Bülten 2018-24 23 Ekim 2018 tarih ve 214 sayılı Karar ile, İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair Karar’da Değişiklik Yapıldı

Bülten: 2018/23

24.10.2018

 23 Ekim 2018 tarih ve 214 sayılı Karar ile, İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair Karar’da değişiklik Yapıldı

Yapılan değişiklik ile bahsi geçen Karar’ın 4. Maddesi aşağıdaki gibi değiştirildi.

“Son üç takvim yılı itibariyle yıllık ortalama 5’inci maddede belirtilen tutarda ihracat yapan firmaların yetkililerine 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile; Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, görevi kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamaları, ayrıca devletin güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya topluluklara üyelik, mensubiyet, iltisak ya da bunlarla irtibatlarının bulunmaması kaydıyla iki yıl süreyle hususi damgalı pasaport verilebilir. Bu Karar uyarınca hususi damgalı pasaport alabilecek durumda bulunanların eş ve çocuklarına hususi damgalı pasaport verilmez.”

Yukarıda yer alan metinde, değişiklikten önceki halinden farklı olarak “ayrıca devletin güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya topluluklara üyelik, mensubiyet, iltisak ya da bunlarla irtibatlarının bulunmaması kaydıyla” ibaresinin eklendiği görülmüştür. Bu suretle FETÖ, YPG/PYD gibi terör örgütleri ile ilişkisi olanların bu madde kapsamında pasaport almalarının önüne geçilmiş oldu.

Madde metninde yapılan ve ihracatçılarımızı ilgilendiren asıl değişiklik ise metnin ilk halinde yer alan “ilgili her takvim yılında ihracat yapmak şartıyla” ibaresinin kaldırılmış olmasıdır. Değişikliğin ihracatçılarımızı ilgilendiren yönü burası olup, eskiden 3 yıllık sürenin her yılında ihracat yapmış olma şartı aranırken yapılan değişiklikle bu şart kaldırılmış ve son üç yılın herhangi birinde ihracat yapılmış olunması yeterli bulunmuştur.

Nitekim bahsi geçen kararın 5. Maddesine göre

Son üç takvim yılı itibariyle, yıllık ortalama ihracatı;

  • 1 milyon ABD doları (1 milyon dahil) ile 10 milyon ABD doları arasında olan firmaların 1 (bir) yetkilisine,
  • 10 milyon ABD doları (10 milyon dahil) ile 25 milyon ABD doları arasında olan firmaların 2 (iki) yetkilisine,
  • 25 milyon ABD doları (25 milyon dahil) ile 50 milyon ABD doları arasında olan firmaların 3 (üç) yetkilisine,
  • 50 milyon ABD doları (50 milyon dahil) ile 100 milyon ABD doları arasında olan firmaların 4 (dört yetkilisine,
  • 100 milyon ABD doları (100 milyon dahil) üzerinde olan firmaların 5 (beş) yetkilisine,

Hususi damgalı pasaport verilebilmektedir.

Diğer taraftan son üç yılın herhangi birinde ihracat yapılmamış olunsa bile son üç yılın ihracat ortalamasının yukarıda yer alan haddi yakalaması gerekmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-23 Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair (21 Seri No’lu) Tebliğ

Bülten: 2018/23
10.10.2018

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair (21 Seri No’lu) Tebliğ Yayımlandı

Tebliğ ile yapılan değişiklikler özetle aşağıdaki gibidir;

a-    26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (I/C-2.1.3.4.3.1.) bölümünün yedinci ve sekizinci paragrafları değiştirilmiştir.

Bahsi geçen parağrafların değişmeden önceki hali aşağıdaki gibidir;

2.1.3.4.3.Beyannamenin Düzenlenmesi

2.1.3.4.3.1. Alıcıların Beyanı

Sorumlu sıfatıyla beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen KDV tutarının satıcı tarafından beyan edilmiş olması halinde sorumlu adına yapılacak tarhiyatta vergi aslı aranmaz.

 Sorumlu tarafından beyan edilip ödenmesi gerekirken satıcı tarafından beyan edilen KDV’nin ödenmiş olması halinde, bu verginin normal vade tarihinden ödendiği tarihe kadar; söz konusu verginin ödenmemiş olması halinde ise normal vade tarihinden yapılacak tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar gecikme faizi uygulanır.”

Bahsi geçen parağrafların değişiklikten sonraki hali aşağıdaki gibidir

“2.1.3.4.3.Beyannamenin Düzenlenmesi

2.1.3.4.3.1. Alıcıların Beyan

Sorumlu sıfatıyla beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen KDV tutarının satıcı tarafından beyan edilmiş ve Hazineye ödenmiş olması halinde sorumlu adına yapılacak tarhiyatta vergi aslı aranmaz. Sorumlu tarafından beyan edilip ödenmesi gerekirken satıcı tarafından beyan edilen ve Hazineye ödenen bu verginin normal vade tarihinden ödendiği tarihe kadar hesaplanan gecikme faizi alıcıdan aranır.

Söz konusu vergi satıcı tarafından beyan edilmiş olmakla birlikte, tahakkuk eden verginin ödenmemesi veya ödenecek KDV çıkmaması nedenleriyle Hazineye ödenmeyen vergi ile buna bağlı ceza, faiz ve zamlar alıcıdan aranır.”

Yapılan bu değişikliklerle, Katma Değer Vergisi Kanunu tevkifat uygulaması kapsamındaki işleme ilişkin olarak alıcının KDV tevkifatını beyan etmemesi yahut eksik beyan etmesi durumunda yapılacak işlemlere ilişkin açıklamalar bu suretle netleştirilmiştir.

Son duruma göre, sorumlu sıfatıyla beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen KDV tutarının satıcı tarafından beyan edilmiş olması halinde sorumlu adına yapılacak tarhiyatta vergi aslı aranmaması için söz konusu verginin satıcı tarafından Hazineye ödenmiş olması şartı getirilmiştir. Sorumlu tarafından beyan edilip ödenmesi gerekirken satıcı tarafından beyan edilen ve Hazineye ödenen bu verginin normal vade tarihinden ödendiği tarihe kadar hesaplanan gecikme faizi alıcıdan aranacaktır.

Diğer taraftan söz konusu verginin satıcı tarafından beyan edilmiş olması ancak tahakkuk eden verginin ödenmemesi veya ödenecek KDV çıkmaması nedeniyle Hazineye ödenmeyen vergi ile buna bağlı ceza, faiz ve zamlar ise alıcıdan aranacaktır.

 

b-    Aynı Tebliğin (II/B-15.2.1.) bölümünün ikinci paragrafının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Üniversitelere yapılacak bağışlarda, uygulama imar planı, parselasyon planı veya vaziyet planı olmaması gibi nedenlerle inşaat ruhsatı alınamaması halinde, istisna kapsamında alınacak mal ve hizmet listesinin onayında ruhsat yerine üniversitenin inşaatla ilgili sorumlu biriminin uygun görüşü aranır.”

Yapılan bu değişiklikle, KDV Kanunun 13/1-k maddesinde yer alan “Genel ve Özel Bütçeli Kamu İdarelerine, İl Özel İdarelerine, Belediyelere ve Köylere Bağışlanan Tesislerin İnşasına İlişkin İstisna” uygulamasında üniversitelere yapılacak bağışlarda, uygulama imar planı, parselasyon planı veya vaziyet planı olmaması gibi nedenlerle inşaat ruhsatı alınamaması halinde, istisna kapsamında alınacak mal ve hizmet listesinin onayında ruhsat yerine üniversitenin inşaatla ilgili sorumlu biriminin uygun görüşünün alınması yeterli görülmüştür.

 

c-     Aynı Tebliğin (III/B-3.1.1.) bölümünün sekizinci paragrafı ile (III/B-3.1.2.) bölümünün beşinci paragrafında yer alan “ay içi hesaplamalarda” ibaresi “ay içi hesaplamalarda doğrudan yüklenimler nedeniyle” şeklinde değiştirilmiştir.

Yapılan bu değişiklikle, indirimli orana tabi işlemlerde azami iade tutarının belirlenmesine ilişkin ek açıklamalar yapılmıştır.

Bilindiği üzere indirimli orana tabi teslim veya hizmetle ilgili olarak yılı içinde talep edilen mahsuben iade tutarlarının hesaplanmasında yüklenilen vergi ile söz konusu işlemler üzerinden hesaplanan vergi arasındaki farkın, (%1) oranına tabi işlemler için işlem bedelinin (%17)’sini, (%8)’e tabi işlemler için ise işlem bedelinin (%10)’unu aşan kısmı, iade hesabına dahil edilmemektedir.

Azami iade tutarının belirlenmesinde iade talebinde bulunulan döneme kadar yapılan toplam işlem bedeli dikkate alınmakta olup; Tebliğ değişikliği uyarınca ay içi hesaplamalarda doğrudan yüklenimler nedeniyle azami iade edilebilir tutarın aşılması bu durumu değiştirmeyecektir.

Benzer şekilde izleyen yıl içerisinde talep edilen nakden/mahsuben iade tutarlarının hesaplanmasında da azami iade tutarının belirlenmesinde, iade talebinde bulunulan yıldaki toplam işlem bedeli esas alınacak olup, ay içi hesaplamalarda doğrudan yüklenimler nedeniyle azami iade edilebilir tutarın aşılması bu durumu değiştirmeyecektir.

Nitekim doğrudan yüklenimler dolayısıyla iade edilebilecek KDV tutarı aşıldığında, aşan kısım sadece vergi inceleme raporuna dayanarak iade edilmekte, bu kısım YMM İade Raporuna dayanarak yahut teminat karşılığı iade edilmemektedir. ATİK’ler nedeniyle yüklenilen KDV’den dolayı azami iade edilebilir tutarının aşılması durumunda aşan kısım hiçbir şekilde iade edilmemektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-22 Döviz Cinsinden ve Dövize Endeksli Gayrimenkul Alım Satım ve Kiralama Sözleşmelerine İlişkin Yeni Düzenlemeler Getirildi

Bülten: 2018/22
06.10.2018

Döviz Cinsinden ve Dövize Endeksli Gayrimenkul Alım Satım ve Kiralama Sözleşmelerine İlişkin Yeni Düzenlemeler Getirildi

Daha önce 13 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda değişiklik yapılarak; Türkiye’de yerleşik kişilerin, ilgili Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin TL cinsinden belirleneceği, döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyeceği, daha önce yapılmış yürürlükteki sözleşmelerde döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedellerin ise (Bakanlıkça belirlenen haller dışında) Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde Türk parası olarak taraflarca yeniden tespit edileceği yönünde düzenleme yapılmıştır.

Bu defa 6 Ekim 2018 Cumartesi günkü Resmi Gazetede yayımlanan Tebliğde Hazine ve Maliye Bakanlığı, döviz cinsinden ve dövize endeksli sözleşmelere ilişkin ilave bir takım düzenlemelere yer verdi.

Bahsi geçen (Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 Nolu Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasın Dair) 2018-32/51 Nolu Tebliğ’e göre;

– Türkiye’de yerleşik kişiler; kendi aralarında akdedecekleri, konusu serbest bölgeler dahil yurt içinde yer alan gayrimenkuller olan, konut ve çatılı iş yeri dâhil gayrimenkul satış  ve kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacaklar.

– Türkiye’de yerleşik kişiler; yurt dışında ifa edilecekler dışında kalan, kendi aralarında akdedecekleri, iş sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacaklar.

– Türkiye’de yerleşik kişiler; kendi aralarında akdedecekleri, aşağıda belirtilenler dışında kalan danışmanlık, aracılık ve taşımacılık dâhil hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacaklar.

Bu durumda;

– Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişilerin taraf oldukları hizmet sözleşmeleri,

– İhracat, transit ticaret, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,

-Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında gerçekleştirecekleri faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,

– Türkiye’de yerleşik kişilerin, kendi aralarında akdedecekleri, Türkiye’de başlayıp yurt dışında sonlanan ve yurt dışında başlayıp Türkiye’de sonlanan elektronik haberleşme ile ilgili hizmet sözleşmeleri,

döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak, serbestçe kararlaştırılabilecektir.

– Türkiye’de yerleşik kişiler; kendi aralarında akdedecekleri, 16/12/1999 tarihli ve 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilerin inşası, tamiri ve bakımı dışında kalan eser sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacaklardır.

– Türkiye’de yerleşik kişilerin; kendi aralarında akdedecekleri, iş makineleri dâhil taşıt satış ve taşıt kiralama sözleşmeleri dışında kalan menkul satış ve menkul kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkündür.

– Türkiye’de yerleşik kişilerin; kendi aralarında akdedecekleri, bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmeleri ile donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkündür.

– 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilere ilişkin finansal kiralama  (leasing) sözleşmelerinde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkündür.

– Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın 17 ve 17/A maddeleri kapsamında yapılacak finansal kiralama (leasing) sözleşmelerine ilişkin bedellerin döviz cinsinden kararlaştırılması mümkündür.

– Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin taraf olduğu iş sözleşmelerinde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkündür.

– Kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkündür.

– Kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası andlaşmaların ifası kapsamında olmak kaydıyla; yüklenicilerin üçüncü taraflarla akdedeceği gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri dışında kalan sözleşmelerde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkündür.

– Hazine ve Maliye Bakanlığının 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirdiği işlemlerle ilgili olarak bankaların taraf olduğu sözleşmelerde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkündür.

– Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak yapılan düzenlemeler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının (yabancı sermaye piyasası araçları ve depo sertifikaları ile yabancı yatırım fonu payları da dahil olmak üzere) döviz cinsinden oluşturulması, ihracı, alım satımı ve yapılan işlemlere ilişkin yükümlülüklerin döviz cinsinden kararlaştırılması mümkündür.

– Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin taraf olduğu iş ve hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkündür.

– Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari havayolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler; sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıkların Türkiye’de yerleşik kişilerle döviz cinsinden veya dövize endeksli bedeller içeren gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricindeki sözleşmeleri akdetmeleri mümkündür.

– Sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evraklarda yer alan bedellerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenmesi mümkün değildir.

– Uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere ve/veya emtiaya endekslenen ve/veya dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmeler, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın 4 üncü maddesinin (g) bendi uygulaması kapsamında dövize endeksli sözleşme olarak değerlendirilir.

– Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak sahipliklerinde bulunan şirketler Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın 4 üncü maddesinin (g) bendi uygulaması kapsamında Türkiye’de yerleşik olarak değerlendirilir.

– Bu madde uyarınca akdedilecek sözleşmelerde istisna kapsamına alınan, ancak Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan sözleşmeler de anılan geçici madde hükmünden istisnadır

– Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan iş makineleri dâhil taşıt kiralama sözleşmeleri anılan geçici madde hükmünden istisnadır.

– Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi zorunludur.

– Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; akdedilen sözleşmelerde döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen bedeller, söz konusu bedellerin 02/01/2018 tarihinde belirlenen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru kullanılarak hesaplanan Türk parası cinsinden karşılığının 02/01/2018 tarihinden bedellerin yeniden belirlendiği tarihe kadar Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması suretiyle belirlenir.

– Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilen konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen bedeller bu fıkranın ilk paragrafına göre iki yıllık süre için Türk parası olarak belirlenir. Ancak, Türk parası olarak belirlemenin yapıldığı kira yılının sonundan itibaren bir yıl geçerli olmak üzere; anılan paragraf uyarınca Türk parası olarak belirlenen kira bedeli, taraflarca belirlenirken mutabakata varılamazsa, belirleme tarihinden belirlemenin yapıldığı kira yılının sonuna kadar Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması yoluyla belirlenir. Bir sonraki kira yılı Türk parası cinsinden kira bedeli ise, taraflarca belirlenirken mutabakata varılamazsa, önceki kira yılında geçerli olan kira bedelinin Türkiye İstatistik Kurumunun belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması yoluyla belirlenir ve belirlenen Türk parası cinsinden kira bedeli bu fıkrada belirtilen iki yıllık sürenin sonuna kadar geçerli olur.

– Bu fıkra hükmü, bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde tahsili yapılmış veya gecikmiş alacaklar için uygulanmaz.

– Bu maddede, istisna tanınan tarafların mutabakatıyla yeni yapılacak sözleşmelerin Türk parası cinsinden yapılmasını veya mevcut döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşmelerde yer alan bedellerin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesi uyarınca Türk parası olarak yeniden kararlaştırılmasını talep etmesi durumunda sözleşmelerde yer alan bedeller Türk parası cinsinden kararlaştırılır.

Kararda bu hükümlerin Hazine ve Maliye Bakanı tarafından yürütüleceği belirtilmiş olup eski sözleşme bedellerinin TL olarak belirlenmesi işlemlerinden doğan ek yükümlülükler konusunda nasıl bir uygulama yapılacağı halen belirsizliğini korumaktadır.

Örneğin 35 Seri No.lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nde, vergiye tabi kâğıdın yabancı para cinsinden düzenlenmesi halinde kâğıt üzerinde yer alan dövizin, kâğıdın düzenlendiği tarihteki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan olunan cari döviz satış kuruna göre bulunacak Türk Lirası karşılığı üzerinden damga vergisi hesaplanacağı açıklanmıştır. Diğer taraftanDamga Vergisi Kanunu’nun 14. maddesine göre, belli parayı ihtiva eden sözleşmelerin değiştirilmesi halinde ise artan tutarın aynı oranda vergiye tabi tutulması gerekmektedir.

Sözleşmede yer alan döviz bedelinin TL olarak yeniden belirlenmesi için ya sözleşmenin değiştirilmesi yada ek sözleşme düzenlenmesi gerekmekte olup döviz cinsinden düzenlenmiş eski sözleşme bedelleri TL cinsinden yeniden belirlenirken kur farkından dolayı üzerinden vergi hesaplanmış damga vergisi matrahı artmış olacak bu da tarafların ek damga vergisi yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmalarına sebep olabilecektir. O sebeple bu konuda dikkatli davranılması, doğabilecek damga vergisi vb ek mali yükümlülüklerin ve buna bağlı geçmişe yönelik cezalı tarhiyat ihtimalinin bütçelenmesi gerekir.

Bir diğer konu, metinde sıklıkla geçen “Türkiye’de yerleşik olanlar” yahut “Türkiye’de yerleşik olmayanlar” kavramından kastın ne olduğudur. Mali mevzuatta; Yurt dışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahipleri dahil Türkiye’de ikametgah sahibi gerçek ve tüzel kişiler ile yerleşmek niyetiyle bir takvim yılı içerisinde Türkiye’de devamlı olarak 6 aydan fazla oturanlar “Türkiye’de yerleşik kişi” olarak kabul edilmektedir. (Dışarıda yerleşik kişilerden Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre bir sermaye tahsisi suretiyle Türkiye’de şube açmış olan veya bir şirkete katılmış veya şirket kurmuş gerçek ve tüzel kişiler yalnızca bu faaliyetleri dolayısıyla Türkiye’de yerleşik sayılır).

İlaveten, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’nun 3. Maddesinde yer alan “Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır” hüküm gereğince düzenlemelere aykırı işlem gerçekleştirenler madde hükmünde yer alan tutarlarda idari para cezasına muhatap olabilirler.

Her ne kadar “üçbin” yahut “yirmibeşbin” rakamları görece küçük gibi görünse de uygulamada farklı durumlar ortaya çıkabilir. Şöyleki uygulayıcı konumundaki kamu görevlileri bu konudaki idari düzenlemelerdeki boşluğu aleyhe kullanıp, konuyu farklı yorumlayıp çok daha yüksek tutarlı ceza önerebilirler. Örneğin 5 yıllık bir söylemeye dayanarak yapılan kira ödemelerinde her ay ayrı bir olay yahut ayrı bir tespit olarak değerlendirilebilir ve her ay için ayrı ayrı üçbin yahut yirmibeş binliralık ceza ile karşı karşıya kalınabilir. Böyle durumlarda idari yargı yolu açık olup bu tür idari uygulamalara karşı dava açarak yoruma dayalı fiktif vergi/cezaların kaldırılması mümkün olmakla birlikte kesin değildir.

RESMİ GAZETE


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-21 Fiyat Etiketinde Yerli Üretim Logosu Kullanımına İlişkin Tebliğ Yayımlandı

Bülten: 2018/21

05.10.2018

 Tüketicilere sunulan malların etiketlerinde ve fiyat listelerinde yer verilmesi zorunlu olan yerli üretim logosunun kullanımına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından 5 Ekim 2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Fiyat Etiketinde Yerli Üretim Logosu Kullanımına İlişkin Tebliğ yürürlüğe girdi.

7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 54 üncü ve 84 üncü maddeleri ile 28/6/2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Fiyat Etiketi Yönetmeliğinin 5 inci maddesine dayanılarak hazırlanan Tebliğ, perakende olarak satışa sunulan malların etiketlerini ve fiyat listelerine ilişkin bir takım düzenlemeleri kapsamaktadır.

Tebliğe göre, etiketlerde ve fiyat listelerinde bulunması zorunlu hususlar, malın üretim yeri, malın ayırıcı özelliği, malın tüm vergiler dâhil satış fiyatı, malın birim fiyatı, malın satış fiyatı ve birim fiyatının uygulanmaya başladığı tarih ve son olarak üretim yeri Türkiye olan mallar için Bakanlıkça tespit ve ilan edilen şekil, logo veya işaret olarak belirlendi.

Yine tebliğe göre, sanayi işletmeleri tarafından Türkiye’de üretilen mallar, Türkiye’de üretilen el ve ev sanatları ürünleri ile (27/10/1999 tarih ve 4458 sayılı) Gümrük Kanununun 18 inci maddesinde sayılan ürünlerden Türkiye’de elde edilen veya üretilen mallar yerli üretim kabul edilecektir.

Etiketlerde ve fiyat listelerinde kullanılması zorunlu olan ve şekli Bakanlıkça belirlenen yerli üretim logosuna Tebliğ ekinde yer verilmiş olup bu logonun etiketlerde ve fiyat listelerinde kolaylıkla görünebilir ve okunabilir şekilde yerleştirilmesi artık zorunlu tutulmuştur.

Yerli üretim logosu etiketlerde ve fiyat listelerinde Tebliğ ekinde belirtilen orijinal renklerinde ve şeklinde yer alacak olup logosunun küçültülmesi veya büyütülmesi gereken durumlarda yine tebliğ ekine yer alan oranlara uyulması gerekecektir.

Ticaret Bakanlığı, belediyeler ve ilgili odalar bu Tebliğ hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin işleri yürütmekle görevlendirilmiş olup Tebliğe aykırı uygulamaların tespit edilmesi halinde, tespit edilen aykırılık, gereği yapılmak üzere aykırı uygulamayı yapanın merkezinin bulunduğu valiliğe gönderilecektir.

Yapılan olumsuz tespitler üzerine valiliklerce, Logo uygulamasına aykırı hareket edenlere Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Ticaret Kanunu’nun ceza hükümleri kapsamında para cezası uygulanacaktır.

Uygulamanın başlamasıyla yerli ürüne olan talebin artması bekleniyor.

Tebliğ ekinde yer alan Logo aşağıdaki gibidir.

Yerli logonun büyültülmesi küçültülmesi durumunda uyulması gereken oranlar ise aşağıdaki gibidir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-20 Demir Çelik Ürünleri İthalatına Geçici Koruma Önlemi Uygulanmasına Dair Karar

Demir çelik ürünleri ithalatına geçici koruma önlemi uygulanmasına dair Cumhurbaşkanı imzalı 138 sayılı Karar 1 Ekim 2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlandı.

Buna göre başta demiryolu ve tramway hattı malzemeleri olmak üzere, paslanmaz çelik hammadde ve mamülleri, boru ve içi boş profiller, çubuk teller ve profiller gibi uzun mamuller ile demir veya alaşımlı alaşımsız çelikten yapılmış yassı hammadde ürünleri gibi ürünlerin ithalatında, tarife kontenjanlarını aşan kısımlar için 200 gün süreyle %25 oranında ek yükümlülük getirildi.

Kararda, (yukarıda genel olarak isimleri zikredilen ve) Gümrük Tarife Pozisyonu ve tanımı Karar eki listede belirtilen eşyaların ithalatında, ithalat artışının yerli üretimde neden olduğu ciddi zarar tehdidinin ve oluşabilecek telafisi güç zararların önlenebilmesi amacıyla eşyanın CIF kıymeti üzerinden ek mali yükümlülük uygulanmasına karar alındığı gerekçesine yer verildiği görülmüştür.

Karara göre, getirilen ek mali yükümlülük Gümrük Mevzuatının ilgili hükümlerine göre teminata başlanacaktır. Soruşturma sonucunda korunma önlemi alınması durumunda ise daha önce teminata bağlanan tutar Hazineye irat kaydedilecektir. Soruşturma sonucunda önlemin, geçici korunma önleminden daha düşük belirlenmesi halinde aradaki fark ilgililere iade edilecek ancak korunma önleminin geçici korunma önleminden daha yüksek olması halinde ise aradaki fark tahsil edilmeyecektir.  Soruşturma sonucunda korunma önlemi alınmasına gerek olmadığına karar verilmesi halinde geçici korunma önlemi yürürlükten kaldırılacak, bu durumda gümrük idarelerince teminata bağlanan tutar, Gümrük Mevzuatının teminata bağlanan vergilerin geri verilmesine ilişkin hükümleri dahilinde ilgililere iade edilecektir.

Diğer taraftan Karara ekli listede Gümrük Tarife Pozisyonu ve tanımı yer alan (ve yukarıda genel olarak isimleri sayılan) eşyanın ithalatında, ek mali yükümlükten muafiyet sağlamak üzere, ürün grupları itibariyle Karara ekli listede karşılarında gösterilen miktarlarda genel tarife kontenjanı açıldığı belirtilmiştir.

Nitekim Gümrük uygulamalarında belirli miktar veya belirli kıymetteki eşyanın düşük tarife uygulanması suretiyle yahut muaf olarak ithaline izin verilirken, belirlenen sınırları aşan ithalat için normal tarife uygulanması yoluyla tarife kontenjanları uygulanmaktadır.

Bunun yanı sıra Dahilde İşleme Rejimi kapsamında yapılan ithalatta ilgili eşya için kullanılabilir genel tarife kontenjanı bulunması durumunda ek mali yükümlülük teminata bağlanmayacak ve bu kapsamda yapılan ithalat miktarı genel tarife kontenjanından düşülmeyecektir.

Bir diğer husus, Karar eki listede yer alan demir çelik ürünlerinin tümünün yine Karar eki diğer listede yer alan ülkeler ve gümrük bölgeleri menşeli olanlarının ithalatında ek mali yükümlülükten muafiyet sağlamak üzere tarife kontenjanı açıldığı görülmüştür. Buna göre belirli ülkeler tarife kontenjanı miktarı toplamda 518.803 ton olarak belirlenmiş olup ancak her bir ülke veya gümrük bölgesi menşeli eşya için bu sınır 172.934 tonu geçemeyecektir.

Karar eki diğer listede yer alan ek mali yükümlülük için gümrük muafiyeti tanınan ülkelerin tamamına yakının Asya, Afrika yahut Güney Amerika kıtalarında yer alan az gelişmiş dost ve müttefik ülkeler olduğu, bunların arasında başta Japonya, Çin, Rusya ve ABD olmak üzere (Kosova, Karadağ gibi ülkeler hariç) gelişmiş Avrupa ülkelerinin ise yer almadığı görülmüştür.

Bu açıdan bakıldığında Karar, “başta paslanmaz çelik olmak üzere demir çelik ürünleri ithalatı için yukarıda adı geçen ülkelere ek gümrük vergisi konuldu” şeklide okunabilir.

Nitekim ABD, Japonya, Çin ve Almanya paslanmaz çelik üretiminde ilk sıralarda yer almaktalar ve ne yazık ki Ülkemizde paslanmaz çelik üretimi henüz yapılamamaktadır.

Geçici koruma önlemi kapsamındaki Karar Eki (1 Nolu) Liste içeriği eşyalar aşağıdadır.

Sıra Ürün Grubu GTP Eşyanın Tanımı Genel Tarife Kontenjanı (Ton)
1 Yassı Mamuller 72.08 Demir veya alaşımsız çelikten yassı hadde ürünleri genişlikleri 600 mm veya daha fazla) (sıcak haddelenmiş) kaplanmamış) 3.117.670,00
72.09 Demir veya alaşımsız çelikten yassı hadde mamulleri genişliği 600 mm. veya daha fazla, soğuk haddelenmiş, kaplanmamış)
72.10 Demir veya alaşımsız çelikten yassı hadde mamulleri, genişliği 600 mm veya daha fazla olanlar (kaplanmış olanlar)
72.11 Demir ve alaşımsız çelikten yassı hadde mamulleri (genişlikleri 600 mm.den az ve kaplanmamış olanlar):
72.12 Demir veya alaşımsız çelikten yassı hadde ürünleri (genişlikleri 600 mm.den az ve kaplanmış olanlar)
72.25 Diğer alaşımlı çelikten yassı hadde mamulleri genişliği 600 mm.veya daha fazla)
72.26 Diğer alaşımlı çelikten yassı hadde mamulleri (genişliği 600 mm.den az olanlar)
2 Uzun Mamuller (Çubuklar, Teller ve Profiller) 72.13 Demir veya alaşımsız çelikten fılmaşin (sıcak haddelenmiş, kangal halinde) 558.534,00
72.14 Demir veya alaşımsız çelikten çubuklar (sadece dövülmüş, sıcak haddelenmiş veya sıcak çekilmiş, haddeleme işleminden sonra burulmuş olanlar dahil)
72.15 Demir veya alaşımsız çelikten diğer çubuklar
72.16 Demir veya alaşımsız çelikten profiller
72.17 Demir veya alaşımsız çelikten teller
72.27 Diğer alaşımlı çelikten fılmaşin (sıcak haddelenmiş, kangal halinde)
72.28 Diğer alaşımlı çelikten çubuk ve profiller; alaşımlı veya alaşımsız çelikten sondaj işlerinde kullanılan içi boş çubuklar
3 Boru ve İçi Boş Profiller 73.03 Dökme demirden ince ve kalın borular, içi boş profiller 273.901,00
73.04 Demir (dökme demir hariç) ve çelikten ince ve kalın borular ve içi boş profiller (dikişsiz)
73.05 Demir veya çelikten diğer ince ve kalın borular (kaynaklı, perçinli veya benzeri şekillerde kapatılmış) (iç ve dış kesitleri daire şeklinde olup, dış çapı 406,4 mm.yi geçenler)
73.06 Demir veya çelikten diğer ince ve kaim borular ve içi boş profiller(örneğin açık dikiş veya kaynak yapılmış, perçin yapılmış veya benzeri şekilleri kapatılmış)
4 Paslanmaz Çelikler* 72.19 Paslanmaz çelikten yassı hadde mamulleri (genişliği 600 mm. veya fazla olanlar 139.934,00
72.20 Paslanmaz çelikten yassı hadde mamulleri (genişliği 600 mm. den az olanlar)
5 Demiryolu ve Tramvay Hattı Malzemeleri 73.02 Demir veya çelikten demiryolu ve tramvay hattı malzemesi; raylar, kontrraylar, makas dilleri, makas göbekleri, kruvazman ve makaslar, gergi çubukları, dişli raylar, traversler, cebireler, yastık ve köşelikler, seletler, sıkıştırma levhaları ve kramponlar, rayların döşenmesi, eklenmesi veya sabitleştirilmesi için bağlantı levha ve çubukları ile özel olarak imal edilmiş diğer parçalar 27.044,00
“7219.11, 7219.12, 7219.13,7219.14,7219.21,7219.22,7219.23,7219.24,7220.11 ve 7220.12 GTP ‘li eşya hariç

Karar Eki (2 Nolu) Liste içeriği Belirli Ülkeler aşağıdadır.

Afganistan, Angola, Antigua Ve Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Azerbeycan-Nahçıvan, Bangladeş, Barbados, Beyaz Rusya, Belize, Benin, Bolivya, Bosna Hersek, Botsvana, Brezilya, Burkina Faso, Burundi, Bhutan, Cezayir, Cibuti, Cook Adaları, Çad, Kongo Dem. Cum., Dominik Cumhuriyeti, Dominika, Ekvator, Ekvator Ginesi, El Salvador, Endonezya, Eritre, Etiyopya, Fas, Fiji, Fildişi Sahili, Filipinler, Filistin, Fransız Polinez., Gabon, Gambiya, Gana, Gine, Gine-Bissau, Grenada, Guatemala, Guyana, Güney Afrika Cum., Güney Sudan, Gürcistan, Haiti, Hindistan, Honduras, Irak, İran, Jamaika, Kamboçya, Kamerun, Cape Verde, Karadağ, Kazakistan, Kenya, Kırgızistan, Kiribati, Kolombiya, Komorolar, Kongo, Kosova, Kostarika, Kuzey Kore, Küba, Laos, Lesotho, Liberya, Libya, Lübnan, Madagaskar, Makedonya, Malavi, Maldivler, Malezya, Mali, Marshal Adaları, Mozambik, Meksika, Mısır, Mikronezya, Moğolistan, Moldova, Montserrat, Moritanya, Morityus, Burma (Birmanya/Myanmar), Namibya, Nauru, Nepal, Nijer, Nijerya, Nikaragua, Niue, Orta Afrika Cumhuriyeti, Özbekistan, Pakistan, Palau, Panama, Papua Yeni Gine, Paraguay, Peru, Ruanda, Samoa, Sao Tome and Principe, Senegal, Seyşeller, Sırbistan, Sierra Leone, Solomon Adaları, Somali, Sri Lanka, St.Kitts ve Nevis, St.Lucia, St.Vincent ve Grenadines, Sudan, Surinam, Svaziland, Şili, Tacikistan, Tanzanya, Tayland, Doğu Timor, Togo, Tonga, Trinidad ve Tobago, Tunus, Tuvalu, Türkmenistan, Uganda, Umman, Uruguay, Ürdün, Vanuatu, Venezüella, Vietnam, Yemen, Zambiya, Zimbabve

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-19 Sıfır Otomobil Satışlarında ÖTV ve Fiyat İndirimine Gidildi

Bülten: 2018/19
24.09.2018
 

Ülkemiz vergi sistemi AB uyum süreciyle birlikte mevzuat bazında çağdaş seviyelere getirilmiş olmakla birlikte, uygulama halen olması gereken düzeyde değildir. Nitekim dünya genelinde yapılacak sıralama sonuçlarına göre Türkiye toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergileri en yüksek paya sahip ülkelerden birisi olarak yerini almaktadır.

Diğer taraftan dolaylı vergilerin vergi adaletine ters düşen vergiler olduğu diğer bir ifade ile, bu vergilerin yapısı itibariyle zengine az fakire ise fazla yük yüklediği herkesçe kabul bilinmektedir. Örneğin ücretli çalışan birisi de sıfır araba satın alıp deposuna benzin alınca aynı vergiyi ödemekte, işveren (zengin) de araba satın alıp deposuna benzin alınca aynı vergiyi ödemektedir.

Bunun düzeltilememesinin sebeplerinden bir kısmı, denetim ve verilendirme sisteminin yapısal sorunları, piyasa derinliğinin yeterli seviyede olmaması, mükellef bilincinin yeterince gelişmemiş olması vb olarak sayılabilir.

Fakat asıl sebeplerinden bir tanesi de bu vergilerin maliye politikası aracı olarak kullanılmasıdır. Bu tür vergiler bazı dönemlerde, bütçe gelirlerini artırmaktan daha çok politika aracı olarak kullanılmakta, örneğin belli ürünlerde yapılacak ÖTV artışı, o malı nispi olarak daha pahalı hale getireceği için bunun yerine ihtiyaçların yurt içinde üretilen başka mallarla ikame edilmesine yahut o mala olan talebin kısılmasına olanak vermektedir. Tersi durumda, ÖTV azaltımı durumunda ise o mala olan talep artmakta, buna bağlı olarak ta malın tüketimi artmaktadır.

Son dönemlerde ülkemizde yaşanan başta ekonomik sorunlar gözetilerek olsa gerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan imzası ile (24 Eylül Pazartesi günü) yayımlanan kararla, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu kapsamında yer alan otomobil vb araçların ÖTV matrahı (vergisiz fiyat limitleri) ve oranları yeniden tespit edildi. Böylece döviz kurundaki artışın otomobil pazarına olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla Özel Tüketim Vergisi oranlarına esas matrahlar ve vergi oranları değiştirilerek otomobil fiyatlarının nispeten ucuzlaması ve piyasasının canlanması hedeflendi.

Buna göre;

  • motor silindir hacmi 1600 cc ve altı araçlar için ÖTV matrahının alt limiti yüzde 52 artışla 46 bin TL’den 70 bin TL’ye, üst limiti ise yüzde 50 artışla 80 bin TL’den 120 bin TL’ye yükseltildi.
  • Matrahı 70 bin TL’yi aşmayan araçlar için ÖTV oranı % 45, 70 bin lirayı aşıp 120 bin lirayı aşmayanların oranı % 50, matrahı 120 bin TL’yi aşan 1.6 litre ve altı araçlarda ise ÖTV oranı % 60 olarak belirlendi.
  • Motor gücü 50 kilovatı geçip motor silindir hacmi 1800 cc’yi geçmeyen elektrik araçlar için ÖTV matrahının limitleri normal motorlu araçlarla aynı olarak belirlendi.
  • Vergi matrahı 85 bin TL’nin altındaki araçlarda ÖTV oranı % 45 olurken, 135 bin TL’yi aşmayanlarda bu % 50, 135 bin TL’nin üzerindeki araçlarda ise % 60 oldu. Matrah değeri 170 bin TL’nin altındaki araçlarda ise vergi oranı % 100 olurken, 170 bin TL’nin üzerindeki araçlarda ÖTV % 110 olarak belirlendi.
  • Motor silindir hacmi 2000 cc’yi geçenler için ise limitler 170 bin TL’yi aşmayanlar ve 170 bin TL’yi aşanlar olarak belirlendi. 170 bin TL’yi aşmayanların vergisi % 100 ve % 110 olurken, 170 bin TL’yi aşanların ise ÖTV oranı % 160 olarak belirlendi.

ÖTV hesaplanırken aracın motor silindir hacminin yanı sıra o aracın fiyatı da ÖTV oranın belirlenmesinde etkili olmakta, diğer bir ifade ile aynı silindir hacmine sahip araçtan, ucuz olanından daha az oranda ÖTV, pahalı olanından daha fazla oranda ÖTV alınmaktadır. Örneğin 1600 cc’den düşük motor hacmine sahip olup (KDV, ÖTV olmaksızın / vergisiz) fabrika çıkış fiyatı yahut gümrük giriş fiyatı 40.000 TL üzeri olan bir aracın vergili fiyatı 71.700,00 TL iken aynı motor hacmine sahip fakat vergisiz fiyatı 70.000,00 TL üzeri olan aracın vergili fiyatı ise 133.200,00 TL olmaktadır.

Yapılan düzenlemede bir diğer dikkat çekici husus, MTV’de de olduğu gibi, 1600 cc’ye kadar motor hacmine sahip ve görece daha ucuz durumda olan motorlu araçlarda da ÖTV oranları düşük tutularak bu araçlar daha yüksek motor hacmine sahip araçlara kıyasla daha cazip halde tutulmaya çalışılmıştır.

Fikir vermesi amacıyla 90 bin 100 bin bandındaki bir araç için ÖTV oranlarının yeniden belirlenmesi sonrası oluşan fiyat avantajına aşağıdaki tabloda yer verilmiştir.

Eski Hali Baz Fiyat %50 ÖTV Ara Toplam=

 (Baz Fiyat + ÖTV)

%18 KDV G.Toplam=

(Ara Toplam + KDV)

55.000,00 27.500,00 82.500,00 14.850,00 97.350,00
Yeni Hali Baz Fiyat %45 ÖTV Ara Toplam =

(Baz Fiyat + ÖTV)

%18 KDV G.Toplam=

(Ara Toplam + KDV)

55.000,00 24.750,00 79.750,00 14.355,00 94.105,00
Fark 0,00 2.750,00 2.750,00 495,00 3.245,00

 

Görüldüğü üzere, baz fiyatı 55.000,00 TL olan bir aracın ÖTV oranlarındaki yeni düzenleme sonrasında (ÖTV ve KDV dahil) fiyatı 3.245,00 TL ucuzlamaktadır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-18 Kiralama sözleşmelerinin Türk Lirası Üzerinden Yapılması

Bülten 2018-18 Bundan böyle menkul, gayrimenkul alım satım ve kiralama sözleşmeleri Türk Lirası üzerinden yapılacak, mevcut sözleşmeler 30 gün içinde Türk Lirası’na dönüştürülecek.

13 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda değişiklik yapıldı.

Söz konusu karara göre, Türkiye’de yerleşik kişilerin, ilgili Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri TL cinsinden belirlenecek, döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecek.

Daha önce yapılmış yürürlükteki sözleşmelerde döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller ise (Bakanlıkça belirlenen haller dışında) Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde Türk parası olarak taraflarca yeniden tespit edilecek.

Kararda, bu hükümlerin Hazine ve Maliye Bakanı tarafından yürütüleceği belirtilmiş olup ilerleyen günlerde eski sözleşme bedellerinin TL olarak belirlenmesi işlemlerinden doğan ek yükümlülükler konusunda nasıl bir uygulama yapılacağı şimdilik belirsizliğini korumaktadır. O sebeple adı geçen Bakanlıkça yeni düzenleme yahut açıklamaların yapılması gerekmekte, beklenmektedir.

Örneğin 35 Seri No.lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nde, vergiye tabi kâğıdın yabancı para cinsinden düzenlenmesi halinde kâğıt üzerinde yer alan dövizin, kâğıdın düzenlendiği tarihteki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan olunan cari döviz satış kuruna göre bulunacak Türk Lirası karşılığı üzerinden damga vergisi hesaplanacağı açıklanmıştır. Diğer taraftan, Damga Vergisi Kanunu’nun 14. maddesine göre, belli parayı ihtiva eden sözleşmelerin değiştirilmesi halinde ise artan tutarın aynı oranda vergiye tabi tutulması gerekmektedir.

Sözleşmede yer alan döviz bedelinin TL olarak yeniden belirlenmesi için ya sözleşmenin değiştirilmesi yada ek sözleşme düzenlenmesi gerekmekte olup döviz cinsinden düzenlenmiş eski sözleşme bedelleri TL cinsinden yeniden belirlenirken bugünkü kurun esas alınması gerekeceğinden daha önce üzerinden vergi hesaplanmış damga vergisi matrahı artmış olacak bu da tarafların ek damga vergisi yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmalarına sebep olabilecektir.

O sebeple konuya ilişkin gelişmelerin yakında takip edilmesi ve bu konuda yapılacak yeni açıklama yahut düzenlemelere göre hareket edilmesi yerinde olacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-17 İkinci El Araç Alım Satımına Yeni Standartlar Getirildi

Bülten: 2018/17
08.09.2018

Ülkemizde ikinci el araç alım satımları resmi olarak şehre dağılmış vaziyette otogalerici adı altında faaliyet gösteren küçük işletmelerde yahut bu tür işletmelerin bir araya toplandığı otogalericiler sitesi gibi plazalarda yapılmaktadır. İlaveten, sıfır araç alım satımı yapan firmalar, sıfır araç satışları karşılığında takasa aldıkları araçları da ikinci el departmanlarında satışa sunmaktadırlar.

Fakat ticaretin önemli bir kısmı halen halka açık oto pazarlarında yahut internet üzerinden yapılmakta, ayrıca başta gayrımenkul olmak ikinci el otomobiller diğer sektörlerde takas/ödeme aracı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu da kayıt dışılığın yanı sıra iyi niyetli kişilerin istismarına zemin hazırlamaktadır.

Bunun yanı sıra Maliye, Mali Polis yahut Savcılık kaynaklı operasyonlarda zaman zaman POS cihazı ve kredi kartı kullanılmak suretiyle yahut senet imzalatılarak araç alış satım görüntüsü altında tefecilik yapıldığı, bu işlemi peçelemek amacıyla da sahte yahut muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlendiği yönünde işlem tesis edildiği gözlemlenmektedir.

Bu ve benzeri kaygılarla, daha önce 3/2/2018 tarihli ve 30331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik ile sektöre birtakım düzenlemeler getirilmişti.

Bu pazarı artık kontrol altına almak isteyen Devlet ikinci el otomobil pazarı ile ilgili yapılacakları bu Yönetmelikte tek tek sıralayarak artık ikinci el otomobilin belirlenen kurallar dışında gerçekleşmeyeceğini beyan etti.

Buna göre;

  • Galerilere (6 ay içerisinde) yetki belgesi alma zorunluluğu getirildi.
  • İkinci el araç galeriye teslim edildiği anda taşıt teslim belgesi düzenlenme zorunluluğu getirildi.
  • İkinci el araçta galeride kalış süresi içinde arıza veya hasar oluşursa bundan işletmenin sorumlu olacağı hükme bağlandı.
  • İkinci el araç alım satımında, aracılık hizmeti karşılığında işletmeye ödenecek komisyonun üst sınırını, üst meslek kuruluşlarının görüşünü alarak, belirlemek üzere Ticaret Bakanlığına yetki verildi.
  • İkinci el aracın üzerinde kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde etiket konulması zorunluluğu getirildi. Gerek etiket üzerinde gerekse internet satışlarında, marka ve modeli, model yılı, motor ve şasi numarası, yakıt türü, kilometresi, satış fiyatı, boyalı ve değişen parçaları, niteliği belirtilmek suretiyle hasar kaydı, üzerinde rehin veya haciz gibi şerhlerin bulunup bulunmadığı, değişen parça, hasar kaydı, rehin ve haciz gibi bilgilerin ilgili sistemlerden temin edildiği tarih ve saat yazılacak şekilde yer alması zorunlu tutuldu.
  • En önemlisi, Galeriler yahut ikinci el satışa yetkili işletmelerin satıştan hemen önce ilgili araca ilişkin ekspertiz raporu almaları zorunluluğu getirildi. (Ancak 8 yaş veya 160 bin kilometrenin üzerindeki ikinci el motorlu kara taşıtları için ekspertiz raporu alınması zorunlu olmayacak)
  • İkinci el otomobil ve motosikletin motor, şanzıman, tork konvertörü, diferansiyel ve elektrik sistemi satış tarihinden itibaren 3 ay veya 5 bin kilometre garanti altında olacak. İşletme, garanti kapsamına giren hususları sigorta yaptırmak suretiyle karşılayabilecek. Garanti kapsamındaki parçalarda meydana gelen arızalar en fazla 30 iş günü içinde giderilecek.  Motosikletler için bu süre azami 20 iş günü olacak. Arızanın giderilmesine ilişkin masraflar, satıcı tarafından karşılanacak. Arızanın on iş günü içinde giderilememesi halinde, tamirde geçen on iş gününü takip eden üç gün içinde, teslim edilen ikinci el otomobil veya motosiklete benzer özelliklere sahip ücretsiz ikame taşıt tahsis edilecek. Tamirde geçen süre, garanti süresine eklenecek.
  • Yetki belgesi ve en az lise mezunu olmayan galericilik yapamayacak.
  • Taşıt pazarları belediyeler tarafından kurulacak ve işletilecek.
  • Apartman altına galeri açılamayacak.
  • LPG’li araçlar açık alanda satılacak.
  • Sigortasız araç satışı yapılamayacak.

Bu defa ve 8 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve Ana Yönetmelikte değişiklik yapılmasına dair Yönetmelik ile ilave bir takım düzenlemeler yapıldı, eski düzenlemelerde değişikliğe gidildi.

Buna göre otogalericileri temsile yetkili kişiler yahut şube müdürleri de;

  • On sekiz yaşını doldurmuş olacak,
  • En az lise mezunu olacak,
  • İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile itibarını yeniden kazanmış olacak,
  • Konkordato ilan etmemiş olacak,
  • Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olacak,
  • Gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerinden en az birinin, şubelerde ise şube müdürünün motorlu kara taşıtları alım satım sorumlusu (Seviye 5) ulusal yeterliliğine dayalı mesleki yeterlilik belgesine sahip olması zorunlu olacak.

İlaveten;

  • İşletmede pazarlama ve satış personeli olarak çalıştırılan kişilerin motorlu kara taşıtları alım satım sorumlusu (Seviye 5) veya motorlu kara taşıtları alım satım danışmanı (Seviye 4) ulusal yeterliliklerine dayalı mesleki yeterlilik belgelerinden birine sahip olması zorunlu olacak yahut bu kişiler ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının motorlu kara taşıtı ticareti ile ilgili alanlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki öğretim kurumlarından mezun olmuş olacak.

Geçtiğimiz günlerde de yine İkinci El Oto Alımı ile iştigal eden mükelleflerin rahatlatılması, kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla KDV mevzuatında da iyileştirmeler yapılmış, bu amaçla Katma Değer Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapan 7104 sayılı Kanun ile kinci el araç ya da gayrimenkul alıp satanlara yönelik olmakla birlikte bunlardan alım yapanların da daha az vergi ödeyecekleri ilave düzenlemeler yapılmıştı.

Yapılan bu düzenlemeye göre ise “İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce, katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınarak vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satılan ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde matrah, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutardır.”

İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükellefler aşağıdaki şartlarla alım satım arasındaki fark için KDV ödeyeceklerdir.

  • Araç katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınacaktır,
  • Aracın vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satış yapılacaktır.

Böylelikle ikinci el araç alıp satanlar satış bedeli üzerinden değil, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden KDV ödeyeceklerdir.

 

Örneğin, ikinci el bir binek otomobilin değeri 100.000,00 TL olsun. Bu otomobili Otogalerici  KDV mükellefi olmayandan 100.000,00 TL’ye satın alsın ve bu aracı 120.000,00 TL’ye satsın.

Binek araç alım satımında KDV oranı %1’dir. Daha önceki düzenlemeye göre bu işlem üzerinden (120.000,00 x % 1)= 1.200,00 TL KDV ödeniyor iken bu düzenleme sonrasında (120.000,00 TL – 100.000,00 TL)= 20.000 x % 1= 200,00 TL KDV ödenecektir.

Alım satıma konu aracın ticari araç olması durumunda KDV oranı %18 olacağından bu defa alım satım bedeli arasındaki 20.000,00 TL tutarındaki fark üzerinden 3.600,00 TL KDV hesaplanacaktır. Oysa eski sistemde 120.000,00 TL üzerinden %18 oranında 21.600,00 TL KDV hesaplanmakta, aradaki (21.600,00 – 3.600,00 TL)= 18.000,00 TL  fark ise fatura düzenlenmesi halinde ya nihai tüketicinin cebinden çıkmakta yahut faturasız işlem tesis edilmek suretiyle Hazine kaybı olarak buharlaşmaktaydı.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2018-16 – Kur Farkları Katma Değer Vergisine Tabi mi ?

Bülten: 2018/16

08.09.2018

 KUR FARKLARI KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİ Mİ?

KUR FARKLARI AKSİNE DÜZENLEME YAPILANA KADAR KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİ DEĞİLDİR.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu ve katma değer vergisine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.

KDV Genel Uygulama Tebliğinde yer alan ve kur farklarının KDV’ye tabi olduğuna dair hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava, Danıştay Dördüncü Dairesi, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararıyla reddedilmiş, ancak bu Karar Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun E:2017/548 Karar No:2017/606 sayılı kararıyla bozulmuştur. Böylece ilk derece vergi mahkemesi tarafından iptal kararının verilmesi ile birlikte kur farklarının KDV matrahına dahil edileceğine dair yasal düzenleme yapılana kadar, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında işleyen kur farkları için fatura düzenlenmesine ve kdv hesaplanmasına gerek yoktur.

DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU       

2017/548 E.,  2017/606 K.

“İçtihat Metni”

T.C.
D A N I Ş T A Y

VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2017/548

Karar No : 2017/606

Temyiz Eden :

Vekili :

Karşı Taraf :

İstemin_Özeti : 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin, ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3’üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümünde yer alan “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenleme ile ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Danıştay Dördüncü Dairesi, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararıyla; davacı şirket tarafından, dava konusu düzenlemelerle ilgili olarak davalı idareye 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun ilgili maddeleriyle verilmiş bir yetki bulunmadığı, sözü edilen Kanunun 24’üncü maddesinde sayılan matraha dahil edilmesi gereken unsurlar arasında kur farklarının yer almadığı, vade farkı gibi değerlendirilerek matraha dahil edilmesi vergi hukukunun genel ve temel ilkelerine aykırı olan kur farklarının, para ve parayla temsil edilebilen menfaat olarak değerlendirilemeyeceği, dövizli işlemler sonrası her zaman ilave bir bedel elde edilmesinin mümkün olmadığı, döviz kurunun düşmesi halinde tersi bir durumun oluştuğu ileri sürülerek dava açıldığı, Katma Değer Vergisi Kanununun üçüncü kısmının, “Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı birinci bölümünün “Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah” başlıklı 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2’nci fıkrasında; bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği, matraha dahil olan unsurların sayıldığı 24’üncü maddesinin (c) bendinde; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğunun hüküm altına alındığı, maddenin gerekçesinde de katma değer vergisi matrahının, vergiye tabi işlemin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bu bedelin içine, taşıma, yükleme, boşaltma, ambalaj, sigorta, komisyon, faiz, erken ifa dolayısıyla yapılan ödemeler, müşterinin temerrüdü dolayısıyla yapılan ve müşteriye fatura edilen giderler, her türlü vergi, resim, harç, fon karşılığı, fiyat farkı, prim, servis ücreti ve benzeri adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin esas itibarıyla dahil bulunduğu, ticari hayatta işlemlerin genellikle bu doğrultuda yürüdüğü, maddenin, konuya açıklık getirmek ve uygulamada muvazaalı yollarla matrahın daraltılmasını önlemek amacıyla tedvin edildiğinin belirtildiği, 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile 1 ilâ 123 seri numaralı Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinin yürürlükten kaldırıldığı, katma değer vergisinin, bir mal veya hizmetin üretiminden nihai tüketimine kadarki aşamalarda oluşan katma değerin vergilendirilmesini amaçlayan ve esas olarak malların teslimi veya hizmetin ifası sırasında satış fiyatı üzerinden alınan ve her aşamada farklı oranlarda hesaplanan bir vergi olduğu, katma değer vergisinin konusu olan malın teslimi veya hizmetin ifası ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, verginin matrahının ise vergi alacağının hesaplanmasına esas teşkil mal teslimi ya da hizmet ifası karşılığında alınan ya da borçlanılan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamı diğer bir ifadeyle ekonomik değerler ve tutarlar olduğu, yukarıda yer verilen düzenlemeler, maddenin gerekçesi ve katma değer vergisi matrahının niteliği dikkate alındığında, vade farkı, fiyat farkı veya faiz gibi işlemlerin, mal veya hizmet karşılığının kısmen veya tamamen sonradan tahsil edildiği durumlarda bunların karşılığını oluşturan ve bedele dahil olan menfaatlerin arasında sayıldığı, kur farklarının da bedelin yabancı para cinsinden tahsil edilmesi halinde ortaya çıkan ve işlevsel olarak vade farkı ve fiyat farkı gibi mal ve hizmetin karşılığını oluşturan bedele dahil ekonomik bir değer olduğu, kaldı ki kanun koyucunun, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesinde “vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi” ifadesini kullanmak suretiyle, sayılanların benzerlerinin de matraha dahil edilmesini amaçladığı, bu durumda, bedelin döviz cinsinden ifade edildiği mal veya hizmet teslimlerinde ödemenin, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihten sonra yapılması durumunda bu ödeme nedeniyle ortaya çıkacak kur farkı tutarı üzerinden fatura düzenlenerek katma değer vergisi hesaplanması gerektiğinden, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesini, uygulamada ortaya çıkacak sorunları azaltmak ve mükelleflerin ceza ile muhatap olmalarını önlemek amacıyla açıklayan dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Davacı tarafından; kur farkının Katma Değer Vergisi Kanununun 24’üncü maddesinde belirtilenlere benzer nitelikte olmadığının kanunun sistematiğinden ve gerekçesinden anlaşılabileceği, vade farkı ve faizin, mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişiye her zaman artı bir değer sağladığı, dövizli işlemler sonrasında ise mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmayıp, döviz kurunun düşmesi halinde tersi bir durumun da oluşabileceği, kanunda ender görülen işlemlerin matraha dahil edileceği açıkça belirtilmesine rağmen kur farklarının bunlar arasında sayılmamış olmasının yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğunu gösterdiği, kurun değişmesi halinde taraflar arasındaki sözleşme ile belirlenen bedele ek bir tutarın ilave edilmesinin sözleşme serbestisine aykırı düştüğü, 24’üncü maddede ”gibi” ifadesinin kullanılması verginin kanuniliği ile hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden sözü edilen maddenin Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu, Danıştayın Dairelerince farklı yönde karar verilmesinin adil yargılama hakkının ihlaline yol açtığı, Katma Değer Vergisi Kanununun matraha dahil olan unsurları düzenleyen maddelerinde düzenleme yapma konusunda davalı idareye bir yetki verilmediği, verginin kanuniliği ilkesi uyarınca yetki verilmesinin de hukuken mümkün bulunmadığı ileri sürülerek, kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Düşüncesi : Kur farkı niteliği itibarıyla Katma Değer Vergisi Kanununun, matraha dahil olan unsurların düzenlendiği 24’üncü maddesinde sayılan gelir unsurlarından faklılık arzettiğinden sözü edilen maddede yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak, kur farkının, vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi verginin kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturacağından davanın reddi yolundaki Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca tebligat işlemleri tamamlandığından, yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca karar verilmesine gerek görülmeyerek ve davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin, ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3’üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümünde yer alan “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenleme ile ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Daire kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasanın 73’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında; vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı; 4’üncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle maddede belirtilen hallerde Bakanlar Kuruluna devredilen yetki haricinde kamu gücüne dayanarak tahsil edilen bütün yükümlülüklerin, kanunla düzenlenme zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk verginin kanuniliği ilkesi olarak tanımlanmakta olup bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel ögelerinin kanun ile belirlenmesi gerekir. Bununla birlikte, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla, ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici işlem yapılabilir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin (a) bendinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2’nci fıkrasında, bedelin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir. Kanunun 24’üncü maddesinde, bentler halinde, hangi unsurların matraha dahil edileceği sayılmış; (c) bendinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz, pirim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu kurala bağlanmıştır. Kanunun 26’ncı maddesinde ise bedelin döviz ile hesaplanması halinde dövizin vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrileceği hüküm altına alınarak, cari kuru belli olmayan dövizlerin Türk parasına çevrilmesine ilişkin esasları belirleme konusunda Maliye ve Gümrük Bakanlığına yetki verilmiştir.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin dava konusu edilen bölümlerinde, bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen teslim veya hizmetin yapıldığı tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı veya alıcı lehine ortaya çıkan kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edileceği ve teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanacağı yolunda düzenleme yapılmıştır.

Teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel kavramı kanunda açıkça tanımlandıktan sonra, bedel kapsamında kabul edilmeyen ancak, matraha dahil edilmesi gereken gelir unsurlarının sayıldığı Kanunun 24’üncü maddesinin (c) fıkrasında, kur farkına yer verilmemiştir.
Maddede yer alan “gibi” ifadesi, maddede sayılan matraha dahil unsurlara nitelik olarak benzeyen diğer gelirleri kapsaması amacıyla kullanıldığından, kur farkının, bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Kur farkı, dövizin, değişik kurlardan ulusal paraya çevrilmesi sonucu ortaya çıkan fark olarak tanımlanmaktadır. Dövizli işlemler sonrasında mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmadığından ve döviz kurunun düşmesi halinde alıcı lehine bir durum oluştuğundan kur farkı, niteliği itibarıyla maddede sayılan diğer gelir unsurlarından faklılık arzetmektedir. Kanunun 24’üncü maddesinde yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi dava konusu Tebliğ ile katma değer vergisi matrahına ilişkin hükümlerin yorum yoluyla genişletilmesi, vergilendirmenin temel öğelerinin kanunla belirlenmesi gerekliliğini de kapsayan verginin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanununun 26’ncı maddesi de dikkate alındığında, mal veya hizmetin karşılığını teşkil eden bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile gerçekleşen vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihteki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilerek, bu yolla bulunan tutar katma değer vergisinin matrahını oluşturacak olup bedelin farklı zamanlarda ödenmesi nedeniyle zaman içinde oluşabilecek kur farklarının matraha ilave edilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanununun 21’inci maddesinde, ithalatta verginin matrahına dahil olan unsurlar arasında kur farkı açıkça sayılmasına rağmen 24’üncü maddesinde matraha dahil olan unsurlar arasında kur farkına yer verilmemiş olması da kanun koyucunun, ithalat dışındaki işlemlerde kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edilmesini amaçlamadığını göstermektedir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Dördüncü Dairesinin, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 13.12.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-15 Tecil Faiz Oranı % 22 Olarak Yeniden Belirlendi

Bülten: 2018/15

06.09.2018

Kamu Alacaklarının Tecili Ve Taksitlendirilmesi İşlemlerinde Halen %12 Olarak Uygulanmakta Olan Tecil Faizi Oranı % 22 Olarak Yeniden Belirlendi.

Vadesinde ödenmeyen Kamu Alacağının cebri takibi, borçluyu çok zor duruma düşürecekse eğer böyle durumlarda bazı kamu alacakları tecil edilerek taksitlendirilebilmektedir.

Nitekim 6813 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen bu konuya ilişkin detaylı açıklamalara Seri: A Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliği’nin Birinci Kısım Dördüncü Bölümü’nün “I.Tecil” alt başlıklı bölümünde yer verilmiştir.

Kamu alacağının tecili, ödemenin veya zorla tahsille ilgili uygulamaların borçluyu çok zor duruma düşürecek olduğu hallerde yapılabilmektedir. Zor durumda olduğunu düşünen mükellef, bu talebini Mali İdareye iletmekte ve Mali İdare de mükellefin “çok zor durumda” olup olmadığını oran analizlerinden de faydalanarak araştırmakta ve değerlendirmekte akabinde de kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde kamu borcunu 18 ila 36 aylık sürelerde ödenmek üzere tecil ederek taksitlendirmektedir.

Bu sürenin tespitinde, borçlunun öteden beri borç ödemede iyi niyetli olup olmadığı, borç tutarının az veya çok oluşu, daha önce tecil edilen borçlarını tecil şartlarına uygun ödeyip ödemediği ve ödeme gücü de göz önünde bulundurulmaktadır.

Bu durumun istisnası olarak, katma değer vergisi alacakları için farklı bir süre belirlenmiş olup bu vergi türünden kaynaklanan borçlar altı ayı geçmeyecek şekilde azami altı taksit olarak yeniden yapılandırılabilmektedir.

Diğer taraftan geçici vergi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi, harçlar (ikmalen tarhiyata dayanan tapu harçları hariç) bu uygulama kapsamı dışındadır.

Tecili talep edilen borcun belirli tutarları aşması durumunda düzenlemeden faydalanabilmek için teminat gösterilmesi gerekmektedir.

Vergi borcu ertelenenler, tecil ve taksitlendirilen borcun belirli bir tutarını ödemeleri ve başkaca borçları olmaması şartıyla, vadesi geçmiş borçları bulunmadığına dair yazı alabilmektedirler.

Dikkat çekici bir diğer özelliği ise motorlu taşıtlar vergisinin, bu vergiye ait gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezasının tecil edilmesi ve taksitlendirilmesi halinde, tecil şartlarına uygun ödeme yapıldığı sürece, aracın fenni muayenesi yapılabilmektedir.

Genel özelliklerine yukarıda değinilen tecil taksitlendirme uygulamasında öteden beri %12 olarak uygulanmakta tecil faizi oranı, 6 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan (Seri: C Sıra No:3)   Tahsilat Genel Tebliği ile bu tarihten itibaren % 22 şeklinde yeniden belirlenmiştir.

Ancak Tebliğin yayımı tarihinden önce yapılan müracaatlara dayanılarak tecil edilecek olan amme alacakları ile Tebliğin yayımı tarihinden önce tecil edilmiş ve tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan amme alacaklarına tecil şartlarına uygun olarak ödendikleri sürece müracaat tarihlerinden itibaren eski tecil faizi oranı (%12) uygulanacaktır.

Aynı şekilde, bu Tebliğin yayımı tarihinden önce tecil talebinde bulunulmuş ve talep kabul edilerek tecil edilmiş amme alacaklarına yönelik tecilin ihlal edilmiş olması ancak, yeni talepler üzerine yeniden tecil yapılması (tecilin geçerli sayılması) halinde, bu Tebliğin yayımlandığı tarihe kadar eski tecil faizi oranı (%12), bu tarihten sonra ödenmesi gereken taksit tutarlarına ise %22 tecil faizi oranı uygulanacaktır.

Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizinin belirli yüzdesi esas alınarak anılan Kanunun 48/A maddesine göre tecil edilen alacaklar için hesaplanan tecil faizi oranı da bu Tebliğle belirlenen oran ve uygulama esasları dikkate alınarak tespit edilecektir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”