranı %40’a çıkartılmıştır

7193 Sayılı Kanun’un 17’nci maddesiyle, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 103’üncü maddesi yeniden düzenlenmiş, maddede yapılan değişiklik ile gelir vergisi tarifesine yeni bir dilim ve bu yeni dilime isabet eden %40 oranı eklenmiştir.

Böylece mevcut tarifenin ilk dört dilimi aynen korunmak suretiyle tarifeye eklenen beşinci dilim ile 500.000,00 TL (dahil) ve üzeri gelir elde edenlerin, gelirlerinin bu tutarı aşan kısmının %40 oranında vergilendirilmesi öngörülmüştür.

Bahsi geçen 103’üncü maddedeki tarifenin eski ve yeni hali karşılaştırılmalı tablo halinde aşağıdaki gibidir;

Dilim Eski Hali Yeni Hali
1. 18.000 TL’ye kadar 15% 18.000 TL’ye kadar 15%
2. 40.000 TL’nin 18.000 TL’si için 2.700 TL, fazlası 20% 40.000 TL’nin 18.000 TL’si için 2.700 TL, fazlası 20%
3. 98.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL, (ücret gelirlerinde 148.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL), fazlası 27% 98.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL, (ücret gelirlerinde 148.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL), fazlası 27%
4. 98.000 TL’den fazlasının 98.000 TL’si için 22.760 TL, (ücret gelirlerinde 148.000 TL’den fazlasının 148.000 TL’si için 36.260 TL), fazlası 35% 500.000 TL’nin 98.000 TL’si için 22.760 TL, (ücret gelirlerinde 500.000 TL’nin 148.000 TL’si için 36.260 TL), fazlası 35%
5.  – 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 163.460 TL (ücret gelirlerinde 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 159.460 TL), fazlası 40%

 

Diğer taraftan 7193 sayılı Kanun’un Yürürlük başlıklı 53. Maddesinde, bu düzenlemenin 01/01/2019 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanacağı belirtilmiştir.

Ancak yine 7193 sayılı Kanun’un 22. Maddesi ile de 193 sayılı Kanunu’na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 91- 1/1/2019-31/12/2019 tarihleri arasında elde edilen ücret gelirlerine, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 103’üncü maddede yapılan değişiklik öncesi tarife uygulanır.………………”

Buna göre 2019 yılı vergilendirme döneminde elde edilen ücret gelirleri haricindeki diğer gelir unsurlarına, diğer bir ifadeyle 01/01/2019-31/12/2019 tarihleri arasında elde edilen (ücret dışındaki) diğer gelir unsurlarına yukarıdaki tablonun sağ sütununda yer alan yeni tarife uygulanacaktır.

01/01/2019-31/12/2019 Tarihleri arasında elde edilen ücret gelirlerine ise yukarıdaki tablonun sol sütununda yer alan eski tarife uygulanacaktır. Diğer bir ifadeyle, yeni tarife 1 Ocak 2020 tarihinden sonra elde edilen ücret gelirlerine uygulanacaktır.

Yapılan bu değişiklikle yüksek gelir elde edenlerden daha fazla vergi alınması sağlanmış, mevcut tarifenin ilk dört dilimi aynen korunmak suretiyle 500.000,00 TL’ye kadar gelir elde eden grupların vergi yüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ancak 500.000,00 TL ve üzerinde gelir elde edenlerin gelirlerinin 500.000,00 TL’yi aşan kısmı için %35 yerine %40 oranında vergi alınması amaçlanmıştır.

Örneğin, ticari kazanç sahibi bir mükellef (Kanunun bu haliyle yayımlanması halinde) 2019 yılında elde edip 2020 yılı Mart ayında beyan edeceği 1.000.000,00 TL tutarındaki ticari kazanç/matrah için;

– Eski düzenlemeye göre, bu tutarın 98.000 TL’si için 22.760 TL ve 902.000,00 TL’si için 315.700,00 TL olmak üzere toplamda (22.760 + 315.700,00) = 338.460,00 TL vergi ödeyecekken,

– Yeni düzenlemeye göre, bu tutarın 98.000 TL’si için 22.760 TL ve fazlası için (902.000,00 x 0,40) = 360.800,00 TL olmak üzere toplamda 383.560,00 TL vergi ödeyecek,

–  Böylece aynı mükellef aynı tutardaki gelir için (383.560,00 – 360.800,00)= 45.100,00 TL daha fazla vergi ödeyecektir.

– Sonraki her bir 1.000.000,00 TL tutarındaki matrah için bu fark 50.000,00 TL olacaktır.

Diğer bir ifadeyle çok kazanan mükellef, eski tarifeye nazaran daha çok vergi ödemiş olacaktır.

2) Gelir vergisi tarifesinin 4’üncü gelir diliminde yer alan tutarın (500 bin TL’nin) üzerinde ücret geliri elde edenlerin beyanname vermesi zorunlu hale getirilmiştir

7193 Sayılı Kanun’un 15’nci maddesiyle, 193 sayılı Kanunun 86’ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (b) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Eski Hali Yeni Hali
b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (4962 sayılı Kanunun 17/D maddesiyle değişen ibare Yürürlük; 07.08.2003)

(birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)

“b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş 103’üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan ücretler

(birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birinciden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı ve birinci işverenden alınan dâhil ücret gelirleri toplamı 103’üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dâhil),”

 

Yapılan bu değişiklikle beyannameli mükellefiyetin artırılması, yüksek gelir gruplarından
daha fazla vergi alınması amaçlanmıştır.

Bu kapsamda tevkif suretiyle vergilendirilen ücret tutarları ve bu tutarlar üzerinden tevkif edilen vergilerin, yıllık beyanname sayesinde matrah ve sair unsurlarının kontrolünün sağlanmasını teminen; tek veya birden fazla işverenden tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret geliri elde eden mükelleflerin, bu gelirleri toplamının, 103’üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşması halinde ücret gelirlerin yıllık beyanname ile beyan etmeleri zorunluluğu getirilmiştir.

Böylece,

– Tek işverenden alınan tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret gelirleri toplamının 103’üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı (500.000 TL) aşması halinde bu gelirler beyan edilecektir.

– Birden fazla işverenden tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret geliri elde eden mükelleflerin, birden sonraki işverenden aldıkları ücret gelirleri toplamı, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2019 yılı için 40.000 TL) aşması halinde bu gelirler önceden olduğu gibi beyan edilecektir.

– Birden fazla işverenden tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret geliri elde eden mükelleflerin, birden sonraki işverenden aldıkları ücret gelirleri toplamının, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2019 yılı için 40.000 TL) aşmaması; ancak, bu ücreti ile ilk işverenden alınan ücret geliri toplamının 103’üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı (500.000 TL) aşması halinde de bu gelirler beyan edilecektir.

7193 sayılı Kanunun Yürürlük başlıklı 53. Maddesine göre bu düzenleme de 1/1/2020 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gire


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-85 7193 Sayılı Kanun ile Binek Otomobillere Yeniden Gider ve Amortisman Kısıtlaması Getirildi

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, 7193 sayılı Kanun ile özellikle binek otomobillerin giderleri ve amortismanlarının vergi matrahının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınmasına yönelik getirilen kısıtlamalar aşağıda özetlenmiştir.

Çok öncesinde, işletme aktifine kayıtlı ve işte kullanılan binek otomobillerin giderleri ile amortismanlarının yarısı ticari kazancın tespitinde gider olarak kabul edilirken serbest meslek faaliyetlerinde kullanılan binek otomobillerin giderleri ile amortismanları ise serbest meslek kazancının tespitinde indirilecek gider olarak kabul edilmiyordu.

01 Ocak 1999 Tarihinden geçerli olmak üzere, konuya ilişkin yapılan değişiklikle;

– İşletme aktifine kayıtlı olup kazancın elde edilmesinde kullanılan binek otomobillerin amortismanı ile olmak kiralama bedeli dahil bütün giderlerinin,

–  Serbest meslek kazanç̧ defterine kayıtlı olup kazancın elde edilmesinde kullanılan binek otomobillerin ise amortisman gideri ve kiralama gideri dahil bütün giderlerinin,

kazancın tespitinde dikkate alınması imkan tanınmıştı.

Bunun yanı sıra özel kanunu gereği motorlu taşıtlar vergisinin herhangi bir kazancın tespitinde gider olarak kabulü mümkün bulunmamaktaydı.

Bir diğer husus ise binek otomobiller için kıst amortisman uygulanmakta, binek otomobillerin iktisap edildiği ilk hesap döneminde dönemin bitimine kaç ay kalmışsa, ay kesri tam sayılmak suretiyle kalan aylar için amortisman hesaplanmakta, bu dönemde amortisman ayrılmayan süreye isabet eden bakiye ise, son yıla eklenmekteydi.

Bu defa 7193 Sayılı Kanun ile bir anlamda eski düzenlemeleri çağrıştırır nitelikte, özellikle binek otomobillerin giderleri ile amortismanlarının vergi matrahının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınmasına yönelik ciddi kısıtlamalar getirilmiştir.

Nitekim Kanun gerekçesinde, binek otomobillerin aktife veya envantere dahil olduğu halde şahsi ihtiyaçlar için kullanıldığı ve bu binek otomobillerin giderlerinin ve amortismanlarının gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alındığının görüldüğü, bu tür suiistimallerin önlenmesi için bu düzenlemelerin yapıldığı ifadesine yer verilmiştir.

Kanunun ilgili 13. ve 14. Maddeleri aynen aşağıdaki gibidir;

MADDE 13- 193 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1), (5) ve (7) numaralı bentlerine sırasıyla aşağıdaki parantez içi hükümler eklenmiştir.

“(Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 Türk lirasına kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabına ilişkin özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 Türk lirasına kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.)”

“(Şu kadar ki faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla %70’i indirilebilir.)”

“(Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 135.000 Türk lirasını, söz konusu vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde, amortismana tabi tutarı 250.000 Türk lirasını aşan binek otomobillerinin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı gider yazılabilir. Bu hükmün uygulanmasında binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınır.)”

MADDE 14- 193 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (4) ve (5) numaralı bentlerine sırasıyla aşağıdaki parantez içi hükümler eklenmiştir.

“(Şu kadar ki özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 135.000 Türk lirasını, söz konusu vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde, amortismana tabi tutarı 250.000 Türk lirasını aşan binek otomobillerinin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı gider yazılabilir. Bu hükmün uygulanmasında binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınır.)”

“(Şu kadar ki binek otomobillerine ilişkin giderlerin en fazla %70’i ve kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 Türk lirasına kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabında ödenen özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 Türk lirasına kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.)”

Kanun metninde de anlaşılacağı üzere eskiden de olduğu gibi; (sürücü kursu, rent a car, taksi işletmesi gibi) faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları araçlar kapsam dışı bırakılmış, gider kısıtlamasına tabi tutulmamıştır.

Bunun yanı sıra, yapılan bu düzenleme ile;

Kira Bedeli Kısıtlaması Getirilmiştir; Kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerin her birine ilişkin aylık kira bedelinin sadece 5.500 TL’ye kadarlık kısmı, ticari kazancın (kurumlar vergisi mükellefleri açısından kurum kazancının) tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınabilecek, bu tutarı aşan kısım ise kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınacaktır

ÖTV ve KDV ’nin Gider Yazılabilmesine Kısıtlama Getirilmiştir; Binek otomobillerinin ilk  iktisabına ilişkin ÖTV ve KDV toplamının en fazla 115.000 TL’ye kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilecek, bu tutarı aşan kısım KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Binek Otomobillerin Genel Giderlerine İlişkin Kısıtlama Getirilmiştir; Binek otomobillere yönelik olarak yapılan tamir, bakım, onarım, sigorta vb. rutin giderlerin en fazla %70’i kazancın tespitinde gider olarak yazılabilecek, bu oranı aşan kısım ise KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Amortisman Ayrılacak Tutara Kısıtlama Getirilmiştir; Binek otomobillerin üzerinden amortisman hesaplanacak tutarının belirlenmesinde iki ayrı kriter ile kısıtlama yapılmıştır. Buna göre, ilk iktisap bedeli (ÖTV ve KDV hariç 135.000 TL’yi aşması halinde yahut ÖTV ve KDV’nin bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği durumlarda, amortismana tabi tutarı 250.000 TL’yi aşan binek otomobillerin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı ticari kazancın, kurum kazancının yahut serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak yazılabilecek, kalan kısım KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Bir diğer husus, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40/7’nci maddesinde yapılan değişikliğin uygulamasında, her bir bentte yer alan tutarlar her yıl yeniden değerleme oranında artırılacak olup gider olarak dikkate alınabilecek amortisman tutarının tespitinde binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutarlar dikkate alınacak, bu suretle, her bir binek otomobilinin iktisap edildiği tarihte yürürlükte bulunan tutar dikkate alınarak binek otomobilinin faydalı ömrü süresince gider olarak dikkate alınabilecek amortisman tutarının tespit edilecek  ve bu tutarın yıllar itibarıyla yeniden değerleme oranında artırılacaktır.  Diğer taraftan, 5.500 TL’lik kira tutarı yeniden değerlemeye tabi tutulmayacaktır.

7193 Sayılı Kanun’un yürürlüğe ilişkin 53’üncü maddesine göre 13’üncü ve 14’üncü maddeler 01/01/2020 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme döneminde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.

Muhtemelen Kanun’un uygulanmasına Hazine ve Maliye Bakanlığınca çıkarılacak tebliğlerle yön verilecek olup Kanunda yer almayan yada açıklık olmayan durumlar bu şekilde netleşecektir.

Örneğin Kanun 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe girecek olmakla birlikte, bu tarihten önce iktisap edilen taşıtlara ilişkin hesaplamalarda hangi tutarların esas alınacağı konusunda tereddütler meydana gelecektir.

Netice itibariyle, binek otomobillerin giderleri ile amortismanlarına ilişkin getirilen bu kısıtlamaların daha çok üst segment binek otomobillere ilişkin olduğu gözlemlenmekte olup, getirilen bu düzenlemeler en çok verginin alındığı bu araç gruplarının satışında düşüşe yol açacak toplamda ise vergi gelirlerinde belki de azalma meydana gelecektir.

Bunun yanı sıra bu grup araçların yerli/yurtiçi üretim yerine daha çok ithal araçlar olduğu dikkate alındığında ise düzenlemenin ithalatı azaltıcı etkisi belki de ekonomik dengelere daha çok fayda sağlayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-84 Yabancı Merkezi Saklama Kuruluş Hesaplarının 193 Sayılı GVK’nun Geçici 67’nci Maddesi Kapsamında Tevkifat ve Bildirim Durumuna İlişkin 308 Nolu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği Yayımlandı

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından hazırlanan ve 7/8/2014 tarih ve 29081 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kaydileştirilen Sermaye Piyasası Araçlarına İlişkin Kayıtların Tutulmasının Usul Ve Esasları Hakkında Tebliğ (II-13.1)’de, sermaye piyasası işlemlerinin güvenli, hızlı ve etkin bir şekilde yürütülebilmesi için, sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin hakların Merkezi Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketi tarafından kayden izlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Akabinde 22 Haziran 2019 tarih ve 30809 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve (II-13.1 sayılı) Ana Tebliğ’de değişiklik yapılmasına dair (II-13.1.c) Sayılı Tebliğ’de, söz konusu Tebliğin 12’nci maddesinden sonra gelmek üzere “Yabancı merkezi saklama kuruluşu hesabı” başlıklı 12/A maddesi eklenmiştir. Bu değişiklikle eklenen 12/A Maddesi ile, yabancı merkezi saklama kuruluşu hesabının tanımı yapılmış, hesabın açılış koşullarının hangi birim tarafından ne şekilde belirleneceği izah edilmiş, yabancı merkezi saklama kuruluşları ile Merkezi Kayıt Kuruluşunun ilişkileri tanımlanmıştır.

Bu defa bahsi geçen “Yabancı merkezi saklama kuruluşu hesabı başlıklı” başlıklı maddeye ilişkin olarak 20 Kasım 2019 tarih ve 30954 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 308 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile;

⎯ Hak sahibi ismine açılmaksızın toplu olarak tutulan hesaplar için tevkifat sorumluluğu ve,

⎯ Hak sahibi ismine açılmaksızın toplu olarak tutulan hesaplardan çıkan sermaye piyasası araçlarında maliyet bildirimi,

konularında düzenlemeler yapılmıştır.

Buna göre;

– Yabancı merkezi saklama kuruluşları ve genel saklama yetkisi bulunan yatırım kuruluşlarının yabancı merkezi saklama kuruluşları için belirlenmiş esaslara göre verdikleri saklama hizmetleri nedeniyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67’nci maddesi kapsamında tevkifat ve bildirim sorumluluklarının bulunmamaktadır.

– Toplu hesaplarda izlenen sermaye piyasası araçlarının müşterinin talimatına istinaden hesap dışındaki hak sahibi bazında tutulan başka bir hesaba virman yapılması durumunda, menkul kıymet alıcısı müşterinin yazılı olarak bildirdiği fiyat, söz konusu menkul kıymetlerin alış bedeli kabul edilecektir.

– Söz konusu bedel, menkul kıymetin virman veya satışının gerçekleştiği günden önceki günde oluşan ağırlıklı ortalama fiyatının %10 altında/üzerinde oluşabilecektir; ancak bildirilen bedelin %10’luk marjı aşması veya müşterilerin herhangi bir fiyat bildirmediği durumlarda söz konusu menkul kıymetin başka bir hesaba virmanının gerçekleştiği günden önceki günde oluşan ağırlıklı ortalama fiyatı esas alınacaktır.

– Ağırlıklı ortalama fiyat bilgisinin tespitinde virman gününden bir önceki günde Devlet tahvili ve hazine bonoları için T.C. Merkez Bankasınca açıklanan fiyatların dikkate alınması gerekecektir.

Söz konusu Tebliğ metni ektedir.

Bülten-2019-84-eki


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-83 (Basılı ve Külçe Halinde Olmayan) Perakende Kuyum Satışlarında Taksit Sayısı Dört Aydan Sekiz Aya Çıkartıldı

Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 15 Kasım 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olup bu Yönetmelikle, 06.08.2016 tarihli ve 29793 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliğin 12/B maddesinin üçüncü fıkrasında geçen “dört” ibaresi “sekiz” olarak değiştirilmiştir.

Yapılan bu değişiklikle, perakende işletmelerce basılı ve külçe halinde olmayan kuyum satışlarında dört ay olan taksitlendirme süresi, sekiz aya çıkartılmıştır. Yayımı tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik hükümlerini, Ticaret Bakanlığınca yürütülecektir.

Öncesinde;

– 15 Ağustos 2018 tarihinde yapılan değişiklikle bahsi geçen Yönetmeliğe “Perakende işletmelerce tüketicilere yönelik gerçekleştirilen taksitli satışlar” başlıklı 12/B Maddesi eklenmiş;  Söz konusu maddenin 1. fıkrası ile perakende işletmelerce; mal veya hizmet satışı sonrası belli bir ücret karşılığı borcun taksitlendirilmesi veya ödemenin ertelendiği dönemler de dahil olmak üzere, kıymetli evrak düzenlenerek veya düzenlenmeksizin gerçekleştirilecek taksitli mal ve hizmet satışlarında taksitlendirme süresinin on iki ayı geçemeyeceği hükme bağlanmış, ayrıca aynı maddenin 2. fıkrasında bu hükme istisnalar getirilmiş, ve 3. fıkrasında ise “Perakende işletmelerce kuyum satışlarında taksitlendirme yapılamaz” hükmü konulmuştu.

– Ardından 18 Ocak 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile bu defa taksitlendirme süresi; ses ve görüntü sistemleri satışları ile fiyatı üç bin Türk Lirasının üstünde olan televizyon satışlarında üç ay, bilgisayar ve tablet bilgisayar ile fiyatı üç bin beş yüz Türk Lirasının üzerinde olan cep telefonu satışlarında altı ay, fiyatı üç bin Türk Lirasının altında olan televizyon satışlarında dokuz ay olarak belirlenmişti.

– Daha önce perakende altın satışlarında taksit yapılamazken, 22 Haziran 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile söz konusu 3. fıkra, “Perakende işletmelerce basılı ve külçe halinde olmayan kuyum satışlarında taksitlendirme süresi dört ayı geçemez. Diğer kuyum satışlarında taksitlendirme yapılamaz.” şeklinde yeniden düzenlenmiş, böylece taksit yasağı Haziran ayında kaldırılarak dört ayla sınırlandırılmıştı.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-82 KDV İadesi Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Zorunlu Hale Getirildi

Hatırlanacağı üzere, 01.06.2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Genel Tebliğ” ile yeminli mali müşavirlik ruhsatı ve mührü almış ve yeminli mali müşavir odalarının çalışanlar listesine kayıtlı yeminli mali müşavirlerin, ilgili kanun ve mevzuat hükümleri ile 3568 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak düzenleyecekleri Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının elektronik ortamda internet vergi dairesi sistemi üzerinden gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar hakkında düzenlemelerde bulunulmuş konuyla ilgili açıklamalarımıza ise 2019/49 sayılı Bültenimizde yer verilmişti.

Buna göre, Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarından hangilerinin elektronik ortamda internet vergi dairesi sistemi üzerinden alınacağı, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından ayrıca duyurulacak ve bu duyuruda belirtilen tarihten itibaren söz konusu Raporlar elektronik ortamda internet vergi dairesi sistemi üzerinden gönderilmesi zorunlu hale gelecekti.

GİB tarafından internet vergi dairesi sistemi üzerinden gönderileceği duyurulmayan Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının ise mevcut hükümler çerçevesinde kağıt ortamında verilmesine devam edilecekti.

Bunun yanı sıra Gelir İdaresi Başkanlığı, elektronik ortamda gönderileceği belirtilen Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının belirli koşullarda kağıt ortamında ibraz edilmesini de talep edebilecekti.

Buna istinaden, 13.11.2019 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan 13.11.2019 tarih ve YMM/2019-1 sayılı “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Sirküler/1” ile; Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Genel Tebliğ çerçevesinde, yeminli mali müşavirler tarafından verilecek tüm Katma Değer Vergisi İadesi Tasdik Raporlarının;

– 15/11/2019 tarihinden itibaren internet vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda ihtiyari olarak gönderilmesi,

– 01/04/2020 tarihinden itibaren ise zorunlu olarak sadece internet vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda gönderilmesi,

uygun görülmüştür.

15/11/2019 tarihinden elektronik ortamda gönderme zorunluluğunun başladığı tarihe kadar söz konusu raporlar halihazırda olduğu gibi vergi dairelerine kağıt ortamında teslim edilebilecektir.

13.11.2019 tarih ve YMM/2019-1 sayılı “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Sirküler/1” ektedir.

EK: Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Sirküler/1


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-81 İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Şartlardan Olan 3 Yıllık Ortalama İhracat Tutarı 500 Bin ABD Dolarına Düşürüldü

Hatırlanacağı üzere, 23.03.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2017/9962 No.lu Karar ile son üç takvim yılı itibariyle, yıllık ortalama ihracatı;

 

– 1 milyon ABD doları (1 milyon dahil) ile 10 milyon ABD doları arasında olan firmaların 1 (bir) yetkilisine,

– 10 milyon ABD doları (10 milyon dahil) ile 25 milyon ABD doları arasında olan firmaların 2 (iki) yetkilisine,

– 25 milyon ABD doları (25 milyon dahil) ile 50 milyon ABD doları arasında olan firmaların 3 (üç) yetkilisine,

– 50 milyon ABD doları (50 milyon dahil) ile 100 milyon ABD doları arasında olan firmaların 4 (dört) yetkilisine,

– 100 milyon ABD doları (100 milyon dahil) üzerinde olan firmaların 5 (beş) yetkilisine,

hususi damgalı pasaport verilebilme imkanı getirilmişti.

Bu defa 11 Kasım 2019 tarih ve 30945 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar (Karar Sayısı: 1770)” ile daha önceki Kararda yer alan “1 milyon ABD Doları” ibaresi “500 bin ABD Doları” olarak değiştirilmiştir. Böylece, ihracatçılara verilecek hususi damgalı pasaport için aranan asgari yıllık ortalama ihracat tutarı 1 milyon ABD dolarından 500 bin ABD dolarına düşürülmüştür.

Diğer taraftan son üç yılın herhangi birinde ihracat yapılmamış olunsa bile son üç yılın ihracat ortalamasının yukarıda yer alan haddi yakalaması halinde de bu imkandan faydalanılmaktadır.

Buna ilaveten, bu şekilde son üç takvim yılı itibarıyla belirtilen tutarda yıllık ortalama ihracat yapan firmaların yetkililerinden kendilerine hususi damgalı pasaport yerilecek kişilerin;

– 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına çarptırılmamış olmaları,

– ya da affa uğramış olsa bile; Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamaları,

gerekmektedir.

Bu kişilerin, ayrıca devletin güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya topluluklara üyelik, mensubiyet, iltisak ya da bunlarla irtibatlarının bulunmaması kaydıyla, iki yıl süreyle hususi damgalı pasaport verilebilmektedir.

Bu Karar uyarınca hususi damgalı pasaport alabilecek durumda bulunanların eş ve çocuklarına hususi damgalı pasaport verilememektedir.

Belirtilen tutarda mal ihracatı yapan firmalar, resmi dış ticaret istatistikleri esas alınarak Ekonomi Bakanlığınca belirlenmekte olup her yılın 15 Şubat tarihine kadar bölge müdürlükleri ile ihracatçı birlikleri genel sekreterliklerine bildirilmektedir.

Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurt dışına satışları 500 bin dolarlık ihracat tutarının hesaplanmasında dikkate alınmakta olup yurt içinden serbest bölgeye getirilerek üretim veya işleme faaliyetine tabi tutulmadan yurt dışına yapılan satışlar ise bu hesaplamada dikkate alınmamaktadır.

İhracat yapan firmaların sahipleri, ortakları veya çalışanlarına hususi damgalı pasaport verilebilmekle birlikte, firmanın sahip veya ortaklarının bir tüzel kişi olması halinde ise bu tüzel kişiliğin sahipleri, ortakları veya çalışanlarına da hususi damgalı pasaport verilebilmektedir.

Hususi damgalı pasaport müracaatı, İçişleri Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığınca müştereken belirlenen talep formu aracılığıyla yapılmakta olup, müracaat sahibi tarafından eksiksiz olarak doldurulan ve imzalanan talep formu, firmayı temsil ve ilzama yetkili kişi/kişiler tarafından da imzalanarak, firmanın üyesi olduğu ihracatçı birliğine sunulmakta, müracaat sahibinin firma yetkilisi olduğunu ve talep formunu imzalayan firmayı temsil ve ilzama yetkili kişi/kişilerin anılan yetkiyi haiz olduklarını tevsik etmeye yönelik belgeler müracaat sahibi tarafından talep formuna eklenmektedir.

İhracatçı birliği, müracaat sahibinin firma yetkilisi olduğuna ve talep formunu imzalayan firmayı temsil ve ilzama yetkili kişi/kişilerin anılan yetkiyi haiz olduklarına dair ibraz edilen belgeleri incelemekte, talep formundaki tüm bilgilerin tam ve doğru olarak doldurulduğuna ilişkin kontroller yapıldıktan sonra form, firmanın üyesi olduğu ihracatçı birliği yönetim kurulu başkanı veya yetkilendireceği başkan yardımcısı tarafından imzalanmaktadır.

Eksiksiz olarak doldurularak imzalanan talep formu, onaylanmak üzere bölge müdürlüğüne sunulmakta, talep formundaki tüm bilgiler tam ve eksiksiz olarak doldurtularak firmada pasaport alabilecek yetkili kişi sayısı açısından da gerekli kontroller yapıldıktan sonra form, bölge müdürü veya yetkilendireceği bölge müdür yardımcısı tarafından onaylanmaktadır.

Sonrasında müracaat, bölge müdürlüklerince onaylanan talep formu ve gerekli diğer belgelerle birlikte şahsen yapılmaktadır.

Hususi damgalı pasaport alan firma yetkilileri, hususi damgalı pasaport alabilme şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşıldığı veya pasaportun geçerlilik süresi içerisinde bu şartlardan herhangi birini kaybettiği tarihi izleyen 15 gün içerisinde hususi damgalı pasaportlarını iade etmekle yükümlü olup bu durum, firma tarafından derhal formu onaylayan bölge müdürlüğüne, bölge müdürlüğünce derhal pasaportu veren il emniyet müdürlüğüne bildirilir ve pasaport emniyet müdürlüğünce iptal edilir.

İade yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edilen firma yetkililerine ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edilen firmanın diğer yetkililerine on yıl müddetle hususi damgalı pasaport verilmez.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”