Bülten: 2019-18 23 Nolu Tebliğ İle Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde Yapılan Diğer Bir Kısım Değişiklikler

15.02.2019 Tarihli ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 23)” ile Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde bazı değişiklikler yapılmış olup bunlardan; “Geç Gelen Faturada Yer Alan KDV’nin İndirimi” konusu 2019/15 Nolu Bültenimizde, “KDV İade Taleplerine İlişkin Süreler” konusu 2019/16 Nolu Bültenimizde, “Değersiz Alacaklara İlişkin KDV” konusu ise 2019/17 Nolu Bültenimizde işlenmişti.

Bu defa, 23 Nolu Tebliğ ile Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde yapılan diğer bir kısım değişiklikler ise konularına göre aşağıda özetlenmiştir.

1) İhraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan onaylı yazı alınması zorunluluğu şartlı olarak kaldırıldı

Bilindiği üzere ihraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan alınan onaylı yazı, ihraç kaydıyla teslimlerden kaynaklanan iade taleplerinde aranan belgeler arasındadır.

23 Nolu Tebliğ’in 4. Maddesi ile Ana Tebliğin (II/A-8.13.) bölümünün ilk paragrafındaki ” – İhraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan alınan onaylı yazı,” ibaresi “– Gümrük beyannamesi üzerinde imalatçı firma bilgisine ilişkin kayıt bulunmaması halinde, ihraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan alınan onaylı yazı” olarak değiştirilmiş olup yapılan değişiklik sonucunda gümrük beyannamesi üzerinde imalatçı firma bilgisine ilişkin kayıt bulunması şartıyla ihraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan alınan onaylı yazı artık aranılmayacaktır.

2) Kısmi istisna kapsamında olan bazı teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenen KDV’nin indirimine imkan sağlandı

7104 Sayılı Kanun’un 9’uncu maddesiyle, 3065 KDV Kanununun “İndirilemeyecek Katma Değer Vergisi” başlıklı 30’uncu maddesinde yapılan değişiklikle aşağıda sayılan kısmi istisna kapsamında olan teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenilen KDV’nin indirimine imkan sağlanmıştı.

– Özel okul, üniversite ve yüksekokullar tarafından verilen bedelsiz eğitim ve öğretim hizmetleri (17/2-b),

– Öğrenci yurtları tarafından verilen bedelsiz yurt hizmetleri (17/2-b),

– Kanunların gösterdiği gerek üzerine bedelsiz olarak yapılan mal teslimi ve hizmet ifaları (17/2-b),

– 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifaları (17/2-b),

– Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin teslimi (17/2-b),

– Yabancı devletlerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilik ve konsoloslukları ile yabancı hayır ve yardım kurumlarına, 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak yapacakları teslim ve hizmetlere ilişkin olarak yapılan teslim ve hizmetler (17/2-c),

– Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerine münhasır olmak üzere, bu projelendirmelerden yararlananlara verilen mimarlık hizmetleri ile projelerin uygulanması kapsamında yapılacak teslimler (17/2-d),

– Serbest bölgelerde verilen hizmetler ile serbest bölgelere veya bu bölgelerden yapılan ihraç amaçlı yük taşıma işleri (17/4-ı),

– Gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri (17/4-ö).

23 Nolu Tebliğin 5’inci maddesiyle, yukarıda belirtilen düzenlemeye ilişkin olarak Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliğinde değişiklikler yapılmış ve 01/01/2019 tarihinden itibaren bu istisna kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV’nin indirilebileceği, ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV’nin iade edilemeyeceği açıklanmıştır. İlaveten yine 23 Nolu Tebliğin 9’uncu maddesiyle aynı düzenlemeye yönelik olarak Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliğinin (III/C-2.1) bölümünde değişiklikler yapılmıştır.

01/01/2019 tarihinden itibaren söz konusu istisnalar kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV indirilebilecek ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmeyecektir.

3) Teknoloji geliştirme bölgesinde ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde üretilen oyun yazılımlarının teslimi KDV’den istisna tutulmuştur.

7104 Sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 20’nci maddesinde yapılan değişiklikle, teknoloji geliştirme bölgesinde ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunanların, bu bölgelerde ürettikleri oyun yazılımlarının teslimi KDV’den istisna edilmiştir. Ayrıca, yine bu madde ile KDV’den istisna edilen işlemler nedeniyle yüklenilen vergilerin indirimine imkan tanınmıştı.

23 Nolu Tebliğin 6’ncı maddesiyle, yukarıda belirtilen düzenlemeye ilişkin olarak Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde değişiklikler yapılmış olup 01/01/2019 tarihinden itibaren geçerli olan bu istisna kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV indirilebilecek ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmeyecektir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-17 01/01/2019 Tarihinden İtibaren, 213 Sayılı Kanunun 322’nci Maddesine Göre Değersiz Hale Gelen Alacaklara İlişkin Hesaplanan ve Beyan Edilen KDV’nin İndirim Konusu Yapılması Mümkün Hale Geldi

İşletmeler, avans vermek, teminat vermek, borç vermek suretiyle alacaklı duruma düşebildikleri gibi (içerisinde KDV barındırır vaziyette) vadeli satış yapmak suretiyle de alacaklı olabilmekte ve bazı durumlarda da alacağını kısmen yada tamamen yahut olması gereken zamanda alamama riskiyle karşı karşıya gelebilmektedirler.

Diğer taraftan yine işletmeler dönemsellik ilkesi gereği belirli faaliyetleri çerçevesinde yapmış oldukları iş ve işlemler karşılığında belirli dönemlerde devletin vergi payını hesaplayıp buna ilişkin beyan ve bildirimlerde bulunmaktadırlar.

Örneğin işletmenin satış işlemi sonucunda mal veya hizmet teslim ettiği ve faturasını düzenlendiği anda gelir/kurumlar vergisi açısından gelir ve buna bağlı KDV tahakkuk etmiş olmaktadır. Kar/Zarar ve Devreden/Ödenecek durumuna bağlı olarak bu işlemin; KDV açısından hemen ertesi ay, gelir veya kurumlar vergisi açıcından ise ilk geçici vergi dönemi itibariyle ödenecek vergiye ve doğal olarak işletmeden nakit çıkışına yansıması olmaktadır. Öyle olunca da mükellefler, henüz kasasına girmemiş ve belki hiçbir zaman girmeyecek olan bir kaydi hasılattan kaynaklanan vergileri peşinen ödemek durumunda kalmaktadır.

Yasa koyucu bu tür risklerin gerçekleşmesi durumunda mükellefleri korumak amacıyla belirli koşulların gerçekleşmesi şartıyla şüpheli hale gelen alacakları (213 sayılı VUK’nun 323’üncü maddesi ile) karşılık ayırmak suretiyle giderleştirme imkanı getirmiştir.

Diğer taraftan KDV Kanunu ve Gelir/Kurumlar Vergisi Kanunları arasındaki mantık çatışması nedeniyle, tahsili şüpheli hale gelen alacak içerisindeki KDV için karşılık ayrılıp ayrılamayacağı konusu uzun süre tartışma konusu olmuştur. Çünkü karşılık ayırmanın sonucu gelir/kurumlar vergisi matrahındaki azalmadır. Oysa tahsil edilemeyen alacak içerisindeki KDV ise daha önce Hesaplanan KDV’ye dahil edilerek ilgili döneminde KDV hesapları ile karşılaştırılmıştır. Aynı mantıktam hareketle tahsilatın şüpheli hale geldiği yahut imkansız hale geldiği tarihte şüpheli hale gelem alacak içerisinde yer alanKDV’nin de İndirilecek KDV’ye ilave edilmesi gerekir. Oysa yakın tarihe kadar KDV Kanununda buna dönük bir düzenleme öngörülmemiştir.

Usul yasası olan Vergi Usul Kanunu ile gelir üzerinden alınan Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanunları aynı kuşak kanunlar olmasına karşın, harcamalar üzerinden alınan KDV Kanunu 80’li yıllarda sisteme entegre edilmiş o sebeple de gelir üzerinden alınan vergiler ile harcama üzerinden alınan KDV’nin işleyiş sistemindeki mantık zaman zaman çatışmıştır. Nitekim şüpheli alacak için belirli şartların gerçekleşmesi durumunda gelir/kurumlar vergisi açısından karşılık ayrılması öngörülmüşken şüpheli alacak içerisinde KDV’nin de yer alması durumunda ne tür işlem yapılacağı yönünde herhangi bir kanunda buna yönelik düzenleme yer almamıştır.

Daha önceki yayınlarımızda da değindiğimiz üzere, Mali İdare bu tür yoruma açık durumlarda ötedenberi hazineci yaklaşımla mükellef aleyhine yorumlarda bulunmuş olup görüşünde ısrar etme ve yanlış dahi olsa son ana kadar görüşünü savunma eğiliminde olmuştur.

Nitekim Mali İdare uzun bir süre şüpheli alacak içerisinde KDV’nin de yer alması durumunda KDV için karşılık ayrılamayacağı yönünde görüş bildirmiş, daha sonra bu görüşünü daha fazla savunamayarak (2000’li yılların ortalarında) Tebliğ ile mükellef lehine düzenleme yapma yoluna gitmiştir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere daha önce hesaplanıp ödenen, mükellefin cebinden nakit olarak çıkan KDV’nin çok daha sonraki bir tarihte, gelir/kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider/maliyet olarak dikkate alınmasının kabul edilmesi kanuni olmamasının yanı sıra hakkaniyete de uygun olmamıştır.

Süreç içerisinde konu olgunlaşmış olacak ki, 06 Nisan 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7104 sayılı Kanun ile Katma Değer Vergisi Kanununun 29. Maddesine eklenen fıkra ile, 01/01/2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 213 sayılı VUK’un 322. Maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilmesine imkan tanındı. Buna göre (3065 Madde 29/4); Vergi Usul Kanununun 322. Maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen katma değer vergisi, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilir. (Şu kadar ki Vergi Usul Kanununun 323. Maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan katma değer vergisinin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.)”

Buna ilaveten getirilen bu düzenleme değersiz alacaklarla birlikte, şüpheli alacakları da kapsamaktadır. Yukarıdaki madde metninde parantez içinde yer alan; “Şu kadar ki Vergi Usul Kanunu’un 323. Maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan katma değer vergisinin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.” ibaresi gereğince, daha önce gider olarak dikkate alınan şüpheli alacakların içerisinde yer alan KDV’nin de indirim konusu yapılabilmesi mümkündür. Ancak bu KDV’nin indirim konusu yapılabilmesi için ise, gider yazılan şüpheli alacakların içerisinde yer alan KDV’nin bir taraftan indirim konusu yapılırken aynı zamanda da aynı tutarın gelir hesaplarına da alınması gerekmektedir.

Bu defa 15.02.2019 Tarihli ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 23)” ile Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde bazı değişiklikler yapılmış olup bunlardan bir tanesi de yukarıda izah edilen konuya ilişkin açıklamalardır. Tebliğde yer alan açıklamalara göre özetle;

– 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren, 213 sayılı Kanunun 322’nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkün olup 213 sayılı Kanunun 323’üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan KDV’nin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması gerekmektedir.

– Kanunun (30/e) maddesinde, Vergi Usul Kanunu’nun 322’nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin alıcı tarafından ödenmeyen KDV’nin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den indirilemeyeceği hüküm altına alınmış olup değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde satıcı tarafından indirim konusu yapılabildiğinden mükerrer vergi indirimine yol açmayacak şekilde değersiz hale gelen alacaklara ilişkin alıcı tarafından ödenmeyen ve daha önce indirim konusu yapılmış KDV’nin, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde 1 No.lu KDV Beyannamesinin “Matrah” kulakçığında “Diğer İşlemler” tablosunda 505 kod numaralı “VUK 322 Kapsamına Giren Borçlara Ait KDV” satırı aracılığıyla beyan edilmesi gerekmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-16 Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair (23 Seri Nolu)Tebliğ Sonrası KDV İade Taleplerine İlişkin Sürelerdeki Son Durum

İdare ödenmesi gereken yahut iade edilmesi gereken verginin doğruluğunun tespiti amacıyla, vergiyi doğuran işlemin gerçekleştiği yılı takip eden 5 yıl içerisinde her an işleme delil teşkil eden yasal defter ve belgeleri isteme, bunlar üzerinde inceleme yapma hakkına sahiptir.

Diğer taraftan bu hakkın kamu çalışanları tarafından inisiyatif kapsamında gereksiz yere mükellef aleyhine kullanılmasının önüne geçebilmek amacıyla bir takım tedbirler alınmıştır. Bunlardan bir tanesi de incelemeyi bitirme süreleridir.

Mükelleflere; haklarında incelemeye başlanılması esnadında hangi döneme ilişkin hangi gerekçeyle hangi kapsam ve derinlikte inceleme yapılacağı yazılı olarak bildirilmekte ve inceleme elemanına da bu bildirim tarihinden itibaren incelemenin türüne göre incelemeyi tamamlaması için 3 ay ile 12 ay arasında süre verilmektedir. Bu süreler mükellef açısından hak düşürücü bir süre olmamakla birlikte, inceleme elemanı açısından bağlayıcı bir süre olmaktadır. Öyle olunca da keyfiliğin ve izah edilemeyen gecikmelerin önüne geçilmiş olunmaktadır.

Bu gelişmeler, Gelir İdaresi Başkanlığın 2000’li yılların ortalarından itibaren mükellef odaklı yaklaşıma geçmesine bağlı olarak özellikle geçtiğimiz son on yılda gerçekleşmiştir.

Nitekim son durum itibariyle İdare, incelemeye başlanıldığının mükellefe yazılı olarak bildirildiği tarihten itibaren; iade incelemelerini 3 ay içerisinde, belirli konu yada konularla sınırlı incelemeleri 6 ay içerisinde, konu sınırlaması olmaksızın her türlü iş ve işlemlerin kontrol edilebildiği tam incelemeleri ise 12 ay içerisinde tamamlatmak zorundadır.

Buna paralel olarak mükellefin de 5 yıllık zaman aşımı süresi içesinde keyfi hareketle son anda karar değişikliği yaparak İdareyi zor durumda bırakmasının önüne geçmek amacıyla İdare lehine mükellef aleyhine de bir takım kısıtlamalar getirilmiştir. Bunlardan bir tanesi de mükelleflerin iade taleplerini, iadeye konu işlemin gerçekleştiği andan itibaren belirli bir süre içesinde yapmak zorunda olmalarıdır. Örneğin 3065 sayılı KDV Kanununun 29/2. Maddesine göre mükellefler (%1, %8 gibi) indirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iadelerini iadeye konu işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın en geç Kasım ayı beyannamesinin verileceği tarihe kadar talep etmek zorundadırlar.

Diğer taraftan (indirimli orana tabi işlemlerden doğan iade talepleri haricinde) diğer iade talepleri için mükellef yönünden kısıtlayıcı bir süre mevcut değildi. Öyle olunca da mükellefler zamanaşımı süresi içerisinde, istedikleri zaman geçmişe dönük düzeltme beyannamesi vermek suretiyle iade talebinde bulunabilmekteydiler. Bu da üzerinden uzun zaman geçmiş olması nedeniyle gerek idarenin gerekse iade sürecini takip edecek meslek mensuplarının iş yükünü artırmakta, iş planı yapmalarına engel olmakta yahut yapılmış planlarını sekteye uğratmaktaydı.

Bu durumun önüne geçebilmek amacıyla, 7104 sayılı Kanunun 10. maddesiyle 3065 sayılı KDV Kanununun 32. maddesinin birinci fıkrasına “İndirilemeyen Katma Değer Vergisi” ibaresinden sonra gelmek üzere “işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar talep edilmesi şartıyla” ibaresi eklendi ve bu değişiklik 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girdi.

Böylece 2019 ve müteakip vergilendirme döneminde gerçekleşecek iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin iadesinin talep edilebileceği süre Kanunda açıkça belirtilmiş oldu.

Bu defa Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından, 15 Şubat 2019 gün ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair (23 Seri Nolu Tebliğ’in 13’ncü maddesiyle ile Ana Tebliğin (IV/A) bölümünün sonuna 8. İade Talep Süresi” başlıklı aşağıdaki bölüm eklendi. Yapılan bu değişiklikler sonrası 2019 ve sonraki vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan KDV iade talep süreleri aşağıdaki gibidir;

“8. İade Talep Süresi

2019 ve izleyen yılların vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinde aşağıdaki iade talep sürelerine uyulur.

8.1. İndirimli Orana Tabi İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

3065 sayılı Kanunun (29/2) nci maddesine göre, Cumhurbaşkanı tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup indirim yoluyla giderilemeyen ve tutarı Cumhurbaşkanınca tespit edilecek sınırı aşan verginin iadesinin en geç izleyen yıl talep edilmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede mükelleflerin, indirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan iade taleplerini, en geç indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerin (yılın sonuna kadar verilen Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin verilen düzeltme beyannameleri dahil) herhangi birinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonuna kadar standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.

Örnek 1: (Y) Gıda A.Ş., 2019 yılında yaptığı indirimli orana tabi teslimlerinden doğan KDV iadesini 2020/Temmuz beyannamesinin “Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” tablosundan 439 kodlu satırı seçerek beyan etmiştir. Mükellef 15/11/2020 tarihinde standart iade talep dilekçesi ve belgeleri ibraz etmiş ancak bu iade talebine ilişkin yüklenilen KDV listesini vermemiştir. Mükellef, yüklenilen KDV listesini 15/7/2021 tarihinde sisteme girmiştir.

Buna göre, (Y) Gıda A.Ş. KDV iade talebini süresinde beyan etmekle birlikte, yüklenilen KDV listesini süresinde (31/12/2020 tarihine kadar) sisteme girmediğinden mükellefin iade talebi reddedilecektir.

Örnek 2: (M) İnşaat Ltd. Şti. 2019 yılında teslim ettiği indirimli orana tabi konutlarla ilgili olarak vermiş olduğu 2020/Kasım beyannamesine ilişkin 439 kodlu satırda 500 bin TL “İadeye Konu Olan KDV” beyan etmiştir. (M) İnşaat Ltd. Şti., 27/12/2020 tarihinde standart iade talep dilekçesi ve diğer belgeleri ibraz ederek artırımlı teminat vermek suretiyle iade talebinde bulunmuştur.

Buna göre, (M) İnşaat Ltd. Şti., 2019 yılındaki indirimli orana tabi işlemlerinden kaynaklanan KDV iadesini süresi içinde usulüne uygun olarak talep ettiğinden, iade talebi vergi dairesi tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılacaktır.

8.2. Tam İstisna Kapsamındaki İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre, iade talebinin, iade hakkı doğuran işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar yapılması zorunludur.

Buna göre, Kanunun 32 nci maddesi ile geçici maddelerde yer alan tam istisna kapsamındaki işlemlere ilişkin iade talebinde bulunacak mükelleflerin, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde istisnaya ilişkin yüklenilen KDV sütununu doldurmaları ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.

Örnek 1: (T) Makine A.Ş., 2019/Şubat döneminde YTB sahibi firmaya sattığı makinelerle ilgili olarak KDV beyannamesinde “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığında “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 308 kodlu satırda istisnayı ve bu teslimle ilgili yüklenimini beyan etmiştir.

İade talebi için bu beyan tek başına yeterli değildir. Mükellefin iade talebinin geçerlik kazanması için en geç 31/12/2021 tarihine kadar standart iade talep dilekçesi ve istisnaya ilişkin diğer belgelerin ibrazı zorunludur. 

Örnek 2: (Z) Ltd. Şti., 15 Ocak 2019 tarihinde gümrük çıkış beyannamesi kapanan bir ihracat işlemini Ocak/2019 KDV beyannamesinin “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 301 kodlu satırda beyan etmiş, ancak yüklenilen KDV bölümünü boş bırakarak ihracata ilişkin yüklendiği KDV’yi indirim yoluyla gidermeyi tercih etmiştir.

(Z) Ltd. Şti.’nin bu ihracat işlemine ilişkin iade talep edebilmesi için en geç 31/12/2021 tarihine kadar Ocak/2019 KDV beyannamesinde düzeltme yaparak yüklenilen KDV’yi beyan etmesi ve aynı süre içerisinde standart iade talep dilekçesiyle Tebliğin (II/A-1.1.4.) bölümünde sayılan belgeleri ibraz etmesi gerekmektedir.

8.3. Kısmi Tevkifat Uygulanan İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

Mükelleflerin, 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi kapsamındaki kısmi tevkifat uygulanan işlemlerine ilişkin iade taleplerini, tevkifata tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, tevkifata tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.”

Tebliğ metni açık olmakla birlikte, tekraren öne çıkan hususları vurgulamak gerekirse;

  • Kanun metninde ve tebliğde yer alan iade talep sürelerinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi vermek suretiyle iade talep edilmesi kesinlikle mümkün değildir.
  • 7104 sayılı Kanunla getirilen iade talep süreleri, 2019 ve müteakip vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan KDV iade talepleri için geçerlidir.
  • 2018 ve önceki yıllara ilişkin işlemlerden kaynaklanan iadeler, eskiden olduğu gibi 5 yıllık tarh zamanaşımı süresi içerisinde düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle talep edilebilir.
  • 2019 ve müteakip vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden doğan KDV iadeleri, iadeye konu işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar (2 yıllık süre içerisinde) talep edilmek zorundadır.
  • Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren 6 ay içerisinde ibrazı zorunludur.

YMM Raporunun süresi içerisinde ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilecektir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-15 Geç Gelen Faturada Yer Alan KDV’nin İndirimdeki Tereddüt Giderildi

Özellikle hesap döneminin sona ermesinden ve son döneme ilişkin beyan ve bildirimlerin verilme süresinden sonra karşı tarafa ulaştırılan faturaların, alıcı açıcından ciddi sorun haline geldiği, en büyük sorunun da KDV açısından ortaya çıktığı öteden beri bilinmekteydi.

Bu sorunun çözümü amacıyla 7104 sayılı Yasa ile KDV Kanununda yapılan düzenleme ile, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun ‘Vergi İndirimi’ başlıklı 29’uncu maddenin 3’üncü fıkrasında yer alan İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” ibaresi, “İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını takip eden takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” şeklinde değiştirildi ve bu değişiklik 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.

Böylelikle alış vesikalarında gösterilen KDV tutarının yasal defterlere kaydedilmiş olması şartıyla vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılını takip eden takvim yılının sonuna kadar indirebilmesine imkan tanındı.

Ancak bu defa 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren bu değişikliğin, 01.01.2019 tarihinden sonra düzenlenen belgeler için mi geçerli olacağı yoksa 01.01.2019 tarihinden sonra yapılan kayıtlar için mi geçerli olacağı sorusu/sorunu ortaya çıktı.

Kimi görüş sahipleri bu düzenlemenin 2018 yılında düzenlenip 2019 yılında gelen ve 2019 yılı yasal defterlerine kaydedilen faturalardaki KDV’ler için de uygulanabileceği, bu faturaların 2019 yılında defterlere kaydedildiği ayda indirim konusu yapılabileceğini, kimileri ise 2019’da yürürlüğe giren bu düzenlemenin 2019 yılı başından itibaren düzenlenen faturalar için geçerli olduğunu, 2018 yılında düzenlenen ancak 2019 yılında gelen ve 2019 yılı defterlere kaydedilen faturalar için geçerli olmadığını, bu durumda olan faturalardaki KDV’nin indirim konusu yapılamasının mümkün olamayacığını iddia ettiler.

Nitekim Bakanlık konuya ilişkin hazırladığı ve kamuoyu ile paylaştığı tesliğ taslağında ikinci görüşe uygun hazırlık yapmış olmasına rağmen, tesliğ taslağına ilişkin oluşan yoğun kamuyu baskısı sonucunda bu defa kendisinden beklenenden farklı olarak yukarıda yer alan ilk görüşe uygun şekilde, 15 Şubat 2019 tarihli ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de yayımladığı 23 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile, bu konuya mükellefler lehine açıklık getirdi ve 2018 takvim yılına ilişkin mal ve hizmet alımlarına ait fatura veya benzeri belgelerin 2019 takvim yılı aşılmamak şartıyla ilgili defterlere kaydedilmesi halinde, bu belgelerde gösterilen KDV’lerin 2019 yılının ilgili ayında indirim konusu yapılabileceğini yönünde görüş bildirdi.

23 Nolu Tebliğ aşağıdaki gibi olup, tebliğde yer alan diğer konu başlıklarına farklı bültenlerde yer verlecektir.

 

15 Şubat 2019 CUMA Resmî Gazete Sayı : 30687
TEBLİĞ
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SERİ NO: 23)

MADDE 1 – 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin; (I/C-2.1.1.2.) bölümünün üçüncü paragrafında ve Örnek’te yer alan “takvim yılı” ibareleri, “takvim yılını takip eden takvim yılı” şeklinde, Örnek’teki “yıl geçmemek şartıyla” ibaresi “vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği takvim yılını takip eden takvim yılı aşılmamak şartıyla” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 2 – Aynı Tebliğin (II/A-8.7.) bölümünün dördüncü ve altıncı paragraflarında yer alan “takvim yılı” ibareleri, “takvim yılını takip eden takvim yılı” şeklinde, aynı bölümde yer alan örnekler ise sırasıyla aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Örnek: İmalatçı (A) firması tarafından Eylül 2018 döneminde ihraç kaydıyla ihracatçı (B) firmasına teslim edilen malların ihracatı, (B) firmasının yurtdışı bağlantılarında yaşadığı sorun nedeniyle 31/12/2018 tarihine kadar gerçekleşmemiştir.

Yaşanan bu gelişme üzerine imalatçı (A) firması 15/1/2019 tarihinde vergi dairesine Eylül 2018 döneminde hesaplayarak tecil ettiği KDV’yi gecikme zammıyla ödemiştir. İmalatçı (A) vergi dairesine ödediği vergi için ihracatçı (B) firmasına rücu etmiş, (B) firması da KDV ödemeden satın aldığı ancak süresinde ihraç edemediği malların KDV’sini Ocak 2019 döneminde imalatçıya ödemiştir.

Bu durumda (B) firması, imalatçıya ödediği KDV’yi Ocak 2019 dönemi veya 2020 takvim yılı sonuna kadar indirim konusu yapabilir.

(B) firmasının daha sonra yurtdışı bağlantılarını yeniden kurup KDV’sini ödediği bu malları ihraç etmesi durumunda da ödenen KDV’nin indirim yoluyla telafi edilememesi halinde iadesi mümkündür.”

Örnek: (B) firması tarafından Eylül 2018 döneminde ihraç kaydıyla ihracatçı (Z) firmasına teslim edilen malların ihracatı, (Z) firmasının yurtdışı bağlantılarında yaşadığı sorun nedeniyle 31/12/2018 tarihine kadar gerçekleşmemiştir.

Yaşanan bu gelişme üzerine (B) firması 15/1/2019 tarihinde vergi dairesine Eylül 2018 döneminde hesaplayarak tecil ettiği KDV’yi gecikme zammıyla ödemiştir. Ödeme sırasında vergi dairesinin yaptığı sorgulamada (B) firmasının imalatçı vasfını taşımadığı ortaya çıkmıştır.

Sonrasında (B) firması vergi dairesine ödediği vergi için ihracatçı (Z) firmasına rücu etmiş, (Z) firması da KDV ödemeden satın aldığı ancak süresinde ihraç edemediği malların KDV’sini Ocak 2019 döneminde imalatçıya ödemiştir.

Bu durumda, yurtiçi teslim niteliğindeki işlemle ilgili (Z) firmasının, (B) firmasına ödediği KDV’yi en geç 2019 takvim yılı içerisinde indirim konusu yapması gerekmektedir.”

MADDE 3 – Aynı Tebliğin (II/A-8.13.) bölümünün ilk paragrafındaki “ – İhraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan alınan onaylı yazı,” ibaresi “ – Gümrük beyannamesi üzerinde imalatçı firma bilgisine ilişkin kayıt bulunmaması halinde, ihraç kaydıyla teslim edilen malın ihraç edildiğine dair ihracatçı firmadan alınan onaylı yazı” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 4 – Aynı Tebliğin (II/A-9.6.) bölümünün son paragrafında, (III/B-3.1.3.4.) bölümünün üçüncü paragrafında, (III/C-5.) bölümünün (b) alt bendinde, (IV/D-2.) bölümünün dördüncü paragrafında yer alan “takvim yılı” ibareleri, “takvim yılını takip eden takvim yılı” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 5 – Aynı Tebliğin;

a) (II/F) bölümünün üçüncü paragrafının ilk cümlesinde yer alan “(17/4-c)” ibaresi “(17/2-b), (17/2-c), (17/2-d), (17/4-c), (17/4-ı), (17/4-ö)” olarak değiştirilmiştir.

b) (II/F-2.2.) bölümünün son üç paragrafı, (II/F-2.5.5.) bölümünün üçüncü ve dördüncü paragrafları ile (II/F-2.7.3.) bölümünün son paragrafı yürürlükten kaldırılmıştır.

c) (II/F-2.2.) ve (II/F-2.7.3.) bölümlerinin sonuna, (II/F-2.3.) bölümünün birinci paragrafından sonra gelmek üzere, (II/F-2.4.) ve (II/F-2.5.5.) bölümlerinin ikinci paragraflarından sonra gelmek üzere, (II/F-4.9.) bölümünün üçüncü paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

“1/1/2019 tarihinden itibaren bu istisna kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV indirilebilir, ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmez.”

ç) (II/F-2.6.) bölümünün ikinci paragrafının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve “Örnek”te yer alan “bu kapsamda yüklenilen vergilerin firma tarafından indirim konusu yapılması ise 3065 sayılı Kanunun (30/a) maddesi gereğince mümkün değildir.” ibaresi, “bu kapsamda yüklenilen vergiler firma tarafından indirim konusu yapılabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

“d) 1/1/2019 tarihinden itibaren bu istisna kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV indirilebilir, ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmez.”

d) (II/F-4.14.) bölümünün dördüncü paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraflar eklenmiş ve üçüncü paragrafı ile Örnek:1’de yer alan “(17/4-o)” ibareleri “(17/4-ö)” olarak, Örnek:2’de yer alan “(17/4-o) maddesi” ibaresi “(17/4-o) ve (17/4-ö) maddeleri” olarak değiştirilmiştir.

“3065 sayılı Kanunun (17/4-o) maddesine göre, vergisiz satış yapılan işyerlerinin ve bu işyerlerine ait depo ve ardiye gibi bağımsız birimlerin kiralanmasına ilişkin yüklenilen KDV indirim konusu yapılamaz.

3065 sayılı Kanunun (17/4-ö) maddesine göre, ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için 1/1/2019 tarihinden itibaren verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerine ilişkin yüklenilen KDV indirilebilir, ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmez.”

MADDE 6 – Aynı Tebliğin (II/G-2.) bölümünün birinci, ikinci ve dördüncü paragrafları ile Örnek:3’te yer alan “internet,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “oyun,” ibareleri eklenmiş, altıncı paragrafındaki “oyun programları,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, yedinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“1/1/2019 tarihinden itibaren bu istisna kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV indirilebilir, ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmez.”

MADDE 7 – Aynı Tebliğin (III/B-3.) bölümünün üçüncü paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

“Mükelleflerin, indirimli orana tabi işlemlerden doğan iade taleplerini, en geç indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerin (Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin yılın sonuna kadar verilen düzeltme beyannameleri dahil) herhangi birinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonuna kadar standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.”

MADDE 8 – Aynı Tebliğin (III/C-1.) bölümünün sonuna aşağıdaki paragraflar eklenmiştir.

“7104 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle, 3065 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle 1/1/2019 tarihinden itibaren indirim hakkı, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını takip eden takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilecektir. Buna göre, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını takip eden takvim yılı içinde defterlere kaydedilen belgelerde yer alan tutarların gelir veya kurumlar vergisi açısından dönemsellik ilkesi gereği vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği hesap dönemine ilişkin kazancın tespitinde dikkate alınması mümkün olup bu belgelerde gösterilen KDV, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını takip eden takvim yılı içinde defterlere kaydedilmesi halinde indirim konusu yapılabilir.

Bu hükme göre, 2018 takvim yılına ilişkin mal ve hizmet alımlarına (vergiyi doğuran olayı 2018 yılında gerçekleşen) ait belgelerin 2019 takvim yılı aşılmamak şartıyla ilgili defterlere kaydedilmesi halinde, bu belgelerde gösterilen KDV tutarları indirim konusu yapılabilecektir.

Diğer taraftan, 7104 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle 3065 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabileceği; şu kadar ki Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan KDV’nin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır.

Mükellefler tarafından yapılan mal teslimleri ve hizmet ifalarına ilişkin hesaplanan KDV’nin, söz konusu mal ve hizmet bedellerinin tahsil edilip edilmediğine bakılmaksızın beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

Buna göre, 1/1/2019 tarihinden itibaren, 213 sayılı Kanunun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkündür. 213 sayılı Kanunun 323 üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan KDV’nin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.

Söz konusu KDV tutarı, alacağın zarar yazıldığı tarihi kapsayan vergilendirme dönemi 1 No.lu KDV Beyannamesinin “İndirimler” kulakçığında “İndirimler” tablosunda 111 kod numaralı “Değersiz Hale Gelen Alacaklara İlişkin İndirilecek KDV” satırı aracılığıyla indirim konusu yapılır ve değersiz hale gelen alacağa ilişkin borçlu mükellef bilgilerini içeren beyanname eki form doldurulur.”

MADDE 9 – Aynı Tebliğin (III/C-2.1.) bölümünün birinci paragrafının (a) bendinin sonuna “Ancak aynı maddede bu hükmün, Kanunun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri ile (4) numaralı fıkrasının (ı) ve (ö) bentleri uyarınca katma değer vergisinden istisna edilen işlemler için uygulanmayacağı belirtilmiştir.” cümlesi eklenmiş, aynı paragrafın (b) bendinden sonra gelen üçüncü paragrafında yer alan “takvim yılı” ibaresi, “takvim yılını takip eden takvim yılı” şeklinde değiştirilmiştir ve aynı bölümün sonuna aşağıdaki bent eklenmiştir.

“d) Kanunun (30/e) maddesinde, Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin alıcı tarafından ödenmeyen KDV’nin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den indirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde satıcı tarafından indirim konusu yapılabildiğinden mükerrer vergi indirimine yol açmayacak şekilde değersiz hale gelen alacaklara ilişkin alıcı tarafından ödenmeyen ve daha önce indirim konusu yapılmış KDV, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde 1 No.lu KDV Beyannamesinin “Matrah” kulakçığında “Diğer İşlemler” tablosunda 505 kod numaralı “VUK 322 Kapsamına Giren Borçlara Ait KDV” satırı aracılığıyla beyan edilir.”

MADDE 10 – Aynı Tebliğin (III/C-3.) bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde, Kanunun 11, 13, 14, 15 inci maddeleri ile (17/4-s) maddesi uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’nin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den indirilebileceği, vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde indirilemeyen KDV’nin, işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar talep edilmesi şartıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunacağı; Hazine ve Maliye Bakanlığının KDV iadesini, hak sahiplerinin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli daireler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin (% 51)’i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmelerden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsup suretiyle sınırlayabileceği hükme bağlanmıştır.

Buna göre, iade talebinde bulunacak mükelleflerin istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde istisnaya ilişkin yüklenilen KDV sütununu doldurmaları ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.”

MADDE 11 – Aynı Tebliğin (III/C-4.1.) bölümü başlığı ile birlikte, (III/C-4.2.) bölümünün ise “4.2. Diğer Hallerde Kısmi Vergi İndirimi Uygulaması” başlığı yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 12 – Aynı Tebliğin (III/C-5.6.) bölümünün;

a) Birinci ve dördüncü paragraflarında yer alan “takvim yılı” ibareleri, “takvim yılını takip eden takvim yılı” şeklinde değiştirilmiştir.

b) Üçüncü paragrafındaki “takvim yılı içinde kullanılması, yılın aşılmaması gerekir.” ibaresi “takvim yılını takip eden takvim yılı içinde kullanılması gerekir.” şeklinde değiştirilmiştir.

c) Son paragrafındaki “özel hesap dönemini aşmamak kaydıyla” ibaresi, “özel hesap dönemini takip eden özel hesap dönemini aşmamak kaydıyla” şeklinde değiştirilmiştir.

ç) Dördüncü ve altıncı paragraflarından sonra gelen örnekler sırasıyla aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Örnek: 28 Ağustos 2018 tarihli alış faturasının 10 günlük süreyi aşmayacak şekilde 5 Eylül 2018 tarihinde deftere kayıt edilmesi halinde faturada gösterilen KDV 5 Eylül 2018 dönemi işlemlerine dahil edilerek indirim konusu yapılabilecektir.”

Örnek: Yukarıda örnekte yer alan 28 Ağustos 2018 tarihli faturanın 16 Ekim 2018 tarihinde deftere kayıt edilmesi halinde Ekim/2018, 4 Kasım 2018 tarihinde deftere kayıt edilmesi halinde de Kasım/2018 vergilendirme dönemlerinde indirim konusu yapılabilecektir. Ancak her halükarda 2018 yılının içinde kesilen faturanın en geç o yılı izleyen yıl defterine kayıt edilip indirim konusu yapılması gerekmekte olup, yukarıdaki örnekte belirtilen faturada yer alan verginin Ocak/2020 veya müteakip vergilendirme dönemlerinde indirimi söz konusu olamayacaktır. Ancak Vergi Usul Kanununun kayıt nizamı hükümlerine uyulmaması halinde anılan Kanunda belirtilen müeyyidelerin uygulanacağı tabiidir.”

MADDE 13 – Aynı Tebliğin (IV/A) bölümünün sonuna aşağıdaki bölüm eklenmiştir.

8. İade Talep Süresi

2019 ve izleyen yılların vergilendirme dönemlerine ilişkin işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinde aşağıdaki iade talep sürelerine uyulur.

8.1. İndirimli Orana Tabi İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

3065 sayılı Kanunun (29/2) nci maddesine göre, Cumhurbaşkanı tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup indirim yoluyla giderilemeyen ve tutarı Cumhurbaşkanınca tespit edilecek sınırı aşan verginin iadesinin en geç izleyen yıl talep edilmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede mükelleflerin, indirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan iade taleplerini, en geç indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerin (yılın sonuna kadar verilen Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin verilen düzeltme beyannameleri dahil) herhangi birinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonuna kadar standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.

Örnek 1: (Y) Gıda A.Ş., 2019 yılında yaptığı indirimli orana tabi teslimlerinden doğan KDV iadesini 2020/Temmuz beyannamesinin “Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” tablosundan 439 kodlu satırı seçerek beyan etmiştir. Mükellef 15/11/2020 tarihinde standart iade talep dilekçesi ve belgeleri ibraz etmiş ancak bu iade talebine ilişkin yüklenilen KDV listesini vermemiştir. Mükellef, yüklenilen KDV listesini 15/7/2021 tarihinde sisteme girmiştir.

Buna göre, (Y) Gıda A.Ş. KDV iade talebini süresinde beyan etmekle birlikte, yüklenilen KDV listesini süresinde (31/12/2020 tarihine kadar) sisteme girmediğinden mükellefin iade talebi reddedilecektir.

Örnek 2: (M) İnşaat Ltd. Şti. 2019 yılında teslim ettiği indirimli orana tabi konutlarla ilgili olarak vermiş olduğu 2020/Kasım beyannamesine ilişkin 439 kodlu satırda 500 bin TL “İadeye Konu Olan KDV” beyan etmiştir. (M) İnşaat Ltd. Şti., 27/12/2020 tarihinde standart iade talep dilekçesi ve diğer belgeleri ibraz ederek artırımlı teminat vermek suretiyle iade talebinde bulunmuştur.

Buna göre, (M) İnşaat Ltd. Şti., 2019 yılındaki indirimli orana tabi işlemlerinden kaynaklanan KDV iadesini süresi içinde usulüne uygun olarak talep ettiğinden, iade talebi vergi dairesi tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılacaktır.

8.2. Tam İstisna Kapsamındaki İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre, iade talebinin, iade hakkı doğuran işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar yapılması zorunludur.

Buna göre, Kanunun 32 nci maddesi ile geçici maddelerde yer alan tam istisna kapsamındaki işlemlere ilişkin iade talebinde bulunacak mükelleflerin, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde istisnaya ilişkin yüklenilen KDV sütununu doldurmaları ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. Bu sürelere uygun olarak YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, istisnaya tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.

Örnek 1: (T) Makine A.Ş., 2019/Şubat döneminde YTB sahibi firmaya sattığı makinelerle ilgili olarak KDV beyannamesinde “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığında “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 308 kodlu satırda istisnayı ve bu teslimle ilgili yüklenimini beyan etmiştir.

İade talebi için bu beyan tek başına yeterli değildir. Mükellefin iade talebinin geçerlik kazanması için en geç 31/12/2021 tarihine kadar standart iade talep dilekçesi ve istisnaya ilişkin diğer belgelerin ibrazı zorunludur.

Örnek 2: (Z) Ltd. Şti., 15 Ocak 2019 tarihinde gümrük çıkış beyannamesi kapanan bir ihracat işlemini Ocak/2019 KDV beyannamesinin “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 301 kodlu satırda beyan etmiş, ancak yüklenilen KDV bölümünü boş bırakarak ihracata ilişkin yüklendiği KDV’yi indirim yoluyla gidermeyi tercih etmiştir.

(Z) Ltd. Şti.’nin bu ihracat işlemine ilişkin iade talep edebilmesi için en geç 31/12/2021 tarihine kadar Ocak/2019 KDV beyannamesinde düzeltme yaparak yüklenilen KDV’yi beyan etmesi ve aynı süre içerisinde standart iade talep dilekçesiyle Tebliğin (II/A-1.1.4.) bölümünde sayılan belgeleri ibraz etmesi gerekmektedir.

8.3. Kısmi Tevkifat Uygulanan İşlemlere İlişkin İade Talep Süresi

Mükelleflerin, 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi kapsamındaki kısmi tevkifat uygulanan işlemlerine ilişkin iade taleplerini, tevkifata tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve en geç bu süre içinde standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için Tebliğin ilgili bölümlerinde sayılan belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur. YMM KDV İadesi Tasdik Raporuyla talep edilen iadelerde, söz konusu YMM Raporunun, tevkifata tabi işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonundan itibaren altı ay içinde ibrazı zorunludur. Bu süre içinde YMM Raporunun ibraz edilmemesi halinde iade talebi ivedilikle incelemeye sevk edilir.

İade talep süresinin dolmasından sonra, geçmiş dönemler için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle ve/veya standart iade talep dilekçesi ve ilgili belgeler ibraz edilmek suretiyle iade talep edilmesi mümkün değildir. Ancak, Tebliğin ilgili bölümlerinde aranan belgeler süresinde ibraz edilmekle birlikte, bu belgelerin muhteviyatında eksiklikler bulunması halinde, eksikliklerin bu süreden sonra tamamlanabilmesi mümkündür.”

MADDE 14 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 15 – Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-14 Konkordato Müessesesinin Şüpheli Alacak Karşılığı Uygulaması Karşısındaki Durumuna İlişkin Yayımlanan Sirküler İle Konu Netliğe Kavuştu

Bilindği üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323’üncü maddesine göre, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olan dava veya icra safhasındaki alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta ve münhasıran maddede belirtilen şartları haiz alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan 09/06/1932 tarihli 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla yapılan değişikliklerle iflas ertelemesi müessesesi kaldırılarak bunun yerine konkordato müessesesi kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Konkordatoda, borçlu ile alacaklılarının belli bir çoğunluğu arasından alacakların tahsili/borçların ödenmesi hususunda anlaşmaya varılmakta ve ticaret mahkemesinin tasdiki ile hüküm ifade eden bu cebri anlaşma sonucunda alacaklılar, borçluya karşı olan alacaklarının bir kısmından feragat etmekte ve/veya borçluya borcunu ödeme konusunda belli bir süre vermektedirler. Böylece konkordato ile iflas engellenmekte ve borçlunun borçlarının yeniden yapılandırılmasına imkan sağlanmaktadır.

Öyle olunca da alacaklıların borçluya karşı dava açma yahut borçlu nezdinde icra takibinde bulunma koşullarında değişiklikler meydana gelmektedir.

O sebeple de konkordato ilan etmiş borçludan olan alacaklar için karşılılık ayırma koşulları da değişmiş olmaktadır.  Öyle olunca da VUK’nda şüpheli alacak karşılığı ayırabilmek için dava ve icra safhasında olma şartı aranmasına karşın, İİK’nda dava ve icra takiplerinin engellenmesi, tahsili şüpheli olduğu kesin olan bu tür alacaklar için karşılık ayırmada tereddütlere sebep olmuştur. Bu konuda Yargının yerleşmiş görüşünün olmaması ve Gelir İdaesinin de olaya özgü özelgelerle konuya yön vermesi bu konudaki tereddütlerin sürmesine yol açmıştır.

İçinde bulunulan ekonomik konjonktür nedeniyle özellikle son dönemlerde pek çok gerçek ve tüzel kişi tacirin, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) konkordatoya ilişkin hükümleri çerçevesinde, mahkemelere başvurarak geçici veya kesin konkordato süresi kararı aldıkları bilinen bir gerçektir.

Tüm bu gelişmeler karşısında, Gelir İdaresi Başkanlığı yayımlamış olduğu 14/02/2019 ve VUK-112/2019-2 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri/112 ile konkordato sürecine giren borçludan olan alacakların 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323’üncü maddesi karşısındaki durumuna açıklık getirmiştir.

Anılan Sirkülerde yapılan açıklamalara göre özetle;

– Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal etmiş alacaklar için daha önce ayrılan karşılığa ilişkin herhangi bir düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

– Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal etmemiş alacaklar için geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap dönemi itibariyle şüpheli alacak karşılığı ayrılabilecektir.

– Konkordato projesinin tasdik edilmesi halinde alacakların borçlu lehine vazgeçilen kısmı, değersiz alacak niteliğini kazanır ve değersiz alacak ile bu alacağa isabet eden karşılık, konkordatonun tasdiki kararının ilan edildiği (bağlayıcı hale geldiği) hesap dönemi itibariyle değersiz alacak olarak yok edilecektir.

– Şüpheli hale gelen alacak için bu dönemde karşılık ayrılması gerekmekte olup, ilgili olduğu hesap döneminde ayrılmayan karşılık sonraki hesap dönemlerinde dikkate alınamayacaktır.

– Teminatlı alacaklarda şüpheli alacak karşılığı, teminattan geri kalan kısma inhisar ettiği için, konkordato uygulamasında da şüpheli alacak karşılığı ancak teminatı aşan kısım için uygulanacaktır.

Bahis konusu Sirküler metni aşağıdaki gibidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

T.C.

HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI

Gelir İdaresi Başkanlığı

 

VERGİ USUL KANUNU SİRKÜLERİ/112

 Konusu : Konkordato müessesesinin şüpheli alacak karşılığı uygulaması karşısındaki durumu hk.
Tarihi : 14/2/2019
Sayısı : VUK-112/2019-2

 

  1. Giriş:

9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla yapılan değişikliklerle iflas ertelemesi müessesesinin kaldırılarak konkordato müessesesinin kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmesi sebebiyle; konkordato sürecine giren borçludan olan alacakların 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesi kapsamındaki durumuna ilişkin açıklamaların yapılması bu Sirkülerin konusunu oluşturmaktadır.

  1. Mevzuat:

(1) 213 sayılı Kanunun;

  • 322 nci maddesinde, “Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmıyan alacaklar, değersiz alacaktır.

Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.”,

  • 323 üncü maddesinde, “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
  1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
  2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr zarar hesabına intikal ettirilir.

hükümleri yer almaktadır.

(2) 2004 sayılı Kanunun;

  • 285 inci maddesinde, “Borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir.

İflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir…”,

  • 287 nci maddesinde, “Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.

Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.

…”,

  • 288 inci maddesinde, “Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur.

Mahkemece geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilân portalında ilân olunur ve derhâl tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahallî ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilir….

Geçici mühletin uzatılmasına ve geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar da ikinci fıkra uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.”,

  • 289 uncu maddesinde, “Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir.

Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Bu kararla birlikte mahkeme, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder.

Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.”,

  • 291 inci maddesinde, “Konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilir.

…”,

  • 292 nci maddesinde,“İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:

İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.”,

  • 294 üncü maddesinde, “Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

…”,

  • 306 ncı maddesinde, “Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir.

Tasdik kararı mahkemece, 288 inci madde uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.”,

  • 308 inci maddesinde, “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.”,
  • 308/c maddesinde, “Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle gelir. Tasdik edilen konkordato projesinde konkordatonun, tasdik kararının kesinleşmesiyle bağlayıcı hâle geleceği de kararlaştırılabilir; bu takdirde mühletin etkileri, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar devam eder.

Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.

…”

hükümleri yer almaktadır.

  1. Konkordato Sürecinde Şüpheli Alacak Karşılığı Uygulaması:

213 sayılı Kanunun 323 üncü maddesi uygulamasında, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olan; dava veya icra safhasındaki alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta ve münhasıran maddede belirtilen şartları haiz alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, konkordato, bir borçlunun, alacaklılarının belli bir çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdiki ile hüküm ifade eden bir cebri anlaşma olup, bununla alacaklılar, borçluya karşı olan alacaklarının bir kısmından feragat ederler ve/veya borçluya borcunu ödeme konusunda belli bir süre verirler. Konkordato; temelde iflasın engellenmesini ve borçlunun borçlarının yeniden yapılandırılmasını amaç edinmiş bir kurumdur.

2004 sayılı Kanun uygulamasında konkordato süreci, çeşitli aşamalarda (geçici mühlet, kesin mühlet, konkordatonun reddi, konkordato projesinin tasdiki gibi) düzenlenmiş olup, ilgili aşamaların şüpheli alacak karşılığı uygulaması karşısındaki durumuna aşağıda yer verilmiştir.

3.1. Geçici Mühlet Kararı Verilmesinin Sonuçları:

2004 sayılı Kanun uygulamasında, geçici mühlet kararı verilmesi ile borçlu aleyhine hiçbir takip yapılamamakta, evvelce başlamış takipler durmakta ve ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanamamakta olup, hakkında geçici mühlet kararı verilen borçludan olan alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayrılmasına ilişkin esaslar aşağıda açıklanmıştır.

3.1.1. Geçici Mühlet Kararından Önce Dava veya İcra Safhasına İntikal Etmiş Alacaklar:

Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal etmiş alacaklar için 213 sayılı Kanunun 323 üncü maddesi kapsamında karşılık ayrılmış ise mahkeme tarafından geçici mühlet kararı verilmesi, alacağa ilişkin şüphelilik durumunda herhangi bir değişiklik meydana getirmediğinden, daha önce ayrılan karşılığa ilişkin herhangi bir düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3.1.2. Geçici Mühlet Kararından Önce Dava veya İcra Safhasına İntikal Etmemiş Alacaklar:

2004 sayılı Kanunun 288 inci maddesi uyarınca, geçici mühlet kararı kesin mühletin hukuki sonuçlarını doğurmakta olduğundan ve geçici mühlet kararı ile birlikte takip yapılması mümkün bulunmadığından, geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal ettirilmemiş alacaklar için geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap dönemi itibariyle şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir.

3.1.3. Geçici Mühletin Kaldırılarak Konkordato Talebinin Reddedilmesi:

2004 sayılı Kanunun 287 ve 288 inci maddeleri uyarınca, geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin karar verilmiş olması durumunda;

  • Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal etmiş olması nedeniyle karşılık ayrılan alacaklar için herhangi bir düzeltme yapılmaması,
  • Geçici mühlet kararının ilan edilmesi ile karşılık ayrılan alacaklar için ise, ayrılmış olan karşılıkların geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararın ilan edildiği hesap dönemi itibariyle düzeltilmesi (karşılığın iptal edilmesiyle gelir hesabına alınması)

gerekmektedir.

Diğer taraftan, bu alacakların dava veya icra safhasına intikal etmesi durumunda genel hükümler çerçevesinde şüpheli alacak karşılığı ayrılmasının mümkün olduğu tabiidir.

3.2. Kesin Mühlet Kararı Verilmesi ve Kesin Mühlet Sürecinde Şüpheli Alacak Uygulaması:

3.2.1. Kesin Mühlet Kararı Verilmesi:

2004 sayılı Kanunun 289 uncu maddesi uyarınca, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması durumunda geçici mühlet verilmiş olan borçluya kesin mühlet verilmektedir. Bu aşamada, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğu kabul edilmekle birlikte, bu süreçte de alacaklılar tarafından dava veya icra süreçleri yürütülemediğinden daha önce ayrılmış olan karşılıklara ilişkin herhangi bir düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

213 sayılı Kanun uygulamasında, şüpheli hale gelen alacak için bu dönemde karşılık ayrılması gerekmekte olup, ilgili olduğu hesap döneminde ayrılmayan karşılığın sonraki hesap dönemlerinde dikkate alınması mümkün bulunmadığından, geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap dönemi itibariyle şüpheli alacak karşılığı ayrılmamışsa sonraki hesap döneminde kesin mühlet kararının ilan edilmesi durumunda şüpheli alacak karşılığı ayrılamaz.

3.2.2. Borçlunun Mali Durumunun Düzelmesi Halinde Kesin Mühlet Kararının Kaldırılması:

2004 sayılı Kanunun 291 inci maddesi uyarınca, konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleşmesi nedeniyle konkordato talebinin reddine karar verilmesi halinde;

  • Geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal etmiş olması nedeniyle karşılık ayrılan alacaklar için herhangi bir düzeltme yapılmaması,
  • Geçici mühlet kararının ilan edilmesi ile karşılık ayrılan alacaklar için ise ayrılmış olan karşılıkların konkordatonun reddine ilişkin kararın ilan edildiği hesap dönemi itibariyle düzeltilmesi

gerekmektedir.

Diğer taraftan, bu alacakların dava veya icra safhasına intikal etmesi durumunda genel hükümler çerçevesinde şüpheli alacak karşılığı ayrılmasının mümkün olduğu tabiidir.

3.2.3. Kesin Mühlet İçinde Konkordatonun Reddi ve İflasın Açılması:

2004 sayılı Kanunun 292 nci maddesinde, iflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra ilgili maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme tarafından kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilmesi öngörülmüş olup, bu durumda ilgili mevzuatına uygun olarak iflas masasına kaydedilen alacaklarda şüphelilik hali devam edeceğinden daha önce ayrılan karşılıklara ilişkin düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3.3. Konkordato Projesinin Tasdik Edilmesi veya Reddedilmesi Durumu:

3.3.1. Konkordato Projesinin Tasdik Edilmesi:

2004 sayılı Kanunun 306 ncı maddesi uyarınca, konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceğinin belirtilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, alacakların borçlu lehine vazgeçilen kısmı, değersiz alacak niteliğini kazanacak ve değersiz alacak ile bu alacağa isabet eden karşılık, konkordatonun tasdiki kararının ilan edildiği (bağlayıcı hale geldiği) hesap dönemi itibariyle 213 sayılı Kanunun 322 nci maddesi hükmüne uygun olarak yok edilecektir.

Projenin tasdik edilmesiyle beraber alacağın vazgeçilmeyen kısmının vadesi ise proje çerçevesinde uzatılmış olacaktır. Buna göre mahkemece tasdik edilen konkordato projesiyle alacaklı ile borçlu arasında yeni bir borç ilişkisi kurularak eski borç vade/miktar itibariyle yenilendiğinden bu alacaklar, şüpheli alacak olma vasfını kaybedecektir. Dolayısıyla söz konusu alacaklar için ayrılmış olan karşılıkların, konkordatonun tasdiki kararının ilan edildiği (bağlayıcı hale geldiği) hesap dönemi itibariyle düzeltilmesi gerekmektedir.

3.3.2. Konkordato Projesinin Reddedilmesi:

2004 sayılı Kanunun 308 inci maddesi uyarınca, konkordatonun tasdik edilmemesi durumunda; mahkemenin konkordato talebinin reddine karar vermesi, bu kararın 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilmesi ile borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde, borçlunun iflâsına resen karar verilmesi öngörülmüş olup, bu durumda da Sirkülerin (3.2.3) numaralı bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde işlem yapılması gerekmektedir.

  1. Diğer Hususlar:

(1) 213 sayılı Kanunun 323 üncü maddesinde şüpheli alacak uygulaması, alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesine özgülenmiş olması nedeniyle, bu mahiyette olmayan alacaklar için önceki bölümlerde belirtilen doğrultuda şüpheli alacak uygulamasına gidilemeyeceği tabiidir.

(2) 213 sayılı Kanun uygulamasında, teminatlı alacaklarda şüpheli alacak karşılığı, teminattan geri kalan kısma inhisar ettiği için, konkordato uygulamasında da yukarıdaki bölümlerde belirtilen şüpheli alacak karşılığı ancak teminatı aşan kısım için uygulanacaktır.

(3) 213 sayılı Kanun uygulamasında, şüpheli hale gelen alacak için bu dönemde karşılık ayrılması gerekmekte olup, ilgili olduğu hesap döneminde ayrılmayan karşılığın sonraki hesap dönemlerinde dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

(4) Muaccel hale gelmediği için dava veya icra safhasına intikal ettirilmemiş olan alacaklardan, vadesi geçici ve kesin mühlet sürelerine rastlayanlar, vadenin dolduğu hesap döneminde şüpheli alacak uygulamasına konu edilebilecektir.

Duyurulur.

 

 

 

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-13 İnternet Ortamında Verilen Reklam Hizmet Bedeli Ödemelerine Getirilen Stopaj Zorunluluğuna İlişkin Açıklamaların Yer Aldığı Kurumlar Vergi Tebliği Yayımlandı

19   Aralık 2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 476 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin vergi kesintisi kapsamına alınması ve bu hizmetlere ilişkin olarak hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemelerden, ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın 01/01/2019 tarihinden itibaren vergi kesintisi yapılması kararlaştırılmıştı.

Söz konusu karar ile; 01/01/2019 tarihinden itibaren, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere;

– Mükellef olup olmamasına bakılmaksızın gerçek kişilere yapılacak ödemelerden % 15,

– Dar mükellef kurumlara yapılacak ödemelerden % 15,

– Türkiye’de kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan kurumlara yapılacak ödemelerden %0

oranında tevkifat yapılması zorunluluğu getirilmişti.

Bu defa yapılan bu düzenlemeye ilişkin açıklamaların yer aldığı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 17), 15/02/2019 tarihli ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

17 Seri Nolu Tebliğde ayrcıa kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerce, ortak dışı işlemlerle ilgili kayıtların diğer işlemlerle ilişkilendirilmeksizin kooperatif defterlerinde ayrıca görünecek şekilde izlenmesine ilişkin açıklamalara da yer verilmiştir.

Tebliğ metni aşağıdaki gibidir.

 

15 Şubat 2019 CUMA Resmî Gazete Sayı : 30687
TEBLİĞ
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)ndan:

KURUMLAR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 1)’NDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SERİ NO: 17)

MADDE 1 – 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nin “4.13.3. Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerde ortak dışı işlemlerin vergilendirilmesi” başlıklı bölümünün beşinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerce, ortak dışı işlemlerden doğan kazancın ve kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından ortak dışı işlem kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi, ortak dışı işlemlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının diğer işlemlerle ilişkilendirilmemesi ve kooperatif tarafından tutulan defterlere, bu ayrımı sağlayacak şekilde kaydedilmesi gerekmektedir.”

MADDE 2 – Aynı Tebliğin “15.3.10. Fon ve yatırım ortaklıklarının istisna kazançları üzerinden yapılacak vergi kesintisi” başlıklı bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiştir.

15.3.11. Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerde vergi kesintisi

Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca, Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerden vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası ile Cumhurbaşkanına; ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına, ödeme yapan veya ödemeye aracılık edenlerin vergi kanunlarına göre vergi kesintisi yapmak zorunluluğu bulunup bulunmamasına, ödemenin konusunun mal veya hizmet alım satımı olup olmamasına, elektronik ortamda gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesine, ödeme yapılanın bu tutarı vergi matrahının tespitinde indirim konusu yapıp yapmamasına bakılmaksızın, vergiye tabi işlemlere taraf veya aracı olanlara vergi kesintisi yaptırmaya, iş grupları, iş nevileri, sektörler ve emtia grupları itibarıyla, vergiye tabi işlemle ilgili, vergi kanunlarında belirtilen alt ve üst limitler arasında olmak şartıyla, farklı kesinti oranları tespit etmeye yetki verilmiştir.

15.3.11.1. Kesinti kapsamına alınan ödemeler

Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası ile Cumhurbaşkanına verilen yetki, 19/12/2018tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18/12/2018 tarihli ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kullanılmıştır.

Söz konusu Kararın eki Kararın 1 inci maddesinde, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında ve Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılanlara internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin vergi kesintisi kapsamına alınmış olduğu, bu hizmetlere ilişkin olarak hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemelerden, ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın vergi kesintisi yapılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.

Mezkûr Kararın 2, 3 ve 4 üncü maddeleri gereğince, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere (ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın) yapılan ödemeler üzerinden;

– Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi uyarınca %15,

– Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesi uyarınca %0,

– Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca %15

oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

15.3.11.1.1. İnternet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin ödemeler üzerinden yapılacak vergi kesintisi

476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının birinci maddesinin birinci fıkrasına eklenen on birinci bent uyarınca, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemeler üzerinden %0 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Buna göre, Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar, tam mükellef bir kurum tarafından kendilerine internet ortamında verilen reklam hizmeti karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden %0 oranında vergi kesintisi yapmakla yükümlüdürler. Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar dışında kalanların ise tam mükellef bir kurumdan aldığı internet ortamındaki reklam hizmetleri karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapma yükümlülükleri bulunmamaktadır.

İnternet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin ödemelerin bu hizmetin verilmesine aracılık eden tam mükellef bir kuruma yapılması halinde, bu ödemeler üzerinden %0 oranında vergi kesintisi yapılacaktır. Öte yandan, internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık eden tam mükellef kurum tarafından, bu hizmetin karşılığı olarak hizmeti verene yapılan ödemeler üzerinden de vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla, ödemenin bu hizmetin verilmesine aracılık eden kuruma yapılması ve daha sonra hizmete aracılık eden kurum tarafından tahsil edilen hizmet bedellerinin asıl hizmet sunucusuna ödenmesinde de vergi kesintisi yapılması gerekmekte olup asıl hizmet sunucusunun tam mükellef olması halinde vergisi kesintisi oranı %0 olarak uygulanacaktır.

Ayrıca, internet ortamında reklam hizmeti veren veya bu hizmetlerin verilmesine aracılık eden gerçek kişilere yapılan ödemelerde vergi kesintisi oranı %15 olarak uygulanacaktır. Söz konusu vergi kesintisi uygulamasında gerçek kişinin tam veya dar mükellef olmasının bir önemi bulunmamaktadır.

İnternet ortamında reklam hizmeti veren veya bu hizmetlerin verilmesine aracılık edenlerin mükellef olup olmadığına bakılmaksızın, bu hizmetlere ilişkin ödemelerden vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı 1/1/2019 tarihinden itibaren yapılacak ödemelere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş olup hizmet bu tarihten önce verilmiş olsa dahi, anılan tarihten itibaren (bu tarih dahil) yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılacaktır.

Söz konusu vergi kesintisinin uygulanması açısından, internet ortamında reklam hizmeti veren veya bu hizmetlerin verilmesine aracılık edenlere anılan Kararın yürürlük tarihinden önce nakden veya hesaben ödeme yapılmış olması halinde,  bu ödemelerin konusunu teşkil eden hizmetlere ilişkin olarak 1/1/2019 tarihinden sonra yapılacak ödemelerden vergi kesintisi yapılmayacaktır.

Örneğin, (Z) A.Ş. Ekim 2018 döneminde (B) Reklamcılık Ltd. Şti.’den internet ortamında reklam hizmeti almış ve bu hizmete ilişkin (B) Reklamcılık Ltd. Şti. tarafından Kasım 2018 döneminde düzenlenen faturayı yasal defterlerine kaydetmiştir. Aralarındaki anlaşma gereği (Z) A.Ş. hizmet bedelinin ödemesini 15 Ocak 2019 tarihinde yapacaktır.

Kasım 2018 döneminde faturanın (Z) A.Ş.’nin defterlerine kaydedilmesi ile hesaben ödeme gerçekleşmiş olduğundan 15 Ocak 2019 tarihinde yapılacak nakden ödeme üzerinden vergi kesintisi yapılmasına gerek bulunmamaktadır.”

MADDE 3 – Aynı Tebliğin “30.4.10. Dar mükellef kurumlarca yapılan türev işlemlerde vergi kesintisi” başlıklı bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiştir.

30.4.11. Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerde vergi kesintisi

Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerden vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

30.4.11.1. Kesinti kapsamına alınan ödemeler

Tebliğin (15.3.11.) bölümünde açıklandığı üzere, 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında ve Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılanlara internet ortamında verilen reklam hizmetleri vergi kesintisi kapsamına alınmış olup bu hizmetlere ilişkin olarak hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemelerden, ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın vergi kesintisi yapılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.

Mezkûr Kararın üçüncü maddesi ile, Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde yer alan dar mükellefiyete tabi kurumların vergi kesintisine tabi kazanç ve iratlarından yapılacak vergi kesintisi oranları hakkındaki 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1 inci maddesinin birinci fıkrasına (15) numaralı bent eklenmiş ve internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemeler üzerinden yapılacak vergi kesintisi oranı %15 olarak belirlenmiştir.

30.4.11.1.1. İnternet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin ödemeler üzerinden yapılacak vergi kesintisi

476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında yapılan değişiklik uyarınca, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti veren veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık eden dar mükellef kurumlara yapılan ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Buna göre, Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar, dar mükellefiyete tabi bir kurumun internet ortamında verdiği reklam hizmeti karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapmakla yükümlüdürler. Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar dışında kalanların ise dar mükellef bir kurumdan aldığı internet ortamındaki reklam hizmetleri karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapma yükümlülükleri bulunmamaktadır.

Asıl hizmet sunucusu olan dar mükellef bir kurum tarafından internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin ödemelerin, bu hizmetlere aracılık eden tam mükellef bir kuruma yapılması durumunda, Tebliğin (15.3.11.) bölümünde yapılan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.

Ancak, hizmete aracılık eden tam mükellef kurum tarafından, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin tahsil edilen bedellerin, internet ortamında reklam hizmeti veren asıl hizmet sunucusu dar mükellef kuruma ödenmesinde, bu ödemeler üzerinden hizmete aracılık eden tam mükellef kurum tarafından %15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, internet ortamında reklam hizmeti veren veya bu hizmetlerin verilmesine aracılık eden dar mükellef gerçek kişilere yapılan ödemelerde vergi kesintisi oranı %15 olarak uygulanacaktır.

İnternet ortamında reklam hizmeti veren veya bu hizmetlerin verilmesine aracılık edenlerin mükellef olup olmadığına bakılmaksızın, bu hizmetlere ilişkin ödemelerden vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı 1/1/2019 tarihinden itibaren yapılacak ödemelere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş olup hizmet bu tarihten önce verilmiş olsa dahi, anılan tarihten itibaren (bu tarih dahil) yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılacaktır.

Söz konusu vergi kesintisinin uygulanması açısından, internet ortamında reklam hizmeti veren veya bu hizmetlerin verilmesine aracılık edenlere anılan Kararın yürürlük tarihinden önce nakden veya hesaben ödeme yapılmış olması halinde,  bu ödemelerin konusunu teşkil eden hizmetlere ilişkin olarak 1/1/2019 tarihinden sonra yapılacak ödemelerden vergi kesintisi yapılmayacaktır.

Örneğin, (C) A.Ş. reklam acenteliği faaliyetinde bulunan Bay (E) aracılığıyla Kasım 2018 döneminde kanuni ve iş merkezi İrlanda’da bulunan (L) Ltd.’den internet ortamında reklam hizmeti almıştır. (C) A.Ş., 100.000 ABD Doları olan hizmet bedelinin %25 lik kısmını anlaşma gereği Kasım 2018 döneminde avans olarak Bay (E)’ye ödemiştir. (L) Ltd. bu reklam hizmetine ilişkin faturayı Bay (E) adına Aralık 2018 döneminde düzenlemiş ve Bay (E) faturayı bu dönemde yasal defterlerine kaydetmiştir. Bay (E) de reklam hizmet bedeline ilişkin olarak Aralık 2018 döneminde (C) A.Ş. adına fatura düzenlemiş ve (C) A.Ş. söz konusu faturayı aynı dönemde yasal defterlerine kaydetmiştir. (C) A.Ş. hizmet bedelinin kalan kısmını 20 Ocak 2019 tarihinde Bay (E)’ye ödemiş, Bay (E) ise hizmet bedelinin tamamını 31 Ocak 2019 tarihinde (L) Ltd.’nin hesabına transfer etmiştir.

Kasım 2018 döneminde yapılan avans ödemesiyle bir kısmı nakden ve Aralık 2018 döneminde faturanın (C) A.Ş.’nin defterlerine kaydedilmesiyle hesaben ödemesi gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, 20 Ocak 2019 tarihinde Bay (E)’ye yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır.

Kanuni ve iş merkezi İrlanda’da bulunan (L) Ltd. tarafından reklam hizmetine ilişkin düzenlenen faturanın Bay (E)’nin yasal defterlerine Aralık 2018 döneminde kaydedilmesi ile hesaben ödeme gerçekleşmiş olduğundan Bay (E)’nin 31 Ocak 2019 tarihinde yaptığı nakden ödeme üzerinden vergi kesintisi yapmasına gerek bulunmamaktadır.”

Tebliğ olunur.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-12 Zorunlu Karşılık Oranları Düştü

Bilindiği üzere mevduat kabul eden finansal kurumlar topladıkları mevduatlara karşılık olarak, bu mevduatların kanunen belirlenen belirli bir oranını merkez bankasında tutmak zorundadırlar. Zorunlu karşılık oranı olarak ifade edilen bu oran üzerinde zaman zaman Merkez Bankası tarafından değişiklik yapılmak suretiyle bu oran para politikası aracı olarak kullanabilmektedir.

Örneğin zorunlu karşılık oranı artırıldığında bankalar daha az kredi verebilmekte yada  yeterli rezerve sahip değillerse verdikleri kredileri geri çağırabilmekte, bu durum da para arzının daralmasına yol açaktadır. Benzer şekilde zorunlu karşılık oranı düşürüldüğünde ise zorunlu karşılıkların serbest kalan kısmı kullanılabilir rezerve ve krediye dönüşmekte, bu da para arzının artmasına sebep olmaktadır.

TCMB, 16 Şubat 2019 tarih ve 30688 sayılı Resmi Gazete’de yayımladığı 2019/3 sayılı Tebliğ ile, 5 Aralık 2013 tarihli ve 28862 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ’in 6’ncı ve 7’nci maddelerinde yaptığı değişiklikle zorunlu karşılık oranları Türk lirası yükümlülüklerinde değişikliğe gitti.

Yapılan değişiklikle, Türk Lirası zorunlu karşılık oranlarının 1 yıla kadar vadeli mevduat/katılım fonları ile 3 yıla kadar (3 yıl dahil) vadeli diğer yükümlülüklerde 100 baz puan, diğer vade gruplarında 50 baz puan indirilmesine karar verildi.

Ayrıca, Türk Lirası zorunlu karşılıkların yurt içi yerleşiklerden toplanan işlenmiş veya hurda altın kaynaklı standart altın cinsinden tesis edilmesi imkanı üst sınırı yüzde 5’ten yüzde 10’a yükseltildi.

Yapılan bu düzenlemenin bankaların kullanılabilir rezervlerini ve dolayısıyla verebilcekleri kredi miktarını artıracak olması nedeniyle kredi faizlerinin düşmesinde olumlu etkisinin olması beklenmektedir.

2019/3 Sayılı Tebliğ metni aşağıdaki gibidir.

16 Şubat 2019 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 30688
TEBLİĞ
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:

ZORUNLU KARŞILIKLAR HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2013/15)’DE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SAYI: 2019/3)

MADDE 1 – 25/12/2013 tarihli ve 28862 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’in 6 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Zorunlu karşılık oranları Türk lirası yükümlülükler için aşağıdaki gibidir:

 

Mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu hariç)  
a) Vadesiz, ihbarlı, 1 aya kadar ve 3 aya kadar (3 ay dâhil) vadeli 7%
b) 6 aya kadar (6 ay dâhil) vadeli 4%
c) 1 yıla kadar vadeli 2%
ç) 1 yıl ve 1 yıldan uzun vadeli 1%
Müstakrizlerin fonları 7%
Diğer yükümlülükler (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu dâhil)  
a) 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli 7%
b) 3 yıla kadar (3 yıl dâhil) vadeli 3,50%
c) 3 yıldan uzun vadeli 1%

MADDE 2 – Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“c) En fazla yüzde 10’u; tabloda belirtilen dilime denk gelen karşılığın hizasındaki katsayı ile çarpılmak suretiyle bulunan toplam tutarı üzerinden kaynağı yurt içi yerleşiklerden toplanan işlenmiş veya hurda altın olan standart altın cinsinden,

İmkân Dilimi (%) Katsayı
0-10 1,0

MADDE 3 – Bu Tebliğin 1 inci maddesi 8/2/2019 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, 2 ncimaddesi 22/2/2019 tarihinde, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4 – Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-11 Ödemesinde Sorun Yaşanan İhtiyaç Kredilerinin 60 Ay Vadeye Kadar Yapılandırılabilmesine İmkan Tanıyan Yönetmelik Değişiklilkleri Resmi Gazetede Yayımlandı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından hazırlanan ve 10 Şubat 2019 tarih ve 30682 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmeliklerle, Bankaların Kredi İşlemlerine İlişkin Yönetmelik ve Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik’lerde yapılan eş zamanlı değişiklikle her iki yönetmeliğe de  aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 6 – (1) Bu maddenin yürürlük tarihinden önce anapara ve/veya faiz ödemelerinin tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin borç bakiyeleri, borçlu tarafından talep edilmesi durumunda en fazla altmış ay ile sınırlı olmak üzere yeniden yapılandırılabilir.”

Yapılan bu yönetmelik değişiklikleri ile düzenlemelerin yürürlük tarihinden önce anapara ve/veya faiz ödemelerinin tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin borç bakiyelerinin, borçlu tarafından talep edilmesi durumunda en fazla 60 ay ile sınırlı olmak üzere yeniden yapılandırılabilmesine imkan sağlanmıştır.

Bahsi geçen ve ana yönetmeliklerde değişiklik yapan yönetmelik metinleri aşağıdaki gibidir.

10 Şubat 2019 PAZAR Resmî Gazete Sayı : 30682
YÖNETMELİK
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:

BANKALARIN KREDİ İŞLEMLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİKTE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 1/11/2006 tarihli ve 26333 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bankaların Kredi İşlemlerine İlişkin Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 6 – (1) Bu maddenin yürürlük tarihinden önce anapara ve/veya faiz ödemelerinin tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin borç bakiyeleri, borçlu tarafından talep edilmesi durumunda en fazla altmış ay ile sınırlı olmak üzere yeniden yapılandırılabilir.”

MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı yürütür.

 

10 Şubat 2019 PAZAR Resmî Gazete Sayı : 30682
YÖNETMELİK
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:

FİNANSAL KİRALAMA, FAKTORİNG VE FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN

KURULUŞ VE FAALİYET ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 24/4/2013 tarihli ve 28627 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 6 – (1) Bu maddenin yürürlük tarihinden önce anapara ve/veya faiz ödemelerinin tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin borç bakiyeleri, borçlu tarafından talep edilmesi durumunda en fazla altmış ay ile sınırlı olmak üzere yeniden yapılandırılabilir.”

MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı yürütür.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-10 KDV Yönünden Hasılat Esaslı Vergileme Rejiminin Uygulanacağı İlk Sektör Özel Halk Otobüsleri Oldu

Akademik tanımıyla katma değer vergisi, harcamalar üzerinden alınan yayılı muamele vergisidir.

En sade  sade anlatımla katma değer vergisi, ülke sınırları içerisinde üretilen her bir mal veya hizmetin her aşamasında yaratılan, katılan ilave değer üzerinden alınan bir vergidir.

Örnekle açıklamak gerekirse, bir adet gömleğin üretilmesi için; çifçinin pamuğu üretip çırçır fabrikasına satması, çırçır fabrikasının pamuğu çekirdeklerinden ayıklayıp ham pamuk haline getirmesi, ham pamuğun ip fabrikasında ip haline getirilmesi, ipin başka bir fabrikada kumaşa dönüşmesi, kumaştan gömlek dikilmesi, gömleğin mağazaya gönderilmesi ve mağazada tüketici ile buluşması aşamalarının her birisinde bir önceki aşamaya değer katılmakta ve katılan değerlerin toplamı da gömleğin nihai tüketiciye satış değerini oluşturmaktadır.  Bu aşamalarda katılan net değer üzerinden ödenen KDV’lerin toplamı da doğal olarak nihai tüketicinin cebinden çıkan vergiye tekabül etmektedir.

 

Diğer bir anlatımla üretim zincirinin her bir aşamasında mükellefler sadece kendi ürettiği değerin vergisini vermektedir. Şöyleki; indirim müessesesi sayesinde zincirin halkalarını oluşturan her bir mükellef elde ettiği hasılat üzerinden hesapladığı katma değer vergisinden ürünü bir önceki halkadan devir alırken ödediği (yüklendiği) KDV’yi indirmekte ve böylece kalan bakiyeyi katılan net değerin vergisi olarak ödemektedir. Toplam vergi yükü ise nihai tüketicinin üzerinde kalmaktadır.

 

Yukarıda mantığı kısaca izah edilmeye çalışılan katma değer vergisi, Ülkemizde TBMM tarafından 3065 sayılı yasa ile 25/10/1984 tarihinde kabul edilip, 02/11/1984 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış, 01/01/1985 tarihinden itibaren yürürlüğe konmuştur. O günden bu tarafa onlarca kez değişiklik geçiren Kanunun temel mantığı hiç bozulmamıştır. Yapılan değişiklikler daha çok mal ve hizmet türleri itibariyle toptan yahut perakende safhada uygulanacak vergi oranlarının değiştirilmesi, bazen herhangi bir mal veya hizmet için vergi oranının sıfırlanması yahut tam yada kısmi istisna kapsamına alınarak o mal veya hizmetin geçici olarak vergi dışı tutulması yönünde olmuştur.

Yukarıda izah edildiği şekilde indirim müessesesi üzerine kurulan bu sistemde beyana dayalı gerçek usulde vergilendirme yöntemi benimsenmiştir.

Ancak Kanunda geçen yıl yapılan bir değişiklikle ilk defa indirim müessesenin dışına çıkılmış İngiltere hariç başka örneği bulunmayan yeni bir vergilendirme yöntemine geçiş imkanı getirilmiştir. Bu amaçla 7104 sayılı Kanunla 3065 sayılı Kanunun mülga 38’inci maddesi başlığı ile birlikte değiştirilerek “Hasılat Esaslı Vergileme” sistemi Kanuna monte edilmiş olup bahsi geçen madde metni aşağıdadır.

“Hasılat esaslı vergilendirme
Madde 38

Ticari kazancı işletme hesabı esasına göre tespit edilenler ile mesleki kazancı serbest meslek kazanç defterine göre tespit edilenlerden Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen sektör ve meslek grupları kapsamında yer alanlar, talep etmeleri halinde vergiye tabi işlemlerin karşılığını teşkil eden (katma değer vergisi dâhil) bedel üzerinden, bu Kanunun 28 inci maddesi uyarınca belirlenen en yüksek oranı geçmemek üzere, Cumhurbaşkanınca ilgili sektör veya meslek grubu için belirlenen oran uygulanmak suretiyle hesapladıkları katma değer vergisini, indirilecek katma değer vergisi ile ilişkilendirmeksizin beyan ederek öderler.

Birinci fıkra kapsamında hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre vergilendirilen mükellefler, kazançlarının tespitinde kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisi ile hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre beyan ederek ödedikleri katma değer vergisini işlemin mahiyetine göre gider veya maliyet, yaptıkları teslim ve hizmetler dolayısıyla hesapladıkları katma değer vergisini gelir olarak dikkate alırlar.

Hasılat esaslı vergilendirme usulüne geçen mükellefler, iki yıl geçmedikçe bu usulden çıkamazlar.

Cumhurbaşkanı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerini, sektörler ve meslek grupları itibarıyla belirleyeceği yıllık iş hacimlerine göre hasılat esaslı vergilendirme usulü kapsamına almaya, Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir”

Madde metninden de anlaşılacağı üzere, Kararname ile belirlenecek olan sektörler ve mükellef grupları için indirim müessesesi devre dışı kalacak, muhtemelen seçilecek olan sektörlerde faaliyet gösteren mükellefler gider ve maliyetleri için aldıkları belgelerde yer alan KDV’ler için 191  nolu hesabı çalıştırmadan, belgelerde yer  alan KDV dahil toplam tutarları diğer ilgili hesaplara alarak bu tutarları gelir veya kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider ve maliyet olarak dikkate alacaklar, KDV dahil elde ettikleri hasılatın belirlenecek yüzdesini ise direk, net, safi “Ödenecek KDV” olarak beyan edip ödeyeceklerdir.

Bu şekilde belirlenecek mükelleflerin belge alma verme, defter tutma, beyanname verme gibi yükümlülüklerinde herhangi bir değişiklik olması beklenmemektedir. Sadece ödenecek verginin hesaplanmasında indirim müessesi devre dışı bırakılarak Ödenecek KDV, (Hesaplanan KDV dahil) elde edilen hasılatın belirli bir yüzdesi alınarak belirlenecektir.  Ancak muhtemelen gerek KDV mükellefleri gerekse tüketiciler açısından Ödenecek KDV ve fiyat mekanizmasına herhangi bir değişiklik oluşmayacak, bu kapsama alınan mükellefler sattıkları mal ve hizmetin oranı neyse aynı oranlar üzerinden KDV hesaplayacak ve düzenledikleri belgelerde bu tutara ayrıca yer vereceklerdir. Sistemin getirdiği tek değişiklik Ödenecek KDV’nin belirlenme yöntemi olacaktır.

Hasılat esaslı vergileme rejimine ilişkin düzenlemenin yürürlük tarihi 01.01.2019 olarak belirlenmiş olmakla birlikte madde metninde anlaşıldığı üzere düzenlemenin hayata geçebilmesi için Cumhurbaşkanı Kararı ile sektör ve oran konusunda belirleme yapılması gerekmekteydi.

Bu konuda beklenen ilk Cumhurbaşkanı Kararı (06/02/2019 tarih ve 718 sayılı Karar) 07/02/2019 tarih ve 30679 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup gelecek ay başından itibaren yürürlüğe girecek olan Kararın Sektör ve Vergi Oranı Başlıklı 3’üncü Maddesi aşağıdaki gibidir.

“(1) 10/07/2014 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında belediyeler tarafından ruhsat verilen, toplu taşıma hatlarını kiralayan, toplu taşıma hizmetinin hizmet satın alma yollarıyla yerine getirilmesi halinde bu hizmeti sunan ve gelirlerinin tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla tahsil eden otobüs işletmeleri (belediyelerin otobüs işletmeleri ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin %51 veya daha fazlası belediyelere ait şirketler hariç), münhasıran il sınırları içinde, otobüsle (sürücü dahil en az 18 oturma yeri olan) yapmış oldukları toplu taşıma faaliyetlerinde hasılat esaslı vergilendirme usulünü seçebileceklerdir. Söz konusu mükelleflerin hasılatlarına uygulayacakları vergi oranı ise %1,5 olarak belirlenmiştir.

 

(2) Mükelleflerin bu kapsamda vergilendirilebilmeleri için münhasıran yukarıda tanımlanan faaliyetle iştigal etmeleri gerekmektedir. Bu faaliyetlerin yanında, kapsama girmeyen başka faaliyetleri de bulunan mükellefler bu uygulamadan faydalanamayacaklardır.”

 

Karar metninden anlaşıldığı üzere, hasılat esaslı vergilendirme yönetiminde belirlenen ilk sektör özel halk otobüsleri olup vergi oranı ise %1,5’tir.

 

Kısaca özetlemek gerekirse, faaliyet konusu sadece özel halk otobüsü işletmeciliği olan ve sadece akıllı kart ile yolcu bindiren mükellefler, eğer isterlerse adlarına düzenlenen belgelerde yer alan katma değer vergisini (İndirilecek KDV’yi) dikkate almaksızın, sadece elde ettikleri (Hesaplanan KDV dahil) toplam hasılatın %1,5’ini Ödenecek KDV olarak beyan edip ödeyebilecekler.

 

Yine Kararın son maddesinde kararın hükümlerinin Hazine ve Maliye Bakanı tarafından yürütüleceği belirtilmiş olup bu konuda Bakanlığın Tebliğ ile düzenleme yapması beklenmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-08 Yabancı Paraların 31.12.2018 Tarihi İtibariyle Yapılacak Değerlemesinde Esas Alınacak Kurların Tespit ve İlan Edildiği 505 Sıra Nolu VUK Genel Tebliği Yayımlandı

Bilindiği üzere 213 sayılı VUK’nun 280’inci maddesinde yabancı paraların değerlemesiyle ilgili olarak, “Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. Bunlardan vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar, bu Kanunun 281 ve 285 inci maddeleri uyarınca değerleme günü kıymetine irca edilebilir. Ancak senette faiz oranının yazılı olmadığı durumlarda değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LİBOR) esas alınır.” hükmü yer almaktadır.

 

Bu düzenlemeye göre yabancı paraların değerleme ölçüsü, borsa rayicidir. Diğer taraftan Ülkemizde döviz alım ve satımı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararla yapılan değişikliklerle genel olarak serbest bırakılmış olup henüz yabancı para borsası kurulmamıştır. O nedenle de yabancı paraları değerlemede uygulanacak kurlar Hazine ve Maliye Bakanlığınca değerlemenin yapılacağı Aralık ayının son günü itibariyle TC Merkez Bankasından almak suretiyle Resmi Gazetede yayımlanarak tespit ve ilan edilmektedir.

 

Bakanlık bu şekilde efektif ve döviz alış olmak üzere iki farklı kur ilan etmekte olup efektif alış kurları, mükelleflerin nakit (banknot)  yabancı paraları için uygulanmaktadır. Bankada mevcut yabancı paralar  da efektif alış kuru ile değerlenmekte, döviz alış kurları ise yabancı para cinsinden düzenlenen mektuplar, senetler, kıymetli evraklar gibi nakit olmayan yabancı paralar için uygulanmaktadır.

 

Bakanlıkça kur ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurların esas alınması gerekmekte olup bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kurunun (bulunmaması halinde döviz alış kurunun), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kurunun uygulanması gerekmektedir.

 

Diğer taraftan vergi uygulamaları bakımından bankaların Bakanlıkça belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas almaları gerekmektedir.

 

Hazine ve Maliye Bakanlığınca 2 Şubat 2019 tarihli ve 30674 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 505 No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile borsada rayici olmayan yabancı paralar için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince 31.12.2018 tarihinde yapılacak değerlemelere esas kurları aynı Kanunun 280’inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan hükümlere dayanarak tespit ve ilan etmiştir.

 

Döviz ve efektif kurlarının yer aldığı tebliğ eki tablo ile Tebliğ metni aşağıdaki gibidir.

 

Sıra No Dövizler Kur (TL)
1 1 ABD Doları 5,2609
2 1 Arjantin Pesosu 0,13746
3 1 Arnavutluk Leki 0,04894
4 1 Avustralya Doları 3,7026
5 1 Azerbaycan Yeni Manatı 3,1039
6 1 B.A.E. Dirhemi 1,4336
7 1 Bahama Doları 5,2657
8 1 Bahreyn Dinarı 13,9699
9 1 Bangladeş Takası 0,06288
10 1 Barbados Doları 2,6307
11 1 Yeni Belarus Rublesi* 2,4384
12 1 Bolivya Bolîviyanosıı 0.76203
13 1 Bosna Hersek Markı 3,0549
14 1 Botsvana Pulası 0.49181
15 1 Brezilya Reali 1,3655
16 1 Bulgar Levası 3,0649
17 1 Burundi Frangı 0,00294
18 1 Cezayir Dinarı 0,04448
19 1 Çek Korunası 0,23428
20 1 Çin Yuanı 0,76203
21 1 Danimarka Kronu 0,80604
22 1 Dominik Pesosu 0,10425
23 1 Endonezya Rupisi 0,00036
24 1 Etiyopya Bîrri 0,18786
25 1 Fas Dirhemi 0,55227
26 1 Filipin Pesosu 0,10003
27 1 Gana Yeni Sedisi 1,07903
28 1 Guatemala Quetzali 0,68076
29 1 Guyana Doları 0,02518
30 1 Güney Afrika Randı 0,36668
31 1 Güney Kore Wonu 0,00471
32 1 Güney Sudan Lirası 0,03428
33 1 Gürcistan Larisi 1,9796
34 1 Haiti Gourdesi 0,06811
35 1 Hırvatistan Kunası 0,81474
36 1 Hindistan Rupisi 0.07527
37 1 Honduras Lempirası 0,21585
38 1 Hong Kong Doları 0,6723
39 1 Irak Dinarı 0,00441
40 1 İngiliz Sterlini 6,6528
41 100 İran Riyali 0,01246
42 1 İsveç Kronu 0,58442
43 1 İsviçre Frangı 5,3352
44 1 İzlanda Kronu 0,04533
45 100 Japon Yeni 4,7547
46 1 Kanada Doları 3,8611
47 1 Katar Riyali 1,4368
48 1 Kazakistan Tengesi 0,01382
49 1 Kolombiya Pesosu 0,00161
50 1 Kosta Rika Kolonu 0,00875
51 1 Kuveyt Dinarı 17,227
52 1 Laos Kipi 0,00062
53 1 Lesotho Lotisi 0,36672
54 1 Liberya Doları 0,03309
55 1 Libya Dinarı 3,7771
56 1 Lübnan Lirası 0,00349
57 1 Macar Forinti 0,01877
58 1 Makedonya Dinarı 0,09819
59 1 Malezya Ringgiti 1,2681
60 1 Meksika Pesosu 0,26811
61 1 Mısır Lirası 0,29434
62 1 Moldova Leyi 0,30838
63 1 Nepal Rupisi 0,04705
64 1 Nijerya Nayrası 0,01714
65 1 Nikaragua Kordobası 0,16222
66 1 Norveç Kronu 0,60072
67 1 Özbekistan Somu 0,00063
68 1 Pakistan Rupisi 0,03739
69 1 Panama Balboası 5,2657
70 1 Paraguay Guaranisi 0.00088
71 1 Peru Yeni Solu 1,5581
72 1 Polonya Zlotisi 1,4034
73 1 Rumen Leyi 1,2866
74 1 Rus Rublesi 0,07534
75 1 Sırbistan Dinarı 0,0511
76 1 Singapur Doları 3,8543
77 1 Somali Şilini 0,0091
78 1 Sri Lanka Rupisi 0,02877
79 1 Sudan Lirası 0,1106
80 1 Suriye Lirası 0,01022
81 1 Suudi Arabistan Riyali 1,4024
82 1 Şili Pesosu 0,00757
83 1 Tayland Bahtı 0,16172
84 1 Tayvan Doları 0,17164
85 1 Tunus Dinarı 1,7651
86 1 Türkmenistan Maııatı 1,5066
87 1 Ukrayna Hryvnası 0,19003
88 1 Umman Riyali 13,677
89 1 Uruguay Pesosu 0,16295
90 1 Ürdün Dinarı 7,4201
91 1 Venczucla Boiivarı Fuertesi 0,00002
92 1 Yemen Riyali 0,0211
93 1 Yeni İsrail Şekeli 1,3972
94 1 Yeni Zelanda Doları 3,5364
95 1 Zambiya Kvaçası 0,44156
96 1 Euro 6,028
     
Sıra No Efektifler Kur (TL)
1 1 ABD Doları 5,2573
2 1 Avustralya Doları 3,6856
3 1 Danimarka Kronu 0,80547
4 1 Euro 6,0238
5 1 İngiliz Sterlini 6,6482
6 1 İsveç Kronu 0,58401
7 1 İsviçre Frangı 5,3272
8 100 Japon Yeni 4,7371
9 I Kanada Doları 3,8468
10 1 Kuveyt Dinarı 16,9686
11 1 Norveç Kronu 0,6003
12 1 Suudi Arabistan Riyali 1,3919

 

 

 

2 Şubat 2019 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 30674
TEBLİĞ
 

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SIRA NO: 505)

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, borsada rayici olmayan yabancı paraların, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince 2018 yılı için yapılacak değerlemelerine esas oluşturacak kurların tespit edilmesidir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.

Esas alınacak kurlar

MADDE 3 – (1) Borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlemesinde 2018 yılı sonu itibarıyla bu Tebliğ ekinde yer alan listede gösterilen kurlar uygulanır.

Değerleme günü itibarıyla kurların ilan edilmemesi

MADDE 4 – (1) 20/4/1976 tarihli ve 15565 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 130 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde ve 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 217 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen hükümler gereğince, değerleme günü itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurların ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurlar esas alınır.

(2) Bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kuru (efektif alış kurunun bulunmaması halinde döviz alış kuru), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kuru uygulanır.

(3) Vergi uygulamaları açısından bankaların, 31/12/2018 tarihi itibarıyla yapacakları değerleme sırasında bu Tebliğ ile belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas almaları gerekir.

Yürürlük

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 6 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”