Özel Tüketim Vergisi Sıfıra İndirilmiş Deniz Yakıtı Uygulamasında Yeni Düzenlemeler

(VERGİ SORUNLARI DERGİSİNİN EYLÜL/2013 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR)

ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ SIFIRA İNDİRİLMİŞ DENİZ YAKITI UYGULAMASINDA YENİ DÜZENLEMELER

Hüseyin DEMİR*

ÖZET
Özel tüketim vergisine tabi olan deniz yakıtlarının dağıtıcılarca,  belli şartları sağlayan kullanıcılara tesliminde ÖTV sıfır olarak uygulanmaktadır. Denizcilik faaliyelerinin gelişmesini amaçlayan bu düzenleme ile kullanıcıların ucuz yakıt satın alabilmelerinin önü açılmış olmakta, bununla birlikte ÖTV gelirlerinde azalma meydana getirmektedir. Kötüye kullanıma son derece açık olması nedeniyle, ÖTV’si sıfırlanmış deniz yakıtı teslim edenlerin ve buna bağlı olarak kullanıcıların vergi incelemesi ve yoklama denetimleriyle, mevzuata uygun davranıp davranmadıklarının tespit edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler : Özel Tüketim Vergisi, Deniz Yakıtı, Dağıtıcı, ÖTV’si Sıfırlanmış Deniz Yakıtı Kullanıcısı.
Jel Sınıflandırması: H20, H25, H29
NEW REGULATIONS IN THE PRACTICE OF SEA FUEL WITH ZERO SPECIAL CONSUMPTION TAX
ABSTRACT
The SCT is applied as zero in the delivery of the sea fuels subject to special consumption tax to distributors and users who meet certain conditions. This regulation which aims at improving maritime activities has paved the way for users to buy cheap fuel, and it also causes a reduction in SCT revenues. There is an obligation to carry out tax audits and tax inspections on deliverers and users of sea fuel with zero SCT as well as to determine their compliance with legislation, since it is extremely open to misuse.
Keywords: Special Consumption Tax, Sea Fuel, Distributor, Users of Sea Fuel with Zero SCT.
Jel Classification: H20, H25, H29
GİRİŞ
01.7.2003 tarih ve 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 1. maddesiyle, Türk Uluslararası Gemi Siciline ve Milli Gemi Siciline kayıtlı, kabotaj hattında münhasıran yük ve yolcu taşıyan gemilere , ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine miktarı her geminin teknik özelliklerine göre ve diğer şartların taşınması halinde verilecek akaryakıtın özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiştir.
Ülkemizde büyük vergi kaybına sebep olan akaryakıt kaçakçılığının milli bir sorun olarak önemsendiği son yıllarda, ilgili kamu kurumlarının kendi konularına giren alanlarda denetim çalışmalarına hız vermiş olduğu, buna bağlı olarak Maliye Bakanlığı’nın ve özelde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mevzuat düzenlemeleriyle sektörü yoğun takibe aldığı görülmektedir. Akaryakıt dağıtıcılarının ve yakıt kullanıcılarının belli aralıklarla vergi incelemesine tabi tutulmasının zorunlu hale getirilmesi, kaçakçılığı önleme çabasının dikkate değer bir yansıması olarak algılanmıştır.
6 Seri Numaralı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğinde ve daha sonra yayımlanan genel tebliğlerde yapılan değişikliklerle uygulamaya yön verilmiş, çok fazla değişiklik yapıldığı için biraz da karmaşık hale gelen mevzuata, en son 20.7.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği ile ek düzenleme ve değişiklikler getirilmiştir. Özel Tüketim Vergisi sıfıra indirilmiş deniz yakıtı uygulamasının önemli yönleri ve yapılan değişiklikler bu makalenin konusunu oluşturmaktadır.
1. KAPSAMA ALINAN DENİZ YAKITLARI
6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğinin “Tanımlar” başlıklı 1. maddesinde, GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) numaraları belirtilen deniz yakıtlarının ana ve yardımcı makinalarda kullanılması halinde bu yakıtların teslimlerinde sıfır ÖTV uygulanmasına izin verilmiştir. Bunlar genel olarak, kükürt oran ve miktarları belirtilen motorin, kırsal motorin, fuel oil grupları, denizcilik yakıtları ve diğerleridir.
2. KİMLER SIFIR ÖTV İLE DENİZ YAKITI SATABİLİR?
ÖTV mükellefiyetinin bulunduğu yer vergi dairesinin bağlı olduğu yer vergi dairesi başkanlığı tarafından verilen dağıtım izin belgesini haiz olan dağıtıcılar, sıfır ÖTV ile deniz yakıtı satışı yapabilirler. Genel ve özel bütçeli idareler, İl Özel İdareleri, sermayelerinin fazlası bu kurumlara ait olan kuruluşlar, özelleştirme kapsamında olup sermayelerinin fazlası kamuya ait olan işletmeler için dağıtım izin belgesine sahip olma şartı aranmaz. Dağıtım izin belgeleri her yıl 31 Aralık tarihine kadar geçerli olacak şekilde düzenlenir. Dağıtım izin belgesinin alınabilmesi için dağıtıcılarda aranan kriterler aşağıda sayılmıştır.
1. Müracaat tarihinde dağıtıcının herhangi bir vergi borcunun bulunmaması,
2. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket sermayesinin %10›undan fazlasına sahip olanların affa uğramış olsalar dahi, hırsızlık, emniyeti suistimal, dolandırıcılık, yalan yere şahadet, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira, irtikap, rüşvet, ihtilas cürümlerinden biri dolayısıyla hapis cezası veya 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna muhalefetten mahkum olmamaları ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesinde yazılı kaçakçılık suçlarını işlememiş olmaları,
3. İlgili vergi dairesine  10.000.000 Türk Lirası karşılığı, para, bankalar ve özel finans kurumları tarafından verilen süresiz teminat mektupları, Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler, Milli esham ve tahvilat teminatlarından herhangi birini vermiş olmaları,
4. Yakıt dağıtım taahhütnamesini ilgili vergi dairesine vermiş olmaları.
Dağıtıcıların bu şartları taşımadığının anlaşılması veya bu şartları sonradan ihlal ettiklerinin anlaşılması halinde verilmiş olan dağıtım izin belgeleri iptal edilir ve dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilir.
Dağıtıcılar ayrıca ÖTVBS adı verilen sisteme kaydolmak için, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na başvurmak zorundadır.
3. KİMLER SIFIR ÖTV İLE YAKIT SATIN ALABİLİR?
ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı satın alma hakkı olan mükellefler 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğinde belirtilmiştir. Buna göre; Türk Uluslararası Gemi Siciline veya Milli Gemi Siciline ve Deniz Ticaret Odasına kayıtlı olan ve kabotaj hattında çalışan:

  • Yük ve yolcu taşıyan gemiler,
  • Balıkçı gemileri,
  • Ticari yatlar
  • Römorkör
  • Algarina,
  • Kablo ve kurtarma gemisi,
  • Dalgıç aracı gibi deniz ulaştırmasının diğer hizmetlerinde kullanılan ve yolcu ya da yük gemisi olmayan ticari gemiler,
  • Bilimsel araştrıma gemileri,

dağıtıcılardan sıfır ÖTV ile deniz yakıtı satın alma hakkına sahiptirler.
Genel ve özel bütçeli idareler, İl Özel İdareleri, sermayelerinin fazlası bu kurumlara ait olan kuruluşlar, özelleştirme kapsamında olup sermayelerinin fazlası kamuya ait olan işletmeler için deniz ticaret odasına kayıt olma şartı aranmaz.
4. VERGİ İNCELEMESİNE SEVK EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR VE YAPILACAK YOKLAMALAR
ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı uygulaması, hem dağıtıcılar hem de yakıt satın alanlar bakımından büyük vergi avantajı sağladığından, yoğun denetimlerle vergi kayıp ve kaçağının ortaya çıkmasının önlenmesi gerekmektedir. Denizcilik alanında kullanılan motorinin litresinden 1,5245 TL ÖTV ve bunun % 18’inin katma değer vergisi alındığı düşünüldüğünde, toplamda yaklaşık 1,80 TL daha ucuz yakıt satın alma imkanı ortaya çıkmaktadır. Suistimale açık olan bu avantajın mevzuattaki usul ve esaslara uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi için, 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği ve değiştiren diğer tebliğlerle açıklanan aşağıdaki durumların varlığı halinde, vergi dairelerine ilgili mükellefleri vergi incelemesine sevk etme zorunluluğu getirilmiştir.
– Dağıtıcıların, müracaat tarihinde gerekli olan şartları taşımadığının sonradan anlaşılması veya dağıtım izin belgesi aldıktan sonra söz konusu belgeyi alabilmek için gerekli olan şartlardan bir ya da birkaçını ihlal etmeleri halinde, dağıtım izin belgesi ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı/Defterdarlık tarafından iptal edilecek ve dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilecektir.
– Kararname kapsamındaki faaliyetlerini sonlandırmaları nedeniyle vermiş oldukları teminatlarını geri almak isteyen dağıtıcıların teminat çözümü işlemleri, Kararname kapsamında teslim edilmesi gereken akaryakıtların, bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olarak teslim edildiğini deniz yakıtı kullanıcıları nezdinde yapılacak karşıt incelemeleri de içerecek şekilde tevsik eden vergi inceleme raporu sonucuna göre yapılacaktır.
– Kendilerine dağıtım izin belgesi düzenlenen dağıtıcılar, ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimlerini gelecek yıllarda da devam ettirmeleri halinde, geçmiş akaryakıt teslimlerinin bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığının deniz yakıtı kullanıcıları nezdinde yapılacak karşıt incelemeleri de içerecek şekilde tespit edilmesi amacıyla üç yılda bir vergi incelemesine sevk edileceklerdir.
– Rafinericilerden satın alınan deniz yakıtının dağıtıcılar tarafından ÖTV tahsil edilmeden satılması halinde, tahsil edilmeyen ÖTV tutarı rafinericilerden alınan mallar için hesaplanan ÖTV tutarından mahsup edilmekte ve dağıtıcılar tarafından teslimleri ilgili vergi dairesine bildirilmektedir. Dağıtıcılar tarafından vergi dairesine gönderilen bilgiler ile ÖTVBS›de yer alan bilgilerin farklı olması halinde, Tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre verilmek suretiyle dağıtıcılardan yazılı izahat istenecektir. Bu süre içerisinde izahat verilmemesi ya da verilen izahatın vergi dairesince uygun bulunmaması halinde, mükellef vergi incelemesine sevk edilecek, inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır.
– Dağıtıcıların deniz yakıtı satışlarında tahsil etmedikleri ÖTV’yi rafinericilerden satın aldıkları deniz yakıtına ait hesaplanan ÖTV’den mahsup işlemlerinde, talep edilen mahsup tutarının ve deniz yakıtı teslim edilen kullanıcıların %5›ine kadarlık kısmına, kullanıcıların bağlı oldukları vergi dairelerince yoklama yapılması veya yaptırılması sağlanacaktır. Bu yoklamalar için seçilecek kullanıcılar örnekleme yöntemiyle tespit edilecektir. Yoklamalarda, deniz aracına bizzat gidilmek suretiyle; deniz aracı, kullanıcısı, kullanıcının mükellefiyet bilgileri, yakıt alım defterinde yer alan teslim bilgileri ve jurnal defteri/gemi hareket kayıt jurnalinde yer alan bilgiler ayrıntılı olarak tespit edilecektir. Bu yoklamaların yoklama talebinin alındığı tarihten itibaren on beş gün içinde yapılarak aynı süre içerisinde dağıtıcıların vergi dairesine gönderilmesi gerekmektedir. Dağıtıcının vergi dairesi, bu yoklamalardaki tespitler ile kendisinde bulunan bilgileri karşılaştırmak suretiyle teyit işlemini gerçekleştirecektir.
– Yoklamalar sonucunda yakıt alım defterinde yer alan teslim bilgileri ile vergi dairesinin kendisinde bulunan bilgilerin uyuşmaması veya dağıtıcılarca bu Tebliğde belirlenen usul veya esaslara uyulmadığının tespiti halinde, ilgili dilekçeye konu mahsup taleplerinin tamamı vergi incelemesine sevk edilerek inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır. Diğer taraftan yoklamalar sonucunda sadece deniz yakıtı kullanıcılarınca bu Tebliğde belirlenen usul veya esaslara uyulmadığının tespiti söz konusu ise yalnızca bu kullanıcılara yapılan teslimlere ilişkin mahsup talepleri vergi incelemesine sevk edilerek inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır.
– Deniz aracı için tahsis edilen ve yakıt alım defterinde belirtilen bir defada ya da yıllık olarak alınabilecek azami ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı miktarının aşılması halinde, kullanıcı, limit aşımının yapıldığı faaliyet dönemiyle ilgili olarak incelemeye sevk edilir.
– ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı kullanan mükelleflerin 6 aylık dönemlerdeki faaliyetlerini içeren Yeminli Mali Müşavir faaliyet raporlarını ilgili vergi dairesine verme yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu raporları süresinde vermeyen kullanıcıların yakıt alım defterlerine ilgili vergi dairesi tarafından el konularak, bu mükelleflere Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilir. Vergi daireleri ayrıca bu mükelleflerden YMM faaliyet raporunu 30 günlük süre içinde ibraz etmelerini yazılı olarak ister. Bu süre içinde YMM faaliyet raporunu ibraz eden ve uygulanan özel usulsüzlük cezasını ödeyen kullanıcılara el konulan yakıt alım defterleri iade edilir ve gerektiğinde yeni yakıt alım defteri verilir. Ancak 30 günlük süre içinde YMM faaliyet raporunu vermeyen kullanıcılar ilgili dönemlere ilişkin olarak vergi incelemesine sevk edilir. İnceleme sonucuna göre ortaya çıkan vergi, ceza, gecikme zammı ve gecikme faizinin ödenmesi halinde el konulan defterler iade edilir veya yenisi verilir.
– Yakıt alım defterinin zayi olması halinde kullanıcı, Türkiye genelinde yayımlanan ulusal bir gazeteye ilan vererek, zayi olma tarihinden itibaren 15 gün içinde yakıt alım defterini onaylayan liman başkanlığına başvurur.  Bu başvuru üzerine liman başkanlığı, yakıt alım defterine bloke koyar ve defterin onaylatıldığı vergi dairesine aynı iş günü içerisinde bildirir. Bu bildirim üzerine, yakıt alım defteri zayi olan deniz aracı ile ilgili olarak deniz yakıtı kullanıcısı vergi dairesi tarafından vergi incelemesine sevk edilir. Kullanıcının 15 gün içinde yakıt alım defterinin zayi olduğunu bildirmemesi halinde yeni yakıt alım defteri talebinde bulunulamaz.
– ÖTV’si sıfırlanmış deniz yakıtı tesliminin Genel Tebliğlerle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleşmediğine dair yetkili makamlarca tespitte bulunulması ya da sahte veya muhteviyatı itibariyle belge düzenlendiği veya kullanıldığına ilişkin herhangi bir vergi inceleme raporunda tespitte bulunulması halinde, dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilecek ve bunların dağıtım izin belgelerine el konulacaktır.
5.YENİ DÜZENLEMELER
20.7.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26 Seri Numaralı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliği ile akaryakıt teslimleri ve ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimlerine dair uygulamalarda değişiklikler yapılmıştır. Buna göre;
1- Uçak benzini, benzin tipi jet yakıtı ve jet yakıtı (karosen) ürünlerinin ÖTV tutarları sıfır olarak uygulanmaktadır. Petrol Kanunu’nda belirtilen dağıtıcıların, aynı kanunda yer alan refinericilerden satın aldıkları havacılık yakıtlarının teslimlerine ilişkin olarak, Genel Tebliğ ekinde yer alan “Rafinericiden Satın Alınan Hava Yakıtlarının Teslimine İlişkin Bildirim Formu”nu 15 günlük dönemleri izleyen onuncu günün akşamına kadar, İnternet Vergi Dairesi/Kurumlar-Gelir Vergi Dairesine göndermeleri gerekmektedir. Bu bildirim formlarını süresinde göndermeyenler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca özel usulsüzlük cezası uygulanacaktır.
2- ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslim eden dağıtıcıların ithalde vermiş oldukları teminatın çözümündeki uygulamalarda değişiklikler yapılmıştır. Dağıtıcılar tarafından vergi dairesine gönderilen bilgiler ile ÖTVBS sistemindeki bilgiler arasında farklılık olması halinde, dağıtıcılardan izahat istenecek, verilen sürede izahat verilemezse dağıtıcı incelemeye sevk edilecektir. Ayrıca sistemde uyumsuzluk olmasa bile, dağıtıcıların ÖTV’siz yakıt teslim ettiği kullanıcıların en az % 5’i nezdinde yoklama yapılarak durumları tespit edilecektir. Herhangi bir usulsüzlük görülmediği takdirde teminat çözülecek, aksi halde incelemeye sevk işlemi yapılacaktır.
3- Dağıtım izin belgesi almak isteyen dağıtıcıların vermeleri gereken teminat miktarı 2.000.000 TL’den 10.000.000 TL’ye çıkarılmıştır.
4- Genel ve Özel Bütçeli İdareler, İl Özel İdareleri, Belediyeler ve sermayesinin %51´i veya daha fazlası bunlara ait olan kuruluşlar ile özelleştirme kapsam ve programına alınmış olup hisselerinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşların sahip olduğu deniz araçları ile 15 adetten fazla deniz aracı olan özel kullanıcılara ait deniz araçları için, ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtını toplu olarak alma imkanı getirilmiştir.
5- Dağıtıcıların 15 günlük dönemler halinde teslim ettikleri ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtına ait bilgileri İnternet Vergi Dairesi üzerinden bildirim yöntemleri belirlenmiştir.
SONUÇ
Özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimleri ve teslim sonrası yakıt kullanıcılarının faaliyetleri Gelir İdaresi tarafından mercek altına alınmış ve elektronik ortamda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile birlikte hazırlanan tedbirlerle birçok otokontrol mekanizması oluşturulmuştur. 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği hükümleri, sistemin işleyişinde meydana gelen herhangi bir aksaklık veya uyumsuzluk halinde, vergi incelemesine sevk etme işlemini getirmiş, bununla birlikte herhangi bir sebep olmasa bile, dağıtıcıların sıfır ÖTV ile yapmış oldukları deniz yakıtı teslimlerinin üç yılda bir vergi incelemesine tabi tutulmasını zorunlu tutmuştur. Yapılacak bu denetimlerle, denizcilik faaliyetlerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla ihdas edilen sıfır ÖTV uygulamasında suistimallerin yaşanmaması ve dolayısıyla vergi kaybının oluşmaması hedeflenmektedir.

KAYNAKÇA
1- Özel Tüketim Vergisi Kanunu
2- 6 ve 26 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğleri

*              E. Gelirler Başkontrolörü, YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Turizm Acentelerinin Düzenlediği Seyahat Organizasyonlarında KDV Uygulaması

TURİZM ACENTELERİNİN DÜZENLEDİĞİ SEYAHAT ORGANİZASYONLARINDA KDV UYGULAMASI

I- GİRİŞ

Turizm sektörü, milli gelire, istihdama ve dış ticaret dengesine sağladığı büyük fayda dolayısıyla bacasız fabrika olarak adlandırılır. Hizmetler sektörünün genel özelliklerinden olan emek yoğun çalışma tarzıyla turizm sektörü istihdama önemli ölçüde katkı sağlar. Dış ticaret dengesine artı değer kazandırmasıyla ödemeler bilançosunun cari işlemler hesabını müspet yönde etkiler. Yarattığı katma değerle milli geliri ve vergi gelirlerini yükseltir. Hizmetin içinde barındırdığı unsurlarla inşaat, gıda, temizlik, danışmanlık, ulaşım, iletişim, tanıtım-reklam ve benzeri birçok sektöre iş olanağı yaratır. Tanıtımla kendi kendini geliştirmesinin yanı sıra geliştikçe de tanıtıma imkan sağlar, ülkenin dünya milletleri arasında bilinmesine ve itibar kazanmasına etki eder. Dünyada turizm 2009 kriz yılı hariç, her yıl bir önceki yıla göre gerek turist sayısı gerekse turizm geliri bakımından artış göstermektedir. Ülkemize gelen ziyaretçi sayısında da dünyadaki artışa bağlı olarak özellikle son yıllarda büyük artışlar görülmüştür. 1980 yılında 1.280.000 yabancı turist ülkemizi ziyaret ederken bu sayı 1990 yılında 5.389.000 kişi, 2000 yılında 10.412.000 kişi ve 2008 yılında 26.337.000 kişi olmuştur. Bu da sektörün pazarlama tarafında yer alan acentelerin pazar payını büyütmektedir. Seyahat acentesi sayısı 2000 yılında 4354 iken 2008 yılında 5672’ye yükselmiştir.[1] Son yıllarda parlayan bir sektör olan turizmin gelecekte büyümesine devam edeceği tahmin edilmektedir. Türkiye’de mukim acenteler, şirketlere fuar organizasyonları, yerli ve yabancı turist gruplarına gezi organizasyonları gibi çeşitli amaçlarla tur düzenlemektedirler. Bu yönüyle acenteler turizm alanında faaliyet gösteren ve konaklama, yeme-içme, ulaşım vb. hizmetleri veren işletmeler ile hizmetten yararlanan turistler arasında aracı konumunda bulunmakta ve çoğu zaman her iki taraf için tek muhatap durumunda faaliyet göstermektedir. Bu bakımdan bir anlamda turizm sektörünün cirosunu belirlemekle “turizmin merkez bankası” olarak teşbih edilebilecek acentelerin vergisel uygulamalarında hassasiyet göstermesi, Gelir İdaresince de önemsenen bir davranıştır. Yurt içine ve yurt dışına düzenlenen seyahat organizasyonlarında katma değer vergisi uygulaması ayrıntılı bir şekilde izleyen bölümlerde açıklanmıştır.

II- HİZMET İHRACATI İLE İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre; Türkiye’de ticari faaliyet çerçevesinde yapılan hizmetler katma değer vergisinin konusuna girmektedir. Bu cümle içindeki “hizmet” ve “Türkiye’de yapılan hizmet” kavramları Kanunun kendi sistematiği içinde açıklanmıştır. Kanunun 4. maddesinde hizmet tanımı şu şekilde yapılmıştır; “Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir. Bu işlemler; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebilir.”
Aynı Kanunun 6. maddesinde; işlemlerin Türkiye’de yapılmasının, hizmetin Türkiye’de yapılmasını veya hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını ifade edeceği belirtilmiştir. Yani, bunlardan birinin gerçekleşmesi halinde işlemin Türkiye’de yapıldığı, yapılan hizmetin katma değer vergisinin konusuna girdiği kabul edilir.
Kanun’un 11. maddesinde, yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetlerin katma değer vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır. Kanun’un 12. maddesinde, bir hizmetin yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmet sayılabilmesi için;
a- Hizmetin yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olması,
b- Hizmetten yurt dışında faydalanılmış olması,
Şartları aranılmaktadır. Bu şartların ikisinin aynı anda sağlanması durumunda hizmet ihracından bahsedilebilir.
Ayrıca 26 Seri Numaralı KDV Genel Tebliği’nin (K) bölümünde hizmet ihracının şartları şu şekilde açıklanmıştır:
1. Hizmet Türkiye’de yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır : Yurt dışındaki müşteriden kasıt, hizmet sunulan kişinin ikametgahı, işyeri, kanuni ve iş merkezinin yurt dışında bulunması veya yurt içinde bulunan bir firmanın, yurt dışında kendi adına müstakil olarak faaliyet gösteren şube, acenta, temsilci ve bürosunun olması gerekmektedir.
2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmelidir : Yapılan hizmet ile ilgili olarak düzenlenecek fatura veya benzeri belgenin, yukarıda özellikleri açıklanan yurt dışındaki bir müşteri adına olması zorunludur.
3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir : Yurt dışındaki müşteri için yapılan hizmete ait bedelin, Türkiye’ye döviz olarak getirilmesi zorunludur. İstisnadan yararlanacak olanın döviz alım bordrosu veya dövizin Türkiye’ye getirildiğini tevsik eden, kambiyo mevzuatına göre geçerli diğer bir belge ile bunu tevsik etmesi gerekmektedir.
4. Hizmetten yurt dışında yararlanılmalıdır : İstisnanın uygulanabilmesi için, hizmetten, yurt dışında yararlanılmış olması gerekir. Diğer bir anlatımla, yurt dışındaki müşteri için verilen hizmetin bu müşterilerin, Türkiye’deki faaliyetleri ile ilgisinin olmaması gerekmektedir.
Bu şartları sağlayan işlemler, hizmet ihracı kapsamında katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

III- TURİZM ACENTELERİ TARAFINDAN VERİLEN HİZMETLERİN KDV KARŞISINDAKİ DURUMU

Türkiye’de mukim olsun olmasın turizm acentelerinin Türkiye’de hizmet vermesi veya bunların verdikleri hizmetlerden Türkiye’de faydalanılması durumunda, bu hizmetler katma değer vergisinin konusuna girmektedir. Bu bakımdan, ulaşımla başlayan ve konaklama, rehberlik gezi, sağlık ve yemek ile devam eden bu hizmetlerin nerede verildiği ve hizmetlerden nerede faydalanıldığının tespit edilmesi son derece önem arz etmektedir.
Bu konuda 2 Haziran 1992 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 40 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde “Türkiye’de yerleşik seyahat acentelerince organize edilerek yurt dışına düzenlenen turlara katılanlara, yurt dışında verilen yeme-içme, konaklama, ulaştırma, rehberlik, gezi, sağlık v.b. hizmetler yurt dışında verildiğinden ve yolcular bu hizmetlerden yurt dışında yararlandığından, bu hizmetler Türkiye’de ayrıca katma değer vergisine tabi tutulmayacaktır. Ancak, tur organizasyonuna katılanlara yurt içinde verilen hizmetlerin katma değer vergisine tabi olacağı açıktır…” İfadeleri yer almıştır.
Tebliğdeki diğer açıklamalara göre, acenteler yurt dışından satın aldıkları hizmet bedellerinin Vergi Usul Kanunu çerçevesinde belgelemeleri koşuluyla bu hizmetlere ait masraf ve belgelerde gösterilen tutarlar için katma değer vergisi hesaplamak zorunda değillerdir. Diğer bir anlatımla, acentenin müşterilerine yurt dışında verdiği konaklama, yeme-içme, rehberlik, ulaşım, gezi, sağlık ve benzeri hizmetler için katma değer vergisi hesaplanmaz. Çünkü hizmet Türkiye’de yapılmadığından veya hizmetten Türkiye’de yararlanılmadığından katma değer vergisinin konusuna girmemektedir.
Tebliğe göre seyahat acentesi tarafından müşterilere kesilecek faturada hizmet karşılığını teşkil eden tüm bedel gösterilecek; ancak, katma değer vergisi yurt dışında verilen hizmet bedelleri düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden hesaplanacaktır.
Yurt dışına yapılan yolcu taşımacılığına ait bedelin ayrıca fatura edilmesi veya kesilecek faturada taşıma karşılığını teşkil eden bedelin ayrıca gösterilmiş olması halinde taşıma hizmet bedeli Katma Değer Vergisi Kanununun 14. maddesi uyarınca katma değer vergisinden istisnadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığından işletme belgesi almış bulunan seyahat acenteleri tarafından müşteriye aktarılan geceleme hizmet tutarı ve bu hizmete ilişkin aracılık bedellerine konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmetlerinin ait olduğu oran uygulanır. 2008/13234 sayılı Kararname ile 09.02.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren bu hükme göre, geceleme hizmet bedelinin seyahat acentesi tarafından hizmeti fiilen alan kişiye aktarılmasında, aktarılan geceleme hizmeti ve buna ilişkin komisyon toplamına % 8 KDV oranı uygulanır. Acentenin, hizmeti fiilen alan müşteriye değil de konaklama tesisine aracılık karşılığı fatura düzenlemesi durumunda da % 8 KDV oranı uygulanır. Konaklama ve buna ilişkin aracılık hizmeti dışındaki acente hizmetleri % 18 oranında katma değer vergisine tabidir.
Türkiye’de yerleşik seyahat acentelerinin yurt dışında bulunan acenteye hizmet vermesi durumu 26 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde, Türkiye’de yerleşik olanları yurt dışına göndererek yurt dışında hizmet verme durumu ise 40 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde örnekle açıklanmıştır.
Türkiye’de yerleşik seyahat acentesi, yurt dışında bulunan yabancı seyahat acentesinin gönderdiği turist grubuna Türkiye’de tur düzenleme, yeme-içme ve konaklama hizmeti verildiği durumda, tam mükellef acente Türkiye’de vergi mükellefi firmalardan aldığı bu hizmetler katma değer vergisine tabidir. Bu hizmetler için alınan fatura toplamı, yurt dışındaki acenteye verilen hizmetin maliyeti olarak tanımlanabilir. Tam mükellef acente kendi komisyonunu yani karını da ekleyerek, verdiği hizmetler karşılığında yurt dışındaki acenteye fatura düzenler. Yabancı konuklara hizmet Türkiye’de verildiğinden ve bu hizmetlerden Türkiye’de yararlanıldığından, hizmetin maliyete tekabül eden kısmı katma değer vergisine tabidir. Burada hizmetin katma değer vergisine tabi olmasında en önemli unsur hizmetten Türkiye’de yararlanılmış olmasıdır. Ancak tam mükellef acentenin maliyetin üzerine eklediği komisyon tutarı katma değer vergisinden istisnadır. (KDVK md. 11) Çünkü komisyon karşılığı hizmet her ne kadar Türkiye’de verilse de (katma değer vergisinin konusuna girmesi için zaten gereken şart budur), hizmetten yararlanan Türkiye’ye gelen konuklar değil yurt dışındaki acentedir. Komisyona karşılık gelen hizmet, yurt dışındaki bir müşteri için verilmiştir ve bu hizmetten yurt dışındaki acente yararlanmıştır. Bu nedenle hizmet ihracatı kapsamında alınan komisyon tutarı üzerinden katma değer vergisi hesaplanmaması gerekmektedir. Düzenlenen faturada katma değer vergisine tabi olan ve olmayan tutarların ayrı ayrı gösterilmesi veya ayrı faturalarda gösterilmesi gerektiği 26 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde belirtilmiştir.
Yurt içinde faaliyet gösteren acentelerin yurt dışına gönderdiği müşterilerine yurt dışında verdiği konaklama, yeme-içme, rehberlik vb. hizmetler için ilgili ülke mevzuatı uyarınca tevsik edici belge almaları zorunludur. Acente müşterilerine yurt dışında verdiği hizmetleri aldığı bu belgelerle gider hesaplarında gösterir. Bu hizmetler acente maliyetini oluşturur ve hizmetten yurt dışında faydalanıldığından katma değer vergisinden istisnadır. (KDVK 11) Yurt dışı ulaşım giderleri de KDVK 14. Maddesi uyarınca istisna olduğundan KDV hesaplanmamaktadır. Ancak acentenin bu giderlerinin dışında müşterilerine Türkiye’de verdiği hizmetler ile yurt dışı hizmet maliyetine eklediği komisyon (acente karı), hizmet Türkiye’de verildiğinden ve hizmetten Türkiye’de yararlanıldığından, katma değer vergisine tabidir. Bu nedenle komisyon tutarı üzerinden kdv hesaplanması gerekir.
Acentelerin verdiği hizmetlerin niteliğine göre yapılan sistematik açıklamalar aşağıda yer almaktadır.

A- YURTDIŞINDAKİ ACENTELERE VERİLEN HİZMETLER

  1. Hizmetin Türkiye’de Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura yurt dışındaki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanmaz, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanır.
Açıklaması :
Organizasyonun Türkiye’de yapılması, başka bir deyişle hizmet verilen müşteri grubuna hizmetlerin Türkiye’de verilmesi durumunda, Türkiye’deki  firmalardan alınan faturalarla belgelenen konaklama, yemek, ulaşım vs gibi hizmetler, hizmet Türkiye’de verildiğinden ve hizmetten Türkiye’de yararlanıldığından maliyete tekabül eden katma değer vergisine tabidir. Ancak acentenin karı üzerinden KDV hesaplanmaz. Çünkü Türkiye’deki acente, yurt dışındaki acenteye hizmet vermiştir.

2. Hizmetin Yurtdışında Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura yurtdışındaki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanmaz, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanmaz.
Açıklaması :
Müşterilere hizmetin yurt dışında verilmesi ve fatura edilen acentenin yurt dışında mukim olması nedeniyle hizmet ihracı şartları gerçekleşmiştir ve KDV istisnası uygulanır. Gerek acentenin maliyeti gerekse acente karına karşılık verilen hizmetten yurt dışında faydalanıldığından KDV hesaplanmaz.

B- TÜRKİYE’DEKİ ACENTELERE VERİLEN HİZMETLER

  1. Hizmetin Türkiye’de Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura Türkiye’deki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanır, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanır.
Açıklaması :
Hizmet Türkiye’de verildiğinden ve acentenin de Türkiye’de bulunması nedeniyle verilen hizmetin tamamı KDV’ye tabidir. Çünkü verilen hizmetin tamamından Türkiye’de yararlanılmaktadır.

2. Hizmetin Yurtdışında Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura Türkiye’deki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanır, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanmaz.
Açıklaması :
Hizmet yurtdışında verildiğinden ve hizmetten yurtdışında faydalanıldığından belgelenen giderlere isabet eden tutar için KDV hesaplanmaz, ancak kar üzerinden KDV hesaplanması gerekir. Çünkü Türkiye’deki acenteye verilen hizmet firmanın karı kadardır. Kar tutarı kadar Türkiye’deki acenteye hizmet verilmiştir ve bu hizmetten yararlanan acente Türkiye’dedir.

IV- BELGE DÜZENİ VE SORUNLAR

Sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösteren firmalar, organizasyon ve mali yapı, müşteri portföyü, üretim şekilleri gibi özel bilgilerini çevrenin bilgisine mümkün olduğunca sunmaz. Ticari sır olarak değerlendirilecek bu bilgilerin haksız rekabet, itibar, seviye kaybı, rakip firmaları güçlendirme gibi istenmeyen durumlara yol açması olası bir durumdur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Ticari Sırlar Kanunu Tasarısı” sunulmuştur ve yasalaşmayı beklemektedir.[2] Bu tasarıda ticari sır “… bir ticarî işletme veya şirketin faaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, rakiplerince bilinmemesi ve üçüncü kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan; iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, malî, iktisadî, kredi ve nakit durumu, araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve perakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin bilgi, belge, elektronik ortamdaki kayıt ve verilerden oluşur.” Şeklinde tanımlanmıştır. Şirketin faaliyetlerinden elde ettiği karın gerek müşterileri gerekse rakipleri tarafından bilinmemesi konusu, yasayla teminat altına alınması gereken bir konudur. Mükelleflerin vergiye müteallik durumlarını görevleri icabı öğrenen kişilerin vergi mahremiyeti kapsamında gizlenmesi Vergi Usul Kanunu’nda güvence altına alınmıştır. Ticari sırların da ticaret hukuku çerçevesinde güvence altına alınması elzemdir.
Türkiye’de faaliyet gösteren turizm acentelerinin katma değer vergisine tabi olan ve tabi olmayan hizmetlerini fatura üzerinde ayrı ayrı göstermelerinin zorunlu tutulması, ticari sır kapsamında olan hizmet karının ortaya çıkmasına ve müşteriye ifşa edilmesine sebep olmaktadır. Örneğin, yurt içindeki bir acentenin yurt dışındaki acente tarafından gönderilen müşterilere Türkiye’de hizmet vermesi durumunda, acente karı hizmet istisnası kapsamında katma değer vergisine tabi tutulmayacağından, faturada acente karının ayrı gösterilmesi gerekecektir. Bu da müşteriden ne kadar komisyon geliri elde edildiğini açık ve seçik ortaya çıkarmakta ve acente karı hukuki zorunluluk nedeniyle müşteriye bildirilmektedir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu konuda düzenleme yaparak sorunu gidermesi beklenmektedir.

V- SONUÇ

Seyahat acenteleri, turizm sektöründe pazarlama ağırlıklı faaliyet göstermekte ve turistlere verilen konaklama, yeme-içme, ulaşım, eğlence, rehberlik vb. hizmetleri organize ederek bu alanda hizmet veren firmalardan müşterilerin hizmet almalarını sağlamaktadır. Yurt dışından ve yurt içinden sağlanan bu hizmetler, yerli ve yabancı turistlere verilebilmektedir. Acentelerin yurt dışında mukim acentelerin müşterilerine de hizmet vermesi sıklıkla görülmektedir. Acentelerin verdiği hizmetlerden Türkiye’de yararlanılması durumunda KDV hesaplanacak, yurt dışında yararlanılması durumunda ise KDV hesaplanmayacaktır. Ancak bazı durumlarda verilen hizmetlerin maliyetine isabet eden kısmı ile acente karını ifade eden komisyon tutarının farklı KDV uygulamalarına tabi olması halinde, düzenlenen faturalarda bu iki hizmetin ayrı gösterilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. İşletmelerin en önemli sırlarından olan hizmet karı, Genel Tebliğler ile getirilen düzenlemelere uyulması durumunda müşterilere ifşa edilmiş olmaktadır. Seyahat acentelerini zor durumda bırakan düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesinde fayda görülmektedir.
 
 
Hüseyin DEMİR
Yeminli Mali Müşavir


[1] www.tursab.org.tr

[2] www.kgm.adalet.gov.tr


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-12 Mevduat Faiz Gelirlerinde Vergi Oranları Değiştirildi

Bülten: 2018/12                                                                                                              

31.08.2018  

Mevduat Faiz Gelirlerinde Vergi Oranları Değiştirildi

31.8.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 53 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararında, döviz tevdiat hesapları ile Türk Lirası vadeli mevduat hesaplarına yürütülen faiz gelirlerinden kesilen gelir vergisi oranlarında değişiklik yapılmıştır.

Buna göre, mevduat faiz gelirlerinden yapılacak stopaj oranları aşağıda gösterilmiştir.

VADE VADELİ TL % KATILIM TL % VADELİ DÖVİZ %
6 aya kadar (6 ay dahil) 5 5 20
6 ay-1 yıl (1 yıl dahil) 3 3 16
1 yıldan uzun 0 0 13

 

Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67. Maddesindeki vergi oranlarının değiştirilmesine yönelik bu karar ile son dönemde özellikle ABD Doları ve Euro üzerindeki spekülatif etkilerle Türk Lirasının değer düşüşünün azaltılmasına yönelik yapılan bu düzenleme, 31.8.2018 tarihinden itibaren üç ay süreyle sınırlı olarak, bu süre içinde yeni açılan veya vadesi yenilenen vadeli hesaplara ödenecek faizler ve kar paylarına uygulanacaktır. Üç ayın sonunda yani 01.12.2018 tarihinden itibaren yeni açılacak veya vadesi yenilenen vadeli hesaplara uygulanacak vergi kesinti oranları Karar’dan önceki gibi uygulanmaya devam edecektir.

Aşağıdaki tabloda, tamamı TL olan, yarısı USD yarısı TL olan ve tamamı USD olan vadeli mevduat hesaplarının net getirileri arasında karşılaştırma yapılan örnek gösterilmiştir. (BSMV ihmal edilmiştir)

6 AYA KADAR VADELİ TL YARI YARIYA TL VE USD (TL KARŞILIĞI) VADELİ USD (TL KARŞILIĞI)
faiz geliri              100.000                                                     100.000                                 100.000
vergi stopaj tutarı                  5.000                                                       12.500                                   20.000
net faiz geliri                95.000                                                       87.500                                   80.000

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-11 7143 Süre Uzatımına İlişkin

Bülten: 2018/11
31.08.2018

7143 Sayılı Kanun’nun 10. maddesinin onüçüncü fıkrasının (h) bendinde yer alan süreler bitimi tarihinden itibaren altı ay uzatılmıştır.

31 Ağustos 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararla,7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yenide Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 10. maddesinin onüçüncü fıkrasının (h) bendinde yer alan süreler, bitimi tarihinden itibaren altı ay uzatılmıştır.

 

Nitekim hahsi  geçen 10. maddenin onüçüncü fıkrasının (h) bendinde yer alan düzenleme ile;

 

“Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar ve tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların yurt dışında elde ettikleri bazı kazançlarına ilişkin olarak;

 

Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların;

 

  • Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlarını,
  • Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançlarını,
  • Yurt dışında bulunan iş yeri ve daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançlarını,

 

31/10/2018 tarihine kadar elde edilenler de dahil olmak üzere, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2018 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi kaydıyla gelir veya kurumlar vergisinden müstesna olacağı” hüküm altına alınmıştı.

 

Bu defa bahsi geçen Karar ile, yukarıdaki düzenlemede yer alan 31/12/2018 tarihi 6 ay uzatılmış olup, buna göre düzenleme kapsamındaki kazançların Türkiye’ye transfer işlemleri 31/06/2019 tarihine kadar gerçekleştirilebilecektir.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Yabancı Kurumlar Türkiye’de Nasıl Yapılanmalı ?

MERKEZİ TÜRKİYE’DE BULUNMAYAN ŞİRKETLER KURUMLAR VERGİSİNE TABİ MİDİR?

DAR MÜKELLEF KURUMLARIN VERGİLENDİRİLMESİ

    • KURUMLAR VERGİSİ TANITIMI
  • ŞİRKETLERDEN ELDE EDİLEN GELİRLERİN VERGİ YÜKÜ
  • TAM VE DAR MÜKELLEF NE DEMEK?
  • YABANCI KURUMLAR HANGİ DURUMLARDA KURUMLAR VERGİSİNE TABİ
  • KURUMLAR VERGİSİ ÖDEMEK ZORUNDA OLMAYAN DAR MÜKELLEF OLABİLİR Mİ?
  • İRTİBAT BÜROSU NASIL KURULUR?
  • İRTİBAT BÜROLARININ VERGİ VE SGK YÜKÜMLÜLÜKLERİ

KURUMLAR VERGİSİ TANITIMI
Sermaye şirketleri kurumlar vergisi mükellefidir. Türkiye’de kurum kazancı üzerinden % 20 oranında kurumlar vergisi ödenir.
Kurum kazancı, hasılat ile giderler arasında kalan tutara kanunen kabul edilmeyen giderler eklenip istisna kazançlar varsa bunlar düşüldükten sonra bulunan tutardır.
Kurumlar vergisi ödendikten sonra kalan kısım şirkette tutulmalıdır. Ortaklara kar dağıtımı yapıldığında öncelikle şirket tarafından % 15 gelir vergisi kesintisi yapılır. Ortaklar elde ettiği kar payının yarısı üzerinden gelir vergisi hesaplayıp yapılan kesintiyi mahsup ederler.

ŞİRKETLERDEN ELDE EDİLEN GELİRLERİN VERGİ YÜKÜ
Örneğin 100 birim kurum kazancından 20 birim kurumlar vergisi ödendikten sonra şirkette kalan 80 birim kar ortaklara dağıtılırsa, 12 birim daha vergi kesintisi yapılır. Ortaklar 80 birimin yarısı olan 40 birim üzerinden gelir vergisi öderler. Gelir vergisi tarifesinde 69.000 TL için 15.900 TL, fazlası için % 35 gelir vergisi hesaplanır. Buna göre örnekte ortalama % 30 vergi oranı uygulandığında 12 TL gelir vergisi hesaplanır ama şirket tarafından kesilen gelir vergisi mahsup edildiğinde toplam vergi yükü 20+12=32 olarak hesaplanmaktadır. En yüksek vergi dilimine giren bir kar dağıtımında vergi yükü % 34 olarak hesaplanmaktadır.

TAM VE DAR MÜKELLEF NE DEMEK?
Vergilendirmede adaleti sağlamak üzere tam mükellef ve dar mükellef olmak üzere iki mükellefiyet türü mevcuttur. Hem kanuni hem de iş merkezi Türkiye’de bulunmayan şirketler dar mükellef olarak tanımlanmış ve sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilmesine izin verilmiştir.
Dar mükelleflerin Türkiye’de vergilendirilebilmesi için;
1- Türkiye’de işyerinin olması (ticari faaliyetin icrasına tahsis edilen yer) veya
2- Türkiye’de daimi temsilci bulundurması,
3- Bu işyeri veya temsilciler aracılığı ile yapılan işlerden ticari kazanç elde edilmesi gerekmektedir.

TAM VE DAR MÜKELLEF NE DEMEK?

İşyeri varsa kurumlar vergisi de var.
İşyeri ; ticari faaliyetle uğraşılan irtibat büroları, temsilcilik ofisleri, emanet deposu, tercüme ve hukuk büroları, gümrüklü sahalarda açılan depolar ve benzerleridir.
Örneğin ana merkezin pazarladığı emtianın satışıyla ilgili işlerin yönetilmesi, haberleşme, emtianın tanıtılması, pazarlanması, taşınması, gümrük işlemlerinin yapılması, satış sözleşmesinin imzalanması gibi satın alma-satma zincirinin tamamı veya bir bölümünün yürütülmesi, irtibat bürosunun işyeri olduğuna karine teşkil etmektedir.

TAM VE DAR MÜKELLEF NE DEMEK?
Daimi temsilci
Gelir Vergisi Kanunu’na göre daimi temsilci; bir hizmet veya vekalet akdi ile temsil edilene bağlı olup, onun nam ve hesabına belirli veya belirsiz bir süreyle veya belirli ticari muameleleri yapmaya yetkili bulunan kimsedir.
Ticari mümessiller, tüccar vekilleri ve memurları, acente durumunda olanlar, giderleri (reklam giderleri hariç) devamlı olarak kısmen ya da tamamen temsil edilen tarafından ödenenler, mağaza veya depolarında temsil edilen hesabına konsinye mal bulunduranlar daimi temsilci sayılırlar.

TAM VE DAR MÜKELLEF NE DEMEK?
Daimi temsilci varsa kurumlar vergisi de var.
Danıştay Kararı’na göre, mal satış sözleşmesinin tamamlanmasına kadar işin her evresinde etkin görevler üstlenerek muhtemel alıcılarla ilgili piyasa araştırması yapmak, sonuçlar hakkında merkeze bilgi vermek, alınması gereken tavır konusunda merkezi uyarmak ve kısaca sunu-istem ilişkisinin merkezin istemlerine uygun gelişip sonuçlanmasında temel rol oynamak daimi temsilcinin varlığına delildir.
Maliye Bakanlığı ise vermiş olduğu görüşlerde daha da ileri giderek, Yurtdışındaki yerleşik kuruluşların Türkiye’deki irtibat bürolarının daimi temsilci sayılmasını ve kazançlarının kurumlar vergisine tabi tutulmasını önermektedir.

TAM VE DAR MÜKELLEF NE DEMEK?
Daimi temsilci varsa kurumlar vergisi de var.

İrtibat bürosuna atanacak müdüre veya Türkiye temsilcisine verilen vekaletnamede, bu müdürlere veya temsilciye; çek verme, imzalama, ciro etme gibi yetkilerin verilmesi temsilcinin daimi temsilci tanımına girdiğini göstermektedir. Bazı Yabancı Kurumların Türkiye’deki temsilcilikleri vergi incelemesine tabi tutulmuş ve daimi temsilci tanımına giren şahısların bulunduğu vekaletnameler ve sözleşmeler ile ispatlanmış, Türkiye’de elde edilmiş sayılan kazanç hesaplanarak cezalı kurumlar vergisi hesaplanmıştır.

YABANCI KURUMLAR HANGİ DURUMLARDA KURUMLAR VERGİSİNE TABİDİR
Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan yabancı kurumlar;
1- Türkiye’de iş yeri bulunuyorsa veya
2- Türkiye’de daimi temsilcisi bulunuyorsa
3- İşyeri veya daimi temsilci vasıtasıyla kazanç elde ediyorsa,
Bu kazanç üzerinden % 20 oranında kurumlar vergisi öderler.

KURUMLAR VERGİSİ ÖDEMEK ZORUNDA OLMAYAN DAR MÜKELLEF OLABİLİR Mİ?
Yabancı kurumların Türkiye’deki ofislerinde; pazar araştırması, haberleşme, tanıtım, eğitim gibi ticari faaliyetin esaslı unsurlarını taşımayan faaliyetlerde bulunulursa ve herhangi bir kazanç elde edilmezse kurumlar vergisi hesaplanmaz ve ödenmez. Ancak yapılacak incelemelerde, bu faaliyetler ile kazancın elde edilmesi arasında bir illiyet bağı kurulması halinde (kurmak çok kolaydır) cezalı kurumlar vergisi ile karşılaşılması muhtemeldir.

İRTİBAT BÜROSU NASIL KURULUR?
İrtibat bürosu kurmak için Ekonomi Bakanlığı’na aşağıdaki belgelerle birlikte başvurulur:
a) Başvuru formu,
b) İrtibat bürosu tarafından yürütülecek işlerin kapsamını ve büronun ticari faaliyet yürütmeyeceğine ilişkin taahhüdü içeren beyanname ve beyannameyi imzalayan yabancı şirket yetkilisinin imza yetkisini gösterir belge,
c) Yabancı şirkete ait ve ilgili Türk Konsolosluğunca veya Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı çerçevesinde hazırlanan Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi hükümlerine göre tasdik edilmiş Faaliyet Belgesi,
ç) Yabancı şirket hakkında hazırlanmış Faaliyet Raporu veya bilanço ve gelir tablosu,
d) İrtibat bürosunun faaliyetlerini yürütmekle görevli olarak atanan kişiye/kişilere verilecek yetki belgesi,
e) İrtibat bürosunun kuruluş işlemlerinin başka bir kimse aracılığı ile yürütülmesi durumunda vekâletname.

İRTİBAT BÜROLARININ VERGİ VE SGK YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarına Göre İşyeri Nedir?
Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasındaki Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın 5. maddesine göre, yönetim yeri, şube, büro, fabrika, atölye, maden ocağı, petrol kuyusu vs, 12 ayı aşan şantiye işyeri sayılırken, aşağıdaki durumların varlığında işyeri kabul edilmez;
a) Teşebbüs olanaklarının, yalnızca malların veya ticari eşyanın depolanması, teşhiri veya teslimi amacıyla kullanılması;
b) Teşebbüse ait mal veya ticari eşya stoklarının yalnızca depolama, teşhir veya teslim amacıyla elde tutulması;
c) Teşebbüse ait mal ve ticari eşya stoklarının yalnızca bir başka teşebbüse işlettirilmesi amacıyla elde tutulması;
d) İşe ilişkin sabit bir yerin yalnızca teşebbüse mal veya ticari eşya satın alma veya bilgi toplama amacıyla elde tutulması;
e) İşe ilişkin sabit bir yerin teşebbüs için yalnızca hazırlayıcı veya yardımcı karakter taşıyan diğer herhangi bir işin yapılması amacıyla elde tutulması.

İRTİBAT BÜROLARININ VERGİ VE SGK YÜKÜMLÜLÜKLERİ
İrtibat bürolarında yönetici olarak çalışan şahısların bağımlı temsilci olarak kabul edilmesi durumunda, bu bağımlı temsilcilerin kaynak ülkedeki faaliyetleri neticesinde mukim ülkedeki firmanın kaynak ülkede bir işyerine sahip olduğu kabul edilecek ve ticari kazanç olarak kaynak ülkenin vergilendirme hakkı doğacaktır.

İRTİBAT BÜROLARININ VERGİ VE SGK YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Kurumlar Vergisi ve Katma Değer Vergisi
İrtibat bürolarının ticari faaliyette bulunmaları yasak olduğundan kurumlar vergisi mükellefiyetleri yoktur.

İRTİBAT BÜROLARININ VERGİ VE SGK YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Gelir Vergisi Stopajı (Muhtasar Beyanname Verilmesi) ve Damga Vergisi
İrtibat bürosunun iş yeri kiralamalarında gelir vergisi stopajı ödenir. Çalıştırılan personel için ticari faaliyette bulunulmaması ve aşağıdaki şartların sağlanması halinde gelir vergisi stopajı ödenmez. Bu istisnanın uygulandığı durumda damga vergisi de istisnadır.
1-Türkiye’de hizmet arzeden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,
2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbâbı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,
3-Dar mükellef kurumun Türkiye’deki personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,
4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,
5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi.

İRTİBAT BÜROLARININ VERGİ VE SGK YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Sosyal Güvenlik Primi
İrtibat bürosunda çalıştırılan personel için sosyal güvenlik primi hesaplanarak bildirge verilir ve prim ödenir.

HÜSEYİN DEMİR
YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Amortisman Oranları

Amortisman oranlarına aşağıdaki linke tıklayarak PDF olarak ulaşabilirsiniz.

Amortisman Oranları İçin Tıkla


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Şirketin Kendi Paylarını Satın Alması Durumunda Hassas Vergi Konuları

Türk Ticaret Kanunu’nda şirketlerin kendi paylarını % 10’u geçmemek üzere satın almalarına izin verilmiştir. Şirketin satın aldığı kendi paylarını sermaye azaltımı kararı alarak yok etmesi durumunda, payın itibari değeri ile satın alma değeri arasındaki fark, yani oluşan zarar, gider olarak dönem kazancından indirilmemelidir. Vergi idaresinin görüşleri de bu yönde olup, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1 maddesinde yer alan giderlerden olmaması nedeniyle bu zararların kazançtan indirilmesi vergi incelemelerinde eleştiri konusu yapılabilmektedir.

Şirketin kendi paylarını satın aldıktan sonra satması durumunda, oluşan karın vergilendirileceği, oluşan zararın ise gider olarak dikkate alınabileceği düşünülmektedir. Ancak şirketin kendi paylarını hem satın almasında hem de satışında, emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde pay değerlemeleri yapılmalı, muvazaalı işlem tesis edilmediği ispatlanmalıdır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesinde yer alan istisnanın, yani iştirak hisselerinin iki tam yıl aktifte tutulduktan sonra satışından elde edilen kazançların % 75’inin kurumlar vergisinden istisna olacağı hükmünün, şirketin kendi paylarının satışından elde edilen kazançlar için uygulanamayacağı yönünde baskın görüşler mevcuttur. Buna paralel şekilde, zarar oluşması durumunda kurum kazancından indirilebileceği konusu da yaygın görüş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda vergi idaresinin görüşleri beklenmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Kavramı

Mevcut vergi sistemimizde, “gelir, bir gerçek kişinin (yahut kurumlar vergisi kanununda sayılan kurumların) bir takvim yılı içerisinde (01 Ocak – 31 Aralık tarihler arasında) elde ettiği kazanç ve iratlarının safi tutarı” olarak tanımlanmıştır.

Safi tutardan kasıt, farklı kazanç unsurlarının bir yada birkaçından “kar” , diğerlerinden “zarar” elde edilmesi halinde farklı unsurlardan elde edilen kar ve zararların bütün olarak birlikte değerlendirilmesi, karlardan zararların mahsubu sonucu net bakiyenin  dikkate alınmasıdır.

Safi kavramı ile kastedilen bir diğer anlam ise, bu unsurlardan yahut faaliyetlerden elde edilen kazanç hesaplanırken, elde edilen hasılattan, hasılatın elde edilmesi için yapılan gider ve harcamaların düşülmesi ve net bakiye üzerinden vergi hesaplanmasının sağlanmasına izin verilmiş olmasıdır.    

Diğer taraftan reel hayatta bazen birtakım eylemler (ceza kanuna aykırı olmadığı sürece) vergi mevzuatına uygun gerçekleşmeyebilir, yapılan her şey usule uygun olsa bile esasta vergi kaybına sebep olabilir.

Örneğin işletme sahibinin, kendisinin inşaa ettiği binanın en güzel dairesini ailesine tahsis etmesi, kendisinin, ailesinin yada bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir kısım eğitim, sağlık vb harcamalarını işletme bütçesinden finanse etmesi, iş seyahatine aile bireylerini de götürmesi, iş yemeklerine yakın arkadaşlarını da davet etmesi, örf adet gereği ağır misafirlerinin ulaşım konaklama vb giderlerini şirket hesabından ödemesi vb durumlara ilişkin onlarca örnek kaçınılmaz olduğu kadar ticari hayatın gerçeğidir, bir o kadar da doğaldır.   

Diğer taraftan bu iş ve işlemler, Devletin Anayasadan kaynaklanan egemenlik gücüne dayalı olarak çıkartılmış olan vergi mevzuatına uygun olmayabilir. Nitekim Yasa koyucu bu tür durumların varlığı halinde, vergi mevzuatı yönünden safi kazancın tespitinde dikkate alınmamakla birlikte, gerek muhasebe ilkeleri gereği gerekse ticari hayatın gerçekliğine uygun olan iş ve işlemlerin yasal kayıtlara birebir işlenmesinin doğru ve gerçekçi olması nedeniyle bu duruma müsaade etmiştir.

Bu amaçla safi tutarın hesabında gerek defter kayıtları üzerinde yapılacak bir takım kayıtlar gerekse beyanname üzerinde yapılacak ilaveler ile bu tür giderlerin vergi matrahının (safi kazancın) tespitinde dikkate alınmasına imkan tanımıştır. Daha doğrusu gerek Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu gibi ana Kanunlarda gerekse Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gibi Usul Kanunlarında yada diğer özel kanunlarda safi tutarın hesabında indirilebilecek giderleri ve indirilemeyecek giderleri saymıştır. 

Buradan hareketle, Kanunen Kabul Edilmeyen Gider kapsamındaki bu düzenlemelerden önemli ve öncelikli olanlara aşağıda toplu halde yer verilmiştir. (Cümle sonlarında yer alan parantez içi açıklamalar kanun adı kısaltmasını ve madde numarasını ifade etmektedir)

  • Ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesiyle ilgili olmayan faaliyetler için yapılan harcamalar. (G.V.K. 40/1)
  • Dönem içerisinde ödenmeyen sigorta primleri (Aralık ayına ait primler Ocak ayında ödenmek koşuluyla Aralık ayında gider yazılabilir.) (G.V. K. 40/2)
  • İşle ilgili olmakla birlikte, mukavelename, ilâm veya kanun emrine dayanmayan zarar, ziyan ve tazminat ödemeleri. (G.V. K. 40/3)
  • İşle ilgili olmayan veya yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip bulunmayan seyahat ve ikamet giderleri.(G.V. K. 40/4)
  • İşletmeye dâhil olmayan, kiralama yoluyla da edinilmemiş taşıtlara ait giderler. (G.V. K.40/5)
  • V.U.K. hükümlerine uygun olarak ayrılmayan amortisman giderleri (G.V. K. 40/7)
  • İşverenlerce, sendikalara ödenen aidatların bir aylık tutarının işyerinde işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplamını aşan kısmı. (G.V. K. 40/8)
  • Teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya ayın olarak aldıkları sair değerler. (G.V. K. 41/1)
  • Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar. (G.V. K. 41/2)
  • Teşebbüs sahibinin, işletmeye koyduğu sermaye için yürütülecek faizler.(G.V. K. 41/3)
  • Teşebbüs sahibinin, eşinin ve küçük Çocuklarının işletmede cari hesap ve diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler. (G.V. K. 41/4)
  • Teşebbüs sahibinin suçlarından doğan cezalar ve tazminatlar.(G.V. K. 41/6)
  • Her türlü vergi cezaları. (G.V.K. 41/6)
  • Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları. (G.V. K. 41/8)
  • A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler. (G.V. K. 90)
  • Gelir Vergisi ile Diğer Şahsi Vergiler. (G.V. K 90)
  • V.U.K. hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri. (G.V. K. 90)
  • Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin maliyet bedeline dâhil edilmesi gereken harcamalar doğrudan gider kaydedilmez.   (V.U.K /269, 270, 271, 272, 273)
  • Giderlerin kayıtlara intikali tevsik edici vesikalara dayanmak zorunda olup belgesiz gider kaydı mümkün değildir. Sadece VUK 228’nci maddesinde öngörülen hallerde belgesiz gider kaydı yapılabilir. (V.U.K. 227.228)
  • Satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeline dâhil edilmesi gereken unsurlar doğrudan gider yazılamaz. (V.U.K.  274, 275)
  • Gelecek hesap dönemlerine ait olan peşin ödenmiş giderler, ilgili oldukları dönemde gider yazılmak üzere aktifleştirilirler. (V.U.K. 283)
  • KDV hariç satın alma bedeli 1.000,00 TL  (2012 yılı için) üzerinde olan sabit kıymetler doğrudan gider yazılamaz. Amortismana tabi tutularak yok edilirler. (V.U.K. 313)
  • Amortismanların gider kaydı için, V.U.K. hükümlerine uygun olarak hesaplanması gerekir. (V.U.K. 313)
  • Beş yıldan fazla nakledilen geçmiş yıl zararları. (K.V.K. 9/a)
  • 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile  3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının profesyonel spor dalları için % 50’sini aşan kısmı. (K.V.K. 10/b)
  • Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5’ini aşan kısmı. (K.V.K. 10/c)
  • Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler. (K.V.K. 11/a)
  • Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler. (K.V.K. 11/b)
  • Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar. (K.V.K. 11/c)
  • Her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun ayrılan yedek akçeler.  (K.V.K. 11/ç)
  • A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler. (K.V.K. 11/d)
  • Her türlü para cezaları, vergi cezaları. (K.V.K. 11/d)
  • Kurumlar Vergisi. (K.V.K. 11/d)
  • Kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak tespit edilen hadler saklı kalmak kaydıyla, menkul kıymetlerin itibari değerlerinin altında ihracından doğan zararlar ile bu menkul kıymetlere ilişkin olarak ödenen komisyonlar ve benzeri her türlü giderler. (K.V.K. 11/e)
  • Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ve amortismanları. (K.V.K. 11/f)
  • Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderleri. (K.V.K. 11/g)
  • Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri. (K.V.K. 11/h)
  • Kanunen kabul edilmeyen giderler nedeniyle yüklenilen KDV‘de kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayda alınır.  (K.D.V. 30)
  • İşletmeye dâhil olup, M.T. V.K.’nun (I), (III) ve (IV) sayılı tarifelerde yer alan taşıtlardan binek otomobilleri, deniz ve hava araçları için ödenen (Ticari maksatla kullanılan uçak ve helikopterler ile taşıt kiralama faaliyeti ile uğraşan işletmelerin bu amaçla kiraya verdikleri taşıtlar hariç) vergi ve cezalar ile gecikme zamları. (M.T.V.K. 14)
  • “Özel İletişim Vergisi” gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilmez ve hiçbir vergiden mahsup edilmez. (Gider Vergileri Kanunu 39)

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-10 7143 Sayılı Kanun Tebliğinde Yapılan Değişikliğe İlişkin

Bülten: 2018/10
18.08.2018

7143 Sayılı Kanun’la getirilen yurtdışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Tebliğde yapılan değişiklikle, transferin yapıldığı yurtdışı hesaplarının başkalarına ait olup olamayacağı hususundaki belirsizlik giderildi.

18 Temmuz 2018 tarihli Resmî Gazete yayımlanan ve 7143 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 3)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 4) ile;

  • 7143 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 3)’nin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak hesaba ilgili varlığın transferi işlemlerinde, bildirimde bulunan hesap sahibi ile yurtdışından varlığı transfer edenin farklı kişiler olmasının söz konusu hükümden faydalanılması açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.”

  • Aynı Tebliğe 8 inci maddenin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) Şirket veya şirket ortaklarına ait olduğu halde şirketin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri dışındaki kişilerce tasarruf edilen varlıklar, 7143 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin onüçüncü fıkrası hükümleri çerçevesinde şirket adına bildirim veya beyana konu edilerek bu fıkra hükmünden yararlanılabilecektir. Ayrıca, gerçek kişilere ait olduğu halde bu kişilerin ortağı veya kanuni temsilcisi oldukları yurtdışındaki şirketlerce tasarruf edilen varlıkların da ilgili gerçek kişiler adına bildirim veya beyana konu edilmesi halinde bu fıkra hükmünden yararlanılabilmesi mümkündür. Ancak, bildirim veya beyan dışındaki nedenlerle yapılacak inceleme esnasında söz konusu varlıkların şirket veya şirket ortaklarına ya da gerçek kişilere ait olduğunun ispat edilmesi gerekmektedir.”

Yapılan bu değişiklikle, daha önce 7143 sayılı Kanunla getirilen düzenlemelerdeki, “varlıkların Türkiye’ye getirilmesinde transferin yapıldığı yurtdışı hesaplarının başkalarına ait olup olamayacağı” hususundaki belirsizlik giderilmiş, yayımlanan yeni Tebliğ ile şirketlere yapılan transferlerde yurtdışındaki hesap sahibinin öneminin olmadığı vurgulanmış ancak gelir vergisi mükellefler için farklı bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre;

  • Transfer işlemlerinde yurtiçindeki hesabın sahibi ile yurtdışından transferi yapanların farklı kişiler olması, düzenlemeden faydalanılmasına engel teşkil etmeyecektir.
  • Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının şirket veya ortaklarına ait olduğu halde şirketin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri dışındaki kişilerce tasarruf ediliyor olması düzenlemeden faydalanılmasına mani teşkil etmeyecektir.
  • Ancak, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının “gerçek kişilere ait olduğu” halde bu kişilerin ortağı veya kanuni temsilcisi oldukları yurtdışındaki şirketlerce tasarruf ediliyor olması durumunda yine düzenlemeden faydalanılmasına engel teşkil etmemekle birlikte başka nedenlerle yapılacak incelemelerde, söz konusu varlıkların şirket veya şirket ortaklarına ya da gerçek kişilere ait olduğunun ispat edilmesi gerekecektir.

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Aktifleştirilmesi Gereken Giderler

Türk Vergi Sistemi vergilendirmede dönemsellik ilkesini benimsemiş olup, genel olarak gelir kurumlar vergisi gibi kazanç üzerinden alınan vergiler, o yılın “01 Ocak – 31 Aralık” tarihleri arasındaki faaliyetler üzerinden alınmaktadır.

Yani bu tarihleri kapsar hasılat ile gider ve maliyetler birbiri ile karşılaştırılmakta ve artı bakiye üzerinden vergi alınmaktadır.

Ancak faaliyetin yürütülmesi için bir kısım harcamalar vardır ki bunların faydası bir yılı aşmakta bu tür harcamalara konu varlıklar, işletme bünyesinde kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren bir yıldan fazla faydalı olmaktadır. Böyle durumlarda da bu tür harcamaların kullanıldıkları, fayda sağladıkları yılların hasılatı ile kıyaslanması gerekmektedir.

Bunu temin amacıyla da vergi mevzuatımızda amortisman uygulamasına yer verilmiştir. Buna göre yıpranmaya aşınmaya kıymetten düşmeye müsait, işletmede bir yıldan fazla kullanılan (işletmede en az bir yılbaşı geçiren) ve tutarı o yıl için belirlenen rakamın üzerinde olan varlıkların maliyeti kullandıkları faysa sağladıkları yıl sayısına bölünmekte ve her yıl o kadarlık kısmı o yılın hasılatından gider yahut maliyet olarak düşülmektedir.

İşletmelerde en sık karşılaşılan ve alışkanlık kazanması nedeniyle gözden kaçan yahut önemsenmeyerek öyle olması tercih veyahut öyle olması arzu edilen konulardan bir tanesi de aktifleştirmek ve amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilmesi gereken bir kısım harcamaların içinde bulunulan yılda tek seferde direk gider yazılmasıdır.

Bu amaçla, amortisman uygulamasına ilişkin dikkat edilmesi gereken bir kısım konular bentler halinde aşağıya alınmıştır; 

  • Sıfır alınmış olması durumunda amortisman ayrılması şartlarını taşıyan varlığa, ikinci el alınması durumunda da amortisman ayrılmalıdır.
  • Boş olan arazi ve arsalar için amortisman ayrılmaz iken, üzerinde bina, tesis, yol vb ayrılmaz bir bütünlük arz eden yapı bulunan arsalara ürerindeki bina vb yapısı ile birlikte amortisman ayrılır.
  • Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin aktife girdikleri yıl sonuna kadar oluşan kredi faizi ve kur farkları maliyet bedeline dahil edilerek amortisman yoluyla itfa edilmelidir.
  • Bilgisayar vb cihazlar ile bunlar için gerekli işletim sistemleri vb birbirinden ayrı alınabiliyor ise yazılımlar için ayrı donanımlar için ayrı ayrı amortisman ayrılmalıdır.
  • İktisadi kıymet kullanıma hazır hale geldiği tarihten itibaren amortisman ayrılmaya başlanmalıdır. Yapılmakta olan yatırımlarda takip edilen ve henüz aktife alınmamış bir varlık için yahut stoklara girdiği halde henüz ambalajı açılmamış demonte vaziyette bir makine için amortisman ayrılmaya başlanılmamalıdır.
  • İktisadi veya teknik açıdan bir bütünlük oluşturan aktif kıymetlerde, bütünü oluşturan parçaların tamamı aktife girmeli ve kullanıma hazır hale gelmiş olmalıdır. Örneğin koltukları 28 Aralıkta gelen, sehpaları, halı ve perdeleri 3 Ocakta gelen ofis takımları için amortisman ayrılmaya fiilen fiziken kullanıma hazır hale geldiği, fayda sağlamaya başladığı andan itibaren, yeni yılda başlanılmış olmalıdır.

Ticari örf ve teamüle göre birlikte alınıp satılması mutad olan ve teknik niteliği bulunmayan ve belli bir hizmetin yapılmasına topluca katılan değerlerin de bir bütün olarak ele alınması gerekir. Halı perde örneğinde olduğu gibi…

Tuz ve peçete işletmenin mutfağında gerekli sarf malzemesidir; tıpkı tuzluk ve peçetelik gibi. Ancak tuzluk ve peçetelik; masa, sandalye, çatal bıçak takımı, tava tencere ile hem iktisadi ve teknik bütünlük arz eden hem de örf ve teamüllere göre yemek takımı ile birlikte satılan mutfak malzemesidir. Böyle olunca tuz ve peçede o yılın hatta o ayın gideridir, kullanıldığı dönemde giderleştirilebilir; oysa tuzluk ve peçetelik yemek takımı ile birlikte alınıp satılan kullanılan, bir bütünün parçası olan malzeme olup aktifleştirilmelidir.

  • Gayrimenkullerde, maliyetinin oluşmasından sonra ortaya çıkan bazı giderler doğrudan gider yazılmak yerine maliyet bedeline eklenmek ve amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilmelidir.

Rutin bakım, tamir ve temizlik vb giderleri haricinde, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan yahut ömrünü uzatan harcamalar varlıklarının maliyet bedeline eklenmesi gerekir.

Örneğin aktifte kayıtlı eski fakat halen kullanılacak olan bir binaya boya badana yapılması, asansör takılması, bahçe duvarı örülmesi, bahçesindeki otlarının biçilip ağaçlarının budanması için yapılan harcamaların bir kısmı direk gider yazılabilecekken diğer bir kısmı ise amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilecektir. Çünkü asansörün ve bahçe duvarının ömrü, binanın kalan ömrüne eşitken, binanın boya badanası bir yıl içinde kirlenecek, bahçedeki otlar ve dallar yeniden uzayacaktır.

Benzer şekilde ofis olarak kullanılacak bir yapının, zemin ve tavan işleri, klima havalandırma yolları ve spot tavana gömme elektrik işleri ile ilgili yapılan harcamaların değer arttırıcı niteliği taşıdığının kabul edilmesi ve binanın maliyet bedeline eklenerek binanın kalan ömrüne göre amortismana tabi tutulması, ancak alçıpan ve duvar kağıdı gibi kısımlarının değiştirilmesi ile ilgili yapılan harcamaların ise normal bakım, tamir ve temizlik giderleri olarak kabul edilmesi ve gayrımenkulün maliyet bedeline eklenmeden doğrudan gider yazılması gerekir.

Bir başka örnek; satılan malların ambalajında kullanılmakla birlikte karşılığında “depozito” adı altında bir bedel tahsil edilen ve İşletmeye geri dönüşü mümkün olan tahta paletler amortisman yoluyla itfa edilecekken satılan malların ambalajında kullanılmak suretiyle ilk madde ve malzeme gideri olarak üretim maliyetine dahil edilen ve satılan malın satış bedeline eklenerek müşterinin mülkiyetine geçen tahta paletlerin ise amortismana tabi tutulmaları mümkün bulunmamaktadır.

  • Benzer şekilde gayrimenkulün kiralık olması durumunda ise o gayrimenkulün değerini artıran, onu genişleten yahut ömrünü artıran harcamalar da kira süresi içerisinde amortisman ayırmak suretiyle eşit tutarlar halinde giderleştirilecektir.
  • Üretim faaliyetlerinde sürekliliği sağlamak ve üretim faaliyetinde herhangi bir aksamaya meydan vermemek amacıyla aktife alınan, arıza durumu veya ihtiyaç anında işletme faaliyetine fiilen tahsis edilecek stratejik nitelikteki yedek parça ve ekipmanların; defter kayıtlarına geçirilmiş bulunması, değerleme gününde envantere dahil olması ve kullanılmaya hazır halde olması şartlarının bir arada sağlanması durumunda fiilen kullanılmaya başlanması beklenmeksizin aktife alındığı tarihten başlayarak iktisadi kıymet için belirlenen oran ve süreye göre amortismana tabi tutulmalıdır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”