Bülten: 2019/02 Yabancı İşçi İzin Başvuru Süreçlerinde ve Çalıştırırken Dikkat Edilecek Hususlar

28.07.2016 tarihinde kabul edilen 6735 Sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ve 27.02.2003 tarihinde kabul edilen 4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile yabancı işçilerin çalıştırılmalarına ilişkin izinlerde izlenecek usul ve esasları düzenlemektedir.

İzinsiz yabancı çalıştırmanın ciddi derecede idari para cezası yaptırımları bulunmaktadır. 2019 yılı için izinsiz yabancı çalıştıran işverene veya işveren vekiline her bir yabancı için 8.821,00 Türk lirası tutarında idari para cezası verilmektedir.

4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Bildirim yükümlülüğü başlığı altında

“Madde 18-

  1. a) Bağımsız çalışan yabancılar, çalışmaya başladıkları tarihten ve çalışmanın bitiminden itibaren,
  2. b) Yabancı çalıştıran işverenler yabancının çalışmaya başladığı tarihten, çalışma izninin verildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde çalışmaya başlamaması halinde bu sürenin bitiminden itibaren ve herhangi bir nedenle hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren, En geç on beş gün içerisinde durumu Bakanlığa bildirmekle yükümlüdürler” hükmüne göre işe başlamama veya herhangi bir nedenle iş sözleşmesi sona eren yabancıların izin iptallerine dair süreleri belirlenmiştir.

İzin başvurusu yapacak işverenlerin aşağıdaki hususlara dikkat etmeleri faydalarına olacaktır.

  • İzin başvurusu yapılırken takip edilebilir iletişim kanalları başvuruda belirtilmeli. İzin kabulü bildirilen e-mail adresine yapılacağından tebliğ edilmiş sayılmaktadır.
  • İzin başvurusu yapıldıktan sonra en az iki haftada bir başvuru durumu sorgulaması yapılmalı.
  • İzin başlama tarihinden itibaren yabancının işe herhangi bir sebeple işe başlatılmaması durumunda 45 günlük izin iptal süresi geçirilmemeli.
  • Çalışma izni yenilenecek ise izin bitiş tarihi dikkatlice takip edilmeli ve izin bitiş tarihinden geriye doğru en az 60 gün öncesinden yeniden başvuru yapılması gerekmektedir.
  • İşten çıkış yapılan yabancının izin iptal başvurusu da işten çıkış tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde bildirilmesi zorunludur.

 

Aksi takdirde aşağıdaki yaptırımlar ile karşı karşıya kalınacaktır.

  • Süreler geçirilmiş olursa izin başlama tarihi işe başlama tarihi kabul edilmekte ve izin başlama tarihinden itibaren geçirilen aylık dönemler için de ayrıca APHB düzenlenerek verilmesi gerekmektedir.
  • Sürelerin geçirilmiş olmasından dolayı işe giriş bildiriminden dolayı asgari ücret tutarında İPC uygulanacaktır.
  • Geriye dökün verilecek APHB leri için ise aylık asgari ücretin beşte biri tutarında (Kasım-Aralık) İPC uygulanacaktır.

 

Unutulmamalı ki yaptırım uygulanan işverenlerin sonraki izin başvuruları olumsuz sonuçlanması yüksek ihtimaldir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İşletme Hakkı Devri Sözleşmeleri Kapsamda Gerçekleştirilen Sabit Kıymet Yatırımlarının İtfasındaki Tereddütümüz Hakkında

İşletme Hakkı Devri Sözleşmeleri Kapsamda Gerçekleştirilen Sabit Kıymet Yatırımlarının İtfasındaki Tereddütümüz Hakkında

30/01/2019

 

Amortisman konusu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 313’üncü ve müteakip maddelerinde düzenlenmiş olup, 313’üncü maddenin ilk fıkrasına göre; “İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269’uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin, bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder.”

Madde metninden de anlaşılacağı üzere ister maddi duran varlık ister maddi olmayan duran varlık olsun bilanço aktifinde yer alan ancak zaman içerisinde, kullanılmaya bağlı olarak yıpranan, aşınan, değer kaybeden bu suretle belirli bir süre sonra fonksiyonunu tamamen kaybedecek olan varlıklar maliyet bedelleri üzerinden her yıl belirli oranda itfa edilirler ve gider yazılmak suretiyle o yılın kâr zararı ile ilişkilendirilirler.

Bu şekilde amortismana tabi iktisadi kıymetler, normalde 213 sayılı VUK’Nun 315’inci maddesinin (Hazine ve ) Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye istinaden, Bakanlıkça belirlenen ve tebliğler vasıtasıyla ilan edilen oranlar üzerinden itfa edilmektedirler. Nitekim hangi kıymetin ne kadar sürede hangi oran esas alınarak itfa edileceği 333 nolu ana tebliğde belirlenmiş daha sonra da 339, 439, 365, 389 ve 399 nolu tebliğlerle ana tebliğde değişiklikler yapılarak konuya açıklık ve bütünlük kazandırılmıştır.

Gerek uygulamada ortaya çıkan sorunlar nedeniyle gerekse biraz da Bakanlığın politikası gereği, tebliğlerle de açıklık kazanmayan hususlara ise özelgelerle yön verilmeye çalışılmıştır.

Bu şekilde Yasada açıklık bulunmayan ve tereddüte düşülen konulardan bir tanesi de yap-işlet devret modeli yahut işletme imtiyaz hakkı sahibi firmaların sahada yapmış oldukları amortismana tabi kıymet harcamalarını ne şekilde itfa edecekleri hususu iken, 1998 yılında 313’üncü maddeye eklenen, “İlgili mevzuat gereğince sözleşme süresinden sonra bedelsiz olarak Devlete veya Devletçe tensip olunan bir teşekküle veya belediyeye intikali öngörülen amortismana tabi iktisadi kıymetlerden (sözleşme süresinde yenilenmesi gerekenler hariç), sermayenin veya özel maliyet bedellerinin itfası hükümlerine göre amortismana tabi tutulanlar, genel hükümler uyarınca ayrıca amortismana tabi tutulamazlar” fıkra ile konu kısmen netlik kazanmıştır.

Fıkrada bahsi geçen “sermayenin itfası” kavramı VUK 325’de yer almış olup buna göre;İmtiyazlı işletmelerde, tesisatın imtiyaz süresinden sonra, bedelsiz olarak devlete veya Devletçe tensip olunan bir teşekküle veya belediyeye intikal etmesi imtiyazname gereğinden bulunduğu, imtiyaz mukavelenamesinde de sermayenin itfası için yıllık belli bir nisbet veya miktar ayrılması gösterilmiş olduğu takdirde, bu nispet veya miktar üzerinden sermaye itfa olunur.

Buradan anladığımız şudur; “Sayın İşletmeci, Size tahsis edilen bu toprağın, mekanın, sahanın üzerindeki yapılmış yahut yapılacak olan her türlü varlığın (binanın, limanın, elektrik hattının, demiryolunun vb) gerçek ve daimi sahibi Devlettir. O sebeple işletme hakkına sahip gerçek/tüzel kişi olarak, maliki olmadığınız ve Size tanınan süre dolduğunda gerçek sahibine terk edeceğiniz bu mekan üzerine inşaa edeceğiniz bir varlık için genel esaslara göre amortisman ayıramayacağınızdan dolayı bu konuda Sizlere özel bir ayrıcalık tanıyorum, varlık yerine varlığa bağladığınız sermaye tutarını itfa edebilirsiniz.”

Göç yolda düzelir misali, yasa koyucu bir konuya açıklık getirirken bu defa da başka bir konuyu hesap edememiştir. Şöyleki

– Sermaye bağlanan varlığın ömrü imtiyaz süresinden daha kısa olursa ne olacak? Örneğin 49 yıllık imtiyaz süresi bulunan bir sahaya inşaa edilen yapının ekonomik ömrü 29 yıl ise bu yapıya bağlanan sermaye hangi sürede itfa edilecektir?

– Yahut tam tersi 10 yıllık imtiyaz süresi bulunan bir sahaya inşaa edilmek zorunda kalınan yapının ekonomik ömrü eğer 36 yıl ise bu yapıya bağlanan sermaye hangi sürede itfa edilecektir; 10 yılda mı? 36 yılda mı?

– 36 yıllık ömrü olan ve 10 yıllık imtiyaz süresi dolduğunda Devlete terk edilecek olan yapıya bağlanan sermayenin 10 yılda itfa edilmesi düzenlemenin amacına ne derece uygundur?

– 36 yıl esas alındığında 10’uncu yılın sonunda kalan 26 yıllık bedel son yılda tek seferde mi gider yazılacaktır?

gibi soruların cevabı maalesef yasa metninde net şekilde yer bulamamıştır.  Öyle olunca da (Hazine ve) Maliye Bakanlığı, benzer hususlarda ortaya çıkan tereddütleri özelge ile giderme eğilimi içerisinde olmuştur.

Diğer taraftan Bakanlığın aynı konularda ilerleyen yıllarda görüş değiştirdiği sık karşılaşılan bir durum olup henüz özelge sistemi tam oturmamıştır. Nitekim bugüne kadar Bakanlığın özelge ile yapılan düzenlemelerle o güne kadar olan uygulamayı neredeyse bütünüyle değiştirerek Yatırımcılara vergi şoku yaşattığı onlarca örnek vardır. Böylesine önemli konulardaki düzenlemelerin, özelge ile değil yasa ile yapılması, bunun da tüm yatırımcılarca önceden bilinmesi gerektiği konusunda şüphe yoktur, ama maalesef daha önce de değinildiği üzere kervan yolsa düzelir mantığı ile hareket edildiği için bu tür netlik bulunmayan konularda ileride sürpriz yaşamamak için ihtiyatlı davranmak gerekir.

Konuyu somutlaştırması açısından Mali İdare tarafından aynı konuda, aynı mükellefe, farklı tarihlerde verilen iki özelgenin özeti aşağıdaki gibidir;

“…Buna göre,… Limanının 36 yıl süre ile işletme hakkının devrine ilişkin imtiyaz sözleşmesi çerçevesinde, şirketinizce gayrimenkulleri genişletmek veya fonksiyon veya yarar artırıcı nitelikte olanlar ve faaliyetinizi icra için vücuda getirdiğiniz tesisata ait giderlerden, sabit kıymet niteliği taşıyan yatırımların özel maliyet bedeli ile değerlendirilmek suretiyle, kira süresine göre eşit yüzdelerle itfa edilmesi gerekmektedir. Öte yandan, özel maliyet bedelleri içerisinde yeralmayan ve kullanılacak olan amortismana tâbi iktisadi kıymetlerden (demirbaş, vb) kiralama sözleşmesi süresi içinde yenilenmesi gerekenler için 313 üncü madde kapsamında genel hükümler uyarınca amortisman ayrılması mümkündür…” (17.02.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.10.15.02-2011.VUK-127-914-22)

“…Bu açıklamalara göre, limanın iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerden olmakla birlikte faydalı ömrü liman işletme imtiyaz hakkı sürenizden daha kısa bir süre olarak belirlenmiş olan ve sözleşme süresinde yenilenmesi de gerekebilecek olan özel maliyet niteliğindeki sabit kıymet oluşturabilecek yatırımlarınızın, imtiyaz sözleşmenizin süresine göre değil de faydalı ömrü dikkate alınmak suretiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 313 üncü ve müteakip maddelerinde yer alan genel amortisman hükümleri uygulanmak suretiyle itfası gerekmektedir..” (17.04.2014 tarih ve 58889402-105[327-2013/127-914-B]-36)

Görüldüğü üzere, Mali İdare aynı konuda aynı mükellefe farklı tarihlerde verdiği iki farklı özelgede farklı kısmen farklı görüşler bildirebilmektedir.

O sebeple bu tür tereddütleri ortadan kaldırmanın ve ileride İdarenin görüş değişikliklerinden olumsuz etkilenmemenin yolu belirsiz konularda ihtiyatlı davranıp hazine lehine işlem tesis etmektir.

Sonuç olarak; işletme hakkına sahip olduğunuz limanı genişletme çalışmaları kapsamında işletme sahasında inşaa etmek durumunda kalınılan gayrımenkule (binaya) bağlanan sermayenin itfası esnasında;

  • eğer iktisadi kıymetin faydalı ömrü, imtiyaz süresinden daha kısa ise imtiyaz süresinin bitmesi beklenilmeksizin, iktisadi kıymete bağlanan sermayenin bu kıymetin faydalı ömrü süresi içerisinde yok edilmesi,

 

  • Tersinden hareketle, iktisadi kıymetin ömrü, imtiyaz süresinden uzun ise bu durumda iktisadi kıymete bağlanan sermayenin imtiyaz süresi içerisinde değil gerçeğe uygun ve daha uzun olan faydalı ömrü esas alınarak eşit yüzdelerle giderleştirilmesi

gerektiği düşünülmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerinin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespitinin yapılması gerektiği hakkında

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerinin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespitinin yapılması gerektiği hakkında

29/01/2019

 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6’ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı; ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanununun 12’nci maddesinde ise bu Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde edilen kazançların, gelir ve kurumlar vergileriyle fonlardan istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.

1 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı gemilerin işletilmesinden ve devrinden elde edilecek kazançlara ilişkin istisna ile ilgili açıklamalara ise Tebliğin (5.12.1.) bölümünde yer verilmiş olup, buna göre;

Bu istisna, gerçek ve tüzel kişilerin Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıt ettirdikleri gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde ettikleri kazançları ile sınırlıdır. Ancak, Türkiye’de inşa edilen gemi ve yatlardan anılan Sicile kayıtlı olanların işletilip işletilmediğine bakılmaksızın devrinden elde edilen kazançlar da istisna kapsamında değerlendirilecektir.

İstisnanın uygulanabilmesi için gemilerin işletilmesinden ve devrinden elde edilen hasılattan, bu faaliyetlere ilişkin giderlerin düşülmesi suretiyle istisna kazancın tespiti gerekir.

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi sonucunda zarar doğması halinde, bu zararın diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlardan indirilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde, gemiye ait amortisman ve itfa payları da dahil olmak üzere bu faaliyet için yapılan giderler, istisna kapsamı dışında elde edilen kazançlardan indirilemeyecektir.

Münhasıran Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı faaliyetlerinden elde edilen kazançlar ile bu gemilerin devrinden doğan kazançlar istisnaya konu olacağından, anılan faaliyetler nedeniyle doğan alacaklara ilişkin kur farkı ve vade farkı gelirlerinin kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, anılan sicile kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı ile bu gemilerin devrine ilişkin faaliyetlerle ilişkili olmaksızın elde edilen kur farkı, vade farkı gelirleri ile faiz, repo ve benzeri faaliyet dışı gelirler için söz konusu istisna uygulanmayacaktır.

İstisnadan yararlanılabilmesi için kayıtların, istisna kazanç ile diğer faaliyetlerden elde edilen kazanç ayrımının yapılmasını sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.

Mükelleflerin, Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerinin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespitinin yapılması gerekmektedir.

Müşterek genel gider dağıtımında amaç, işletmelerin yaptıkları işler itibarıyla katlanmış oldukları maliyetlerin gerçeğe yakın bir biçimde tespitidir. Zira hangi işe ait olduğu belli olan giderler dağıtıma tabi tutulmadan zaten doğrudan ilgili olduğu işe ait hesaplara yazılarak direk giderleştirilir. O sebeple hangi işle ilgili olduğu kesin olarak saptanamayan yahut bütün işler için yapıldığı kesin olan giderlerin yapılan işlere belirli kriterlere göre, sektöre uygun dağıtım anahtarına göre dağıtılması gerekmektedir.

Müşterek genel giderlerin dağıtımı kavramı en net şekilde 193 sayılı GVK’nun 43. Maddesinde yer bulmuştur. Bahsi geçen madde metninin uygulamasında, yönetim ve merkez büro giderleri gibi tek bir işe yüklenemeyen giderler, belirli bir işle direkt ilişkisi kurulamayan ve genellikle işletmenin varoluşundan kaynaklanan giderler (büro giderleri, personel ücretleri, bina vergileri, oto bakım onarım, yakıt, haberleşme, finansman giderleri vb.) müşterek genel giderler olarak değerlendirilmektedir.

Bir diğer husus, mükellefin istisna kapsamandaki gemi işletmeciliği dışında sürekli başka faaliyeti olmamakla birlikte başka geliri de olabilmektedir. Örneğin temettü gelirleri, faiz gelirleri, konusu kalmayan karşılıklar, menkul kıymet satış kârları, kambiyo kârları gibi çeşitli gelirleri olabilmektedir. Dolayısıyla tebliğde geçen “…başka faaliyetlerinin de bulunması halinde..” ifadesinin söz konusu faaliyetlerin tamamını kapsayıp kapsamadığı hususu gider dağıtımında önem arz ertmektedir.

Kimi görüşe gere; “…başka faaliyetler…” kavramı, ticari kazancın veya kurum kazancının kaynağını teşkil eden bir ticari organizasyonun varlığını gerektiren ve süreklilik arzeden işletme faaliyetleridir. Bu nedenle işletme aktifinde yer alan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin, menkul ve gayrimenkul malların satılması, kiraya verilmesi, bankadaki mevduat dolayısıyla faiz geliri elde edilmesi, eldeki yabancı paralar için oluşan kur farkları gibi arızi faaliyetler işletmenin devamlılık arzeden faaliyetleri içinde mütalaa edilemez. Buna bağlı olarak bu işlemlerden elde edilen satış veya hasılat tutarlarının müşterek genel giderlerin dağıtımında dikkate alınmaması gerekir. Tersi bir uygulamaya gitmek düzenlemenin amacına ters düşecektir. Dolayısıyla bu tür giderlerin oluşum ve büyümesinde dikkate değer hiçbir katkısı olmayan işletme aktifine kayıtlı iktisadi kıymetler ile menkul ve gayrimenkul malların satışı, kirası, kur farkları ve mevduat faizleri gibi gelirler için müşterek genel giderlerden pay verilmesi düzenlemenin amacına hükmüne uygun düşmemektedir.

Ancak aynı yöndeki İdare ve Yardı kararlarının yanı sıra Tebliğdeki açık hüküm dikkate alındığında, sicile kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı ile bu gemilerin devrine ilişkin faaliyetlerle ilişkili olmaksızın elde edilen kur farkı, vade farkı gelirleri ile faiz, repo ve benzeri faaliyet dışı gelirler için söz konusu istisna uygulanmayacaktır.

Sonuç olarak;

Hangi işe ait olduğu saptanamayan veya bütün işler için yapılan giderlerin, müşterek genel gider olarak kabul edilip, bu ortak giderlerin işletme bünyesinde doğan tüm gelir unsurlarına bu unsurlardan elde edilen hasılatlar oranında dağıtılması gerekmektedir.

Ayrıca Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerden elde edilen gelir ve giderlerin mizan üzerinde ayrı hesaplar da takip edilmesi işle ilgili karın veya zararın hesaplanması hususunda kolaylık sağlayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Belgesi Başka Biri Adına Düzenlenmiş Olmakla Birlikte İşletme ile İlgili Bulunan Gider veya Maliyet Unsurlarının Kayda Alınmasında KDV İndi

Yasada açık hüküm bulunmayan bazı durumlarda idare ile mükellefler arasında görüş ayrılıkları doğabilmekte ve konu yasa ile açıklığa kavuşturulmadıkça idare konuyu kendi lehine yorumlayarak mağduriyetlere yol açabilmektedir. Bazen de gerek yargı kararları gerekse akademik camiadan yahut mükelleflerden gelen haklı itirazlar doğrultusunda zor da olsa idarenin önceki görüşünden vazgeçtiği olmaktadır.

Belgesi başka biri adına düzenlenmiş olmakla birlikte işletme ile ilgili bulunan gider veya maliyet unsurlarının kayda alınmasında KDV indirimi de öteden beri görüş ayrılığı yaşanan konulardan birisi olmuştur. Örneğin;

– Kiralık işyerine bağlı su, elektrik, doğalgaz ve benzeri faturaların işyeri sahibi veya eski kiracı adına düzenlenmiş olması,

– İşhanı, apartman, site vb yerlerin yöneticileri tarafından ortak masrafların belirli kıstaslara göre dağıtılması esnasında kiracı yerine mülk sahibi adına belge düzenlenmesi,

– İşletme yöneticileri yahut personelinin iş seyahati, iş sağlığı vb sebeplerle yapmış oldukları işletmeye ait giderlerin belgesinin şahısları adına düzenlenmiş olması,

– İşletme yöneticileri yahut personeli adına kayıtlı olan ancak işletmenin işleri ile ilgili olarak kullanıldığı kesin olan telefon faturalarının durumu,

– Başka bir firma tarafından karşılanması öngörülen masrafların durumu,

gibi konular, bu kapsamda ötedenberi tartışma ve ihtilaf konusu olagelmiştir.

Bu ve benzeri konularda mali idarenin görüşü eskiden KDV dahil tutarın gider yahut maliyet olarak dikkate alınması, ancak belge başkasının adı/vergi numarası yer aldığı gerekçesiyle belgede yer alan KDV’nin indirim konusu yapılmaması yönündeydi. Son dönemlerde mali idare verdiği görüşünü yumuşatarak böyle durumlarda KDV’nin de indirim konusu yapılabileceği yönünde görüş bildirmeye başladı.

Örneğin ekte yer alan İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 08.09.2016 tarih ve 62030549-120[40-2014/556]-135676 sayılı özelgede konu KDV yönünden değerlendirilirken, “…işyerinde kullanılan ancak abonelik kaydı başkası adına kayıtlı olan su aboneliğine ilişkin kullanım bedelinin faaliyette bulunduğunuz işyerine ait olduğunun ve işle ilgili olarak kullanıldığının tevsik edici belgelerle ispatı halinde bu belgelere dayalı giderlerle ilgili olarak yüklenilen KDV indirim konusu yapılabilir.” şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Diğer taraftan yine  İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen Kiracı tarafından ödenen ancak mal sahibi adına düzenlenen faturalarda yer alan bedellerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı” konulu 24.02.2017 tarih ve 39044742-130-55675 sayılı özelgede ise  “ … buna göre, şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu sitedeki işyerinin mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve ödemesi şirketiniz tarafından yapılan bahçe bakımı ve site güvenliği bedellerine ilişkin KDV’nin, fatura şirketiniz adına düzenlenmediğinden (söz konusu hizmete ait bedel şirketiniz tarafından ödenmiş olsa dahi) indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.” şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Oysa olayların gerçek mahiyetine bakıldığında her iki özelgeye konu olayın birbirinden farkı bulunmamaktadır. Her iki olayda da işletme tarafından yapılması zorunlu bir gider işletme adına düzenlenmiş bir belge ile belgelendirilememiş, başkası adına düzenlenmiş bir belge ile belgelendirilmek zorunda kalınmıştır. Belge içeriği giderlerin ise işle ilgili yapılması zorunlu giderler olduğunda şüphe yoktur.

Daha önceki yayın ve bildirilerimizde de değinildiği üzere özelge konusu olay dava konusu yapılıp lehe yargı kararı alınmadığı yahut o konuda idare görüş değiştirmediği sürece, başkası adına verilmiş olsa dahi, bir konuda verilmiş özelge tüm mükellefler açısından bağlayıcıdır.

Bu durumda kiracı olarak faaliyette bulunulan işyerinde, mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve ödemesi işletme tarafından yapılan bahçe bakımı ve site güvenliği bedellerine ilişkin KDV’nin, söz konusu hizmete ait bedel işletme tarafından ödenmiş olsa dahi, fatura işletme adına düzenlenmemiş olduğundan indirim konusu yapılmaması ve kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerekmektedir. Ancak söz konusu faturanın KDV hariç tutarının gelirin yahut kurum kazancının tespitinde gider veya maliyet olarak dikkate alınmasında sorun yoktur.

Bahsi geçen özelge metinleri aşağıdadır. 27 Ocak 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

   
Sayı : 62030549-120[40-2014/556]-135676 08.09.2016
Konu : Aboneliği şirket adına olmayan su ve elektrik faturalarının vergi kanunları karşısındaki durumu  

İlgide kayıtlı özelge talep formunun tetkikinden;

– Şirketinizin 15/01/2010 tarihinden itibaren restoran işletmeciliği faaliyetine başladığı adreste kiracı olduğu ancak bu adreste faaliyete geçilmesine rağmen elektrik, su ve doğalgaz abonelik sözleşmelerinin sehven yenilenmediği,

– İşletmenin su sayacının kırık olması nedeniyle su tüketim bedellerinin uzun bir süre tahakkuk etmediği, 2014 yılının Şubat ayında su sayacının değiştirilmesi sonrasında ….. tarafından Şirketinize abonelik sözleşmesi yapılması için tebligat gönderildiği,

– Ayrıca 709 günlük süreci içeren 22/02/2014 tarihli 20.994 TL’lik su tüketim faturası düzenlenerek ilgili tutarın ödenmesi hususunda ödeme protokolü oluşturulduğu, düzenlenen 14 adet senet mukabili toplamda 1.358, 40 TL vade farkı ödemesi gerçekleştirileceği,

– Eski kiracının ……. ‘a olan icra aşamasındaki borçları nedeniyle de yeni abonelik sözleşmesi yapılamadığı ancak işletmenin elektrik kullanımları için ilgili kurum tarafından 148260 abone numarası baz alınarak düzenlenen ancak adres bilgisi farklı görünen faturaların da Şirketiniz tarafından ödendiği

belirtilerek yukarıda yer alan hususlar çerçevesinde de;

1) 709 günlük süreci kapsayan su tüketimine ilişkin …. tarafından düzenlenen faturada gösterilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı, söz konusu su giderinin normal gider olarak mı yoksa kanunen kabul edilmeyen gider olarak mı dikkate alınacağı, su ödemesine ilişkin düzenlenen senetler mukabili ödenecek vade farkının gider olarak kaydedilip kaydedilemeyeceği,

2) Aboneliği Şirketinize ait olmamakla birlikte şirketinizin elektrik kullanımlarını içeren ve ilgili kurum tarafından 148260 abone numarası baz alınarak düzenlenen ancak adres bilgisi farklı görünen elektrik faturalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı ile bu faturalara ait katma değer vergisinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı

hususlarında Başkanlığımız görüşlerinin talep edildiği anlaşılmaktadır.

KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun,

1/1 inci maddesinde; Türkiye’de ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu, 10/g maddesinde; vergiyi doğuran olayın su, elektrik, gaz, ısıtma, soğutma ve benzeri enerji dağıtım veya kullanımlarında bunların bedellerinin tahakkuk ettirilmesi anında meydana geldiği,

29/1 inci maddesinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri,

29/3 üncü maddesinde; indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği,

34/1 inci maddesinde; yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait Katma Değer Vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanunî defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği

hüküm altına alınmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, işyerinde kullanılan ancak abonelik kaydı başkası adına kayıtlı olan su aboneliğine ilişkin kullanım bedelinin faaliyette bulunduğunuz işyerine ait olduğunun ve işle ilgili olarak kullanıldığının tevsik edici belgelerle ispatı halinde bu belgelere dayalı giderlerle ilgili olarak yüklenilen KDV indirim konusu yapılabilir.

Diğer taraftan geçmiş dönemlere ait olan, ancak toplu olarak 2014 yılında tahakkuk ettirilen su kullanım bedellerinin tahakkuk ettirildiği takvim yılı aşılmamak şartı ile bunlara ilişkin vesikaların kanuni defterlere kayıt edildiği vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabileceği tabiidir.

            KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 11 nci maddesinde ise; “Kurum kazancının tespitinde aşağıdaki indirimlerin yapılması kabul edilmez:

            …

  1. d) Bu Kanuna göre hesaplanan kurumlar vergisi ile her türlü para cezaları, vergi cezaları, 21/07/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler ile Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri.

             …”

             hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendiyle ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan bent hükmü uyarınca, yapılan genel giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için, söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmekte olup, bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde indirilecek giderler sayılmış olup bu maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendine göre, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar ticari kazancın tespitinde indirilecek giderler arasında sayılmıştır.

Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin (B) fıkrasında, “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” denilerek vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiştir.

Buna göre; şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu işyerinin aboneliği eski kiracı adına kayıtlı olan elektrik ve su bedellerinin faaliyette bulunduğunuz döneme ve işyerine ait olması, ticari faaliyetinizle ilgili olarak kullanılmış olması ve tarafınızca ödendiğinin ilgili kurumlardan alınacak belgelerle kati olarak tevsiki kaydıyla, söz konusu tutarların tahakkuk ettiği dönem itibarıyla kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, süresinde ödenmeyen su tüketim bedellerinin geç ödenmesi nedeniyle uygulanan vade farkları işle ilgili olarak mukavelenameye göre ödenen tazminat niteliğinde olacağından, kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı : 39044742-130-55675                  24.02.2017
Konu : Kiracı tarafından ödenen ancak mal sahibi adına düzenlenen faturalarda yer alan bedellerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı.  

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, kiracı olarak faaliyette bulunduğunuz sitede bahçe bakımı ve site güvenliği için yapılan giderlerin bedellerinin Şirket tarafından ödendiği ancak faturanın genel gider adı altında mal sahibi adına düzenlendiği belirtilerek, söz konusu ödemelerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı ile faturalarda gösterilen KDV nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

           KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin 1 numaralı bendi ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan bent hükmü uyarınca, yapılan genel giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için, söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmekte olup, bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin B bendinde “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” denilmiş, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiştir.

Buna göre; Şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu sitedeki işyerinin mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve Şirketiniz tarafından bahçe bakımı ve site güvenliği için ödenen bedellerin, faaliyette bulunulan iş yeri ile ilgili olduğunun ve Şirketiniz  tarafından ödendiğinin ilgili kişi/kurumlardan alınacak belgelerle tevsiki (kesin delillerle ispatı)halinde, kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

           KATMA DEĞER VERGİSİ (KDV) YÖNÜNDEN:

3065 sayılı KDV Kanununun;

-(1/1) inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti kapsamında yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

-10 uncu maddesinde; vergiyi doğuran olayın, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında meydana geldiği,

-(29/1-a) maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi indirebilecekleri,

-(30/d) maddesinde, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı,

 

-(34/1) inci maddesinde, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait KDV nin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmek ve bu vesikaların kanunî defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebilecekleri

hükme bağlanmıştır.

Buna göre, şirketinizin kiracı olarak faaliyette bulunduğu sitedeki işyerinin mülk sahibi adına düzenlenen faturalarda gösterilen ve ödemesi şirketiniz tarafından yapılan bahçe bakımı ve site güvenliği bedellerine ilişkin KDV nin, fatura şirketiniz adına düzenlenmediğinden (söz konusu hizmete ait bedel şirketiniz tarafından ödenmiş olsa dahi) indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-06 ÖTV Uygulamasında Bulgaristan Ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İçin Standart Yakıt Deposu Tanıtımı Değişti

4760 sayılı ÖTV Kanununun 1. Maddesine göre, Kanuna ekli (I) sayılı listedeki malların ithalatçıları veya rafineriler dahil imal edenler tarafından teslimi, (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tâbi olanların kullanılmak üzere ithalatı ve ilk iktisabı, kayıt ve tescile tâbi olmayanların ithalatçıları veya imalatçıları tarafından teslimi, (III) ve (IV) sayılı listedeki malların ithalatçı ve imalatçıları tarafından teslimi ile (I), (III) ve (IV) sayılı listelerdeki malların ÖTV uygulanmadan önce müzayede yoluyla satışı bir defaya mahsus olmak üzere özel tüketim vergisine tâbidir.

Yine aynı Kanunun 10/1. Maddesine göre, özel tüketim vergisine ilişkin istisna ve muafiyetler, ancak bu Kanuna hüküm eklenmek veya değişiklik yapılmak suretiyle düzenlenir, diğer kanunlarda yer alan istisna ve muafiyet hükümleri, uluslararası anlaşma hükümleri hariç, bu vergi bakımından geçersizdir.

Nitekim 27/4/2006 tarihli ve 5493 sayılı Kanunla Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na eklenen 7/A maddesi ile Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (I) sayılı listenin (A) cetvelinde yer alan 2710.19.41.00.11, 2710.19.41.00.19, 2710.19.45.00.11 ve 2710.19.49.00.11 G.T.İ.P. numaralı malların; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu hükümleri çerçevesinde, Bakanlar Kurulunca belirlenen sınır kapılarında, 4458 sayılı Gümrük Kanununun ihracat rejimi kapsamında yurtdışına çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve soğutucu ünitesine sahip yarı römorkların depolarına (araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposu miktarlarını aşmamak kaydıyla) yalnızca yurt dışına çıkışlarda teslimi özel tüketim vergisinden istisna edilmiş olup bahsi geçen (I) sayılı listenin (A) cetvelinde yer alan ve yukarıda G.T.İ.P. numaraları sayılan mallar kamyon, tır, çekici, traktör vb. kara araçlarıyla deniz araçlarında kullanılabilen ve motorin olarak adlandırılan akaryakıt türüdür.

Bu maddede düzenlenen istisnaya ilişkin usul ve esasları belirleme, istisnayı bu maddeye göre işlem yapanlara verginin iadesi yöntemi ile uygulama konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmiş olup bu yetkiye dayanarak ÖTV kapsamına giren mallarda vergi uygulamasına ilişkin bugüne kadar yayınlanmış bulunan toplam 36 adet Genel Tebliğin tamamı yürürlükten kaldırılarak, (I), (II), (III) ve (IV) sayılı listeler için ayrı ayrı Uygulama Genel Tebliğleri yayımlanmış, böylece ÖTV Kanununun uygulamasına ilişkin usul ve esaslar, liste kapsamındaki mallar itibariyle ayrı ayrı yeniden belirlenmiştir.

Özel Tüketim Vergisi (I) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin, “II- İstisnalar Ve Vergi İndirimi / C. Diğer İstisnalar / 5. İhraç Malı Taşıyan Araçlara Motorin Tesliminde İstisna” bölümünde, Kanunun 7/A maddesine ilişkin olarak yayımlanan 26/6/2006 tarihli ve 2006/10784 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 1’inci maddesi ile söz konusu istisnanın aşağıdaki listede yer alan kara ve deniz sınır kapılarındaki gümrüklü sahalarda ve  Tebliğin müteakip bölümde  yer alan usul ve esaslar çerçevesinde uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

SINIR KAPILARI LİSTESİ
Sıra No Kara Sınır Kapıları İli
1 Çıldır Aktaş Ardahan
2 Dilucu Iğdır
3 Gürbulak Ağrı
4 Hamzabeyli Edirne
5 İpsala Edirne
6 Kapıköy Van
7 Kapıkule Edirne
8 Sarp Artvin

 

Ana Tebliğin “5.2. Tanımlar” başlıklı bölümde ise;  “Standart Yakıt Deposu: Gümrük Kanununun 167’nci maddesinin (9) numaralı fıkrasının (c) bendi hükmü kapsamında çıkarılan 29/9/2009 tarihli ve 2009/15481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki 4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Kararın 95 inci maddesinde tanımlanan standart depolar kapsamında; TIR çekicilerinde 900, istiap haddi 15 tonun üzerinde olan kamyon ve tankerlerde 650, istiap haddi 15 tona kadar olan (15 ton dahil) kamyon ve tankerlerde ise 490 litreyi aşmamak üzere (frigorifik depolardaki yakıt miktarı, ihraç malı taşıyan her bir araç türü için belirlenen bu miktar kadar ayrıca dikkate alınır.), istisna uygulanacak depoları ifade eder.” eder şeklinde tanımlanmıştır.

 

Özetle, (24 Ocak 2019 tarihli duruma göre) yukarıdaki listelerde yer alan kapılardan çıkış yapan ve ihraç malı taşıyan araçların yine yukarıda tanımı yapılan depoları kapsamında beraberinde götürdükleri mazot ÖTV’den istisnadır.

 

Bu defa, 25 Ocak 2019 tarihli ve 30666 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (I) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 5) ile 05/03/2015 tarihli ve 29286 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (I) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin “II- İstisnalar ve Vergi İndirimi” başlıklı bölümünün (C/5.2.) alt bölümündeki “Standart Yakıt Deposu” tanımında yer alan “490 litreyi” ibaresinden sonra gelmek üzere “(son varış yeri Bulgaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olan araçlar için araç türü ayrımı yapılmaksızın 300 litreyi)” ibaresi eklenmiştir.

 

Bu değişiklikten sonra (25 Ocak 2019 tarihinden itibaren), son varış yeri Bulgaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olan araçlar için araç türü ayrımı yapılmaksızın 300 litreyi aşan depolar istisna kapsamında depo olarak kabul edilmeyecektir. Diğer bir ifade ile son varış yeri bu ülkeler olan araçlara en fazla 300 litreye kadar ÖTV’siz yakıt verilebilecektir.

 

Daha önce de belirtildiği üzere, Tebliğ yayımı tarihinde (25 Ocak 2019 günü) yürürlüğe girmiş olup Tebliğin tam metni aşağıdadır.

 

 

25 Ocak 2019 CUMA Resmî Gazete Sayı : 30666
TEBLİĞ
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ (I) SAYILI LİSTE UYGULAMA GENEL

TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SERİ NO: 5)

MADDE 1 – 5/3/2015 tarihli ve 29286 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (I) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin “II- İSTİSNALAR VE VERGİ İNDİRİMİ” başlıklı bölümünün (C/5.2.) alt bölümündeki “Standart Yakıt Deposu” tanımında yer alan “490 litreyi” ibaresinden sonra gelmek üzere “(son varış yeri Bulgaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olan araçlar için araç türü ayrımı yapılmaksızın 300 litreyi)” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-5 Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan Gümrük Genel Tebliği Resmi Gazete’de yayımlandı

Yerli üretimde girdi olarak kullanılabilecek eşyanın ilgili rejime giriş işlemlerine Türkiye Gümrük Bölgesine gelişinden önce başlanabilmesine ilişkin usul ve esasları tespit eden Gümrük Genel Tebliği Resmi Gazete’de yayımlandı

 

Serbest dolaşıma giriş ve dahilde işleme rejimi kapsamında deniz yolu konteyner taşımacılığı ile Türkiye Gümrük Bölgesine gelen ve yerli üretimde girdi olarak kullanılabilecek eşyanın ilgili rejime giriş işlemlerinin gümrük bölgesine gelişinden önce başlanabilmesine ilişkin usul ve esasların belirlemesi amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan 1 Seri Nolu  Gümrük Genel Tebliği (Varış Öncesi Gümrük İşlemleri), yayımını takip eden doksanıncı günü yürürlüğe girmek üzere 23 Ocak 2019 tarih ve 30664 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.

 

Tebliğde, eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine gelişinden önce ilgili rejime giriş işlemlerine başlanabilmesine izin verilebilmesi için başvuru sahibinin sağlaması gereken koşulların yanı sıra eşya ve rejime ilişkin koşullar da belirlendi.

 

İlaveten başvuru, başvurunun değerlendirilmesi, beyanname, risk analizi ve beyan kontrolü, eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine getirilmesi, saha çıkış işlemlerine ilişkin esaslara yer verildi.

 

Tebliğe göre, eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine gelişinden önce ilgili rejime giriş işlemlerine başlanabilmesine izin verilebilmesi için başvuru sahibinin, Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik olması, gümrük ve vergi mevzuatları uyarınca ödenmemiş herhangi bir vergi, ceza ve fer’i amme borcu bulunmaması ve izin kapsamında ithal edilen eşyanın üretim veya imalatta kullanılacağına dair taahhüt verilmesi gibi koşullar aranacak.

 

Başvurular, başvuru sahibinin ticaret sicili kaydı uyarınca bağlı bulunduğu ile en yakın Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne yapılacak.

 

Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın taşıttan boşaltılması gümrük gözetimi altında gerçekleştirilecek.

 

Gümrük beyannamesinin iptal edilmesi halinde iptale ilişkin bilgi yükümlüye, gümrük beyannamesinde belirtilen konteyner numaraları ise liman işletmesine sistem üzerinden bildirilecek.

 

Bir diğer husus, eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine gelişinden önce ilgili rejime giriş işlemlerine başlanabilmesine izin verilebilmesi için başvuru sahibinin sağlaması gereken;

– Başvuru sahibinin ticari ve varsa taşımaya ilişkin kayıtlarını, gümrük idarelerince yapılan ve özellikle sonradan kontrol kapsamında yapılacak denetimlerin sağlıklı ve etkin bir şekilde yapılmasına olanak verecek, bilgi ve kayıtların gerçekliğini koruyan şekilde ve genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygun olarak tutmuş olması,

– Başvuru sahibinin iştigal ettiği iş alanının özellikleri, kapasite raporu ve mali bilançosu göz önüne alındığında, yeterli bir mali durumda bulunması ve hakkında iflas işlemleri başlatılmamış olması,

koşullarının yeminli mali müşavir tarafından incelenerek, olumlu görüşle rapora bağlanmış olması gerekmektedir.

 

Daha önce de belirtildiği üzere, Tebliğ yayımını takip eden doksanıncı gün (23 Nisan 2019 Salı günü) yürürlüğe girecek olup Tebliğin tam metni aşağıdadır.

 

23 Ocak 2019 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 30664
TEBLİĞ
Ticaret Bakanlığından:

GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ

(VARIŞ ÖNCESİ GÜMRÜK İŞLEMLERİ)

(SERİ NO: 1)

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, serbest dolaşıma giriş ve dahilde işleme rejimi kapsamında denizyolu konteyner taşımacılığı ile Türkiye Gümrük Bölgesine gelen yerli üretimde girdi olarak kullanılabilecek eşyanın ilgili rejime giriş işlemlerinin Türkiye Gümrük Bölgesine gelişinden önce başlanabilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 10 uncu, 40 ıncı, 74 ila 78 inci maddeleri ile 7/10/2009 tarihli ve 27369 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Yönetmeliğinin 74 üncü ve 75 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Tebliğde geçen;

  1. a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,
  2. b) Genel Müdürlük: Gümrükler Genel Müdürlüğünü,
  3. c) İzin: Bu Tebliğ kapsamında verilen varış öncesi gümrükleme iznini,

ç) İzin başvurusu: Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvuruyu,

  1. d) Kanun: 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununu,
  2. e) Yönetmelik: Gümrük Yönetmeliğini,

ifade eder.

Başvuru sahibine ilişkin koşullar

MADDE 4 – (1) Eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine gelişinden önce ilgili rejime giriş işlemlerine başlanabilmesine izin verilebilmesi için başvuru sahibinin aşağıdaki koşulları sağlaması gereklidir:

  1. a) Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik olması.
  2. b) Yönetim Kurulu üyeleri, sermayesinin yüzde onundan fazlasına sahip gerçek kişiler ile gümrük ve dış ticaret işlemlerinde temsil yetkisini haiz çalışanlarının; devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, uluslararası suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, güveni kötüye kullanma, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflas, yalan tanıklık, suç uydurma ve iftira suçları ile ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa; vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa; 7/1/1932 tarihli ve mülga 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanuna, 10/7/2003 tarihli ve mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa, 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa, 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna, 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununa, 11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanuna, 12/6/1933 tarihli ve 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanuna, 3/6/1986 tarihli ve 3298 sayılı Uyuşturucu Maddelerle ilgili Kanuna muhalefetten ceza veya mahkumiyet kararı bulunmaması.
  3. c) Varsa sürekli olarak yurt dışında ikamet eden yabancı uyruklu; yönetim kurulu üyeleri, sermayesinin yüzde onundan fazlasına sahip gerçek kişiler ile gümrük ve dış ticaret işlemlerinde temsil yetkisini haiz çalışanlarının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda sayılan uluslararası suçlar, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, güveni kötüye kullanma, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflas, yalan tanıklık, suç uydurma ve iftira suçları ile ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından, vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından, gümrük kaçakçılığı veya gümrük kaçakçılığına teşebbüs suçlarından, petrol kaçakçılığı suçlarından, uyuşturucu kaçakçılığı suçlarından, haksız mal edinme suçlarından, Türkiye’nin veya diğer ülkelerin mevzuat hükümlerine muhalefetten ceza veya mahkûmiyet kararı bulunmaması.

ç) Usulsüzlük ve vergi cezaları ile ilgili olarak;

1) Başvurunun kayda alındığı ayın ilk gününden geriye dönük son üç yıl içerisinde, on ikişer aylık üç dönem ayrı ayrı olmak üzere, işlem gören beyanname sayısının yüzde ikisini aşan sayıda vergi kaybına neden olan gümrük mevzuatı ihlali nedeniyle ceza uygulanmamış olması,

2) Başvurunun kayda alındığı ayın ilk gününden geriye dönük son üç yıl içerisinde, on ikişer aylık üç dönem ayrı ayrı olmak üzere, işlem gören beyanname sayısının yüzde beşini aşan sayıda gümrük mevzuatı ihlali nedeniyle usulsüzlük cezası uygulanmamış olması,

3) Gümrük ve vergi mevzuatları uyarınca ödenmemiş herhangi bir vergi, ceza ve fer’i amme borcu bulunmaması.

  1. d) Yeminli mali müşavir tarafından aşağıdaki koşulların incelenerek, olumlu görüşle rapora bağlanmış olması;

1) Başvuru sahibinin ticari ve varsa taşımaya ilişkin kayıtlarını, gümrük idarelerince yapılan ve özellikle sonradan kontrol kapsamında yapılacak denetimlerin sağlıklı ve etkin bir şekilde yapılmasına olanak verecek, bilgi ve kayıtların gerçekliğini koruyan şekilde ve genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygun olarak tutması,

2) Başvuru sahibinin iştigal ettiği iş alanının özellikleri, kapasite raporu ve mali bilançosu göz önüne alındığında, yeterli bir mali durumda bulunması ve hakkında iflas işlemleri başlatılmamış olması.

  1. e) Başvuru yılından önceki son üç takvim yılı veya başvurunun kayda alındığı ayın ilk gününden geriye dönük üç yıl içerisinde, yılda asgari beş milyon FOB/ABD doları tutarında fiili ihracat gerçekleştirmiş olması,
  2. f) 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanunu hükümleri kapsamında sanayi sicil belgesini haiz olması ve/veya 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununa göre sanayici sayılması,
  3. g) İzin kapsamında ithal edilen eşyanın üretim ve/veya imalatta kullanılacağına dair taahhüt verilmesi.

(2) Firmanın yetkilendirilmiş yükümlü sertifikası sahibi olması halinde birinci fıkrada yer alan şartlar aranmaz.

(3) Resmî daireler, sermayesinin tamamı devlete ait olan iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait bağlı müesseselerin yapacakları izin başvurularında birinci fıkrada sayılan koşullar aranmaz.

Eşyaya ve rejime ilişkin koşullar

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerinden yararlanacak eşya Genel Müdürlükçe belirlenir ve Bakanlık internet sitesinde duyurulur.

(2) Serbest dolaşıma giriş ve dahilde işleme rejimi kapsamında denizyolu konteyner taşımacılığı ile Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşyanın bu Tebliğ hükümlerinden faydalanmasına izin verilir.

Başvuru

MADDE 6 – (1) Başvurular, başvuru sahibinin ticaret sicili kaydı uyarınca bağlı bulunduğu ile en yakın Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne yapılır.

(2) Başvuru formu ile başvuruda yer alması gereken bilgi ve belgeler Bakanlık internet sitesinde duyurulur.

(3) Yetkilendirilmiş yükümlü statüsü sahiplerinden ayrıca başvuru alınmaz. Bu kişiler bu Tebliğ hükümlerinden doğrudan faydalandırılır.

Başvurunun değerlendirilmesi

MADDE 7 – (1) 4 üncü maddede yer alan şartları taşıyan başvuru sahibinin yetkilendirmesi yapılarak başvuru sahibine bildirilir.

(2) Başvuruda eksik bilgi ve belge bulunması halinde eksikliklerin tamamlanması için başvuru sahibine 30 günlük süre verilir.

(3) Başvurunun 4 üncü maddede belirtilen sebeplerle uygun görülmemesi veya 30 günlük süre içerisinde eksik bilgi ve belgelerin tamamlanmaması halinde başvuru reddedilir ve red kararı gerekçesi ile birlikte başvuru sahibine bildirilir.

İzin süre sonu

MADDE 8 – (1) İzin süre sonu, iznin verildiği yılı izleyen takvim yılını takip eden üçüncü yılın son günüdür.

(2) Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikasının askıya alınması, geri alınması ve iptal edilmesi hallerinde, belgenin askıya alındığı, geri alındığı veya iptal edildiği tarih itibarıyla Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikası sahipleri bu Tebliğ hükümlerinden faydalanamaz.

Beyanname işlemleri

MADDE 9 – (1) Bu Tebliğ kapsamı eşyanın gümrük beyannamesine konu edilebilmesi için tescil edilmiş statüde bir özet beyanın bulunması gereklidir.

(2) İzin kapsamında işlem görecek gümrük beyannamesinin “BS” kutusuna “BS-18” yazılır.

(3) İzin kapsamında tescil edilecek gümrük beyannamesinin, özet beyanın ilgili satırında yer alan eşyanın tamamını kapsaması gerekir.

Risk analizi ve beyanın kontrolü

MADDE 10 – (1) Bu Tebliğ kapsamında işlem gören gümrük beyannamelerinin beyanın kontrolü türü (hat bildirimi), varış bildirimi onayına kadar yükümlülere bildirilmez.

(2) Bu Tebliğ kapsamında işlem gören gümrük beyannamelerine ilişkin beyanın kontrolü, eşyaya ait beyanname ve eklerinin doğruluğu ve birbiriyle uygunluğu itibarıyla veya belge kontrolüne tabi tutulmaksızın gerçekleştirilir.

(3) Eşyaya ait beyanname ve eklerinin doğruluğu ve birbiriyle uygunluğu kontrol edilen veya belge kontrolüne tabi tutulmayan bu Tebliğ kapsamındaki gümrük beyannamelerinin, herhangi bir nedenle varış bildirimi onayına kadar fiziki muayeneye yönlendirilmesi mümkündür.

Eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine getirilmesi

MADDE 11 – (1) Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın taşıttan boşaltılması gümrük gözetimi altında gerçekleştirilir.

(2) Özet beyan eksiklik/fazlalık takibatı, Yönetmeliğin 75 inci maddesi çerçevesinde gerçekleştirilir.

(3) Varış bildirimi onayı ile kapanmış/kapatılabilir statüye gelen gümrük beyannamesinde belirtilen konteynerin boşaltma listesinde bulunmaması halinde söz konusu beyanname iptal edilir.

(4) Üçüncü fıkra kapsamı eşyaya ilişkin ödenmiş bir vergi bulunması halinde Kanun ve Yönetmeliğin geri verme hükümlerine göre işlem yapılır.

(5) Gümrük beyannamesinin iptal edilmesi halinde iptale ilişkin bilgi yükümlüye; gümrük beyannamesinde belirtilen konteyner numaraları ise liman işletmesine sistem üzerinden bildirilir.

Özet beyan verisinin değişmesi

MADDE 12 – (1) İzin kapsamında gümrük beyannamesine konu edilen özet beyanın ilgili satırında varış bildirimi verilinceye kadar değişiklik yapılması veya özet beyanın iptali halinde tescil edilmiş olan beyanname iptal edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamında yer alan gümrük beyannamesine ilişkin ödenmiş bir vergi bulunması halinde Kanun ve Yönetmeliğin geri verme hükümlerine göre işlem yapılır.

(3) Gümrük beyannamesinin iptal edildiği yükümlüye; iptal edilen beyannamede belirtilen konteyner numaraları ise liman işletmesine sistem üzerinden bildirilir.

Geçici depolama giriş-çıkış işlemleri

MADDE 13 – (1) Sarı ve yeşil hatta işlem gören gümrük beyannamesi kapsamı eşyanın geçici depolama giriş-çıkış kaydı yapılmaz.

(2) 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası kapsamında kırmızı hatta sevki yapılan veya varış bildirimi onayı ile birlikte yükümlülerce beyanın kontrol türünün kırmızı hat olduğunun öğrenildiği gümrük beyannamesi kapsamı eşya izin kapsamında değerlendirilmez. Bu durumda, gümrük beyannamesinde düzeltme yapılarak “BS-18” basitleştirilmiş usul kodu iptal edilir. Ayrıca, izin kapsamında değerlendirilmeyen söz konusu eşyanın geçici depolama giriş kaydı yapılır.

Beyannamenin statüsü

MADDE 14 – (1) Beyanın kontrolü tamamlanan ve ilgili rejim uyarınca vergileri ödenen veya teminata bağlanan gümrük beyannamesi, varış bildirimi onayı ile birlikte serbest dolaşıma giriş rejiminde kapanmış, dahilde işlem rejiminde kapatılabilir statüye gelir.

Saha çıkış işlemleri

MADDE 15 – (1) 13 üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında işlem görerek serbest dolaşıma giriş rejiminde kapanmış, dahilde işlem rejiminde kapatılabilir statüye gelen beyanname kapsamı eşyanın bulunduğu konteynerlerin saha çıkışı yapılabilir.

(2) Söz konusu konteynerler varış bildirimi onayıyla beraber tahliye planının yapılmasını teminen liman işletmesine bildirilir.

Sonradan kontrol işlemleri

MADDE 16 – (1) Bu Tebliğ kapsamında işlem gören eşyanın gümrük işlemlerine ve/veya sonraki ticari işlemlere ilişkin ticari belge ve veriler, 27/10/2008 tarihli ve 27037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sonradan Kontrol ve Riskli İşlemlerin Kontrolü Yönetmeliği uyarınca sonradan kontrol kapsamında denetlenir veya beyannamenin tescil edildiği gümrük müdürlüğünün bağlı bulunduğu Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünde yer alan Kontrol Şubelerince incelemeye tabi tutulur.

(2) Yapılan kontrol işlemleri sırasında izin sahibinin izne ilişkin koşulları taşımaya devam edip etmediği de kontrol edilir.

Yetki

MADDE 17 – (1) İzin sahibinin aldatıcı işlem ve eylemi halinde, verilen izni iptal etmeye izni veren Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü yetkilidir.

(2) Bu Tebliğ kapsamı eşyanın ithalat işlemlerine ilişkin özel ve istisnai durumları inceleyip sonuçlandırmaya Genel Müdürlük yetkilidir.

Yürürlük

MADDE 18 – (1) Bu Tebliğ yayımını takip eden 90 ıncı gün yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 19 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019/01 SGK İşe İade Süreci ve Hesaplamaları Hakkında

Kesinleşen mahkeme kararının işçiye veya vekiline tebliği tarihinden itibaren on günlük süre içerisinde işverene işe başlatma talebinde bulunulması gerekmektedir.

Buradaki on günlük süre işçi açısından boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı için hak düşürücü bir süre olup, işçi bu süreyi geçirirse iş akdinin feshi geçerli bir fesih olur ve işveren sadece ihbar ve kıdem tazminatından sorumlu olur. Bu durumda işçi sadece ihbar ve kıdem tazminatı (kıdem tazminatı için en az işverenin bünyesinde 1 yıllık çalışması olması gerekiyor) talebinde bulunabilecektir. Eğer ki iş akdi fesih edilirken bu tazminatlar da ödenmiş ise işçinin başkaca alacak talebi olamayacaktır ve işverenin de başka bir yükümlülüğü kalmayacaktır.

İşe Başlatma veya Başlatmama Sonuçları

İşe başlatma başvurusu işveren tarafından kabul edilip işe başlatılacak ise işçi tarafından yapılan talep tebliğinden itibaren 1 aylık süre içerisinde işe başlatılması ve işçiye bildirilmesi gerekmektedir. Bu bir aylık süre zarfında işveren işçiyi işe başlatacağını bildirmiş ve işçi işe başlatılmamış ise işveren işe iadeye aykırılık tazminatı ödemek zorunda kalacaktır.

Boşta Geçen Süre ve İşe Başlatmama Ücretlerinin Hesaplanması

Boşta geçen süre ücretinin hesaplanmasında, dava tarihi 01.01.2018 tarihinden önce ise, fasih tarihinden itibaren en fazla 4 aya kadar geçen süre içinde, fesih tarihindeki ücret ve hakları dikkate alınarak, işçiye ödenen maaş, yemek, yol, ikramiye, yakacak yardımı, gıda yardımı, servis ücretleri ve bu ücretlere yapılan zamlar dikkate alınarak hesaplanması gerekmektedir. Ancak fiili çalışması ile elde edilebilen satış/performans primi, fazla mesai, resmi tatil ve hafta tatili çalışma ücreti gibi ücretler fiilen işçinin çalışması olması durumunda elde edebileceği ücretler olduğundan boşta geçen süre ücretinin hesaplanmasında dikkate alınmamalıdır.

Diğer taraftan, dava tarihi 01.01.2018 tarih ve sonrası ise, fasih tarihinden itibaren en fazla 4 aya kadar geçen süre içinde, dava tarihindeki ücret ve hakları dikkate alınarak, işçiye ödenen maaş, yemek, yol, ikramiye, yakacak yardımı, gıda yardımı, servis ücretleri dikkate alınarak hesaplanacaktır. Ancak fiili çalışması ile elde edilebilen satış/performans primi, fazla mesai, resmi tatil ve hafta tatili çalışma ücreti gibi ücretler fiilen işçinin çalışması olması durumunda elde edebileceği ücretler olduğundan boşta geçen süre ücretinin hesaplanmasında dikkate alınmamalıdır.

Yani işçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen ihbar tazminatı ile kıdem tazminatı, yukarıda belirttiğimiz hesaplamalara göre yapılacak ödemeden mahsup edilir.

İşe başlatmama tazminatının hesaplanması da dava tarihine göre değişmektedir. Dava tarihi 01.01.2018 tarihinden önce ise,  işçinin işe başlatılmayacağının kesinleştiği tarih itibari ile emsal işçi ücreti dikkate alınarak 4 aydan 8 aya kadar işe başlatmama tazminatı hesaplanmalıdır. Ayrıca 4 aylık süre eklenince yıllık izine hak kazanıyor ise emsal ücret üzerinden yıllık izin ücreti ile ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı yeniden hesaplanması gerekmektedir. Yani iş akdi fesih tarihine eklenecek 4 aylık süre ile ihbar ve kıdem tazminatı emsal ücret üzerinden yeniden hesaplanacaktır. Eğer ki daha önce ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş ise yeni hesaplanan tutarlardan eski ödenen tutarlar mahsup edilerek kalan fark işçiye ödenecektir.

Eğer dava tarihi bu sefer 01.01.2018 tarihi ve sonrası ise, dava tarihindeki ücret ve hakları dikkate alınarak 4 aydan 8 aya kadar işe başlatmama tazminatı hesaplanmalıdır. Ayrıca 4 aylık süre eklenince yıllık izine hak kazanıyor ise dava tarihindeki ücret dikkate alınarak yıllık izin ücreti ile ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı yeniden hesaplanması gerekmektedir. Yani iş akdi fesih tarihine eklenecek 4 aylık süre ile ihbar ve kıdem tazminatı dava tarihindeki ücret dikkate alınarak yeniden hesaplanacaktır. Tabi daha önce ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş ise yeni hesaplanan tutarlardan eski ödenen tutarlar mahsup edilerek kalan fark işçiye ödenecektir.

Yani işe başlatılmayan işçiye ihbar süresi verilmemiş veya ihbar tazminatı peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı yine yukarıda belirttiğimiz hesaplamalara göre ayrıca ödenecektir.

SGK’ya Bildirim Süreleri

İşe başlatılan işçiye yapılan işe başlatma davetinin işçi tarafından tebliğ alındığı tarihten sonraki dönemin 23’üne kadar, işe başlatılmayan işçi için ise işe başlatılma talebinin işverene tebliğ tarihinden sonraki dönemin 23’üne kadar boşta geçen sürelere ait primlerin bildiriminin bağlı bulunulan SGK’ya yapılması gerekmektedir.

SGK’ya bildirim yapılırken dilekçeye aşağıdaki belgelerin mutlaka eklenmesi gerekmektedir.

  • İşçinin/Vekilinin işe başlama talep ihtarnamesi ve tebliğ zarfı
  • İşverenin işe başlama davet ihtarnamesi ve tebliğ zarfı (İşveren işe başlatması durumunda)
  • Boşta geçen sürelere ait aylık prim hizmet bildirgeleri
  • 4 aylık süre sonuna denk gelen tarihli işten ayrılış bildirgesi
  • Mahkeme kararı
  • Temyiz kararı (Eğer mahkeme kararı temyiz edilmiş ise)
  • İmza sirküleri veya vekaletname fotokopisi

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-4 7161 Sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Yayımlandı

17.01.2019 tarih ve 7161 sayılı Vergi Kanunları İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 18/01/2019 tarih ve 30659 nolu Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

 

Söz konusu Kanun ile başta vergi kanunları olmak üzere birbirinden farklı konularda bir takım düzenlemeler yapılmış olup getirilen düzenlemelerden mali/vergisel yönü bulunanlar konu başlıkları itibariyle aşağıda özetlenmiştir.

 

  1. a) Varlık finansmanı fonlarının sermaye piyasalarında yaptıkları işlemler nedeniyle lehe aldıkları paralar BSMV’den istisna edildi

 

7161 Sayılı Kanun’un 2’nci maddesiyle, Gider Vergileri Kanununun “İstisnalar” başlıklı 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ile varlık finansmanı fonlarının sermaye piyasalarında yaptıkları işlemler nedeniyle lehe aldıkları paralar BSMV’den istisna edilmiştir. Düzenlemenin yürürlük tarihi 18.01.2019’dur.

  1. b) Gelir Vergisi Kanunu’na yönelik yapılan diğer düzenlemeler

7161 Sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23’üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ile Türk Hava Kurumu ile sivil havacılıkta görevli pilotlar ve sertifikalandırılmış kabin memurlarına ödenen aylık ücretin gerçek safi değerinin %70’i gelir vergisinden istisna edilmiştir. Cumhurbaşkanı bu oranı %100’e kadar artırmaya veya sıfıra kadar indirmeye yetkili kılınmıştır.

Diğer taraftan, aynı Kanunun 4 üncü maddesiyle, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 29’uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, denizaltına dalış yapanlara fiilen dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan aynı yöndeki ödemelere yönelik gelir vergisi istisnası “Türkiye’deki müesseselerde denizaltına dalış yapanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Bu düzenlemeler 1 Şubat 2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.

  1. c) Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkartılmasından doğan kazançlarla ilgili istisna süresi 2023 yılına uzatıldı

7161 Sayılı Kanunun 5’inci maddesiyle, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 76’ncı maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ile Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlarla ilgili 31.12.2018 tarihinden sona eren istisna süresi 01.01.2019 tarihinden geçerli olmak üzere 31.12.2023 tarihine kadar uzatılmıştır.

  1. d) KDV istisnalarına ilişkin düzenlemeler yapıldı

7161 Sayılı Kanun’un 17’nci maddesiyle 3065 sayılı KDV Kanununun istisnalara ilişkin 13’üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle

– Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin yenilenebilir ve diğer enerji tesislerinin inşasına ilişkin olarak bunlara veya bunlar tarafından oluşturulan iktisadi işletmelere yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları ile,

– Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayıncılık sertifikası verilmiş yayıncılar tarafından yapılan kitap ve süreli yayınların teslimi,

KDV’den istisna edilmiştir. Bu düzenlemenin yürürlük tarihi 01.02.2019’dur.

İlaveten, aynı Kanunun 19’uncu maddesiyle, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında trampa yoluyla kamulaştırılan taşınmazların hazineye devrinden dolayı kazanç oluşmayacağı ve aynı işlemler ile ilgili teslimlerin KDV’den istisna olacağına ilişkin hükümleri içeren 3065 sayılı KDVK’nun Geçici 35’inci maddesinin uygulama süresi 31.12.2018 tarihinden 31/12/2020 tarihine uzatılmıştır. Aynı zamanda anılan madde hükmüne göre bu işlemler damga vergisi ve tapu harcından da müstesnadır. İlaveten maddede bahsi geçen taşınmazların Hazineye devrinden dolayı gelir ve kurumlar vergisi kanunlarına göre de kazanç oluşmuş sayılmaz. Bu düzenlemenin yürürlük tarihi ise 01.02.2019’dur.

  1. e) Kur farkı, KDV matrahına dahil unsurlar arasına eklendi

3065 Katma Değer Vergisi Kanununda, kur farklarının KDV’ye tabi olduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle bu konuda tereddütler yaşanmaktaydı.

Bu amaçla 7161 sayılı Kanunun 18’inci maddesiyle, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlıklı 24’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine “fiyat farkı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “kur farkı,” ibaresi eklenmek suretiyle bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkının, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi, düzenlemenin yürürlük tarihi olan 01.02.2019 tarihinden itibaren kesin olarak mümkün hale geldi.

  1. f) İmalat sanayii yatırımlarına ilişkin inşaat harcamalarına ilişkin KDV iadesinin uygulama süresinin uzatıldı

7161 Sayılı Kanunun 20’nci maddesiyle, 3065 sayılı KDV Kanunu’nun Geçici 37’nci maddesinde yapılan değişiklik ile imalat sanayii yatırımlarına ilişkin 2018 yılında yapılacak inşaat harcamaları dolayısıyla yüklenilecek KDV’nin iade edilmesine yönelik uygulamanın 2019 yılında da sürdürülmesine imkan sağlandı. Ayrıca Cumhurbaşkanına bu uygulamanın süresini 5 yıla kadar uzatma yetkisi verildi. Bu düzenlemenin yürürlük tarihi 01.02.2019’dur

  1. g) Yatırım teşvik belgesi kapsamında yapılan imalat sanayii yatırımlarına sağlanan ilave teşviklerin uygulama süresinin uzatıldı

7161 sayılı Kanunun 43’üncü maddesiyle, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 9’uncu maddesinde yapılan değişiklik ile, 2017 ve 2018 yıllarında yapılan imalat sanayii yatırımları için Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesi kapsamındaki yatırım teşviklerinden daha yüksek oranlarda faydalanılmasına imkan veren düzenlemenin 2019 yılında yapılacak imalat sanayii yatırımları için de uygulanmasına imkan sağlanmış ve Cumhurbaşkanına bu uygulamanın süresini 5 yıla kadar uzatma yetkisi verilmiştir. Düzenlemenin yürürlük tarihi 18.01.2019’dur.

  1. h) Şalgam suyu, çeşnili ve aromalı/aromalandırılmış içme sütleri, bebek ve devam sütlerine ÖTV istisnası getirildi

7161 Sayılı Kanunun 37’nci maddesiyle, ÖTV Kanununa ekli (III) sayılı listenin (A) cetvelinin 22.02 G.T.İ.P. numaralı sırasındaki “Mal İsmi” sütunundaki beşinci parantez içi hükümde yapılan değişiklikle, şalgam suyu, çeşnili ve aromalı/aromalandırılmış içme sütleri ile bebek ve devam sütü sayılan içecekler ÖTV kapmasından çıkartılmış bu suretle sayılan içecekler ÖTV’den istisna edilmiştir. Düzenleme 18.01.2019 tarihinden itibaren geçerlidir.

Ayrıca yukarıdaki düzenlemeye paralel olarak yine 7161 sayılı Kanunun 38’inci maddesiyle, ÖTV Kanununa eklenen geçici 8’inci madde ile düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten  (18.1.2019 tarihinden) önce ithal veya teslim edilen şalgam suları ile Türk Gıda Kodeksine göre çeşnili ve aromalı/aromalandırılmış içme sütleri, bebek ve devam sütü sayılan içeceklerle ilgili olarak, ÖTV ve bu vergiye isabet eden KDV bakımından vergi tarhiyatı yapılmaması, vergi cezası kesilmemesi, daha önce yapılmış olan tarhiyatlardan ve kesilmiş cezalardan varsa açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçileceği, tahakkuk eden tutarların terkin edileceği, tahsil edilen tutarların ise red ve iade edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Düzenleme de 18.01.2019 tarihinden itibaren geçerlidir.

ı) İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşulu yumuşatıldı

7161 sayılı Kanunun 25’inci maddesiyle, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun “İşsizlik ödeneğinin; miktarı, ödeme süreleri ve zamanı ile sigorta primleri” başlıklı 50’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “prim ödeyerek sürekli çalışmış” ibaresi “hizmet akdine tabi” şeklinde değiştirilmiş bu suretle, işsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarından, son 120 gün “prim ödeyerek sürekli çalışmış” olma şartı “hizmet akdine tabi” olma şeklinde yumuşatmış, 120 gün boyunca hizmet akdine tabi olmasına karşın devamsızlık hallerinden kaynaklı ödememe durumu ortadan kaldırılmıştır. Düzenlemenin yürürlük tarihi 18.1.2019 olup, bu tarihten önce hizmet akdi feshedilenlerin uygulamadan yararlanma imkanı bulunmamaktadır.

  1. i) Kira artışının belirlenmesinde tüketici fiyat endeksindeki 12 aylık ortalama dikkate alınacaktır

7161 sayılı Kanunun 56’ncı maddesiyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 344 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “üretici fiyat endeksindeki artış” ibareleri “tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin dördüncü fıkrasına “kararlaştırılmışsa,” ibaresinden sonra gelmek üzere “20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla,” ibaresi eklenmiştir.  Düzenlemenin yürürlük tariki 01.01.2019’dur.

Yapılan bu düzenlemeye göre, Türk Borçlar Kanunu’nun Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) 12 aylık ortalamalara göre değişim oranının esas alınacağına ilişkin hüküm, kira sözleşmeleriyle akdedilmiş diğer kira sözleşmelerinin yenilenmesinde uygulanacak olup böylece tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları bir önceki kira yılında 12 aylık TÜFE ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerli sayılacak.

7161 Sayılı Kanun’un tam ve orijinal metni ektedir/aşağıdadır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-03 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50. Maddesinde değişiklik

18.01.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “7161 No’lu Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 25’inci maddesinde 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “prim ödeyerek sürekli çalışmış” ibaresi “hizmet akdine tabi” olarak değiştirilmiştir.”

Bu madde değişikliği ile işten çıkış tarihinden önceki 120 gün içinde aşağıdaki durumlarda dahi eksik günü olanlar diğer şartları da sağlamış olmaları durumunda işsizlik ödeneği almaya hak kazanılabilecektir.

  • Devamsızlık
  • Ücretsiz izin
  • İşten çıkış tarihinde çalışmama
  • Kısmi süreli çalışma
  • İstirahat

Böylelikle yapılan yeni düzenleme işten çıkış tarihinden önce 120 gün için prim ödenmesi şartı ortadan kaldırılarak sigortalı olarak bildirilmiş olma yeterliliği getirilmiştir.

İşsizlik ödeneği alabilmenin diğer şartları:

  1. Son 3 yıl içinde en az 600 gün işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şartı ile;
  • 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün,
  • 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün,
  • 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün,

Süre ile işsizlik ödeneği ödenecektir.

  1. SGK işten çıkış kodu;
    • 04-Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi
    • 05-Belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi
    • 12-Askerlik
    • 15-Toplu işçi çıkarma
    • 17-İşyerinin kapanması
    • 18-İşin sona ermesi
    • 23-İşçi tarafından zorunlu nedenle fesih
    • 24-İşçi tarafından sağlık nedeniyle fesih
    • 25-İşçi tarafından işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih
    • 27-İşveren tarafından zorunlu nedenlerle ve tutukluluk nedeniyle fesih
    • 28-İşveren tarafından sağlık nedeni ile fesih
    • 31-Borçlar Kanunu, Sendikalar Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu kapsamında kendi istek ve kusuru dışında fesih
    • 32-4046 sayılı Kanunun 21. maddesine göre özelleştirme nedeni ile fesih
    • 33-Gazeteci tarafından sözleşmenin feshi
    • 34– İşyerinin devri, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedeniyle fesih
    • 40-696 KHK ile kamu işçiliğine geçilememesi sebebiyle çıkış

Kodlarından biri ile işten çıkış yapılması durumunda işsizlik ödeneği almaya hak kazanılmaktadır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Şirketlerin ‘Elektronik Tebligat Adresi’ almak için PTT’ye başvurmalarına gerek yokmuş

6 Aralık 2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Elektronik Tebligat Yönetmeliği ile, 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merciler tarafından Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) vasıtasıyla elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş ve söz konusu düzenleme ile; Anonim Şirketler, Limited Şirketler, Kollektif Şirketler ve Komandit Şirketlere 7201 sayılı Tebligat Kanunu kapsamında yapılacak tebligatların elektronik ortamda yapılması zorunlu hale getirilmişti.

Ayrıca; 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri (Dernekler, vakıflar, kooperatifler), noterler, baro levhasına yazılı avukatlar, sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler, idareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları,   adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim de kapsama dahil edilmişti.

Yapılan düzenlemeye göre Elektronik Tebligat Kanunu uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden yürütülecek olup Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alacak.

Diğer taraftan kendilerine elektronik tebligat alma zorunluluğu getirilen şirketlerin, elektronik tebligat adresi almak üzere 31 Ocak 2019 tarihine kadar PTT’ye başvurmaları gerekmekteydi. Başvuruya, Şirket MERSİS’e kayıtlı ise MERSİS numarası ve sistem bilgilerinin, MERSİS’e kayıtlı değilse tabi oldukları sistem bilgilerinin de eklenmesi zorunlu bulunmaktaydı.

PTT’nin de başvurunun yapıldığı tarihten itibaren 1 ay içinde elektronik tebligat adresini, Şirketin sistem bilgilerini esas almak suretiyle tek ve benzersiz olacak şekilde oluşturması ve UETS’ye kaydetmesi, daha sonra ise adres sahibi Şirkete göndermesi gerekiyordu.

PTT kendisine yapılan yoğun başvuruların üstesinden gelememiş olsa gerek, elektronik tebligat adresi alınmasıyla ilgili 17.01.2017 tarihinde internet üzerinden aşağıdaki gibi bir duyuru yaptı.

PTT’DEN ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

15 Mart 2018 tarih ve 30361 Sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan 7101 Sayılı ” İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 7201 Sayılı Tebligat Kanunun 7/A maddesi değiştirilmiş olup Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi adıyla yeni bir uygulama devreye alınmıştır.

PTT A.Ş. tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi Projesi 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla devreye alınmıştır.  Kanun kapsamında adres oluşturulması için gerekli bilgiler;

  • İlgili kamu kurum veya kuruluşundan,
  • Mahallî idareler bakımından İçişleri Bakanlığından,
  • İlgili kamu iktisadi teşebbüsünden,
  • İlgili kamuya ait ortaklıktan,
  • Şirketler ve kooperatifler bakımından Gümrük ve Ticaret Bakanlığından,
  • İlgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu veya üst kuruluşundan,
  • Türkiye Noterler Birliğinden,
  • Türkiye Barolar Birliğinden,       

İstenmiş olup adreslerin oluşturulması yine aynı kanal üzerinden sağlanacaktır. Bu doğrultuda mevcut kanun ve yönetmelik gereği  ticari tüzel kişiliklerin bilgileri de Ticaret Bakanlığı’ndan talep edilmiş olup, gelen bilgiler doğrultusunda E-Tebligat adresleri PTT A.Ş. tarafından toplu olarak açılacak ve Bakanlık tarafından hesaplarla ilgili duyuru yapılmasına müteakip,  hesap sahiplerince E-Tebligat hesaplarının aktif hale getirilmesi ile tebligat iletileri söz konusu adreslere iletilmeye başlanacaktır.

Hesaplar aktif olmadan tebligat adreslerine gönderim yapılmayacaktır. Ticari şirketlerin bu kapsamda Bakanlıkça yapılacak duyuruyu beklemesi gerekmektedir.

Sosyal medya ve bazı yayın organlarında belirtildiği gibi 31 Ocak 2019’a kadar tebligat hesaplarının açtırılması zorunluluğu bulunmamaktadır.  Söz konusu hesaplar Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi tarafından toplu olarak oluşturulacak olup herhangi bir PTT Merkezi veya Şubelerine başvuru yapılmasına gerek yoktur. Bu nedenle 31 Ocak’a  kadar PTT Merkez ve gişelerinden hesapların açılması gerektiğine dair duyum ve yönlendirmelere itibar edilmemelidir.

Elektronik Tebligat Adresleri adres sahiplerince aktif edilene kadar, tebligat elektronik yolla değil PTT A.Ş. tarafından fiziksel yolla sahiplerine iletilmeye devam edecektir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun ek 2. Maddesine göre PTT’nin, elektronik tebligat sisteminin yürütülmesi için gerekli bilgi ve belgeleri ilgili kurum, kuruluş veya birliklerden isteme yetkisi, ilgili kurum, kuruluş veya birliklerin de, talep edilen bilgi ve belgeleri PTT’ye göndermeleri zorunlulukları bulunmaktadır.

Gelinen noktada, PTT’de tek tek başvurularla uğraşmak yerine yetkisini kullanarak, Ticaret Bakanlığı’ndan şirketlerle ilgili olarak gerekli bilgileri isteme, gelen bilgilere göre şirketlerin elektronik tebligat adreslerini oluşturduktan sonra yine Ticaret Bakanlığı ve ilgili kuruluşları vasıtasıyla şirketlere ulaştırma yolunu seçmiş oldu. Buna göre PTT, Ticaret Bakanlığı’ndan toplu alacağı bilgilere istinaden şirketlerin tebligat adreslerini oluşturacak ve akabinde Bakanlık veya ilgili kuruluşları vasıtasıyla oluşturulan adreslerini şirketlere gönderecek.

Mevcut durum itibariyle şirketlerin elektronik tebligat adresi almak için PTT’ye başvurmalarına gerek bulunmamakta olup, PTT’nin yaptığı bu duyuru sonrası elektronik tebligat adresinin geç verilmesinden artık şirketlerin sorumlu tutulması mümkün görünmemektedir. 17 Ocak 2019


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”