Teminatın İrat Kaydedilmesinde Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Yazılması Gerektiği

11 EYLÜL 2018

İhaleyi kazanmış ancak nihai sözleşmeyi imzalamaya geç kaldığı için teminatı İdare tarafından irat kaydedilmiş bir Firma yanan teminatı gider kaydedebilir mi?

Mevcut vergi sistemimiz, Kanunlarla tanımlanmış faaliyetleri ifa eden gerçek veya tüzel kişilerin kazançlarının vergilendirmesi esnasında “safi tutar” kavramı üzerine bina edilmiş olup, bu kişilerce belirli bir dönemde elde edilen hasılattan belirli gider ve indirimlerin düşülmesi sonucu kalan safi tutarı vergilendirmeyi amaçlamıştır.

Bu amaçla gerek gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesine yönelik Gelir Vergisi Kanununda gerekse sermaye şirketlerinin (ve diğer kurumlar vergisi mükelleflerinin) kazançlarının vergilendirilmesine yönelik Kurumlar Vergisi Kanunda, ticari faaliyetler sonucu elde edilen hasılattan indirilebilecek giderleri tek tek saymıştır.

Temel mantık, yapılan herhangi bir giderin işletmeye hasılat kazandıracak olması yahut işletmenin giderlerini azaltacak olması yahut bunları gerçekleştirebilme ihtimallerini taşıması gerekmektedir. Bu ihtimal gerçekleşir yahut gerçekleşmez bu ayrı bir durumdur.

Nitekim ticari hayatta gerek gerçek kişiler gerekse tüzel kişiler bazen beklenmedik durumlarla karşı karşıya kalabilmekte, bilinçli veya bilinçsiz şekilde kendi yaptıkları sözleşmelere ya da kanun hükümlerine aykırı hareket etmek zorunda kalabilmekte yahut yargı kararıyla aykırı hareket etmiş sayılabilmektedirler.

Faaliyetin doğası gereği ve sonucu olarak ortaya çıkan böyle durumlarda ise oluşan zarar, ziyan ve tazminatlar, belirli koşullarla safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilmektedir.

Nitekim bu amaçla Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. Maddesinin 3 numaralı bendinde yer alan ve safi ticari kazancın tespitinde İndirilebilecek Giderler arasında yer alan “İşle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar” cümlesi bu amaçla Kanunda yer almıştır.

Cümlede geçen anahtar kavramlar “işle ilgili olmak”, “mukavelename (sözleşme)”, “ilam (yargı kararı)” , “kanun emri” ve “ödeme” kavramlarıdır. O sebeple zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın yahut safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için; işle ilgili olması, bir Kanun hükmü, mukavelename veya ilama bağlı bulunması, ödenmiş olması, gerekmektedir.

Ayrıca, yapılan giderle kazancın elde edilmesi ve iade ettirilmesi arasında illiyet bağı bulunması gerektiğini ve yapılan tazminat ödemesi ile bu ödemeye sebep olan faaliyetten elde edilmesi umulan kazanç orantılı olması gerektiğini ise belirtmeye gerek yoktur.

Cümlede geçen mukavelenameden kasıt, işletmenin faaliyet konusuna göre yapılan iş sözleşmesidir.

Kanun hükmüne dayanmasından kasıt ise, vergi kanunları ya da vergi kanunları dışında başka bir kanun hükmü nedeniyle, zarar, ziyan ve tazminat ödenmesi söz konusu olmalıdır.

Bir diğer husus ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında mukavelenamede yer alan hükme dayanılarak bir tazminat ödemesi yapılması için mukavelenamenin yazılı olarak yapılmış olması gerekmektedir. Sözlü olarak gerçekleştirilen mukavelenameler her ne kadar sonradan ispat edilebilir olsa da bu tarz bir mukavelename ile yapılan tazminat ödemesi gider olarak dikkate alınmaz.

Mahkemenin tazminat veya zararın karşılanması yönünde karar vermesi halinde de kurum bu ödemeyi yapacak ve gider olarak dikkate alabilecektir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kurum sahibinin veya çalışanlarının kusurunun olmamasıdır. Çünkü ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında GVK’nın 41. maddesinin 6. bendine göre “Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar” gider olarak dikkate alınamazken KVK’nın 11. maddesinin (g) bendine göre “Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderleri.” gider olarak dikkate alınmamaktadır.

O sebeple yukarıda yer alan kanun hükümlerine göre ödene zarar, ziyan veya tazminatın gider olarak dikkate alınması için kurumun kendisinin, yöneticilerinin veya çalışanlarının yada ödenen tazminata sebep olan eylemi gerçekleştirenlerin ödenen tazminat sebebiyle herhangi bir kusurlarının olmaması gerekmektedir.

Zarar, ziyan ve tazminatın gider olarak dikkate alınmasının temel şartlarından bir diğeri de ödemenin fiilen yapılmış olmasıdır. Mevcut yasal düzenlemelere göre ticari kazanç hükümlerinde tahakkuk esası geçerlidir. Uygulamada mükellefler bu esasa dayanarak zarar, ziyan ve tazminatları tahakkuk ettiği anda gider olarak dikkate almaktadırlar. Fakat GVK’nun 40. maddesinin 3. bendinde bariz bir şekilde ödemeden bahsedildiği için ödenmemiş olan zarar, ziyan ve tazminatın gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Tahakkuk etmiş ancak ödenmemiş zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılması mümkün değildir, zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak dikkate alınabilmesi için mutlaka ödenmiş olduğunun belgelendirilmesi gerekir.

Tüm bu açıklamalardan sonra açıklamalara gerekçe teşkil eden somut olay üzerinden konuyu değerlendirecek olursak, ihale mevzuatı gereğince, sözleşmeyi zamanında imzalamaya gelmeme durumundan dolayı nakdi yatırılan geçici teminatın İdare tarafından irad kaydedilmesi durumunda söz konusu bu tutar kanunen kabul edilmeyen gider olarak mı yoksa indirilecek gider olarak mı muhasebeleştirilecektir?

Eski tarihli de olsa aşağıda ilgili bölümleri yer alan Özelgede Mali İdare, ihaleyi alan kişi/kurumun ihaleyi aldığı için İlgili Kurum ile yapması gereken sözleşmeyi imzalamaması nedeni ile şartnamenin feshi üzerine, şartname gereğince ilgili Kurum tarafından irat kaydedilen teminat bedelinin, safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesinin mümkün olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

Kanaatimiz de bu yönde olup, ihale mevzuatı gereği ihaleye girmek için dosya hazırlamak, bu dosyayı imza karşılığı ihaleyi yapan kuruma teslim etmek, bunun için teminat yatırmak, ihaleye girmek yazılı bir “sözleşme/mukalevename”’dir. İhalenin kazanılmasını müteakip Nihai sözleşme için imzadan imtina edilmesi nedeniyle yatırılan teminatın yanması “kanun emridir”, teminatın peşin yatırılmış olması “ödemedir”. İhalenin “işle ilgili olduğu” ise aşikardır. Tüm şartlar yerine geldiğine göre yanan tazminatın gider olarak muhaseleştirilmesinde sakınca olmadığı düşünülmektedir.

Aksi görüş olarak ödenen tazminata (yanan teminata) sebep olan eylemi gerçekleştirenlerin, nihai sözleşmeyi imzalamaya geç kaldığı yahut unuttuğu gerekçesiyle kusurlarının olduğu iddia edilebilir. Lakin, Maddede yer alan kusur kavramı ile örnek olaydaki eylemin kastedilmediği düşünülmektedir. Örneğin alkollü olarak trafik kazasına sebep olan ve sigorta şirketine tazminat ödemek zorunda kalan kişinin kusuru o kapsamda bir kusurdur. Kaldı ki örnek olayda Firma sahibi, nihai sözleşmeyi imzalamazdan evvel gelişen olaylara, göre yeniden durum değerlendirmesi yapıp sözleşmeyi imzalamamanın, sözleşmeyi imzalamaktan daha faydalı olacağına kanaat getirmiş ve sözleşmesi bilerek imzalamaktan imtina da etmiş olabilir. O sebeple örnek olayda eylemi gerçekleştirenin Kanuni düzenlemede yer alan manada kusurundan bahsedilemez.

Örnek Özelgenin ilgili bölümleri

“TARİH : 23.12.1998

SAYI : B.07.0. GEL.0.40/4025-22/49195

KONU : Teminatın nakde çevrilerek irat kaydedilmesi nedeniyle teminat tutarının mükellefin kayıtlarına gider olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hk. ……….

 İlgide kayıtlı yazınızın incelenmesinden, iliniz …… Vergi Dairesi mükelleflerinden …..’ın …..Bakanlığı ….. Bölge Başkanlığının et ihalesinin uhdesinde kaldığı, söz konusu işten zarar edeceğini düşünen mükellefin ….. Bölge Başkanlığı ile sözleşmeyi imzalamadığı, bunun üzerine teminatın nakde çevrilerek irat kaydedildiği bildirilerek teminat tutarının mükellefin kayıtlarına gider olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda Bakanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

 Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılacağı hükme bağlanmıştır.

 Bu hüküm uyarınca, adı geçenin ….. Bölge Başkanlığı ile ihaleyi aldığı için yapması gereken sözleşmeyi imzalamaması nedeni ile ilgili şartnamenin feshi üzerine, şartname gereğince adı geçen Bölge Başkanlığınca irat kaydedilen teminat bedelinin, safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.”

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-17 İkinci El Araç Alım Satımına Yeni Standartlar Getirildi

Bülten: 2018/17
08.09.2018

Ülkemizde ikinci el araç alım satımları resmi olarak şehre dağılmış vaziyette otogalerici adı altında faaliyet gösteren küçük işletmelerde yahut bu tür işletmelerin bir araya toplandığı otogalericiler sitesi gibi plazalarda yapılmaktadır. İlaveten, sıfır araç alım satımı yapan firmalar, sıfır araç satışları karşılığında takasa aldıkları araçları da ikinci el departmanlarında satışa sunmaktadırlar.

Fakat ticaretin önemli bir kısmı halen halka açık oto pazarlarında yahut internet üzerinden yapılmakta, ayrıca başta gayrımenkul olmak ikinci el otomobiller diğer sektörlerde takas/ödeme aracı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu da kayıt dışılığın yanı sıra iyi niyetli kişilerin istismarına zemin hazırlamaktadır.

Bunun yanı sıra Maliye, Mali Polis yahut Savcılık kaynaklı operasyonlarda zaman zaman POS cihazı ve kredi kartı kullanılmak suretiyle yahut senet imzalatılarak araç alış satım görüntüsü altında tefecilik yapıldığı, bu işlemi peçelemek amacıyla da sahte yahut muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlendiği yönünde işlem tesis edildiği gözlemlenmektedir.

Bu ve benzeri kaygılarla, daha önce 3/2/2018 tarihli ve 30331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik ile sektöre birtakım düzenlemeler getirilmişti.

Bu pazarı artık kontrol altına almak isteyen Devlet ikinci el otomobil pazarı ile ilgili yapılacakları bu Yönetmelikte tek tek sıralayarak artık ikinci el otomobilin belirlenen kurallar dışında gerçekleşmeyeceğini beyan etti.

Buna göre;

  • Galerilere (6 ay içerisinde) yetki belgesi alma zorunluluğu getirildi.
  • İkinci el araç galeriye teslim edildiği anda taşıt teslim belgesi düzenlenme zorunluluğu getirildi.
  • İkinci el araçta galeride kalış süresi içinde arıza veya hasar oluşursa bundan işletmenin sorumlu olacağı hükme bağlandı.
  • İkinci el araç alım satımında, aracılık hizmeti karşılığında işletmeye ödenecek komisyonun üst sınırını, üst meslek kuruluşlarının görüşünü alarak, belirlemek üzere Ticaret Bakanlığına yetki verildi.
  • İkinci el aracın üzerinde kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde etiket konulması zorunluluğu getirildi. Gerek etiket üzerinde gerekse internet satışlarında, marka ve modeli, model yılı, motor ve şasi numarası, yakıt türü, kilometresi, satış fiyatı, boyalı ve değişen parçaları, niteliği belirtilmek suretiyle hasar kaydı, üzerinde rehin veya haciz gibi şerhlerin bulunup bulunmadığı, değişen parça, hasar kaydı, rehin ve haciz gibi bilgilerin ilgili sistemlerden temin edildiği tarih ve saat yazılacak şekilde yer alması zorunlu tutuldu.
  • En önemlisi, Galeriler yahut ikinci el satışa yetkili işletmelerin satıştan hemen önce ilgili araca ilişkin ekspertiz raporu almaları zorunluluğu getirildi. (Ancak 8 yaş veya 160 bin kilometrenin üzerindeki ikinci el motorlu kara taşıtları için ekspertiz raporu alınması zorunlu olmayacak)
  • İkinci el otomobil ve motosikletin motor, şanzıman, tork konvertörü, diferansiyel ve elektrik sistemi satış tarihinden itibaren 3 ay veya 5 bin kilometre garanti altında olacak. İşletme, garanti kapsamına giren hususları sigorta yaptırmak suretiyle karşılayabilecek. Garanti kapsamındaki parçalarda meydana gelen arızalar en fazla 30 iş günü içinde giderilecek.  Motosikletler için bu süre azami 20 iş günü olacak. Arızanın giderilmesine ilişkin masraflar, satıcı tarafından karşılanacak. Arızanın on iş günü içinde giderilememesi halinde, tamirde geçen on iş gününü takip eden üç gün içinde, teslim edilen ikinci el otomobil veya motosiklete benzer özelliklere sahip ücretsiz ikame taşıt tahsis edilecek. Tamirde geçen süre, garanti süresine eklenecek.
  • Yetki belgesi ve en az lise mezunu olmayan galericilik yapamayacak.
  • Taşıt pazarları belediyeler tarafından kurulacak ve işletilecek.
  • Apartman altına galeri açılamayacak.
  • LPG’li araçlar açık alanda satılacak.
  • Sigortasız araç satışı yapılamayacak.

Bu defa ve 8 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve Ana Yönetmelikte değişiklik yapılmasına dair Yönetmelik ile ilave bir takım düzenlemeler yapıldı, eski düzenlemelerde değişikliğe gidildi.

Buna göre otogalericileri temsile yetkili kişiler yahut şube müdürleri de;

  • On sekiz yaşını doldurmuş olacak,
  • En az lise mezunu olacak,
  • İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile itibarını yeniden kazanmış olacak,
  • Konkordato ilan etmemiş olacak,
  • Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olacak,
  • Gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerinden en az birinin, şubelerde ise şube müdürünün motorlu kara taşıtları alım satım sorumlusu (Seviye 5) ulusal yeterliliğine dayalı mesleki yeterlilik belgesine sahip olması zorunlu olacak.

İlaveten;

  • İşletmede pazarlama ve satış personeli olarak çalıştırılan kişilerin motorlu kara taşıtları alım satım sorumlusu (Seviye 5) veya motorlu kara taşıtları alım satım danışmanı (Seviye 4) ulusal yeterliliklerine dayalı mesleki yeterlilik belgelerinden birine sahip olması zorunlu olacak yahut bu kişiler ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının motorlu kara taşıtı ticareti ile ilgili alanlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki öğretim kurumlarından mezun olmuş olacak.

Geçtiğimiz günlerde de yine İkinci El Oto Alımı ile iştigal eden mükelleflerin rahatlatılması, kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla KDV mevzuatında da iyileştirmeler yapılmış, bu amaçla Katma Değer Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapan 7104 sayılı Kanun ile kinci el araç ya da gayrimenkul alıp satanlara yönelik olmakla birlikte bunlardan alım yapanların da daha az vergi ödeyecekleri ilave düzenlemeler yapılmıştı.

Yapılan bu düzenlemeye göre ise “İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce, katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınarak vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satılan ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde matrah, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutardır.”

İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükellefler aşağıdaki şartlarla alım satım arasındaki fark için KDV ödeyeceklerdir.

  • Araç katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınacaktır,
  • Aracın vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satış yapılacaktır.

Böylelikle ikinci el araç alıp satanlar satış bedeli üzerinden değil, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden KDV ödeyeceklerdir.

 

Örneğin, ikinci el bir binek otomobilin değeri 100.000,00 TL olsun. Bu otomobili Otogalerici  KDV mükellefi olmayandan 100.000,00 TL’ye satın alsın ve bu aracı 120.000,00 TL’ye satsın.

Binek araç alım satımında KDV oranı %1’dir. Daha önceki düzenlemeye göre bu işlem üzerinden (120.000,00 x % 1)= 1.200,00 TL KDV ödeniyor iken bu düzenleme sonrasında (120.000,00 TL – 100.000,00 TL)= 20.000 x % 1= 200,00 TL KDV ödenecektir.

Alım satıma konu aracın ticari araç olması durumunda KDV oranı %18 olacağından bu defa alım satım bedeli arasındaki 20.000,00 TL tutarındaki fark üzerinden 3.600,00 TL KDV hesaplanacaktır. Oysa eski sistemde 120.000,00 TL üzerinden %18 oranında 21.600,00 TL KDV hesaplanmakta, aradaki (21.600,00 – 3.600,00 TL)= 18.000,00 TL  fark ise fatura düzenlenmesi halinde ya nihai tüketicinin cebinden çıkmakta yahut faturasız işlem tesis edilmek suretiyle Hazine kaybı olarak buharlaşmaktaydı.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2018-16 – Kur Farkları Katma Değer Vergisine Tabi mi ?

Bülten: 2018/16

08.09.2018

 KUR FARKLARI KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİ Mİ?

KUR FARKLARI AKSİNE DÜZENLEME YAPILANA KADAR KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİ DEĞİLDİR.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu ve katma değer vergisine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.

KDV Genel Uygulama Tebliğinde yer alan ve kur farklarının KDV’ye tabi olduğuna dair hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava, Danıştay Dördüncü Dairesi, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararıyla reddedilmiş, ancak bu Karar Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun E:2017/548 Karar No:2017/606 sayılı kararıyla bozulmuştur. Böylece ilk derece vergi mahkemesi tarafından iptal kararının verilmesi ile birlikte kur farklarının KDV matrahına dahil edileceğine dair yasal düzenleme yapılana kadar, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında işleyen kur farkları için fatura düzenlenmesine ve kdv hesaplanmasına gerek yoktur.

DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU       

2017/548 E.,  2017/606 K.

“İçtihat Metni”

T.C.
D A N I Ş T A Y

VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2017/548

Karar No : 2017/606

Temyiz Eden :

Vekili :

Karşı Taraf :

İstemin_Özeti : 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin, ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3’üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümünde yer alan “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenleme ile ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Danıştay Dördüncü Dairesi, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararıyla; davacı şirket tarafından, dava konusu düzenlemelerle ilgili olarak davalı idareye 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun ilgili maddeleriyle verilmiş bir yetki bulunmadığı, sözü edilen Kanunun 24’üncü maddesinde sayılan matraha dahil edilmesi gereken unsurlar arasında kur farklarının yer almadığı, vade farkı gibi değerlendirilerek matraha dahil edilmesi vergi hukukunun genel ve temel ilkelerine aykırı olan kur farklarının, para ve parayla temsil edilebilen menfaat olarak değerlendirilemeyeceği, dövizli işlemler sonrası her zaman ilave bir bedel elde edilmesinin mümkün olmadığı, döviz kurunun düşmesi halinde tersi bir durumun oluştuğu ileri sürülerek dava açıldığı, Katma Değer Vergisi Kanununun üçüncü kısmının, “Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı birinci bölümünün “Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah” başlıklı 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2’nci fıkrasında; bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği, matraha dahil olan unsurların sayıldığı 24’üncü maddesinin (c) bendinde; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğunun hüküm altına alındığı, maddenin gerekçesinde de katma değer vergisi matrahının, vergiye tabi işlemin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bu bedelin içine, taşıma, yükleme, boşaltma, ambalaj, sigorta, komisyon, faiz, erken ifa dolayısıyla yapılan ödemeler, müşterinin temerrüdü dolayısıyla yapılan ve müşteriye fatura edilen giderler, her türlü vergi, resim, harç, fon karşılığı, fiyat farkı, prim, servis ücreti ve benzeri adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin esas itibarıyla dahil bulunduğu, ticari hayatta işlemlerin genellikle bu doğrultuda yürüdüğü, maddenin, konuya açıklık getirmek ve uygulamada muvazaalı yollarla matrahın daraltılmasını önlemek amacıyla tedvin edildiğinin belirtildiği, 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile 1 ilâ 123 seri numaralı Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinin yürürlükten kaldırıldığı, katma değer vergisinin, bir mal veya hizmetin üretiminden nihai tüketimine kadarki aşamalarda oluşan katma değerin vergilendirilmesini amaçlayan ve esas olarak malların teslimi veya hizmetin ifası sırasında satış fiyatı üzerinden alınan ve her aşamada farklı oranlarda hesaplanan bir vergi olduğu, katma değer vergisinin konusu olan malın teslimi veya hizmetin ifası ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, verginin matrahının ise vergi alacağının hesaplanmasına esas teşkil mal teslimi ya da hizmet ifası karşılığında alınan ya da borçlanılan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamı diğer bir ifadeyle ekonomik değerler ve tutarlar olduğu, yukarıda yer verilen düzenlemeler, maddenin gerekçesi ve katma değer vergisi matrahının niteliği dikkate alındığında, vade farkı, fiyat farkı veya faiz gibi işlemlerin, mal veya hizmet karşılığının kısmen veya tamamen sonradan tahsil edildiği durumlarda bunların karşılığını oluşturan ve bedele dahil olan menfaatlerin arasında sayıldığı, kur farklarının da bedelin yabancı para cinsinden tahsil edilmesi halinde ortaya çıkan ve işlevsel olarak vade farkı ve fiyat farkı gibi mal ve hizmetin karşılığını oluşturan bedele dahil ekonomik bir değer olduğu, kaldı ki kanun koyucunun, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesinde “vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi” ifadesini kullanmak suretiyle, sayılanların benzerlerinin de matraha dahil edilmesini amaçladığı, bu durumda, bedelin döviz cinsinden ifade edildiği mal veya hizmet teslimlerinde ödemenin, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihten sonra yapılması durumunda bu ödeme nedeniyle ortaya çıkacak kur farkı tutarı üzerinden fatura düzenlenerek katma değer vergisi hesaplanması gerektiğinden, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesini, uygulamada ortaya çıkacak sorunları azaltmak ve mükelleflerin ceza ile muhatap olmalarını önlemek amacıyla açıklayan dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Davacı tarafından; kur farkının Katma Değer Vergisi Kanununun 24’üncü maddesinde belirtilenlere benzer nitelikte olmadığının kanunun sistematiğinden ve gerekçesinden anlaşılabileceği, vade farkı ve faizin, mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişiye her zaman artı bir değer sağladığı, dövizli işlemler sonrasında ise mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmayıp, döviz kurunun düşmesi halinde tersi bir durumun da oluşabileceği, kanunda ender görülen işlemlerin matraha dahil edileceği açıkça belirtilmesine rağmen kur farklarının bunlar arasında sayılmamış olmasının yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğunu gösterdiği, kurun değişmesi halinde taraflar arasındaki sözleşme ile belirlenen bedele ek bir tutarın ilave edilmesinin sözleşme serbestisine aykırı düştüğü, 24’üncü maddede ”gibi” ifadesinin kullanılması verginin kanuniliği ile hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden sözü edilen maddenin Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu, Danıştayın Dairelerince farklı yönde karar verilmesinin adil yargılama hakkının ihlaline yol açtığı, Katma Değer Vergisi Kanununun matraha dahil olan unsurları düzenleyen maddelerinde düzenleme yapma konusunda davalı idareye bir yetki verilmediği, verginin kanuniliği ilkesi uyarınca yetki verilmesinin de hukuken mümkün bulunmadığı ileri sürülerek, kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Düşüncesi : Kur farkı niteliği itibarıyla Katma Değer Vergisi Kanununun, matraha dahil olan unsurların düzenlendiği 24’üncü maddesinde sayılan gelir unsurlarından faklılık arzettiğinden sözü edilen maddede yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak, kur farkının, vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi verginin kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturacağından davanın reddi yolundaki Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca tebligat işlemleri tamamlandığından, yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca karar verilmesine gerek görülmeyerek ve davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin, ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3’üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümünde yer alan “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenleme ile ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Daire kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasanın 73’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında; vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı; 4’üncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle maddede belirtilen hallerde Bakanlar Kuruluna devredilen yetki haricinde kamu gücüne dayanarak tahsil edilen bütün yükümlülüklerin, kanunla düzenlenme zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk verginin kanuniliği ilkesi olarak tanımlanmakta olup bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel ögelerinin kanun ile belirlenmesi gerekir. Bununla birlikte, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla, ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici işlem yapılabilir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin (a) bendinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2’nci fıkrasında, bedelin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir. Kanunun 24’üncü maddesinde, bentler halinde, hangi unsurların matraha dahil edileceği sayılmış; (c) bendinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz, pirim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu kurala bağlanmıştır. Kanunun 26’ncı maddesinde ise bedelin döviz ile hesaplanması halinde dövizin vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrileceği hüküm altına alınarak, cari kuru belli olmayan dövizlerin Türk parasına çevrilmesine ilişkin esasları belirleme konusunda Maliye ve Gümrük Bakanlığına yetki verilmiştir.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin dava konusu edilen bölümlerinde, bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen teslim veya hizmetin yapıldığı tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı veya alıcı lehine ortaya çıkan kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edileceği ve teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanacağı yolunda düzenleme yapılmıştır.

Teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel kavramı kanunda açıkça tanımlandıktan sonra, bedel kapsamında kabul edilmeyen ancak, matraha dahil edilmesi gereken gelir unsurlarının sayıldığı Kanunun 24’üncü maddesinin (c) fıkrasında, kur farkına yer verilmemiştir.
Maddede yer alan “gibi” ifadesi, maddede sayılan matraha dahil unsurlara nitelik olarak benzeyen diğer gelirleri kapsaması amacıyla kullanıldığından, kur farkının, bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Kur farkı, dövizin, değişik kurlardan ulusal paraya çevrilmesi sonucu ortaya çıkan fark olarak tanımlanmaktadır. Dövizli işlemler sonrasında mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmadığından ve döviz kurunun düşmesi halinde alıcı lehine bir durum oluştuğundan kur farkı, niteliği itibarıyla maddede sayılan diğer gelir unsurlarından faklılık arzetmektedir. Kanunun 24’üncü maddesinde yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi dava konusu Tebliğ ile katma değer vergisi matrahına ilişkin hükümlerin yorum yoluyla genişletilmesi, vergilendirmenin temel öğelerinin kanunla belirlenmesi gerekliliğini de kapsayan verginin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanununun 26’ncı maddesi de dikkate alındığında, mal veya hizmetin karşılığını teşkil eden bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile gerçekleşen vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihteki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilerek, bu yolla bulunan tutar katma değer vergisinin matrahını oluşturacak olup bedelin farklı zamanlarda ödenmesi nedeniyle zaman içinde oluşabilecek kur farklarının matraha ilave edilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanununun 21’inci maddesinde, ithalatta verginin matrahına dahil olan unsurlar arasında kur farkı açıkça sayılmasına rağmen 24’üncü maddesinde matraha dahil olan unsurlar arasında kur farkına yer verilmemiş olması da kanun koyucunun, ithalat dışındaki işlemlerde kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edilmesini amaçlamadığını göstermektedir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Dördüncü Dairesinin, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 13.12.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-15 Tecil Faiz Oranı % 22 Olarak Yeniden Belirlendi

Bülten: 2018/15

06.09.2018

Kamu Alacaklarının Tecili Ve Taksitlendirilmesi İşlemlerinde Halen %12 Olarak Uygulanmakta Olan Tecil Faizi Oranı % 22 Olarak Yeniden Belirlendi.

Vadesinde ödenmeyen Kamu Alacağının cebri takibi, borçluyu çok zor duruma düşürecekse eğer böyle durumlarda bazı kamu alacakları tecil edilerek taksitlendirilebilmektedir.

Nitekim 6813 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen bu konuya ilişkin detaylı açıklamalara Seri: A Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliği’nin Birinci Kısım Dördüncü Bölümü’nün “I.Tecil” alt başlıklı bölümünde yer verilmiştir.

Kamu alacağının tecili, ödemenin veya zorla tahsille ilgili uygulamaların borçluyu çok zor duruma düşürecek olduğu hallerde yapılabilmektedir. Zor durumda olduğunu düşünen mükellef, bu talebini Mali İdareye iletmekte ve Mali İdare de mükellefin “çok zor durumda” olup olmadığını oran analizlerinden de faydalanarak araştırmakta ve değerlendirmekte akabinde de kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde kamu borcunu 18 ila 36 aylık sürelerde ödenmek üzere tecil ederek taksitlendirmektedir.

Bu sürenin tespitinde, borçlunun öteden beri borç ödemede iyi niyetli olup olmadığı, borç tutarının az veya çok oluşu, daha önce tecil edilen borçlarını tecil şartlarına uygun ödeyip ödemediği ve ödeme gücü de göz önünde bulundurulmaktadır.

Bu durumun istisnası olarak, katma değer vergisi alacakları için farklı bir süre belirlenmiş olup bu vergi türünden kaynaklanan borçlar altı ayı geçmeyecek şekilde azami altı taksit olarak yeniden yapılandırılabilmektedir.

Diğer taraftan geçici vergi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi, harçlar (ikmalen tarhiyata dayanan tapu harçları hariç) bu uygulama kapsamı dışındadır.

Tecili talep edilen borcun belirli tutarları aşması durumunda düzenlemeden faydalanabilmek için teminat gösterilmesi gerekmektedir.

Vergi borcu ertelenenler, tecil ve taksitlendirilen borcun belirli bir tutarını ödemeleri ve başkaca borçları olmaması şartıyla, vadesi geçmiş borçları bulunmadığına dair yazı alabilmektedirler.

Dikkat çekici bir diğer özelliği ise motorlu taşıtlar vergisinin, bu vergiye ait gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezasının tecil edilmesi ve taksitlendirilmesi halinde, tecil şartlarına uygun ödeme yapıldığı sürece, aracın fenni muayenesi yapılabilmektedir.

Genel özelliklerine yukarıda değinilen tecil taksitlendirme uygulamasında öteden beri %12 olarak uygulanmakta tecil faizi oranı, 6 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan (Seri: C Sıra No:3)   Tahsilat Genel Tebliği ile bu tarihten itibaren % 22 şeklinde yeniden belirlenmiştir.

Ancak Tebliğin yayımı tarihinden önce yapılan müracaatlara dayanılarak tecil edilecek olan amme alacakları ile Tebliğin yayımı tarihinden önce tecil edilmiş ve tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan amme alacaklarına tecil şartlarına uygun olarak ödendikleri sürece müracaat tarihlerinden itibaren eski tecil faizi oranı (%12) uygulanacaktır.

Aynı şekilde, bu Tebliğin yayımı tarihinden önce tecil talebinde bulunulmuş ve talep kabul edilerek tecil edilmiş amme alacaklarına yönelik tecilin ihlal edilmiş olması ancak, yeni talepler üzerine yeniden tecil yapılması (tecilin geçerli sayılması) halinde, bu Tebliğin yayımlandığı tarihe kadar eski tecil faizi oranı (%12), bu tarihten sonra ödenmesi gereken taksit tutarlarına ise %22 tecil faizi oranı uygulanacaktır.

Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizinin belirli yüzdesi esas alınarak anılan Kanunun 48/A maddesine göre tecil edilen alacaklar için hesaplanan tecil faizi oranı da bu Tebliğle belirlenen oran ve uygulama esasları dikkate alınarak tespit edilecektir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Pratik Bilgiler Rehberi 2018

[siteorigin_widget class=”orion_accordion_w”][/siteorigin_widget]

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-14 – Gecikme Zammı %2 Oldu

Bülten: 2018/14
05.09.2018

 Öteden Beri Aylık % 1,4 Olarak Uygulanmakta Olan Gecikme Zammı Oranı Aylık %2 Olarak Yeniden Belirlendi.

Başta vergi olmak kamu alacaklarının önemli bir kısmı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında tahsil ve takip edilmekte olup, bu Kanun kapsamında takibi yapılan kamu alacaklarının süresi içerisinde ödenmeyen kısmı için (caydırıcı olması amacıyla reel piyasa faizinin de üzerinde) gecikme zammı adı altında ek ödeme alınmaktadır.

Bu Kanun kapsamında (2010/965 sayılı BKK ile) 19/10/2010 tarihinden bu yana aylık %1,4 oranında uygulanmakta olan gecikme zammı oranı, aynı Kanunun verdiği yetkiye istinaden, 5/09/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 62 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile aylık % 2 olarak yeniden belirlenmiştir.

Diğer taraftan gecikme zammına endekslenen ve mevzuatta yer alan bir kısım cezai yahut caydırıcı diğer bir kısım müeyyidelere ilişkin oranlar da bu orana bağlı olarak değişmiştir.

Bu kapsamda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunun;

– 112. maddesine göre uygulanan “gecikme faizi oranı”,

– 370. maddesine göre uygulanan “izahat zammı oranı”,

– 371. maddesine göre uygulanan “pişmanlık zammı oranı” da

yine aylık % 2’ye çıkarılmıştır.

Kanun hükmüne göre, 1 Liranın altında hesaplanan gecikme zammı tutarları 1 Liraya yuvarlanmakta ve bu suretle en düşük gecikme zammı tutarı 1 Liradan az olamamaktadır.

Yine Kanun hükmüne göre, gecikme zammı, günlük esasa göre hesaplanmaktadır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-13 – İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesine İlişkin

Bülten: 2018/13
04.09.2018

 2008 Yılında Kaldırılan İhracat bedellerini Türkiye’ye getirme zorunluluğu, (geçici olarak) 6 aylığına yeniden yürürlüğe girdi.

5 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ ile ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenerek, bu tarihten itibaren 6 ay süreyle geçerli olmak üzere, ihracat bedellerin %80’nin yurda getirilmesi tekrar zorunlu hale getirildi.

Nitekim çok daha önceleri, zorunlu olan bu uygulama en son 8 Şubat 2008 tarihinde yine 32 Sayılı Kararda ve Kambiyo Mevzuatında yapılan değişikle kaldırılmış, bu suretle ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi uygulamasına son verilmiş ve tasarrufu serbest bırakılmıştı.

Genel Olarak

Tebliğe göre, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedeller, ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilecek veya getirilecektir.

Bedellerin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyecek olup söz konusu bedellerin en az yüzde 80’inin bir bankaya satılması zorunludur.

İhracat işlemlerine ilişkin bedeller, akreditifli, vesaik mukabili, mal mukabili, kabul kredili akreditifli, kabul kredili vesaik mukabili, kabul kredili mal mukabili ödeme ve peşin ödeme şekilleriyle yurda getirilebilecektir.

İhracat bedellerinin beyan edilen Türk parası veya döviz üzerinden yurda getirilmesi esas olup, Türk parası üzerinden yapılan ihracat karşılığında döviz getirilebilecektir.

İhracat bedelinin yolcu beraberinde efektif olarak yurda getirilmesi halinde gümrük idarelerine beyan edilmesi zorunlu olacaktır.

Peşin Döviz Karşılığı İhracata Süre Sınırı

Peşin döviz karşılığında yapılan ihracat 24 ay içinde gerçekleştirilecektir.

Tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirilemeyen peşin dövizler prefinansman hükümlerine tabi olacaktır.

Yurt dışına müteahhit firmalarca yapılacak ihracatın bedelinin 365 günde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunlu hale getirilmiştir.

Konsinye yoluyla yapılacak ihracatta bedellerin kesin satışı müteakip; uluslararası fuar, sergi ve haftalara bedelli satılmak üzere gönderilen malların bedellerinin ise gönderildikleri fuar, sergi veya haftanın bitimini müteakip 180 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunlu hale getirilmiştir.

Yurt dışına geçici ihracı yapılan malların verilen süre veya ek süre içinde yurda getirilmemesi veya bu süreler içerisinde satılması halinde satış bedelinin süre bitiminden veya kesin satış tarihinden itibaren 90 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunlu hale getirilmiştir.

Yürürlükteki ihracat rejimi ve finansal kiralama (leasing) mevzuatı çerçevesinde kredili veya kiralama yoluyla yapılan ihracatta, ihracat bedelinin kredili satış veya kiralama sözleşmesinde belirlenen vade tarihlerini izleyen 90 gün içinde yurda getirilerek bankalara satılması gerekecektir.

İhracat Bedelinden İndirim

İhracatla ilgili navlun, sigorta primi, komisyon, ardiye, depolama, antrepo, gümrük resmi, harç ve faktoring masraflarıyla uluslararası para piyasalarında geçerli faiz oranlarını geçmemek üzere iskonto giderleri gibi masraflar için yapılacak indirimlerle konsinyasyon yoluyla ihraç edilen mallarla ilgili nakil, muhafaza, bakım ve fümügasyon, rafa (maniplasyon), satış ve benzeri masrafların ihracat bedelinden mahsubu veya görünmeyen işlemlere ilişkin hükümler çerçevesinde döviz transferi talepleri bankalarca incelenip sonuçlandırılacaktır.

Bedel getirme süreleri içinde yurda getirilen ihracat bedelleri, ihracatçının ithalat bedelleri, sermaye hareketlerine ilişkin ödemeleri, görünmeyen işlemlere ilişkin giderleri ve transit ticaretinin alış bedeliyle söz konusu süreler içinde bankalarca mahsup edilebilecektir.

Dış ticaret mevzuatı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilen mal ihraç ve ithalinde, tarafların aynı kişiler olması ve ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması kaydıyla, mal ihraç ve ithal bedellerinin bankalarca mahsubu mümkün olacaktır.

Bankaların mahsup işlemleri dışında kalan talepler Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılacak. İhracat bedellerinden mahsuba izin verilen hallerde, ihracat bedelleri süresi içinde yurda getirilmiş sayılacak. Mahsuba tabi tutulan kısım için mahsup tarihinde geçerli döviz alış kuru üzerinden döviz alım ve satım belgeleri düzenlenecektir.

İhracat işlemlerinde sorumluluk

İhraç edilen malların bedelinin süresinde yurda getirilerek, bankalara satılmasından ve ihracat hesabının süresinde kapatılmasından ihracatçılar sorumlu olacaktır.

Alacak hakkının satın alınması suretiyle ticari riskin bankalar veya faktoring şirketlerince üstlenilmesi durumunda, ihracat bedelinin yurda getirilmesi ile ilgili sorumluları Hazine ve Maliye Bakanlığı belirleyecektir.

İhracata aracılık eden bankalar, ihracat bedellerinin yurda getirilmesini ve satışının yapılmasını izlemekle yükümlü olacaktır.

Hesap Kapama, Ek Süre

Ticari amaçla mal ihracında, bedelleri yurda getirilme süresi içinde gelen ihracatla ilgili hesaplar aracı bankalarca kapatılacaktır.

Süresi içinde kapatılmayan ihracat hesapları aracı bankalarca 5 iş günü içinde muamelenin safhalarını belirtecek şekilde yazılı olarak ilgili vergi dairesi başkanlığına veya vergi dairesi müdürlüğüne ihbar edilecektir.

Mücbir sebeplerin varlığı halinde, mücbir sebebin devamı müddetince altışar aylık dönemler itibarıyla ilgili vergi dairesi başkanlığınca veya vergi dairesi müdürlüğünce ek süre verilecektir.

Mücbir Sebep Halleri Ve Terkin

İthalatçı veya ihracatçı firmanın infisahı, iflası, konkordato ilan etmesi veya faaliyetlerini daimi olarak tatil etmesi, firma hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmesi, şahıs firmalarında firma sahibinin ölümü, grev, lokavt ve avarya hali, ihracatçı veya ithalatçı memleket resmi makamlarının karar ve işlemleri ya da muhabir bankaların muameleleri dolayısıyla hesapların kapatılmasının imkansız hale gelmesi, tabii afet, harp ve abluka hali, malların kaybı, hasara uğraması veya imha edilmesi, ihtilaf nedeniyle dava açılması veya tahkime başvurulması, mücbir sebep halleri olarak kabul edilecektir.

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla 100 bin ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, mücbir sebeplerin varlığı dikkate alınmaksızın beyanname veya formda yer alan bedelin yüzde 10’una kadar noksanlığı olan (sigorta bedellerinden kaynaklanan noksanlıklar dahil) ihracat hesapları doğrudan bankalarca ödeme şekline bakılmaksızın; 200 bin ABD doları veya eşitini aşmamak üzere mücbir sebep halleri göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanname veya formda yer alan bedelin yüzde 10’una kadar açık hesaplar ilgili vergi dairesi başkanlığınca veya vergi dairesi müdürlüğünce terkin edilmek suretiyle kapatılacaktır.

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla 200 bin ABD doları veya eşitini aşan noksanlığı olan açık hesaplara ilişkin terkin talepleri, tebliğde belirtilen mücbir sebepler ile haklı durumlar göz önünde bulundurulmak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılacaktır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tebliğin uygulanması için her türlü tedbiri almaya, haklı durumları değerlendirip sonuçlandırmaya, tereddütlü hususları gidermeye, özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, döviz getirme sürelerini uzatmaya, döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, öngörülen miktarlarla süreleri belirlemeye ve değiştirmeye yetkilidir.

Tebliğin uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar Merkez Bankasınca ilan edilecektir.

Yapılan Düzenlemelere Uygun Davranılamamasının Sonuçları

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ve bu karara ilişkin Tebliğ’ler, bu güne kadar bir çok değişikliğe uğramış olup ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin bundan önceki en son değişiklik ise 8 Şubat 2008 tarih, 26781 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/13186 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılmış ve Karar ile ihracat bellerinin tasarrufu o tarih itibariyle serbest bırakılmıştı.

Kambiyo mevzuatı yönünden, ihracat bellerinin tasarrufunun serbest bırakılmasından evvelki düzenlemelerde ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin süre ve şartlara uyulmaması ve zamanında getirilmemesi halinde kambiyo suçu gereği ceza kesileceği öngörülmüş idi.

Vergisel yönden ise ihracata konu işlem için KDV iadesi talep edilmesi durumunda fiili ihracat tarihinden itibaren belirlen sürelerde ihracat bedelinin Yurda getirilerek yine belirlenen yüzdesinin döviz alım belgesine bağlanması durumunda ihracata ve iadeye konu katma dğer vergisinin % 100′ ünün iadesi talep edilebilecek, aksi durumlarda ise genel süre içerisinde yurda getirilen ihracat bedeli dövizler ile KDV iadesi oransal olarak hesaplanacaktır.

Diğer taraftan ihracat bedellerinin yurda getirilme süreleri ve belirtilen sürelerde getirilmeme hallerinde ortaya çıkan uygulama güçlükleri ihracatçı firmaları, imalatçı firmaları ve bu firmalarda görev yapan muhasebe personeli ve mali müşavirleri zora sokacak ve yine uygulama birliğinden  uzaklaşılacaktır. Nitekim konu çeşitli yönleriyle tartışmalı olup uygulama birliği de mevcut değildir.

Düzenlemenin 6 aylığına geçerli olması, 8 Şubat 2008 tarihinden önceki düzenlemelere göre vergisel yönünün ve muhasebeleştirilmesinin tartışmalı olması, Tebliğin uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenecek usul ve esasların ise Merkez Bankasınca ilan edilecek olması nedeniyle ilerleyen günlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankasınca konuya ilişkin yapılması muhtemel düzenlemelerin beklenilmesi gerekmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Anonim Şirket mi Limited Şirket mi ?

  • TÜR DEĞİŞİMİ
    LİMİTED ŞİRKETİN ANONİM ŞİRKETE DÖNÜŞÜMÜ

 

  • ANONİM ŞİRKET Mİ OLMALI?
  • LİMİTED ŞİRKET Mİ KALMALI?

 

  • SUNUMDA NELER VAR?
  • ANONİM ŞİRKET VE LİMİTED ŞİRKET ARASINDAKİ FARKLILIKLAR NELERDİR?
  • TÜR DEĞİŞİMİ NASIL YAPILIR?
  • TÜR DEĞİŞİMİNDEN HEMEN SONRA YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?
  • TÜR DEĞİŞİMİNİN MALİYETİ NEDİR?
  • ANONİM ŞİRKET VE LİMİTED ŞİRKET ARASINDAKİ FARKLILIKLAR NELERDİR?
  • KAMU BORÇLARI
  • HİSSE DEVİRLERİNDE YAPILAN HARCAMALAR
  • HİSSE DEVİRLERİNDE VERGİ MALİYETİ
  • TÜRK TİCARET KANUNU
  • KAMU BORÇLARI

 

  • LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARI VERGİ VE SGK BORÇLARINDAN ORTAKLIK HİSSELERİ NİSPETİNDE TÜM MAL VARLIKLARIYLA SORUMLUDUR.
  • ANONİM ŞİRKET ORTAKLARININ VERGİ VE SGK BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU YOKTUR, BU BORÇLAR ŞİRKETİN MAL VARLIĞINDAN ALINAMAZSA ORTAK MAL VARLIĞINA TAKİP YAPILAMAZ.
  • KANUNİ TEMSİLCİLERİN KAMU BORÇLARINDAN SINIRSIZ ŞEKİLDE SORUMLULUKLARI MEVCUTTUR. YANİ İSTER LİMİTED İSTER ANONİM ŞİRKET OLSUN, KANUNİ TEMSİLCİLER KENDİ DÖNEMLERİYLE İLGİLİ ÖDENMEMİŞ KAMU BORÇLARINDAN ŞAHSİ MAL VARLIKLARIYLA DA SORUMLUDUR.
  • KANUNİ TEMSİLCİLER LİMİTED ŞİRKETLERDE MÜDÜRLER, ANONİM ŞİRKETLERDE İSE YÖNETİM KURULU ÜYELERİ YA DA DİĞER YETKİLENDİRİLMİŞ KİŞİLERDİR.
  • HİSSE DEVİRLERİNDE YAPILAN HARCAMALAR
    (ÖRNEK 1.000.000 TL HİSSE DEVRİ)
  • HİSSE DEVİRLERİNDE VERGİ MALİYETİ
    (ÖRNEK 1.000.000 TL HİSSE SATIŞKAZANCI)
  • TÜRK TİCARET KANUNU
  • PAY SENETLERİNE İMTİYAZ VERİLMESİ
  • YÖNETİM KURULUNU SEÇME HAKKI
  • SERMAYE ARTIRIMINDA RÜÇHAN HAKKI
  • KAR DAĞITIMINDAN YARARLANMA HAKKI
  • GENEL KURULDA BİRDEN FAZLA OY HAKKI (15 KATINA KADAR)
  • PAY SATIŞLARINDA ÖNCELİKLİ ALIM HAKKI
  • HİSSE DEVİRLERİ GENEL KURUL VEYA YÖNETİM KURULU ONAYINA BAĞLANARAK SINIRLANDIRILABİLİR
  • YÖNETİM KURULU ÜYELERİNDE İMZA YETKİSİ GRUPLARA AYRILARAK FARKLILAŞTIRILABİLİR
  • A GRUBU İMZA SAHİPLERİ, GAYRİMENKUL ALIM SATIMI, İPOTEK VE REHİN VERİLMESİ, KEFALET, TEMİNAT VE GARANTİ VERİLMESİ VB. KARARLAR
  • B GURUBU İMZA SAHİPLERİ, BANKA MUKAVELESİ, BELLİ TUTARA KADAR BAĞIŞ VB. KARARLAR
  • TÜR DEĞİŞİMİ NASIL YAPILIR?
  • TÜR DEĞİŞİMİ KARARI
  • VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINDAN ÖZELGE
  • EVRAKLARIN HAZIRLANMASI
  • YMM RAPORUNUN HAZIRLANMASI
  • NOTER TASDİKLERİNİN YAPILMASI
  • TİCARET SİCİL MÜDÜRLÜĞÜNDE TESCİL

 

  • TÜR DEĞİŞİMİNDEN HEMEN SONRA YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?
  • TİCARET SİCİL TASDİKNAMESİNİN ALINMASI
  • DEFTER BASTIRILMASI
  • FATURALARIN VE SEVK İRSALİYELERİNİN BASTIRILMASI
  • E DEFTER, E FATURA SERTİFİKASININ YENİLENMESİ
  • KURUMLAR VERGİSİ BEYANNAMESİ VE KESİN MİZAN BİLDİRİMİ
  • LTD.ŞTİ. DEFTERLERİN KAPANIŞ ONAYLARI (YEVMİYE VE KARAR DEFTERİ)
  • VERGİ DAİRESİ, SGK, KAPASİTE RAPORU, SANAYİ SİCİL BELGESİ, K BELGESİ, TAPU SİCİLİ, TRAFİK TESCİL, BELEDİYE, ABONELİKLER BİLDİRİMLERİNİN YAPILMASI
  • TÜR DEĞİŞİMİNİN MALİYETİ NEDİR?
  • NOTER MASRAFI
  • MÜŞAVİRLİK MASRAFI
  • TİCARET SİCİL MASRAFI
  • TRAFİK TESCİL MASRAFI
  • TAPU SİCİLİ MASRAFI
  • DEFTER TASDİK MASRAFI
  • KAPASİTE RAPORU VE SANAYİ SİCİL BELGESİ MASRAFI

 

  • NOTER İŞLEMLERİ
  • 2 ADET KARAR ONAYI 200 TL
  • A.Ş. ANA SÖZLEŞME ONAY 3 ADET 750 TL
  • TESCİL TALEPNAMESİ (YÖNETİM KURULU) 150 TL
  • DEFTER TASDİK 5 ADET 50 SAYFA 250 TL
  • İMZA SİRKÜLERİ 300 TL

YAKLAŞIK OLARAK TOPLAM 1650 TL

  • DİĞER MASRAFLAR
  • YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR ÜCRETİ 5.000 TL
  • TİCARET SİCİL HARCI 230 TL
  • TİCARET SİCİL GAZETESİ 750 TL
  • ARAÇ TESCİL BELGE YENİLEME 75 TL x ARAÇ SAYISI
  • TAPU YENİLEME 9 TL x TAPU SAYISI

NOTER VE DİĞER MASRAFLAR TOPLAMI  7.500 TL

  • ANONİM ŞİRKET Mİ OLMALI?
  • LİMİTED ŞİRKET Mİ KALMALI?

HÜSEYİN DEMİR
YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Özel Tüketim Vergisi Sıfıra İndirilmiş Deniz Yakıtı Uygulamasında Yeni Düzenlemeler

(VERGİ SORUNLARI DERGİSİNİN EYLÜL/2013 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR)

ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ SIFIRA İNDİRİLMİŞ DENİZ YAKITI UYGULAMASINDA YENİ DÜZENLEMELER

Hüseyin DEMİR*

ÖZET
Özel tüketim vergisine tabi olan deniz yakıtlarının dağıtıcılarca,  belli şartları sağlayan kullanıcılara tesliminde ÖTV sıfır olarak uygulanmaktadır. Denizcilik faaliyelerinin gelişmesini amaçlayan bu düzenleme ile kullanıcıların ucuz yakıt satın alabilmelerinin önü açılmış olmakta, bununla birlikte ÖTV gelirlerinde azalma meydana getirmektedir. Kötüye kullanıma son derece açık olması nedeniyle, ÖTV’si sıfırlanmış deniz yakıtı teslim edenlerin ve buna bağlı olarak kullanıcıların vergi incelemesi ve yoklama denetimleriyle, mevzuata uygun davranıp davranmadıklarının tespit edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler : Özel Tüketim Vergisi, Deniz Yakıtı, Dağıtıcı, ÖTV’si Sıfırlanmış Deniz Yakıtı Kullanıcısı.
Jel Sınıflandırması: H20, H25, H29
NEW REGULATIONS IN THE PRACTICE OF SEA FUEL WITH ZERO SPECIAL CONSUMPTION TAX
ABSTRACT
The SCT is applied as zero in the delivery of the sea fuels subject to special consumption tax to distributors and users who meet certain conditions. This regulation which aims at improving maritime activities has paved the way for users to buy cheap fuel, and it also causes a reduction in SCT revenues. There is an obligation to carry out tax audits and tax inspections on deliverers and users of sea fuel with zero SCT as well as to determine their compliance with legislation, since it is extremely open to misuse.
Keywords: Special Consumption Tax, Sea Fuel, Distributor, Users of Sea Fuel with Zero SCT.
Jel Classification: H20, H25, H29
GİRİŞ
01.7.2003 tarih ve 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 1. maddesiyle, Türk Uluslararası Gemi Siciline ve Milli Gemi Siciline kayıtlı, kabotaj hattında münhasıran yük ve yolcu taşıyan gemilere , ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine miktarı her geminin teknik özelliklerine göre ve diğer şartların taşınması halinde verilecek akaryakıtın özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiştir.
Ülkemizde büyük vergi kaybına sebep olan akaryakıt kaçakçılığının milli bir sorun olarak önemsendiği son yıllarda, ilgili kamu kurumlarının kendi konularına giren alanlarda denetim çalışmalarına hız vermiş olduğu, buna bağlı olarak Maliye Bakanlığı’nın ve özelde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mevzuat düzenlemeleriyle sektörü yoğun takibe aldığı görülmektedir. Akaryakıt dağıtıcılarının ve yakıt kullanıcılarının belli aralıklarla vergi incelemesine tabi tutulmasının zorunlu hale getirilmesi, kaçakçılığı önleme çabasının dikkate değer bir yansıması olarak algılanmıştır.
6 Seri Numaralı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğinde ve daha sonra yayımlanan genel tebliğlerde yapılan değişikliklerle uygulamaya yön verilmiş, çok fazla değişiklik yapıldığı için biraz da karmaşık hale gelen mevzuata, en son 20.7.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği ile ek düzenleme ve değişiklikler getirilmiştir. Özel Tüketim Vergisi sıfıra indirilmiş deniz yakıtı uygulamasının önemli yönleri ve yapılan değişiklikler bu makalenin konusunu oluşturmaktadır.
1. KAPSAMA ALINAN DENİZ YAKITLARI
6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğinin “Tanımlar” başlıklı 1. maddesinde, GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) numaraları belirtilen deniz yakıtlarının ana ve yardımcı makinalarda kullanılması halinde bu yakıtların teslimlerinde sıfır ÖTV uygulanmasına izin verilmiştir. Bunlar genel olarak, kükürt oran ve miktarları belirtilen motorin, kırsal motorin, fuel oil grupları, denizcilik yakıtları ve diğerleridir.
2. KİMLER SIFIR ÖTV İLE DENİZ YAKITI SATABİLİR?
ÖTV mükellefiyetinin bulunduğu yer vergi dairesinin bağlı olduğu yer vergi dairesi başkanlığı tarafından verilen dağıtım izin belgesini haiz olan dağıtıcılar, sıfır ÖTV ile deniz yakıtı satışı yapabilirler. Genel ve özel bütçeli idareler, İl Özel İdareleri, sermayelerinin fazlası bu kurumlara ait olan kuruluşlar, özelleştirme kapsamında olup sermayelerinin fazlası kamuya ait olan işletmeler için dağıtım izin belgesine sahip olma şartı aranmaz. Dağıtım izin belgeleri her yıl 31 Aralık tarihine kadar geçerli olacak şekilde düzenlenir. Dağıtım izin belgesinin alınabilmesi için dağıtıcılarda aranan kriterler aşağıda sayılmıştır.
1. Müracaat tarihinde dağıtıcının herhangi bir vergi borcunun bulunmaması,
2. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket sermayesinin %10›undan fazlasına sahip olanların affa uğramış olsalar dahi, hırsızlık, emniyeti suistimal, dolandırıcılık, yalan yere şahadet, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira, irtikap, rüşvet, ihtilas cürümlerinden biri dolayısıyla hapis cezası veya 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna muhalefetten mahkum olmamaları ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesinde yazılı kaçakçılık suçlarını işlememiş olmaları,
3. İlgili vergi dairesine  10.000.000 Türk Lirası karşılığı, para, bankalar ve özel finans kurumları tarafından verilen süresiz teminat mektupları, Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler, Milli esham ve tahvilat teminatlarından herhangi birini vermiş olmaları,
4. Yakıt dağıtım taahhütnamesini ilgili vergi dairesine vermiş olmaları.
Dağıtıcıların bu şartları taşımadığının anlaşılması veya bu şartları sonradan ihlal ettiklerinin anlaşılması halinde verilmiş olan dağıtım izin belgeleri iptal edilir ve dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilir.
Dağıtıcılar ayrıca ÖTVBS adı verilen sisteme kaydolmak için, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na başvurmak zorundadır.
3. KİMLER SIFIR ÖTV İLE YAKIT SATIN ALABİLİR?
ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı satın alma hakkı olan mükellefler 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğinde belirtilmiştir. Buna göre; Türk Uluslararası Gemi Siciline veya Milli Gemi Siciline ve Deniz Ticaret Odasına kayıtlı olan ve kabotaj hattında çalışan:

  • Yük ve yolcu taşıyan gemiler,
  • Balıkçı gemileri,
  • Ticari yatlar
  • Römorkör
  • Algarina,
  • Kablo ve kurtarma gemisi,
  • Dalgıç aracı gibi deniz ulaştırmasının diğer hizmetlerinde kullanılan ve yolcu ya da yük gemisi olmayan ticari gemiler,
  • Bilimsel araştrıma gemileri,

dağıtıcılardan sıfır ÖTV ile deniz yakıtı satın alma hakkına sahiptirler.
Genel ve özel bütçeli idareler, İl Özel İdareleri, sermayelerinin fazlası bu kurumlara ait olan kuruluşlar, özelleştirme kapsamında olup sermayelerinin fazlası kamuya ait olan işletmeler için deniz ticaret odasına kayıt olma şartı aranmaz.
4. VERGİ İNCELEMESİNE SEVK EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR VE YAPILACAK YOKLAMALAR
ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı uygulaması, hem dağıtıcılar hem de yakıt satın alanlar bakımından büyük vergi avantajı sağladığından, yoğun denetimlerle vergi kayıp ve kaçağının ortaya çıkmasının önlenmesi gerekmektedir. Denizcilik alanında kullanılan motorinin litresinden 1,5245 TL ÖTV ve bunun % 18’inin katma değer vergisi alındığı düşünüldüğünde, toplamda yaklaşık 1,80 TL daha ucuz yakıt satın alma imkanı ortaya çıkmaktadır. Suistimale açık olan bu avantajın mevzuattaki usul ve esaslara uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi için, 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği ve değiştiren diğer tebliğlerle açıklanan aşağıdaki durumların varlığı halinde, vergi dairelerine ilgili mükellefleri vergi incelemesine sevk etme zorunluluğu getirilmiştir.
– Dağıtıcıların, müracaat tarihinde gerekli olan şartları taşımadığının sonradan anlaşılması veya dağıtım izin belgesi aldıktan sonra söz konusu belgeyi alabilmek için gerekli olan şartlardan bir ya da birkaçını ihlal etmeleri halinde, dağıtım izin belgesi ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı/Defterdarlık tarafından iptal edilecek ve dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilecektir.
– Kararname kapsamındaki faaliyetlerini sonlandırmaları nedeniyle vermiş oldukları teminatlarını geri almak isteyen dağıtıcıların teminat çözümü işlemleri, Kararname kapsamında teslim edilmesi gereken akaryakıtların, bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olarak teslim edildiğini deniz yakıtı kullanıcıları nezdinde yapılacak karşıt incelemeleri de içerecek şekilde tevsik eden vergi inceleme raporu sonucuna göre yapılacaktır.
– Kendilerine dağıtım izin belgesi düzenlenen dağıtıcılar, ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimlerini gelecek yıllarda da devam ettirmeleri halinde, geçmiş akaryakıt teslimlerinin bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığının deniz yakıtı kullanıcıları nezdinde yapılacak karşıt incelemeleri de içerecek şekilde tespit edilmesi amacıyla üç yılda bir vergi incelemesine sevk edileceklerdir.
– Rafinericilerden satın alınan deniz yakıtının dağıtıcılar tarafından ÖTV tahsil edilmeden satılması halinde, tahsil edilmeyen ÖTV tutarı rafinericilerden alınan mallar için hesaplanan ÖTV tutarından mahsup edilmekte ve dağıtıcılar tarafından teslimleri ilgili vergi dairesine bildirilmektedir. Dağıtıcılar tarafından vergi dairesine gönderilen bilgiler ile ÖTVBS›de yer alan bilgilerin farklı olması halinde, Tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre verilmek suretiyle dağıtıcılardan yazılı izahat istenecektir. Bu süre içerisinde izahat verilmemesi ya da verilen izahatın vergi dairesince uygun bulunmaması halinde, mükellef vergi incelemesine sevk edilecek, inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır.
– Dağıtıcıların deniz yakıtı satışlarında tahsil etmedikleri ÖTV’yi rafinericilerden satın aldıkları deniz yakıtına ait hesaplanan ÖTV’den mahsup işlemlerinde, talep edilen mahsup tutarının ve deniz yakıtı teslim edilen kullanıcıların %5›ine kadarlık kısmına, kullanıcıların bağlı oldukları vergi dairelerince yoklama yapılması veya yaptırılması sağlanacaktır. Bu yoklamalar için seçilecek kullanıcılar örnekleme yöntemiyle tespit edilecektir. Yoklamalarda, deniz aracına bizzat gidilmek suretiyle; deniz aracı, kullanıcısı, kullanıcının mükellefiyet bilgileri, yakıt alım defterinde yer alan teslim bilgileri ve jurnal defteri/gemi hareket kayıt jurnalinde yer alan bilgiler ayrıntılı olarak tespit edilecektir. Bu yoklamaların yoklama talebinin alındığı tarihten itibaren on beş gün içinde yapılarak aynı süre içerisinde dağıtıcıların vergi dairesine gönderilmesi gerekmektedir. Dağıtıcının vergi dairesi, bu yoklamalardaki tespitler ile kendisinde bulunan bilgileri karşılaştırmak suretiyle teyit işlemini gerçekleştirecektir.
– Yoklamalar sonucunda yakıt alım defterinde yer alan teslim bilgileri ile vergi dairesinin kendisinde bulunan bilgilerin uyuşmaması veya dağıtıcılarca bu Tebliğde belirlenen usul veya esaslara uyulmadığının tespiti halinde, ilgili dilekçeye konu mahsup taleplerinin tamamı vergi incelemesine sevk edilerek inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır. Diğer taraftan yoklamalar sonucunda sadece deniz yakıtı kullanıcılarınca bu Tebliğde belirlenen usul veya esaslara uyulmadığının tespiti söz konusu ise yalnızca bu kullanıcılara yapılan teslimlere ilişkin mahsup talepleri vergi incelemesine sevk edilerek inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır.
– Deniz aracı için tahsis edilen ve yakıt alım defterinde belirtilen bir defada ya da yıllık olarak alınabilecek azami ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı miktarının aşılması halinde, kullanıcı, limit aşımının yapıldığı faaliyet dönemiyle ilgili olarak incelemeye sevk edilir.
– ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı kullanan mükelleflerin 6 aylık dönemlerdeki faaliyetlerini içeren Yeminli Mali Müşavir faaliyet raporlarını ilgili vergi dairesine verme yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu raporları süresinde vermeyen kullanıcıların yakıt alım defterlerine ilgili vergi dairesi tarafından el konularak, bu mükelleflere Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilir. Vergi daireleri ayrıca bu mükelleflerden YMM faaliyet raporunu 30 günlük süre içinde ibraz etmelerini yazılı olarak ister. Bu süre içinde YMM faaliyet raporunu ibraz eden ve uygulanan özel usulsüzlük cezasını ödeyen kullanıcılara el konulan yakıt alım defterleri iade edilir ve gerektiğinde yeni yakıt alım defteri verilir. Ancak 30 günlük süre içinde YMM faaliyet raporunu vermeyen kullanıcılar ilgili dönemlere ilişkin olarak vergi incelemesine sevk edilir. İnceleme sonucuna göre ortaya çıkan vergi, ceza, gecikme zammı ve gecikme faizinin ödenmesi halinde el konulan defterler iade edilir veya yenisi verilir.
– Yakıt alım defterinin zayi olması halinde kullanıcı, Türkiye genelinde yayımlanan ulusal bir gazeteye ilan vererek, zayi olma tarihinden itibaren 15 gün içinde yakıt alım defterini onaylayan liman başkanlığına başvurur.  Bu başvuru üzerine liman başkanlığı, yakıt alım defterine bloke koyar ve defterin onaylatıldığı vergi dairesine aynı iş günü içerisinde bildirir. Bu bildirim üzerine, yakıt alım defteri zayi olan deniz aracı ile ilgili olarak deniz yakıtı kullanıcısı vergi dairesi tarafından vergi incelemesine sevk edilir. Kullanıcının 15 gün içinde yakıt alım defterinin zayi olduğunu bildirmemesi halinde yeni yakıt alım defteri talebinde bulunulamaz.
– ÖTV’si sıfırlanmış deniz yakıtı tesliminin Genel Tebliğlerle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleşmediğine dair yetkili makamlarca tespitte bulunulması ya da sahte veya muhteviyatı itibariyle belge düzenlendiği veya kullanıldığına ilişkin herhangi bir vergi inceleme raporunda tespitte bulunulması halinde, dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilecek ve bunların dağıtım izin belgelerine el konulacaktır.
5.YENİ DÜZENLEMELER
20.7.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26 Seri Numaralı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliği ile akaryakıt teslimleri ve ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimlerine dair uygulamalarda değişiklikler yapılmıştır. Buna göre;
1- Uçak benzini, benzin tipi jet yakıtı ve jet yakıtı (karosen) ürünlerinin ÖTV tutarları sıfır olarak uygulanmaktadır. Petrol Kanunu’nda belirtilen dağıtıcıların, aynı kanunda yer alan refinericilerden satın aldıkları havacılık yakıtlarının teslimlerine ilişkin olarak, Genel Tebliğ ekinde yer alan “Rafinericiden Satın Alınan Hava Yakıtlarının Teslimine İlişkin Bildirim Formu”nu 15 günlük dönemleri izleyen onuncu günün akşamına kadar, İnternet Vergi Dairesi/Kurumlar-Gelir Vergi Dairesine göndermeleri gerekmektedir. Bu bildirim formlarını süresinde göndermeyenler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca özel usulsüzlük cezası uygulanacaktır.
2- ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslim eden dağıtıcıların ithalde vermiş oldukları teminatın çözümündeki uygulamalarda değişiklikler yapılmıştır. Dağıtıcılar tarafından vergi dairesine gönderilen bilgiler ile ÖTVBS sistemindeki bilgiler arasında farklılık olması halinde, dağıtıcılardan izahat istenecek, verilen sürede izahat verilemezse dağıtıcı incelemeye sevk edilecektir. Ayrıca sistemde uyumsuzluk olmasa bile, dağıtıcıların ÖTV’siz yakıt teslim ettiği kullanıcıların en az % 5’i nezdinde yoklama yapılarak durumları tespit edilecektir. Herhangi bir usulsüzlük görülmediği takdirde teminat çözülecek, aksi halde incelemeye sevk işlemi yapılacaktır.
3- Dağıtım izin belgesi almak isteyen dağıtıcıların vermeleri gereken teminat miktarı 2.000.000 TL’den 10.000.000 TL’ye çıkarılmıştır.
4- Genel ve Özel Bütçeli İdareler, İl Özel İdareleri, Belediyeler ve sermayesinin %51´i veya daha fazlası bunlara ait olan kuruluşlar ile özelleştirme kapsam ve programına alınmış olup hisselerinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşların sahip olduğu deniz araçları ile 15 adetten fazla deniz aracı olan özel kullanıcılara ait deniz araçları için, ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtını toplu olarak alma imkanı getirilmiştir.
5- Dağıtıcıların 15 günlük dönemler halinde teslim ettikleri ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtına ait bilgileri İnternet Vergi Dairesi üzerinden bildirim yöntemleri belirlenmiştir.
SONUÇ
Özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimleri ve teslim sonrası yakıt kullanıcılarının faaliyetleri Gelir İdaresi tarafından mercek altına alınmış ve elektronik ortamda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile birlikte hazırlanan tedbirlerle birçok otokontrol mekanizması oluşturulmuştur. 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği hükümleri, sistemin işleyişinde meydana gelen herhangi bir aksaklık veya uyumsuzluk halinde, vergi incelemesine sevk etme işlemini getirmiş, bununla birlikte herhangi bir sebep olmasa bile, dağıtıcıların sıfır ÖTV ile yapmış oldukları deniz yakıtı teslimlerinin üç yılda bir vergi incelemesine tabi tutulmasını zorunlu tutmuştur. Yapılacak bu denetimlerle, denizcilik faaliyetlerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla ihdas edilen sıfır ÖTV uygulamasında suistimallerin yaşanmaması ve dolayısıyla vergi kaybının oluşmaması hedeflenmektedir.

KAYNAKÇA
1- Özel Tüketim Vergisi Kanunu
2- 6 ve 26 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğleri

*              E. Gelirler Başkontrolörü, YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Turizm Acentelerinin Düzenlediği Seyahat Organizasyonlarında KDV Uygulaması

TURİZM ACENTELERİNİN DÜZENLEDİĞİ SEYAHAT ORGANİZASYONLARINDA KDV UYGULAMASI

I- GİRİŞ

Turizm sektörü, milli gelire, istihdama ve dış ticaret dengesine sağladığı büyük fayda dolayısıyla bacasız fabrika olarak adlandırılır. Hizmetler sektörünün genel özelliklerinden olan emek yoğun çalışma tarzıyla turizm sektörü istihdama önemli ölçüde katkı sağlar. Dış ticaret dengesine artı değer kazandırmasıyla ödemeler bilançosunun cari işlemler hesabını müspet yönde etkiler. Yarattığı katma değerle milli geliri ve vergi gelirlerini yükseltir. Hizmetin içinde barındırdığı unsurlarla inşaat, gıda, temizlik, danışmanlık, ulaşım, iletişim, tanıtım-reklam ve benzeri birçok sektöre iş olanağı yaratır. Tanıtımla kendi kendini geliştirmesinin yanı sıra geliştikçe de tanıtıma imkan sağlar, ülkenin dünya milletleri arasında bilinmesine ve itibar kazanmasına etki eder. Dünyada turizm 2009 kriz yılı hariç, her yıl bir önceki yıla göre gerek turist sayısı gerekse turizm geliri bakımından artış göstermektedir. Ülkemize gelen ziyaretçi sayısında da dünyadaki artışa bağlı olarak özellikle son yıllarda büyük artışlar görülmüştür. 1980 yılında 1.280.000 yabancı turist ülkemizi ziyaret ederken bu sayı 1990 yılında 5.389.000 kişi, 2000 yılında 10.412.000 kişi ve 2008 yılında 26.337.000 kişi olmuştur. Bu da sektörün pazarlama tarafında yer alan acentelerin pazar payını büyütmektedir. Seyahat acentesi sayısı 2000 yılında 4354 iken 2008 yılında 5672’ye yükselmiştir.[1] Son yıllarda parlayan bir sektör olan turizmin gelecekte büyümesine devam edeceği tahmin edilmektedir. Türkiye’de mukim acenteler, şirketlere fuar organizasyonları, yerli ve yabancı turist gruplarına gezi organizasyonları gibi çeşitli amaçlarla tur düzenlemektedirler. Bu yönüyle acenteler turizm alanında faaliyet gösteren ve konaklama, yeme-içme, ulaşım vb. hizmetleri veren işletmeler ile hizmetten yararlanan turistler arasında aracı konumunda bulunmakta ve çoğu zaman her iki taraf için tek muhatap durumunda faaliyet göstermektedir. Bu bakımdan bir anlamda turizm sektörünün cirosunu belirlemekle “turizmin merkez bankası” olarak teşbih edilebilecek acentelerin vergisel uygulamalarında hassasiyet göstermesi, Gelir İdaresince de önemsenen bir davranıştır. Yurt içine ve yurt dışına düzenlenen seyahat organizasyonlarında katma değer vergisi uygulaması ayrıntılı bir şekilde izleyen bölümlerde açıklanmıştır.

II- HİZMET İHRACATI İLE İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre; Türkiye’de ticari faaliyet çerçevesinde yapılan hizmetler katma değer vergisinin konusuna girmektedir. Bu cümle içindeki “hizmet” ve “Türkiye’de yapılan hizmet” kavramları Kanunun kendi sistematiği içinde açıklanmıştır. Kanunun 4. maddesinde hizmet tanımı şu şekilde yapılmıştır; “Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir. Bu işlemler; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebilir.”
Aynı Kanunun 6. maddesinde; işlemlerin Türkiye’de yapılmasının, hizmetin Türkiye’de yapılmasını veya hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını ifade edeceği belirtilmiştir. Yani, bunlardan birinin gerçekleşmesi halinde işlemin Türkiye’de yapıldığı, yapılan hizmetin katma değer vergisinin konusuna girdiği kabul edilir.
Kanun’un 11. maddesinde, yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetlerin katma değer vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır. Kanun’un 12. maddesinde, bir hizmetin yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmet sayılabilmesi için;
a- Hizmetin yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olması,
b- Hizmetten yurt dışında faydalanılmış olması,
Şartları aranılmaktadır. Bu şartların ikisinin aynı anda sağlanması durumunda hizmet ihracından bahsedilebilir.
Ayrıca 26 Seri Numaralı KDV Genel Tebliği’nin (K) bölümünde hizmet ihracının şartları şu şekilde açıklanmıştır:
1. Hizmet Türkiye’de yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır : Yurt dışındaki müşteriden kasıt, hizmet sunulan kişinin ikametgahı, işyeri, kanuni ve iş merkezinin yurt dışında bulunması veya yurt içinde bulunan bir firmanın, yurt dışında kendi adına müstakil olarak faaliyet gösteren şube, acenta, temsilci ve bürosunun olması gerekmektedir.
2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmelidir : Yapılan hizmet ile ilgili olarak düzenlenecek fatura veya benzeri belgenin, yukarıda özellikleri açıklanan yurt dışındaki bir müşteri adına olması zorunludur.
3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir : Yurt dışındaki müşteri için yapılan hizmete ait bedelin, Türkiye’ye döviz olarak getirilmesi zorunludur. İstisnadan yararlanacak olanın döviz alım bordrosu veya dövizin Türkiye’ye getirildiğini tevsik eden, kambiyo mevzuatına göre geçerli diğer bir belge ile bunu tevsik etmesi gerekmektedir.
4. Hizmetten yurt dışında yararlanılmalıdır : İstisnanın uygulanabilmesi için, hizmetten, yurt dışında yararlanılmış olması gerekir. Diğer bir anlatımla, yurt dışındaki müşteri için verilen hizmetin bu müşterilerin, Türkiye’deki faaliyetleri ile ilgisinin olmaması gerekmektedir.
Bu şartları sağlayan işlemler, hizmet ihracı kapsamında katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

III- TURİZM ACENTELERİ TARAFINDAN VERİLEN HİZMETLERİN KDV KARŞISINDAKİ DURUMU

Türkiye’de mukim olsun olmasın turizm acentelerinin Türkiye’de hizmet vermesi veya bunların verdikleri hizmetlerden Türkiye’de faydalanılması durumunda, bu hizmetler katma değer vergisinin konusuna girmektedir. Bu bakımdan, ulaşımla başlayan ve konaklama, rehberlik gezi, sağlık ve yemek ile devam eden bu hizmetlerin nerede verildiği ve hizmetlerden nerede faydalanıldığının tespit edilmesi son derece önem arz etmektedir.
Bu konuda 2 Haziran 1992 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 40 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde “Türkiye’de yerleşik seyahat acentelerince organize edilerek yurt dışına düzenlenen turlara katılanlara, yurt dışında verilen yeme-içme, konaklama, ulaştırma, rehberlik, gezi, sağlık v.b. hizmetler yurt dışında verildiğinden ve yolcular bu hizmetlerden yurt dışında yararlandığından, bu hizmetler Türkiye’de ayrıca katma değer vergisine tabi tutulmayacaktır. Ancak, tur organizasyonuna katılanlara yurt içinde verilen hizmetlerin katma değer vergisine tabi olacağı açıktır…” İfadeleri yer almıştır.
Tebliğdeki diğer açıklamalara göre, acenteler yurt dışından satın aldıkları hizmet bedellerinin Vergi Usul Kanunu çerçevesinde belgelemeleri koşuluyla bu hizmetlere ait masraf ve belgelerde gösterilen tutarlar için katma değer vergisi hesaplamak zorunda değillerdir. Diğer bir anlatımla, acentenin müşterilerine yurt dışında verdiği konaklama, yeme-içme, rehberlik, ulaşım, gezi, sağlık ve benzeri hizmetler için katma değer vergisi hesaplanmaz. Çünkü hizmet Türkiye’de yapılmadığından veya hizmetten Türkiye’de yararlanılmadığından katma değer vergisinin konusuna girmemektedir.
Tebliğe göre seyahat acentesi tarafından müşterilere kesilecek faturada hizmet karşılığını teşkil eden tüm bedel gösterilecek; ancak, katma değer vergisi yurt dışında verilen hizmet bedelleri düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden hesaplanacaktır.
Yurt dışına yapılan yolcu taşımacılığına ait bedelin ayrıca fatura edilmesi veya kesilecek faturada taşıma karşılığını teşkil eden bedelin ayrıca gösterilmiş olması halinde taşıma hizmet bedeli Katma Değer Vergisi Kanununun 14. maddesi uyarınca katma değer vergisinden istisnadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığından işletme belgesi almış bulunan seyahat acenteleri tarafından müşteriye aktarılan geceleme hizmet tutarı ve bu hizmete ilişkin aracılık bedellerine konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmetlerinin ait olduğu oran uygulanır. 2008/13234 sayılı Kararname ile 09.02.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren bu hükme göre, geceleme hizmet bedelinin seyahat acentesi tarafından hizmeti fiilen alan kişiye aktarılmasında, aktarılan geceleme hizmeti ve buna ilişkin komisyon toplamına % 8 KDV oranı uygulanır. Acentenin, hizmeti fiilen alan müşteriye değil de konaklama tesisine aracılık karşılığı fatura düzenlemesi durumunda da % 8 KDV oranı uygulanır. Konaklama ve buna ilişkin aracılık hizmeti dışındaki acente hizmetleri % 18 oranında katma değer vergisine tabidir.
Türkiye’de yerleşik seyahat acentelerinin yurt dışında bulunan acenteye hizmet vermesi durumu 26 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde, Türkiye’de yerleşik olanları yurt dışına göndererek yurt dışında hizmet verme durumu ise 40 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde örnekle açıklanmıştır.
Türkiye’de yerleşik seyahat acentesi, yurt dışında bulunan yabancı seyahat acentesinin gönderdiği turist grubuna Türkiye’de tur düzenleme, yeme-içme ve konaklama hizmeti verildiği durumda, tam mükellef acente Türkiye’de vergi mükellefi firmalardan aldığı bu hizmetler katma değer vergisine tabidir. Bu hizmetler için alınan fatura toplamı, yurt dışındaki acenteye verilen hizmetin maliyeti olarak tanımlanabilir. Tam mükellef acente kendi komisyonunu yani karını da ekleyerek, verdiği hizmetler karşılığında yurt dışındaki acenteye fatura düzenler. Yabancı konuklara hizmet Türkiye’de verildiğinden ve bu hizmetlerden Türkiye’de yararlanıldığından, hizmetin maliyete tekabül eden kısmı katma değer vergisine tabidir. Burada hizmetin katma değer vergisine tabi olmasında en önemli unsur hizmetten Türkiye’de yararlanılmış olmasıdır. Ancak tam mükellef acentenin maliyetin üzerine eklediği komisyon tutarı katma değer vergisinden istisnadır. (KDVK md. 11) Çünkü komisyon karşılığı hizmet her ne kadar Türkiye’de verilse de (katma değer vergisinin konusuna girmesi için zaten gereken şart budur), hizmetten yararlanan Türkiye’ye gelen konuklar değil yurt dışındaki acentedir. Komisyona karşılık gelen hizmet, yurt dışındaki bir müşteri için verilmiştir ve bu hizmetten yurt dışındaki acente yararlanmıştır. Bu nedenle hizmet ihracatı kapsamında alınan komisyon tutarı üzerinden katma değer vergisi hesaplanmaması gerekmektedir. Düzenlenen faturada katma değer vergisine tabi olan ve olmayan tutarların ayrı ayrı gösterilmesi veya ayrı faturalarda gösterilmesi gerektiği 26 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde belirtilmiştir.
Yurt içinde faaliyet gösteren acentelerin yurt dışına gönderdiği müşterilerine yurt dışında verdiği konaklama, yeme-içme, rehberlik vb. hizmetler için ilgili ülke mevzuatı uyarınca tevsik edici belge almaları zorunludur. Acente müşterilerine yurt dışında verdiği hizmetleri aldığı bu belgelerle gider hesaplarında gösterir. Bu hizmetler acente maliyetini oluşturur ve hizmetten yurt dışında faydalanıldığından katma değer vergisinden istisnadır. (KDVK 11) Yurt dışı ulaşım giderleri de KDVK 14. Maddesi uyarınca istisna olduğundan KDV hesaplanmamaktadır. Ancak acentenin bu giderlerinin dışında müşterilerine Türkiye’de verdiği hizmetler ile yurt dışı hizmet maliyetine eklediği komisyon (acente karı), hizmet Türkiye’de verildiğinden ve hizmetten Türkiye’de yararlanıldığından, katma değer vergisine tabidir. Bu nedenle komisyon tutarı üzerinden kdv hesaplanması gerekir.
Acentelerin verdiği hizmetlerin niteliğine göre yapılan sistematik açıklamalar aşağıda yer almaktadır.

A- YURTDIŞINDAKİ ACENTELERE VERİLEN HİZMETLER

  1. Hizmetin Türkiye’de Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura yurt dışındaki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanmaz, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanır.
Açıklaması :
Organizasyonun Türkiye’de yapılması, başka bir deyişle hizmet verilen müşteri grubuna hizmetlerin Türkiye’de verilmesi durumunda, Türkiye’deki  firmalardan alınan faturalarla belgelenen konaklama, yemek, ulaşım vs gibi hizmetler, hizmet Türkiye’de verildiğinden ve hizmetten Türkiye’de yararlanıldığından maliyete tekabül eden katma değer vergisine tabidir. Ancak acentenin karı üzerinden KDV hesaplanmaz. Çünkü Türkiye’deki acente, yurt dışındaki acenteye hizmet vermiştir.

2. Hizmetin Yurtdışında Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura yurtdışındaki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanmaz, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanmaz.
Açıklaması :
Müşterilere hizmetin yurt dışında verilmesi ve fatura edilen acentenin yurt dışında mukim olması nedeniyle hizmet ihracı şartları gerçekleşmiştir ve KDV istisnası uygulanır. Gerek acentenin maliyeti gerekse acente karına karşılık verilen hizmetten yurt dışında faydalanıldığından KDV hesaplanmaz.

B- TÜRKİYE’DEKİ ACENTELERE VERİLEN HİZMETLER

  1. Hizmetin Türkiye’de Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura Türkiye’deki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanır, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanır.
Açıklaması :
Hizmet Türkiye’de verildiğinden ve acentenin de Türkiye’de bulunması nedeniyle verilen hizmetin tamamı KDV’ye tabidir. Çünkü verilen hizmetin tamamından Türkiye’de yararlanılmaktadır.

2. Hizmetin Yurtdışında Verilmesi Durumu :

Özeti :
Fatura Türkiye’deki firmaya kesilir, kar üzerinden KDV hesaplanır, belgelenen giderler üzerinden KDV hesaplanmaz.
Açıklaması :
Hizmet yurtdışında verildiğinden ve hizmetten yurtdışında faydalanıldığından belgelenen giderlere isabet eden tutar için KDV hesaplanmaz, ancak kar üzerinden KDV hesaplanması gerekir. Çünkü Türkiye’deki acenteye verilen hizmet firmanın karı kadardır. Kar tutarı kadar Türkiye’deki acenteye hizmet verilmiştir ve bu hizmetten yararlanan acente Türkiye’dedir.

IV- BELGE DÜZENİ VE SORUNLAR

Sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösteren firmalar, organizasyon ve mali yapı, müşteri portföyü, üretim şekilleri gibi özel bilgilerini çevrenin bilgisine mümkün olduğunca sunmaz. Ticari sır olarak değerlendirilecek bu bilgilerin haksız rekabet, itibar, seviye kaybı, rakip firmaları güçlendirme gibi istenmeyen durumlara yol açması olası bir durumdur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Ticari Sırlar Kanunu Tasarısı” sunulmuştur ve yasalaşmayı beklemektedir.[2] Bu tasarıda ticari sır “… bir ticarî işletme veya şirketin faaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, rakiplerince bilinmemesi ve üçüncü kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan; iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, malî, iktisadî, kredi ve nakit durumu, araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve perakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin bilgi, belge, elektronik ortamdaki kayıt ve verilerden oluşur.” Şeklinde tanımlanmıştır. Şirketin faaliyetlerinden elde ettiği karın gerek müşterileri gerekse rakipleri tarafından bilinmemesi konusu, yasayla teminat altına alınması gereken bir konudur. Mükelleflerin vergiye müteallik durumlarını görevleri icabı öğrenen kişilerin vergi mahremiyeti kapsamında gizlenmesi Vergi Usul Kanunu’nda güvence altına alınmıştır. Ticari sırların da ticaret hukuku çerçevesinde güvence altına alınması elzemdir.
Türkiye’de faaliyet gösteren turizm acentelerinin katma değer vergisine tabi olan ve tabi olmayan hizmetlerini fatura üzerinde ayrı ayrı göstermelerinin zorunlu tutulması, ticari sır kapsamında olan hizmet karının ortaya çıkmasına ve müşteriye ifşa edilmesine sebep olmaktadır. Örneğin, yurt içindeki bir acentenin yurt dışındaki acente tarafından gönderilen müşterilere Türkiye’de hizmet vermesi durumunda, acente karı hizmet istisnası kapsamında katma değer vergisine tabi tutulmayacağından, faturada acente karının ayrı gösterilmesi gerekecektir. Bu da müşteriden ne kadar komisyon geliri elde edildiğini açık ve seçik ortaya çıkarmakta ve acente karı hukuki zorunluluk nedeniyle müşteriye bildirilmektedir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu konuda düzenleme yaparak sorunu gidermesi beklenmektedir.

V- SONUÇ

Seyahat acenteleri, turizm sektöründe pazarlama ağırlıklı faaliyet göstermekte ve turistlere verilen konaklama, yeme-içme, ulaşım, eğlence, rehberlik vb. hizmetleri organize ederek bu alanda hizmet veren firmalardan müşterilerin hizmet almalarını sağlamaktadır. Yurt dışından ve yurt içinden sağlanan bu hizmetler, yerli ve yabancı turistlere verilebilmektedir. Acentelerin yurt dışında mukim acentelerin müşterilerine de hizmet vermesi sıklıkla görülmektedir. Acentelerin verdiği hizmetlerden Türkiye’de yararlanılması durumunda KDV hesaplanacak, yurt dışında yararlanılması durumunda ise KDV hesaplanmayacaktır. Ancak bazı durumlarda verilen hizmetlerin maliyetine isabet eden kısmı ile acente karını ifade eden komisyon tutarının farklı KDV uygulamalarına tabi olması halinde, düzenlenen faturalarda bu iki hizmetin ayrı gösterilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. İşletmelerin en önemli sırlarından olan hizmet karı, Genel Tebliğler ile getirilen düzenlemelere uyulması durumunda müşterilere ifşa edilmiş olmaktadır. Seyahat acentelerini zor durumda bırakan düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesinde fayda görülmektedir.
 
 
Hüseyin DEMİR
Yeminli Mali Müşavir


[1] www.tursab.org.tr

[2] www.kgm.adalet.gov.tr


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”