Bülten: 2019-94 7194 Sayılı Kanunda Yer Alan Diğer Bazı Düzenlemeler

Bir önceki bültenimizde de yer aldığı üzere; 7194 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 7 Aralık 2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Dört bölümden ve 53 maddeden oluşan Kanun yürürlüğe girmezden evvel, içeriğindeki hususlardan bir kısmına ilişkin değerlendirmelerimize 2019/85, 86, 87, 88, 89, 90 nolu Bültenlerimizde konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı yer verilmiştir.

Nitekim;

– Kanun’un, binek otomobillere yeniden gider ve amortisman kısıtlaması getirilmesine yönelik 13. ve 14. maddeleriyle ilgili değerlendirmelerimize 2019/85 sayılı Bültenimizde,

– Kanun’un, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 103. Maddesini yeniden düzenleyen, yüksek gelir elde edenlerden daha fazla vergi alınmasını sağlanmak üzere, 500.000,00 TL ve üzerinde gelir elde edenlerin gelirlerinin 500.000,00 TL’yi aşan kısmı için %35 yerine %40 oranında vergi alınmasını amaçlayan 17. maddesine ilişkin değerlendirmelerimize 2019/86 sayılı Bültenimizde,

– Kanun’un 15. maddesiyle, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 86. Maddesini yeniden düzenleyen ve gelir vergisi tarifesinin 4’üncü gelir diliminde yer alan tutarın (500 bin TL’nin) üzerinde ücret geliri elde edenlerin beyanname vermesini zorunlu hale getiren düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerimize yine 2019/86 sayılı Bültenimizde,

– Kanun’un, izaha davet müessesesinde sürelerin ve tutarların artırılması, cezada indirim oranının artırılması, kanun yolundan vazgeçme müessesesi ihdas edilmesi, sahte belge düzenleme riski yüksek olduğu tespit edilen mükelleflerle ilgili yeni tedbirler alınması gibi 213 sayılı Vergi Usul Kanunda önemli değişikliklerin yapıldığı 24., 25., ve 26. maddelerine ilişkin değerlendirmelerimize 2019/87 sayılı Bültenimizde,

– Kanun’un ilk yedi maddesi ile yeni ihdas edilen dijital hizmet vergisine ilişkin değerlendirmelerimize 2019/88 sayılı Bültenimizde,

– Kanun’un 9. Maddesi ile yeni ihdas edilen konaklama vergisine ilişkin değerlendirmelerimize 2019/89 sayılı Bültenimizde,

– Kanun’un 30 ila 37’inci maddeler ile yeni ihdas edilen değerli konut vergisine ilişkin değerlendirmelerimize 2019/90 sayılı Bültenimizde,

yer verilmiştir.

Bu bültenimizde ise 7194 sayılı Kanunda yer alan diğer bazı düzenlemelere yer verilmiş olup, buna ilişkin değerlendirmeler konu başlıkları itibariyle aşağıdaki gibidir;

  1. A) 193 Sayılı GVK’unda yapılan değişiklikle, belirli bir tutardaki taşıma bedeli gelir vergisinden istisna edilmiştir

 

7193 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle, 193 sayılı Kanunun 23’üncü maddesinin birinci fıkrasının (10) numaralı bendinde yer alan “taşıma giderleri” ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki parantez içi hüküm eklenmiştir;

 

“(İşverenlerce taşıma hizmeti verilmeyen durumlarda, çalışılan günlere ait bir günlük ulaşım bedelinin 10 Türk lirasını aşmaması ve buna ilişkin ödemenin toplu taşıma kartı, bileti veya bu amaçla kullanılan ödeme araçlarının temini şeklinde yapılması şarttır. Ödemenin bu tutarı aşması hâlinde aşan kısım ile hizmet erbabına ulaşım bedeli olarak nakden yapılan ödemeler ve bu amaçla sağlanan menfaatler ücret olarak vergilendirilir. Bu istisnanın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.)”

Bilindiği üzere, 193 sayılı GVK’nun 23. Maddesinin 10. fıkrası uyarınca, hizmet erbabının toplu olarak işyerlerine gidip gelmelerini sağlamak maksadıyla işverenler tarafından yapılan taşıma giderleri gelir vergisinden istisnadır.

Yapılan bu değişiklikle, çalışanlara toplu taşıma kartı, bileti veya bu amaçla kullanılan ödeme araçları temin edilerek günlük 10 TL’ye kadar verilmekte olan taşıma bedeli gelir vergisinden istisna edilmiş olup bu ad altında yapılan ödemelerin 10 TL’yi aşması durumunda ise aşan kısım kümülatif ücret matrahına eklenip tevkifata tabi tutulacaktır.

Bu düzenleme 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe girecektir.

  1. B) Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanma şartları yumuşatıldı

Hatırlanacağı 6824 Sayılı Kanun’un 4’üncü maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mülga mükerrer 121’inci maddesi başlığı ile yeniden düzenlenmiş ve 01/01/2018 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi getirilmişti. Akabinde 301 Seri Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile uygulamanın usul ve esaslarına ilişkin açıklamada bulunulmuştu. 7162 sayılı Kanun ile 01/01/2019 tarihinden itibaren vergiye uyumlu mükelleflerin vergi indiriminden yararlanabilmeleri için uymaları gereken eksik ödeme sınırı 10 TL’den 250 TL’ye yükseltilmişti.

Vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan vergi indiriminden faydalanabilmenin şartlardan biri de, verilmesi gereken tüm vergi beyannamelerinin süresinde verilmiş olması ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin süresinde ödenmesi idi.

7193 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun mükerrer 121’inci maddesinin ikinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentleri ile beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) olması,”

 

“3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, (1) numaralı bent kapsamındaki vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş olması (Ödemenin, ilgili mevzuatı gereği istenilen bilgi ve belgelerin tam ve eksiksiz olarak ibraz edilmiş olması koşuluyla, vergi kanunları gereği doğan iade alacaklarından mahsuben yapılmış olması ve indirimden yararlanıldıktan sonra söz konusu iade alacağı tutarının mahsuben ödemesi talep edilen vergi borcu tutarının altına düşmesi hâlinde, eksik ödenmiş duruma gelen vergilerin mahsuben ödenmek istenilen tutarın %10’unu aşmaması kaydıyla, eksik ödenmiş vergiler dolayısıyla veya vergi kanunları gereğince, tecil edilerek belirlenen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak terkin edilecek vergilerin, şartların sağlanamaması hâlinde kanunlarında belirlenen tecil süresinin sonunu takip eden onbeşinci günün bitimine kadar ödenmesi şartıyla, bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.), ayrıca, vergi aslı (vergi cezaları ile fer’i alacaklar dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,”

“Bu maddede geçen vergi beyannameleri ibaresi, yıllık gelir vergisi ve kurumlar vergisi beyannameleri, geçici vergi beyannameleri, muhtasar, muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi beyannamelerini; vergi ibaresi, anılan Bakanlığa bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri ifade eder.”

Kanun metninde de anlaşıldığı üzere, 7194 Sayılı Kanun ile yapılan bu değişiklikle, vergiye uyumlu mükellef uygulamasından faydalanma şartlarında mükellefler lehine olumlu düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre;

– Vergi beyannameleri ibaresi; yıllık gelir vergisi ve kurumlar vergisi beyannameleri, geçici vergi beyannameleri, muhtasar, muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile KDV ve ÖTV beyannameleri şeklinde genişletilerek yeniden sınırlandırılmıştır. Eskiden bu uygulamadan sadece gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri faydalanabilmekteyken yukarıda sayılan beyanname türleri uygulama kapsamında alınmış bu defa da veraset intikal vergisi veya damga vergisi beyannameler kapsam dışı tutulmuştur.

 

– Kapsama yeni alınan bu beyannameler üzerinden tahakkuk eden vergilere ilişkin ödeme koşulu da gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin verilme süresine eşitlenmiştir. Buna uygun olarak zamanında verilen beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin zamanında ödenmemesi halinde bu durum ihlal olmaktan çıkartılmış, “eksik ödemeler” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

Buna göre, 2019 yılı içerisinde başka bir vergi beyannamesini kanuni süresinde vermiş, ancak beyanname üzerinden tahakkuk eden verginin ödemesini süresinde yapmamış bir mükellef, indirimin hesaplanacağı 2019 yılı kurumlar vergisi beyannamesini vermeden önce söz konusu vergiyi ve gecikme zammını öderse, beyannameyi verdiği gün itibarıyla indirim hakkından da yararlanabilecektir.

– Bir diğer husus mahsuben yapılan ödemelerde, sonradan yapılan tespitlere istinaden ödemenin eksik yapıldığının anlaşılması durumunda, %10 hata payı verilmiş, bu şekilde %10 oranına kadar eksik ödeme yapıldığını tespit edilmiş olması durumunun indirimden faydalanılmasına engel teşkil etmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenleme, 01/01/2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

  1. C) Telif kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesine kısıtlama getirildi

 

Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Serbest Meslek Kazançlarında (İstisnalar) başlıklı 18’nci maddesine göre; Müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır. Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir. Yukarıda yazılı kazançların arızî olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez. Serbest meslek kazançları istisnasının, bu Kanunun 94’üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye şümulü yoktur.

 

Diğer taraftan, yine 193 sayılı GVK’nun 94/2-a maddesi hükmü uyarınca bu kapsama giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden %17 oranında stopaj yapılmaktadır.

 

7193 sayılı Kanun’un 10. Maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 18’inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

“Bu madde kapsamındaki kazançları toplamı 103’üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşanlar bu istisnadan faydalanamazlar. Bu durumda olanların, 94’üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında tevkifat yapma yükümlülüğü yoktur.”

 

Yapılan bu düzenlemeyle, 103. maddedeki gelir vergisi tarifesinin 4’üncü gelir diliminde yer alan tutarın (500 Bin TL’nin) üzerinde telif kazancı elde eden serbest meslek erbapları, 18’nci madde kapsamındaki bu istisnadan faydalanamayacaklar ve kazançlarının tamamı için beyanname vereceklerdir. Ancak yukarıda belirtilen ve %17 oranında tevkif suretiyle ödenen vergiler ise beyannamede üzerinden hesaplanan vergiden ayrıca mahsup edilecektir.

 

Bu düzenleme de 10/01/2020 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere 7/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

  1. D) Karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini ödemekle yükümlü olanların ödemenin avukatın müvekkiline yapılması

 

7193 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun sayılı 94’üncü maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir;

 

“9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.”

 

Buna göre, Kanun metninde anlaşılacağı üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dahil) ödeyenler tarafından yapılan ödeme üzerinden tevkifat yapılacaktır.

 

Yapılan bu düzenleme de 7/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

  1. E) Kambiyo işlemlerinde BSMV oranın artırılmıştır

 

7193 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle, 13/7/1956 tarih ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 33’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “binde biridir” ibaresi “binde ikisidir” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “yukarıdaki oranları aşmayacak şekilde yeniden tespit etmeye yetkilidir” ibaresi “kambiyo muamelelerinde on katına, vergiye tabi diğer muamelelerde ise kanuni seviyesine kadar artırmaya yetkilidir” şeklinde değiştirilmiştir.

 

Yapılan bu değişiklikle, kambiyo işlemlerinde banka ve sigorta muameleleri vergisi (BSMV) oranı binde 1’den binde 2’ye çıkartılmış, ayrıca bu oranı 10 katına kadar artırma konusunda Cumhurbaşkanına yetki verilmiştir.

 

Bu değişiklik 7/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

  1. F) Sporcular ve hakemlere ödenen ücretlerin vergilendirilmesine yönelik olarak yapılan değişiklikler

 

7194 Sayılı Kanun ile;

 

– Spor hakemlerine ödenen ücretlere yönelik mevcut gelir vergisi istisnası daraltılmış,

 

– Sporcular tarafından spor faaliyetinin icrası karşılığı elde edilen ücretlerin belirli durumlarda yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi sağlanmış,

 

– Şehit yakınları ve gaziler ile başarılı sporculara yapılan yersiz ödemeler terkin edilmiş,

 

– Sporcu ve spor hakemlerine ödenen ücretlerin vergilendirilmesinde de etki edecek biçimde gelir vergisi tarifesine yeni dilim ve oran eklenmiş,

 

– Sporcuların ücretleri üzerinden kesilerek vergi dairesine ödenen gelir vergisinin spor kulüplerine iadesine yönelik uygulama yürürlükten kaldırılmış ancak, vergi iadesine yönelik işleyiş farklılaştırılmıştır.

 

Bunlara ilişkin değerlendirmeler aşağıdaki gibidir;

 

– Spor hakemlerine ödenen ücretlere yönelik mevcut gelir vergisi istisnası daraltılmıştır

 

Bilindiği üzere 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) yürürlükteki 29’uncu maddesinin ilgili bölümü şu şekildedir.

 

Teşvik İkramiye ve Mükafatları

Madde 29

Teşvik gayesiyle verilen aşağıda yazılı ikramiye ve mükafatlar Gelir Vergisi’nden müstesnadır:

  1. ………………….
  2. …………………
  3. (2361 sayılı Kanunun 20’nci maddesiyle değişen bent) Spor yarışmalarını yöneten hakemlere ödenen ücretler.”

 

7193 sayılı Kanun’un 29. Maddesiyle 193 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi; “4. Amatör spor yarışmalarını yöneten hakemlere ödenen ücretler (basketbol ve voleybol spor dallarının en üst liglerinde görev alanlar hariç);” aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

Yapılan bu düzenlemeyle, amatör spor yarışmalarını yöneten hakemlere ödenen ücretlere ilişkin istisna uygulanmasına devam edilmesine izin verilmiş ancak basketbol ve voleybol spor dallarının en üst liglerinde görev hakemlere ödenen ücretlere ilişkin istisna ise kaldırılmıştır.

 

Kanun teklif aşamasında istisnanın tamamen kaldırılmasına yönelik olarak düzenleme öngörülmüşken, komisyon görüşmeleri sırasında amatör spor dallarının gelişimini teşvik etmeye yönelik çalışmalara ihtiyaç duyulduğu ve bu bağlamda amatör spor dallarında görev alan hakemlere ödenen ücretlere yönelik istisna uygulamasının devam etmesinin faydalı olacağı gerekçesiyle verilen önergelerle madde bu halini almıştır.

 

– Sporcuların ücretleri üzerinden kesilerek vergi dairesine ödenen gelir vergisinin spor kulüplerine iadesine yönelik uygulama yürürlükten kaldırılmış ancak, vergi iadesine yönelik işleyiş farklılaştırılmıştır

 

Bilindiği üzere 3289 sayılı Kanunun Ek 12’nci maddesiyle, Türkiye’de faaliyette bulunan; Spor Genel Müdürlüğü veya Türkiye Futbol Federasyonuna tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ile Türkiye Futbol Federasyonu veya bağımsız spor federasyonlarına kayıt ve tescilini yaptıran sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine yatırılan gelir vergisi tutarlarının, amatör spor dallarında kullanılmak üzere, 01.05.2018 tarihinden itibaren ilgili işverene red ve iade edilmesi sağlanmaktadır.

 

Bu uygulamaya ilişkin detayla 13.06.2018 tarih ve 30450 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan Gelir Vergisinin İadesi Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olup buna göre 01.05.2018 tarihinden itibaren ödenen ücretler üzerinden tevkif edilen vergilerin iadesi yapılmaktadır.

 

7193 sayılı Kanunun 40’ncı maddesiyle 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanununun Ek 12’nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Amatör sporun desteklenmesi

EK MADDE 12- Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine kanuni süresinde beyan edilen ve ödenen gelir vergisinden Gençlik ve Spor Bakanlığının talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanınca uygun görülen pay, Gençlik ve Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesaba Hazine ve Maliye Bakanlığınca aktarılır. Özel hesaba aktarılan tutarlar aşağıdaki harcamalar dışında kullanılamaz:

 

  1. a) Amatör spor dallarında sportif faaliyet gösteren sporculara, bunların çalıştırıcılarına ve diğer spor elemanlarına yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler (Her bir sporcu, çalıştırıcı ve diğer spor elemanları için yıllık olarak yapılacak ödeme, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yazılı tarifenin üçüncü gelir diliminde yer alan ve ilgili yılda ücretler için geçerli olan tutarın üç katını aşamaz.),

 

  1. b) Bu fıkranın (a) bendi kapsamındaki sporcu, çalıştırıcılar ve diğer spor elemanlarının, sportif faaliyetlerine ilişkin iaşe, ibate, seyahat, sağlık, eğitim-öğretim harcamaları ile amatör spor dallarına ilişkin hazırlık kampları, müsabaka, malzeme ve ekipman, federasyon vize, lisans, tescil ve katılım harcamaları. Özel hesaptan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketlerine aktarılan tutarlar ile bu tutarlardan yapılan harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gelir, gider, indirim veya maliyet olarak dikkate alınamaz.

 

Özel hesaba aktarılan tutarların kullanılması ve denetlenmesi ile maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı müştereken yetkilidir.”

 

Söz konusu değişikliğe göre artık spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek muhtasar beyanname ile beyan edilen vergiler, ilgili işverenlerce açılan özel hesaplara iade edilmeyecek; bu vergilerden, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanı’nca uygun görülen pay, Gençlik ve Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesaba Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca aktarılacak ve maddede belirtilen amaçlar dahilinde kullanılmak üzere, özel hesaptan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketlerine aktarılacaktır. Bu tutarlar ile bu tutarlardan yapılan harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gelir, gider, indirim veya maliyet olarak dikkate alınmayacaktır.

 

Düzenleme 01.01.2020 tarihinde yürürlüğe girecektir.

 

– Şehit yakınları ve gaziler ile başarılı sporculara yapılan yersiz ödemeler terkin edilmiştir

 

7193 sayılı Kanunun 48’inci maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“GEÇİCİ MADDE 79- 5434 sayılı Kanunun mülga 64 üncü maddesi, bu Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrası ile 2330 sayılı Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara, 1005 sayılı Kanun, 3713 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesine, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanuna ve 24/6/2008 tarihli ve 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanuna göre aylık bağlanmış olanların kendilerine veya bunlardan ölenlerin hak sahiplerine, bu kapsamda maddenin yürürlük tarihine kadar yapılan ve bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olduğu Kurumca tespit edilen fazla veya yersiz ödemelere ilişkin borç çıkarılmaz, çıkarılmış borçların ödenmemiş olan kısımları terkin edilir, maddenin yayımı tarihinden önce tahsil edilmiş tutarlar iade ve mahsup edilmez.

2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı olacak şekilde ödenen ve bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olduğu Kurumca tespit edilen fazla veya yersiz olarak yapılan ödemeler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”

 

– Sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılacak gelir vergisi tevkifatı ve yeni ücretlendirme sistemi hakkında

 

7193 sayılı Kanunun 21’inci maddesiyle 193 sayılı Kanunun geçici 72’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2019” ibaresi “31/12/2023” şeklinde, fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “% 15,” ibaresi “%20,” şeklinde ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“(2) Bu ödemeler üzerinden 94 üncü madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz. Bu madde kapsamındaki gelirler toplamının, 103 üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü diliminde yer alan tutarı aşması hâlinde, bu gelirler yıllık beyannameyle beyan edilir. Yıllık beyanname verilmesi durumunda, beyan edilen bu gelirler üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla, bu Kanuna göre kesilen vergiler mahsup edilir.”

 

Yapılan bu değişiklikle, 193 Gelir Vergisi Kanunun sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılacak gelir vergisi tevkifatı oranlarını belirleyen geçici 72’nci maddesinin uygulama süresi 31/12/2019 tarihinden 31/12/2023 tarihine uzatılmış ayrıca lig usulüne tabi spor dallarında en üst liglerdeki sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılan tevkifat oranı %20 olarak değiştirilmiştir.

 

Maddenin “31/12/2019” ibaresini “31/12/2023” şeklinde değiştiren hükmü 7/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmiş olup diğer hükümleri ise 01/01/2020 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere 7/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

Yine 7193 sayılı Kanunun 22’inci maddesiyle 193 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 91- 1/1/2019-31/12/2019 tarihleri arasında elde edilen ücret gelirlerine, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 103 üncü maddede yapılan değişiklik öncesi tarife uygulanır.

Mükerrer 123 üncü maddeye bu maddeyi ihdas eden Kanunla eklenen 40/1 maddesi ile 68 inci maddede yer alan 5.500 Türk liralık kira tutarı hakkında, 2019 yılına ilişkin olarak 1/1/2020 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yeniden değerleme yapılmaz.

Geçici 72 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde ve ikinci fıkrasında bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişiklikler, 1/11/2019 tarihinden önce akdedilerek geçerlilik kazanmış sporcu sözleşmeleri kapsamında yapılan ücret ödemelerine uygulanmaz. Daha önceki sözleşmeler kapsamında yapılan ücret ödemeleri için geçici 72 nci maddenin değişiklik öncesi hükümleri uygulanır. 1/11/2019 tarihinden önceki sözleşmelere ilişkin olarak 1/11/2019 tarihinden sonra yapılan süre uzatımı ve ücreti etkileyen değişiklikler bu kapsamda değildir.”

 

Düzenleme yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

Spora ve sporculara yönelik değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde;

 

– Sporculara yönelik özel vergileme sisteminin uygulama süresi 31/12/2023 tarihine kadar uzatılmıştır.

 

– Lig usulüne tabi spor dallarından en üst ligdeki müsabakalara katılan spor kulüpleri tarafından sporcularına yapılan ödemeler üzerinden yapılan vergi tevkifatı oranı %15’den %20’ye çıkarılmış, diğer alt ligler ve lig usulüne tabi olmayan spor dallarındaki sporculara yapılan ödemeler üzerindeki vergi tevkifat oranında herhangi bir değişik yapılmamıştır.

 

– Tüm sporcular için geçerli olmak üzere, “ücret ödemeleri üzerinden yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.” uygulaması terk edilerek hükmü kaldırılarak, vergi tevkifatının nihai vergileme olmasından vazgeçilmiş, 193 sayılı GVK’nın 103’üncü maddesinde yapılan düzenlemelere göre, belirli tutarın üzerinde gelir elde eden sporcuların da yıllık beyanname vermeleri sağlanmıştır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-93 Tekrar Görüşülmek Üzere Meclise İade Edilen 7193 sayılı Kanun, 50. Maddesi Çıkartılarak, 7194 Kanun Numarası ile Aynen Yasalaştı

Hatırlanacağı üzere, 7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un onaylanmasını müteakip Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmekteyken bahsi geçen Kanun, Cumhurbaşkanlığınca onaylanmayıp veto edilerek bir daha görüşülmek üzere Meclis’e iade edilmişti.

Nitekim 7193 sayılı Kanun ile, birçok Kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklikler yapılarak bir nevi Kanun torba haline getirilmişti.

Bunlardan bir tanesi de; 7193 sayılı Kanun’un 50 Maddesi ile, 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 8’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2019” ibaresi “30/6/2022” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya “üretim faaliyeti durdurulamaz ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “çevre mevzuatına uyuma yönelik yatırımların gerçekleştirilmemesi ve çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin tamamlanmaması nedeniyle” ibaresi ve ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere yeni bir metin eklenmişti.

Bu defa 2 Aralık Pazartesi günü İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 7193 sayılı Kanun’u, bir kez daha görüşülmesi için Anayasa’nın 89 ve 104’üncü maddeleri uyarınca o gün TBMM’ye geri gönderdiği ifade edilerek, veto gerekçesinin yer aldığı uzun bir bilgilendirme metni yayımlanmıştı.

Açıklamada, söz konusu kanunun geri gönderilme gerekçesi olarak özetle; Kanunda diğer düzenlemelerin yanında, elektrik üretim işletmelerine çevre mevzuatı açısından gerekli izinleri tamamlamaları (bacalarına filtre takmaları) amacıyla 31.12.2019 tarihine kadar tanınan sürenin nihayetinde 30.6.2022 tarihine kadar uzatılmasının öngörülmekte olduğu, oysa değişiklik öngörülen düzenlenin ilk olarak 14.3.2013 tarihli ve 6446 sayılı Kanun’da yer aldığı ve bunun için 31.12.2018 tarihine kadar süre verildiği, daha sonra da 4.6.2016 tarihli ve 6719 sayılı Kanunla bu sürenin 31.12.2019 olarak belirlendiği, böylece 2013 yılından 2019 yılı sonuna kadar çevre mevzuatının gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmeleri (bacalarına filtre takmaları) için bu şirketlere yaklaşık 7 yıl süre tanındığı, verilen sürenin, yatırımcı şirketler bakımından hem finansal hem teknik gereklilikleri karşılama konusunda yeterli olduğu, bununla birlikte, insan sağlığı ve çevrenin korunmasının da devletin başta gelen anayasal ödevi ve herkesin insani görevi olduğu, hal böyle iken evvelce elektrik üretim şirketlerine tanınan ve esasen yeni mevzuata uyum sağlama ihtiyacından kaynaklanan yaklaşık 7 yıllık geçiş süresi uyum için yeterli olmasına rağmen incelenen 7193 sayılı Kanunla bu sürenin nihayetinde 2,5 yıl kadar daha uzatılmasının devletin insan sağlığı ve çevreyi koruma ödevi ile bağdaşmayacağı, bu sebeple incelenen Kanunun 50’nci maddesinin yeniden değerlendirilmesinde fayda görüldüğü, bu gerekçelerle uygun görülmeyen 7193 sayılı ‘Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un, 50’nci maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisince bir kez daha görüşülmesi için Anayasa’nın 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca geri gönderildiği açıklamalarına yer verildiği görülmüştür.

Böylece 2 Aralık 2019 tarihinde TBMM Başkanlığına geri gelen Kanun, 3-4 Aralık 2019 tarihleri arasında hızlıca komisyonlarda görüşülmüş, 50. Maddesi tamamen iptal edilip takip eden maddeleri de birer madde geri kaydırılarak, 5 Aralık 2019 tarihinde 7194 Kanun numarası ile Meclis tarafından aynen kabul edilmiştir.

7 Aralık 2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un tam metni ekteki gibidir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlardan bir kısmına ilişkin değerlendirmelerimize 2019/85, 86, 87, 88, 89 nolu Bültenlerimizde konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı yer vermiştir.

Orada da değindiğimiz üzere, 7194 Sayılı Kanun’un dört bölümden ve 53 maddeden oluşmaktadır.

Kanun’un;

– İlk yedi maddesi ve ilk üç bölümünde yeni ihdas edilen dijital vergisi düzenlenmiş,

– Dördüncü bölümde yer alan 30 ila 37’inci maddeler ile (Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen 42 ila 49’uncu maddelerle) değerli belirlenen tutarı aşan konutlardan alınmak üzere değerli konut vergisi ihdas edilmiş,

– Dördüncü bölümde yer alan 9. Madde ile, tıpkı dijital hizmet vergisi ve değerli konut vergisi gibi yeni ihdas edilen konaklama hizmeti ile bu hizmetle birlikte sunulan hizmetlerden alınmak üzere konaklama vergisine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş,

– Kanun’un 24, 25, 26 ve 26. Maddeleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunda, izaha davet müessesesinde sürelerin ve tutarların artırılması, cezada indirim oranının artırılması, kanun yolundan vazgeçme müessesesi ihdas edilmesi, sahte belge düzenleme riski yüksek olduğu tespit edilen mükelleflerle ilgili yeni tedbirler alınması gibi önemli değişiklikler yapılmış,

– Kanun’un 17 Maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 103. Maddesi yeniden düzenlenerek, yüksek gelir elde edenlerden daha fazla vergi alınmasının sağlanması amacıyla, mevcut tarifenin ilk dört dilimi aynen korunmak suretiyle 500.000,00 TL’ye kadar gelir elde eden grupların vergi yüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmadan 500.000,00 TL ve üzerinde gelir elde edenlerin gelirlerinin 500.000,00 TL’yi aşan kısmı için %35 yerine %40 oranında vergi alınması amaçlanmış,

– Kanun’un 15. Maddesiyle yine 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 86. Maddesi yeniden düzenlenerek, gelir vergisi tarifesinin 4’üncü gelir diliminde yer alan tutarın (500 bin TL’nin) üzerinde ücret geliri elde edenlerin beyanname vermesi zorunlu hale getirilmiş,

– Kanun’un 13. ve 14 maddeleriyle, binek otomobillere yeniden gider ve amortisman kısıtlaması getirilmiştir.

Dikkat çekilmesi gereken önemli hususlardan bir tanesi de, Kanun’un yürürlük maddeleri ile kanunların geriye yürümezliği ilkesinin epey zorlanmış olmadır.

Kanun’un 01/04/2020 veya 01/01/2020 tarihlerinde yahut yayımını takip eden üçüncü ayın sonunda yürürlüğe girecek maddeleri açısından bir sorun yaşanmayabilir. Fakat, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan gelir vergisi tarifesini (ücret geliri dışındaki gelirler için) %35’ten %40’a çıkaracak olan düzenleme, 01/01/2019 tarihinden beri elde edilegelmekte olan ve takip eden 2020 yılının Mart ayında beyan edilecek olan gelirler için de uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Oysa kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereği bu düzenlemenin 01/01/2020 tarihinden itibaren elde edilmeye başlanacak olan gelirlere uygulanmak üzere girecek şekilde düzenlenmiş olsaydı bu ilke de zorlanmamış olurdu.

Bu tür durumlarda henüz tamamlanmamış bir olay sebebiyle gerçek manada geriye yürümezlik söz konusu olmadığı için Yasama yahut Yürütme, özellikle vergi alanında zaman zaman buna benzer düzenlemeler yapmakta, düzenlemeler dava konusu edildiği vakit kamu yararı gerekçe gösterilerek Yargının da Yasama ve Yürütmenin yanında yer aldığı görülmektedir.

Kanun’un bahsi geçen maddesinin bu haliyle, yani 01 Ocak 2019 tarihinden bu tarafa elde edilegelen gelirleri de kapsayacak şekilde, takvim yılının kapanmasına, vergilendirme döneminin tamamlanmasına, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesine sayılı günler kala yürürlüğe girmiş olması geriye yürümezlik ilkesini ciddi manada zorlamış olmaktadır. Bu durum vatandaşların, mükelleflerin Yasama organına olan güvenini de zedelemektedir. Nitekim vatandaşların mali sonuçları olan bir işlem tesis etmezden evvel mevcut mali düzenlemeleri esas alarak vergi planlaması yapması, iş ve işlemi yapıp yapmamaya, vergi doğuran olayı başlatıp başlatmamaya öyle karar vermesi doğal haklarıdır. Oysa takvim yılının, vergilendirme döneminin başında geçerli olan bir kural, dönemin kapanmasına sayılı günler kala mükellef aleyhine değiştirilmiş, mükelleflerin dönem başında mevcut hükümlere göre yapmış oldukları planları geçersiz kalmıştır.

Bu durumunda, bir yol daha kalmaktadır; o da kanunların geriye yürümezliği ilkesi gerekçe gösterilerek, mükelleflerin 2019 yılında elde edilmiş olan gelirlerinin beyanı esnasında ihtirazi kayıtla beyanname vererek, kendi beyanlarına dava açma hakları bulunmaktadır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI KESİLMİŞ İSE DE OLAYDA BELGELERİN VERİLMEDİĞİ VE ALINMADIĞI YOLUNDA KOŞULLARA UYGUN VE HUKUKEN GEÇERLİ SOMUT BİR TESPİT YAPILMADIĞI – KESİLEN BU ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASINDA HUKUKİ İSABET GÖRÜLMEDİĞİ – HÜKMÜN ONANMASI

İSTANBUL BÖLGE İDARE MAHKEMESİ 1. VERGİ DAVA DAİRESİ

ESAS: 2016 / 516 KARAR: 2017 / 176 KARAR TARİHİ: 27.01.2017

 

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI KESİLMİŞ İSE DE OLAYDA BELGELERİN VERİLMEDİĞİ VE ALINMADIĞI YOLUNDA KOŞULLARA UYGUN VE HUKUKEN GEÇERLİ SOMUT BİR TESPİT YAPILMADIĞI – KESİLEN BU ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASINDA HUKUKİ İSABET GÖRÜLMEDİĞİ – HÜKMÜN ONANMASI

(213 S. K. m. 3, 353) (3065 S. K. m. 10, 29)

 

ÖZET: Gerek davacı hakkında düzenlenmiş vergi inceleme raporu gerekse de mal alımında bulunduğunu beyan ettiği ……. hakkında düzenlenmiş vergi tekniği raporundaki anılan tespitler ve veriler birlikte değerlendirildiğinde; faaliyetine ilişkin olumsuzluğu yukarıda da değinildiği üzere incelemeyle açıkça ortaya konulmuş firmanın düzenlemiş olduğu faturaları kayıtlara intikal ettirilmek suretiyle Hazine’ye irat kaydedilmiş bir vergiden bahsedilemeyeceğinden, ilgili dönem matrahlarının resen takdiri ve faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indiriminin kabul edilmemesi suretiyle yapılan katma değer vergisi tarhiyatında ve kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacı adına, tespitlerine yer verilen firmadan aldığı faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmiş ise de olayda anılan yasal düzenlemede belirtilen belgelerin verilmediği ve alınmadığı yolunda Yasada öngörülen koşullara uygun ve hukuken geçerli, somut bir tespit yapılmadığından kesilen bu özel usulsüzlük cezasında hukuki isabet görülmemiştir.

 

İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına 2010/12 dönemi için yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı ile aynı dönem için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353/1.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, davacı hakkında sahte fatura kullandığından bahisle düzenlenen 27/02/2015 tarih ve 2015-A-3358/3 sayılı vergi inceleme raporunda 2010 yılında hakkında sahte belge düzenleme sebebiyle rapor düzenlenen …. adlı mükelleften sahte fatura alıp katma değer vergisi indiriminde kullandığının tespit edildiği, ilgili firmanın davacı adına düzenlemiş olduğu faturalarda gösterilen katma değer vergileri indirimleri reddedilerek davacı adına uyuşmazlık konusu dönemlere ilişkin olarak re’sen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarh edilmesi ve özel usulsüzlük cezası kesilmesinin önerildiği, davacının ilgili dönemde faturalarını aldığı Şişli Vergi Dairesi Müdürlüğünün X13 XXX  883X vergi kimlik numaralı mükellefi …. hakkında düzenlenen 24/04/2014 tarih 2014-A-2XX1/10 sayılı vergi tekniği raporundaki tespitler dikkate alındığında, mükellefin sahte fatura düzenleyicisi olduğu kanaatine varılmışsa da, düzenlediği tüm faturaların sahte olduğundan söz edilemeyeceği, mükellefin davacıya fatura düzenlediği dönemlerde yapılan bir yoklamanın mevcut olmadığı anlaşıldığından, davacının bu mükelleften aldığı faturalara ilişkin katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatında ve kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren İstanbul 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği’nin 28/04/2016 tarih ve E:2015/1605, K:2016/953 sayılı kararına davalı idarece itiraz edilerek; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

 

SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi’nce dosyadaki belgeler incelenip davalı idare tarafından yapılan itiraz hakkında gereği görüşüldü:

 

Dava; davacı adına 2010/12 dönemi için yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı ile aynı dönem için 213 sayılı Yasanın 353/1.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinin (B) fıkrasında, vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, gerçek mahiyetin yemin hariç her türlü delil ile ispatlanabileceği; vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan tanık ifadesinin, ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde, ispat külfetinin bunu iddia edene ait olduğu düzenlemesi yer almaktadır.

 

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin (a) bendinde, mal teslim ve hizmet ifası hallerinde malın teslimi veya hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay kapsamında sayılmış, 29’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinde de, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri hükmüne yer verilmiştir.

 

Anılan kuralların bir gereği olarak, yükümlülerin 29’uncu madde hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı, fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır.

 

Vergilendirme işlemi yapılırken, Kanuna uygun olarak biçimlendirilen muamelelerin bu biçimselliğin ötesine geçilerek muamelenin tarafları arasında oluşan maddi ve hukuki ilişkinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerekmektedir. Kanun, gerçek mahiyetin ortaya çıkarılmasında yemin hariç her türlü delile izin vermiştir. Bu deliller; tarafların ikrarı, vergiyi doğuran olayla ilişkisi doğal ve açık bulunan tanık ifadesi, muamelenin taraflarının ekonomik ve ticari konumları, belgeyi düzenleyenin iştigal konusu, işyerlerinin durumu, emtia alımlarının gerçekliği, alım-satım için zorunlu veya bu işlemlerin doğal sonucu olarak diğer işlemlerin gerçekleştirilme biçimine ilişkin tespitler olabilir.

 

Dava dosyasının incelenmesinden; davacı hakkında sahte fatura kullandığından bahisle düzenlenen 27/02/2015 tarih ve 2015-A-XX58/3 sayılı vergi inceleme raporunda; davacının 2010 yılında hakkında sahte belge düzenleme sebebiyle rapor bulunan … adlı mükelleften sahte fatura alıp katma değer vergisi indiriminde kullandığının tespit edildiği, ilgili firmanın davacı adına düzenlemiş olduğu faturalarda gösterilen katma değer vergileri indirimleri reddedilerek davacı adına uyuşmazlık konusu döneme ilişkin olarak re’sen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarh edildiği ve özel usulsüzlük cezası kesildiği, tebliği üzerine kaldırılması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

 

Davacının mal alımları eleştiri konusu edilen Şişli Vergi Dairesi Müdürlüğünün …. vergi kimlik numaralı mükellefi … hakkında düzenlenen 24/04/2014 tarih 2014-A-2XX1/10 sayılı vergi tekniği raporunda özetle; 09/11/2009 tarihinde elektrik malzemeleri toptan ticareti faaliyetiyle iştigal etmek üzere mükellefiyet tesis ettirdiği, 30/04/2011 tarihi itibariyle mükellefiyet kaydının resen terkin edildiği, mükellefin işyerinde 09/11/2009 tarihli yoklamada, işyerinde 2 adet masa, 1 adet bilgisayar, 1 adet dolap ve muhtelif büro malzemelerinin mevcut olduğunun tespit edildiği, 24/06/2010 tarihinde yapılan yoklamada, işyerinin kapalı olduğu, camın üzerine film kaplı olduğundan işyerinin içerisinin dışarıdan görülemediği tespitlerine yer verildiği, 01/06/2011 tarihli yoklamada mükellefin ilgili adreste faal olmadığı, ilgili adreste 03/03/2011 tarihinden itibaren mükellef ….’ın faaliyette bulunduğunun ifade ve tespit edildiği, mükellefin ikametgah adresinde 05/11/2012 tarihinde yapılan yoklamada şahsın adreste ikamet etmediği, bina sahipleriyle yapılan görüşmede yaklaşık 1 yıl önce taşındığı, yeni adresinin bilinmediği hususlarının tespit edildiği, mükellefin defter tasdikine ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı, ancak VDİNTRA sistemi üzerinden yapılan sorgulamada mükellefin 2009 takvim yılında işletme esası hesabına göre, 2010 yılında ise bilanço esasına göre defter tuttuğunun tespit edildiği, mükellefin 2009 ve 2010 yılı gelir beyannamelerini verdiği, 2011 yılı gelir vergisi beyannamesini ise vermediği, katma değer vergisi beyannamelerini verdiği, mükellefin 2010 yılında alış yaptığı firmaların çoğunun, 2011 yılında ise bir kısmının sahte belge düzenleme fiili nedeniyle olumsuz tespit bulunan mükelleflerden olduğu, mükellefin 2009 yılında Bs analizinde satış yaptığı firmalara ilişkin toplam satış tutarının 399.964,00-TL olduğu, katma değer vergisi matrah toplamının ise ilgili yılda 617.184,80-TL olduğu, 2010 takvim yılında Bs analizinde satış yaptığı firmalara ilişkin toplam satış tutarının 6.288.618,00-TL olduğu, katma değer vergisi matrah toplamının ise ilgili yılda 6.864.196,63-TL olduğu, 2011 yılında Bs analizinde satış yaptığı toplam satış tutarının 2.031.903,00-TL olduğu, katma değer vergisi matrah toplamının ise ilgili yılda 2.063.868,11-TL olduğu, mükellefin ilgili yıllarda herhangi bir işçi çalıştırmadığının tespit edildiği, yapılan tüm bu tespitlerden mükellefin faaliyete başladığı tarihten itibaren komisyon karşılığı fatura düzenleme faaliyetinde bulunduğu ve düzenlemiş olduğu tüm faturaların sahte fatura olarak kabul edilmesi gerektiği tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

 

Gerek davacı hakkında düzenlenmiş vergi inceleme raporu gerekse de mal alımında bulunduğunu beyan ettiği ……. hakkında düzenlenmiş vergi tekniği raporundaki anılan tespitler ve veriler birlikte değerlendirildiğinde; faaliyetine ilişkin olumsuzluğu yukarıda da değinildiği üzere incelemeyle açıkça ortaya konulmuş firmanın düzenlemiş olduğu faturaları kayıtlara intikal ettirilmek suretiyle Hazine’ye irat kaydedilmiş bir vergiden bahsedilemeyeceğinden, ilgili dönem matrahlarının resen takdiri ve faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indiriminin kabul edilmemesi suretiyle yapılan katma değer vergisi tarhiyatında ve kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.

 

Davacı adına, yukarıda tespitlerine yer verilen firmadan aldığı faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353/1. maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmiş ise de, olayda anılan yasal düzenlemede belirtilen belgelerin verilmediği ve alınmadığı yolunda Yasada öngörülen koşullara uygun ve hukuken geçerli, somut bir tespit yapılmadığından kesilen bu özel usulsüzlük cezasında hukuki isabet görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle, davalı idare itirazının kısmen kabulüne kısmen reddine, itiraza konu İstanbul 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği’nin 28/04/2016 tarih ve E:2015/1605, K:2016/953 sayılı kararının kısmen bozulmasına kısmen onanmasına, dava konusu özel usulsüzlük cezasının kaldırılması yolunda verilen karara yapılan itirazın reddine ve kararın bu kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, davanın bu kısmının kabulü suretiyle özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına, kararın 2010/12 dönemi için tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması isteminin kabulüne ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, davanın bu kısmının reddine, dava kısmen kabul kısmen retle sonuçlandığı nedeniyle aşağıda dökümü yapılan 122,70-TL yargılama giderlerinden taktir olunan 62,70-TL’nin davacı üzerinde bırakılmasına, arta kalan yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacı tarafa verilmesine, 659 sayılı KHK gereği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı İdare vekili lehine takdir edilen 1.100,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı İdareye verilmesine, reddedilen miktar üzerinden 31,40-TL’den az olmamak üzere binde 4.55 oranında hesaplanacak nispi karar harcının davalı İdarece davacıdan tahsiline, posta avansından artan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27/01/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI KESİLMİŞ İSE DE OLAYDA BELGELERİN VERİLMEDİĞİ VE ALINMADIĞI YOLUNDA KOŞULLARA UYGUN VE HUKUKEN GEÇERLİ SOMUT BİR TESPİT YAPILMADIĞI – KESİLEN BU ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASINDA HUKUKİ İSABET GÖRÜLMEDİĞİ – HÜKMÜN ONANMASI

İSTANBUL BÖLGE İDARE MAHKEMESİ 1. VERGİ DAVA DAİRESİ

ESAS: 2016 / 516 KARAR: 2017 / 176 KARAR TARİHİ: 27.01.2017

 

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI KESİLMİŞ İSE DE OLAYDA BELGELERİN VERİLMEDİĞİ VE ALINMADIĞI YOLUNDA KOŞULLARA UYGUN VE HUKUKEN GEÇERLİ SOMUT BİR TESPİT YAPILMADIĞI – KESİLEN BU ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASINDA HUKUKİ İSABET GÖRÜLMEDİĞİ – HÜKMÜN ONANMASI

(213 S. K. m. 3, 353) (3065 S. K. m. 10, 29)

 

ÖZET: Gerek davacı hakkında düzenlenmiş vergi inceleme raporu gerekse de mal alımında bulunduğunu beyan ettiği ……. hakkında düzenlenmiş vergi tekniği raporundaki anılan tespitler ve veriler birlikte değerlendirildiğinde; faaliyetine ilişkin olumsuzluğu yukarıda da değinildiği üzere incelemeyle açıkça ortaya konulmuş firmanın düzenlemiş olduğu faturaları kayıtlara intikal ettirilmek suretiyle Hazine’ye irat kaydedilmiş bir vergiden bahsedilemeyeceğinden, ilgili dönem matrahlarının resen takdiri ve faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indiriminin kabul edilmemesi suretiyle yapılan katma değer vergisi tarhiyatında ve kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacı adına, tespitlerine yer verilen firmadan aldığı faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmiş ise de olayda anılan yasal düzenlemede belirtilen belgelerin verilmediği ve alınmadığı yolunda Yasada öngörülen koşullara uygun ve hukuken geçerli, somut bir tespit yapılmadığından kesilen bu özel usulsüzlük cezasında hukuki isabet görülmemiştir.

 

İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına 2010/12 dönemi için yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı ile aynı dönem için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353/1.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, davacı hakkında sahte fatura kullandığından bahisle düzenlenen 27/02/2015 tarih ve 2015-A-3358/3 sayılı vergi inceleme raporunda 2010 yılında hakkında sahte belge düzenleme sebebiyle rapor düzenlenen …. adlı mükelleften sahte fatura alıp katma değer vergisi indiriminde kullandığının tespit edildiği, ilgili firmanın davacı adına düzenlemiş olduğu faturalarda gösterilen katma değer vergileri indirimleri reddedilerek davacı adına uyuşmazlık konusu dönemlere ilişkin olarak re’sen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarh edilmesi ve özel usulsüzlük cezası kesilmesinin önerildiği, davacının ilgili dönemde faturalarını aldığı Şişli Vergi Dairesi Müdürlüğünün X13 XXX  883X vergi kimlik numaralı mükellefi …. hakkında düzenlenen 24/04/2014 tarih 2014-A-2XX1/10 sayılı vergi tekniği raporundaki tespitler dikkate alındığında, mükellefin sahte fatura düzenleyicisi olduğu kanaatine varılmışsa da, düzenlediği tüm faturaların sahte olduğundan söz edilemeyeceği, mükellefin davacıya fatura düzenlediği dönemlerde yapılan bir yoklamanın mevcut olmadığı anlaşıldığından, davacının bu mükelleften aldığı faturalara ilişkin katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatında ve kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren İstanbul 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği’nin 28/04/2016 tarih ve E:2015/1605, K:2016/953 sayılı kararına davalı idarece itiraz edilerek; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

 

SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi’nce dosyadaki belgeler incelenip davalı idare tarafından yapılan itiraz hakkında gereği görüşüldü:

 

Dava; davacı adına 2010/12 dönemi için yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı ile aynı dönem için 213 sayılı Yasanın 353/1.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinin (B) fıkrasında, vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, gerçek mahiyetin yemin hariç her türlü delil ile ispatlanabileceği; vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan tanık ifadesinin, ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde, ispat külfetinin bunu iddia edene ait olduğu düzenlemesi yer almaktadır.

 

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin (a) bendinde, mal teslim ve hizmet ifası hallerinde malın teslimi veya hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay kapsamında sayılmış, 29’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinde de, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri hükmüne yer verilmiştir.

 

Anılan kuralların bir gereği olarak, yükümlülerin 29’uncu madde hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı, fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır.

 

Vergilendirme işlemi yapılırken, Kanuna uygun olarak biçimlendirilen muamelelerin bu biçimselliğin ötesine geçilerek muamelenin tarafları arasında oluşan maddi ve hukuki ilişkinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerekmektedir. Kanun, gerçek mahiyetin ortaya çıkarılmasında yemin hariç her türlü delile izin vermiştir. Bu deliller; tarafların ikrarı, vergiyi doğuran olayla ilişkisi doğal ve açık bulunan tanık ifadesi, muamelenin taraflarının ekonomik ve ticari konumları, belgeyi düzenleyenin iştigal konusu, işyerlerinin durumu, emtia alımlarının gerçekliği, alım-satım için zorunlu veya bu işlemlerin doğal sonucu olarak diğer işlemlerin gerçekleştirilme biçimine ilişkin tespitler olabilir.

 

Dava dosyasının incelenmesinden; davacı hakkında sahte fatura kullandığından bahisle düzenlenen 27/02/2015 tarih ve 2015-A-XX58/3 sayılı vergi inceleme raporunda; davacının 2010 yılında hakkında sahte belge düzenleme sebebiyle rapor bulunan … adlı mükelleften sahte fatura alıp katma değer vergisi indiriminde kullandığının tespit edildiği, ilgili firmanın davacı adına düzenlemiş olduğu faturalarda gösterilen katma değer vergileri indirimleri reddedilerek davacı adına uyuşmazlık konusu döneme ilişkin olarak re’sen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarh edildiği ve özel usulsüzlük cezası kesildiği, tebliği üzerine kaldırılması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

 

Davacının mal alımları eleştiri konusu edilen Şişli Vergi Dairesi Müdürlüğünün …. vergi kimlik numaralı mükellefi … hakkında düzenlenen 24/04/2014 tarih 2014-A-2XX1/10 sayılı vergi tekniği raporunda özetle; 09/11/2009 tarihinde elektrik malzemeleri toptan ticareti faaliyetiyle iştigal etmek üzere mükellefiyet tesis ettirdiği, 30/04/2011 tarihi itibariyle mükellefiyet kaydının resen terkin edildiği, mükellefin işyerinde 09/11/2009 tarihli yoklamada, işyerinde 2 adet masa, 1 adet bilgisayar, 1 adet dolap ve muhtelif büro malzemelerinin mevcut olduğunun tespit edildiği, 24/06/2010 tarihinde yapılan yoklamada, işyerinin kapalı olduğu, camın üzerine film kaplı olduğundan işyerinin içerisinin dışarıdan görülemediği tespitlerine yer verildiği, 01/06/2011 tarihli yoklamada mükellefin ilgili adreste faal olmadığı, ilgili adreste 03/03/2011 tarihinden itibaren mükellef ….’ın faaliyette bulunduğunun ifade ve tespit edildiği, mükellefin ikametgah adresinde 05/11/2012 tarihinde yapılan yoklamada şahsın adreste ikamet etmediği, bina sahipleriyle yapılan görüşmede yaklaşık 1 yıl önce taşındığı, yeni adresinin bilinmediği hususlarının tespit edildiği, mükellefin defter tasdikine ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı, ancak VDİNTRA sistemi üzerinden yapılan sorgulamada mükellefin 2009 takvim yılında işletme esası hesabına göre, 2010 yılında ise bilanço esasına göre defter tuttuğunun tespit edildiği, mükellefin 2009 ve 2010 yılı gelir beyannamelerini verdiği, 2011 yılı gelir vergisi beyannamesini ise vermediği, katma değer vergisi beyannamelerini verdiği, mükellefin 2010 yılında alış yaptığı firmaların çoğunun, 2011 yılında ise bir kısmının sahte belge düzenleme fiili nedeniyle olumsuz tespit bulunan mükelleflerden olduğu, mükellefin 2009 yılında Bs analizinde satış yaptığı firmalara ilişkin toplam satış tutarının 399.964,00-TL olduğu, katma değer vergisi matrah toplamının ise ilgili yılda 617.184,80-TL olduğu, 2010 takvim yılında Bs analizinde satış yaptığı firmalara ilişkin toplam satış tutarının 6.288.618,00-TL olduğu, katma değer vergisi matrah toplamının ise ilgili yılda 6.864.196,63-TL olduğu, 2011 yılında Bs analizinde satış yaptığı toplam satış tutarının 2.031.903,00-TL olduğu, katma değer vergisi matrah toplamının ise ilgili yılda 2.063.868,11-TL olduğu, mükellefin ilgili yıllarda herhangi bir işçi çalıştırmadığının tespit edildiği, yapılan tüm bu tespitlerden mükellefin faaliyete başladığı tarihten itibaren komisyon karşılığı fatura düzenleme faaliyetinde bulunduğu ve düzenlemiş olduğu tüm faturaların sahte fatura olarak kabul edilmesi gerektiği tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

 

Gerek davacı hakkında düzenlenmiş vergi inceleme raporu gerekse de mal alımında bulunduğunu beyan ettiği ……. hakkında düzenlenmiş vergi tekniği raporundaki anılan tespitler ve veriler birlikte değerlendirildiğinde; faaliyetine ilişkin olumsuzluğu yukarıda da değinildiği üzere incelemeyle açıkça ortaya konulmuş firmanın düzenlemiş olduğu faturaları kayıtlara intikal ettirilmek suretiyle Hazine’ye irat kaydedilmiş bir vergiden bahsedilemeyeceğinden, ilgili dönem matrahlarının resen takdiri ve faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indiriminin kabul edilmemesi suretiyle yapılan katma değer vergisi tarhiyatında ve kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.

 

Davacı adına, yukarıda tespitlerine yer verilen firmadan aldığı faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353/1. maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmiş ise de, olayda anılan yasal düzenlemede belirtilen belgelerin verilmediği ve alınmadığı yolunda Yasada öngörülen koşullara uygun ve hukuken geçerli, somut bir tespit yapılmadığından kesilen bu özel usulsüzlük cezasında hukuki isabet görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle, davalı idare itirazının kısmen kabulüne kısmen reddine, itiraza konu İstanbul 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği’nin 28/04/2016 tarih ve E:2015/1605, K:2016/953 sayılı kararının kısmen bozulmasına kısmen onanmasına, dava konusu özel usulsüzlük cezasının kaldırılması yolunda verilen karara yapılan itirazın reddine ve kararın bu kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, davanın bu kısmının kabulü suretiyle özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına, kararın 2010/12 dönemi için tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması isteminin kabulüne ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, davanın bu kısmının reddine, dava kısmen kabul kısmen retle sonuçlandığı nedeniyle aşağıda dökümü yapılan 122,70-TL yargılama giderlerinden taktir olunan 62,70-TL’nin davacı üzerinde bırakılmasına, arta kalan yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacı tarafa verilmesine, 659 sayılı KHK gereği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı İdare vekili lehine takdir edilen 1.100,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı İdareye verilmesine, reddedilen miktar üzerinden 31,40-TL’den az olmamak üzere binde 4.55 oranında hesaplanacak nispi karar harcının davalı İdarece davacıdan tahsiline, posta avansından artan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27/01/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

VERGİ ZİYALI KATMA DEĞER VERGİLERİNİN İPTALİ İSTEMİ – TEKERRÜR – HUKUKA UYGUN BULUNAN VERGİ ZİYAI CEZALARINA TEKERRÜR HÜKMÜ UYGULANARAK CEZALARIN ARTTIRILMASINDA YASAYA UYARLIK GÖRÜLMEDİĞİ – KISMEN KABUL KISMEN RED KARARI VEREN VERGİ MAHKEMESİ KARARININ İSABETLİ OLUŞU – KARARIN ONANMASI

İZMİR BÖLGE İDARE MAHKEMESİ 2. VERGİ DAVA DAİRESİ

ESAS: 2016 / 942 KARAR: 2017 / 290 KARAR TARİHİ: 16.02.2017

 

VERGİ ZİYALI KATMA DEĞER VERGİLERİNİN İPTALİ İSTEMİ – TEKERRÜR – HUKUKA UYGUN BULUNAN VERGİ ZİYAI CEZALARINA TEKERRÜR HÜKMÜ UYGULANARAK CEZALARIN ARTTIRILMASINDA YASAYA UYARLIK GÖRÜLMEDİĞİ – KISMEN KABUL KISMEN RED KARARI VEREN VERGİ MAHKEMESİ KARARININ İSABETLİ OLUŞU – KARARIN ONANMASI

(213 S. K. m. 339)

 

ÖZET: Bir olayda tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önce bir fiilin işlenmesi ardından bu fiilin Kanunda öngörülen sürede tekrarlanması gerektiği, olayda, tekerrür hükümlerinin uygulanması davacı adına 2010/10 dönemi için kesilen ve 2011 yılında kesinleşen vergi ziyaı cezasından kaynaklandığı anlaşılmış olup, söz konusu ceza, dava konusu cezayla aynı dönemde kesinleşmiş olduğundan, hukuka uygun bulunan vergi ziyaı cezalarına tekerrür hükmü uygulanarak cezaların %50 oranında arttırılmasında yasaya uyarlık görülmediği gerekçesiyle kısmen kabulüne, kısmen reddine karar veren, vergi mahkemesi kararı isabetlidir.

 

İSTEMİN ÖZETİ: Davacının 2011 takvim yılı hesaplarının incelenmesi sonucu düzenlenen 04.09.2015 tarih ve 2015-A-242/25 sayılı vergi inceleme raporunda, haklarında sahte belge düzenlediklerine ilişkin rapor bulunan …….’a ait davacı adına düzenlenmiş alış faturalarının kanuni defter ve beyannamelere kaydedildiği ve hesaplanan katma değer vergisinin kayıt döneminde indirim konusu yapıldığının tespit edilmesi üzerine, bu faturalardan dolayı yararlanılan katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yeniden düzenlenen katma değer vergisi beyanlarına göre bulunan fark matrah üzerinden davacı adına re’sen tarh olunan 2011/8, 9 dönemlerine ilişkin tekerrür artırımlı tek kat vergi ziyalı katma değer vergilerinin iptali istemiyle açılan davada; …. hakkında düzenlenen 14.08.2013 tarih ve 2013-A-301/44 sayılı Vergi Tekniği Raporunda özetle; Bodrum Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve mükellefle birlikte imzalanan 03.10.2005 tarihli Yoklama fişinde ……’a ait işyerini aylık 180,00 bedelle kiraladığı 01.10.2005 tarihinden itibaren Elektrik malzemeleri satışı faaliyetine başladığının tespit edildiği, mükellefin tarh dosyası ve GİB Yönetim Bilgi Sistemleri kayıtları incelendiğinde vergi dairesine bildirmiş olduğu işyeri adresinden başka depo, şube vs. gibi işyeri adresi olduğuna ilişkin herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı, mükellefin ödenmesi gereken toplam borç tutarı olan 1.142.918,91 içinde ödenen toplam vergi aslı tutarının 1.287,75 ile ödenen toplam gecikme zammı tutarının 572,63 olduğu 2010 yılında alış yapılan mükellefler olarak BA formunda bildirilen mükelleflerin tamamı hakkında Vergi Tekniği Raporları düzenlenmiş olduğu, mükellefin 2010/1-12 dönemlerinde beyan edilen katma değer vergisi matrahları toplamı 374.721,40 olduğu, “Bs bildiriminde “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim” beyan edilen satış faturaları toplam tutarının ise 667.244,00 olduğu, mükellefin katma değer vergisi beyannamelerinde beyan ettiği katma değer vergisi matrahları ile Ba bildiriminde beyan ettiği fatura tutarları arasında açık ve yüksek oranda bir uyumsuzluk bulunduğu, 2011 ve 2012 takvim yıllarına ait Dönem İçinde Mal ve Hizmet Satın Alınan Kişilere İlişkin vermiş olduğu Ba bildiriminin boş olarak verildiği, 2011 ve 2012 takvim yıllarına ait Dönem İçinde Mal ve Hizmet Satılan Kişilere İlişkin vermiş olduğu Bs bildirimlerinde 2011 yılında 10 ayrı mükellefe toplam 43 belge ile katma değer vergisi Hariç 306.244,00, 2012 yılında 9 ayrı mükellefe toplam 90 belge ile katma değer vergisi hariç 812.355,00 satış yapıldığının beyan edilerek alış belgeleri olmadan fatura düzenlendiği, mükellefin alışlarına ilişkin küçük tutarlı (tutarı 8.000,00’nin altında) olan ve Ba, Bs bildirimlerinde beyan edilmeyen alış faturalarının sahte fatura düzenleme faaliyetini gizleme amacıyla kullandığı, Yapılan tüm tespitler topluca değerlendirildiğinde, mükellefin 2010, 2011, 2012 yıllarında gerçek ticari faaliyetinin bulunmadığı ve münhasıran sahte belge düzenlediği kanaatine varıldığının belirtildiği, Mahkememizce 08.06.2015 tarihinde ara kararı verilerek, …. hakkında tanzim edilen vergi tekniği raporu uyarınca tarhiyat yapılıp yapılmadığının ve yapılmış ise bunların dava konusu edilip edilmediğinin sorulduğu, davalı idarece sunulan cevap ile …’ın dönem matrahının tespiti için takdir komisyonuna yapılan sevki üzerine tespit edilen matrah tutarları üzerinden tarhiyatlar yapıldığı, yapılan tarhiyatlara karşı dava açılmadığının belirtildiği, ….. hakkında yukarıdaki tespitler değerlendirildiğinde, vergi borcu olduğu halde bu borcu ödemeyen, beyanname verme yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmeyen, vermiş olduğu katma değer vergisi beyannameleri ile bildirmiş olduğu Ba-Bs formları arasında uyumsuzluk bulunan, yapılan alışlara ve satışlara ilişkin faturaların tamamına yakınının haklarında sahte belge düzenlemekten veya kullanmaktan vergi inceleme raporu düzenlenmiş mükelleflere düzenleyen mükellefin düzenlemiş olduğu faturaların sahte faturalar olarak kabul edilmesi gerektiği, ……’dan alınan faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu sonucuna varılıp, bu faturalara ilişkin katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yeniden düzenlenen katma değer vergisi beyannamelerine göre bulunan fark matrah üzerinden 2011/8, 9. dönemlerine ilişkin salınan tek kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinde yasaya aykırılık bulunmadığı,

 

Vergi ziyaı cezasının tekerrür nedeniyle %50 oranında arttırılarak uygulanması yönünden;

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 339’uncu maddesinde, vergi ziyaına sebebiyet vermekten veya usulsüzlükten dolayı ceza kesilen ve cezası kesinleşenlere, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere vergi ziyaında beş, usulsüzlükte iki yıl içinde tekrar ceza kesilmesi durumunda, vergi ziyaı cezası yüzde elli, usulsüzlük cezası yüzde yirmibeş oranında artırılmak suretiyle uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

 

Bir olayda tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önce bir fiilin işlenmesi ardından bu fiilin Kanunda öngörülen sürede tekrarlanması gerektiği, olayda, tekerrür hükümlerinin uygulanması davacı adına 2010/10 dönemi için kesilen ve 2011 yılında kesinleşen vergi ziyaı cezasından kaynaklandığı anlaşılmış olup, söz konusu ceza, dava konusu cezayla aynı dönemde kesinleşmiş olduğundan, hukuka uygun bulunan vergi ziyaı cezalarına tekerrür hükmü uygulanarak cezaların %50 oranında arttırılmasında yasaya uyarlık görülmediği gerekçesiyle kısmen kabulüne, kısmen reddine karar veren, Muğla Vergi Mahkemesi Hakimliği’nin 09/06/2016 gün ve E: 2016/251, K: 2016/669 sayılı kararının, yasal dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

 

SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun geçici 8/1.maddesi gereğince işin gereği görüşüldü:

 

Muğla Vergi Mahkemesi Hakimliğince verilen 09/06/2016 gün ve E: 2016/251, K: 2016/669 sayılı karar usul ve yasaya uygun olup, kararın bozulmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.

 

Açıklanan nedenle, itirazın reddine, anılan kararın onanmasına, aşağıda gösterilen 42,00 TL yargılama giderinin itiraz eden üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğ edildiği tarihi izleyen günden itibaren 15 gün içinde Dairemizden karar düzeltme isteme yolu açık olmak üzere 16.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – MATRAH TAKDİRİ AMACI DIŞINDA ZAMANAŞIMINI DURDURMA SAİKİYLE TAKDİR KOMİSYONUNA BAŞVURULDUĞUNDAN ORTADA BİR TAKDİR KOMİSYONU KARARININ BULUNMASI TARHİYATIN SÖZ KONUSU RAPORA GÖRE YAPILDIĞI GERÇEĞİNİ DEĞİŞTİRMEDİĞİ – İSTİNAF TALEBİNİN REDDİ

GAZİANTEP BÖLGE İDARE MAHKEMESİ 1. VERGİ DAVA DAİRESİ

ESAS: 2017/2024 KARAR: 2017 / 2028 KARAR TARİHİ: 29.12.2017

 

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – MATRAH TAKDİRİ AMACI DIŞINDA ZAMANAŞIMINI DURDURMA SAİKİYLE TAKDİR KOMİSYONUNA BAŞVURULDUĞUNDAN ORTADA BİR TAKDİR KOMİSYONU KARARININ BULUNMASI TARHİYATIN SÖZ KONUSU RAPORA GÖRE YAPILDIĞI GERÇEĞİNİ DEĞİŞTİRMEDİĞİ – İSTİNAF TALEBİNİN REDDİ

(2577 S. K. m. 45) (213 S. K. m. 5, 20, 25, 30, 39, 113, 114, 138) (ANY MAH. 15.10.2009 T. 2006/124 E. 2009/146 K.)

 

ÖZET: Olayda, 2010 vergilendirme dönemi matrahının tespiti için zamanaşımının dolmasına çok kısa süre kala 2015 yılı sonunda 3.12.2015 tarihinde takdir komisyonuna sevk edilen davacı adına, vergi tekniği raporunu dayanak alan takdir komisyonu kararı uyarınca tarhiyat yapılmış olup cezalı tarhiyatın esas itibarıyla, tanzim edilen rapora dayandığı açıktır. Matrah takdiri amacı dışında, zamanaşımını durdurma saikiyle takdir komisyonuna başvurulduğundan, ortada bir takdir komisyonu kararının bulunması, tarhiyatın, söz konusu rapora göre yapıldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Bu durumda, 2010 vergilendirme dönemi için beş yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra düzenlenen rapora dayanan vergi ve ceza ihbarnamelerinin 2.12.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olması karşısında, borç zamanaşımına uğradığı için ve zamanaşımı hususunun öncelikle incelenmesi gereken mutlak iptal sebebi olması dolayısıyla tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ve geçici verginin bu gerekçeyle kaldırılması hüküm kurulması gerekir. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf talebinin belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmiştir.

İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, POS cihazı kullanarak tefecilik yaptığı ve bu faaliyetinden elde ettiği faiz gelirlerini kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle düzenlenen 04/11/2016 tarih ve 2016-A-3507/38 sayılı vergi tekniği raporu dayanak alınarak takdir komisyonu kararı uyarınca 2010/1-12 dönemine ilişkin olarak re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ve 2010/III ve IV. dönemine ilişkin olarak re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergilerinin iptali istemiyle açılan davada Diyarbakır Vergi Mahkemesi’nin 20/09/2017 tarih ve E:2016/1050, K:2017/537 sayılı “tarhiyata ilişkin doneleri içinde bulunduran vergi tekniği raporunun, davacıya tebliğ edilmemesi, davacının hangi suç ile isnat edildiğini öğrenme ve bu duruma göre savunma yapma hakkını elinden aldığı gibi kendisine ait bilgilerin verilmemesi, 213 sayılı Kanunun “Vergi Mahremiyeti” başlıklı 5’inci maddesi kapsamında da değerlendirilemeyeceğinden, sadece vergi/ceza ihbarnamesi ile takdir komisyonu kararının tebliğ edilmek suretiyle, tarhiyatın dayanağı mükellef adına düzenlenen vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmemesi, davacı hakkında tesis edilen işlemi hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili bir şekil hatası olduğundan, dava konusu vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ve vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergi tarhiyatlarında hukuka uygunluk bulunmadığı” gerekçesiyle “davanın kabulüne” ilişkin Kararının, davalı idare tarafından, ayrıntılı olarak düzenlenen vergi tekniği raporlarında başka mükellefler hakkında da bilgi ve tespitler bulunabildiğinden bu raporların tebliğ edilmesinin vergi mahremiyetine aykırılık teşkil ettiği, mahkemeye sunulan ekli belgeler arasında VTR bulunduğu bu aşamada dahi cevap dilekçesinde beyanlarını davacının sunabilme imkânına sahip olduğu, re’sen araştırma yapan vergi mahkemelerinin dava konusu edilen ihbarname ve ödeme emirlerine dayanak VİR ve VTR’leri davacı tarafından ileri sürülmese dahi hukuka aykırılık durumlarında inceleme yetkisine sahip olduğu, davacıya VTR’nin tebliğ edilmemesi gerekçesiyle savunma hakkının kısıtlandığı yönündeki kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi’nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45.maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:

Davacı adına, tefecilik yaptığı gerekçesiyle hakkında düzenlenen vergi tekniği raporu esas alınarak takdir komisyonu kararına istinaden tarh edilen 2010/1-12 dönem vergi ziyaı cezalı gelir vergilerinin ve 2010/III ve IV. dönemler vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergilerinin kaldırılması istemiyle açılan davada; davanın ‘savunma hakkının kısıtlandığı’ gerekçesiyle kabulüne ilişkin Vergi Mahkemesi kararı, davalı idare tarafından istinaf edilmiştir.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 138’inci maddesinde incelemenin, neticesi alınmamış hesap dönemi de dahil olmak üzere, tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar her zaman yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeye göre incelemenin yapılabilmesi için tarh zamanaşımı süresinin geçmemiş olması gerekmektedir.

 

213 sayılı Kanunun 113’üncü maddesinde; süresinin geçmesi nedeniyle vergi alacağının kalkması olarak tanımlanan zamanaşımının, mükellefin bu hususta müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade edeceği düzenlemesine yer verilmiştir. Kanunun 114’üncü maddesi uyarınca, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl olarak ifade edilen tarh zamanaşımını durduran durum, matrah takdiri için takdir komisyona başvurulmasıdır. 114’üncü maddenin ikinci fıkrasında yer alan, “Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı, mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder.” şeklindeki ifade; Anayasa Mahkemesinin 15.10.2009 gün ve E:2006/124, K:2009/146 sayılı kararıyla iptal edilmiş, iptal kararı üzerine 6009 sayılı Kanunla, 114’üncü maddenin ikinci fıkrası, “Ancak işlemeyen süre her hal ve takdirde bir yıldan fazla olamaz” ibaresinin eklenmesiyle yeniden düzenlenmiştir.

 

Anayasa Mahkemesinin; sözü edilen düzenlemenin, vergilemede; “belirlilik”, “yasallık” “öngörülebilirlik”, “keyfiliğe izin verilmemesi” ve “hukuk devleti” ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle verdiği iptal kararında; takdir komisyonuna başvuru yolunun, sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla keyfi olarak kullanılmasının güvence sağlamayacağı ve vergi yükünü artırarak haksız sonuçlar doğmasına neden olabileceği hususuna da vurgu yapılmıştır.

 

213 sayılı Kanunun 20’nci maddesinde verginin tarhı, vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve oranlar üzerinden hesaplanarak miktarının belirlenmesi olarak tanımlanmış, 25 ilâ 39’uncu maddelerinde tarh yöntemlerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu yöntemlerden birisi olan “re’sen tarh” usulünü düzenleyen 30’uncu maddede, 21.1.1983 tarih ve 2791 sayılı Kanun değişikliğinden önce re’sen takdir yetkisi sadece takdir komisyonlarına ait bulunduğundan, vergi incelemesi sırasında re’sen takdiri gerektiren bir durumun tespiti halinde gerekli takdir işlemi takdir komisyonu tarafından yapılmakta iken 2791 sayılı Kanun değişikliğiyle re’sen vergi tarhının tanımı yeniden yapılarak, vergi inceleme elemanlarına da re’sen takdir yetkisi tanınmıştır. Yukarıda yer verilen 114’üncü madde uyarınca takdir komisyonuna başvurma yetkisi ise sadece vergi dairesine aittir.

 

Vergi incelemesi, re’sen takdir yetkisi bulunan inceleme elemanı tarafından yürütülen bir mükellefin; sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla, gerçek bir re’sen takdir nedeni saptanmaksızın, şeklen, takdire sevk sebeplerinden biri dayanak gösterilerek matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk edilmesi, bu süre zarfında vergi inceleme raporu ve/veya vergi tekniği raporu düzenlenmesi; takdir komisyonunun haiz olduğu yetki uyarınca, inceleme elemanından bağımsız yürütmesi gereken inceleme ve araştırmalar sonucu elde edeceği verileri değerlendirmek yerine, sözü edilen raporlarda belirtilen miktarın aynısını matrah olarak takdir etmesi, 213 sayılı Kanunun zamanaşımı ile incelemeye ilişkin düzenlemelerinin öngörülen amacına aykırı düştüğü gibi takdir komisyonuna başvuru yolunun zamanaşımı hükmünü aşmak amacıyla bir yöntem olarak kullanılması, Anayasa Mahkemesi kararında da işaret edildiği üzere ”yasallık” ve ”hukuki güvenlik” ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır.

 

Olayda, 2010 vergilendirme dönemi matrahının tespiti için zamanaşımının dolmasına çok kısa süre kala 2015 yılı sonunda 3.12.2015 tarihinde takdir komisyonuna sevk edilen davacı adına, vergi tekniği raporunu dayanak alan takdir komisyonu kararı uyarınca tarhiyat yapılmış olup cezalı tarhiyatın esas itibarıyla, tanzim edilen rapora dayandığı açıktır. Matrah takdiri amacı dışında, zamanaşımını durdurma saikiyle takdir komisyonuna başvurulduğundan, ortada bir takdir komisyonu kararının bulunması, tarhiyatın, söz konusu rapora göre yapıldığı gerçeğini değiştirmemektedir.

 

Bu durumda, 2010 vergilendirme dönemi için beş yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra düzenlenen rapora dayanan vergi ve ceza ihbarnamelerinin 2.12.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olması karşısında, borç zamanaşımına uğradığı için ve zamanaşımı hususunun öncelikle incelenmesi gereken mutlak iptal sebebi olması dolayısıyla tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ve geçici verginin bu gerekçeyle kaldırılması hüküm kurulması gerekir.

 

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf talebinin belirtilen gerekçe ile reddine aşağıda dökümü yapılan yargılama giderlerinin istinaf isteminde bulunan taraf üzerinde bırakılmasına, posta giderine karşılık yatırılmış olan avanstan artanın kararın kesinleşmesinden sonra Mahkemesince ilgili tarafa iadesine, 2577 sayılı Yasa’nın 45.maddesi gereğince kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren otuz (30) gün içerisinde Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 29.12.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

 

AZLIK OYU

 

İstinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının gerekçeli onanmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istinaf istemin reddi gerektiği oyu ile Dairemiz kararına katılmıyorum.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

VERGİ ZİYAI CEZALI KATMA DEĞER VERGİSİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ – UYUŞMAZLIK DÖNEMİNDE ŞİRKETİ TEMSİL YETKİSİ BULUNMADIĞI ANLAŞILAN DAVACI ADINA YAPILAN CEZALI TARHİYATTA HUKUKA UYARLIK BULUNMADIĞI – DAVACI TARAFINDAN YAPILAN İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜ – CEZALI TARHİYATIN KALDIRILMASI

GAZİANTEP BÖLGE İDARE MAHKEMESİ

  1. VERGİ DAVA DAİRESİ

ESAS: 2017 / 1274 KARAR: 2017 / 1798 KARAR TARİHİ: 29.12.2017

 

VERGİ ZİYAI CEZALI KATMA DEĞER VERGİSİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ – UYUŞMAZLIK DÖNEMİNDE ŞİRKETİ TEMSİL YETKİSİ BULUNMADIĞI ANLAŞILAN DAVACI ADINA YAPILAN CEZALI TARHİYATTA HUKUKA UYARLIK BULUNMADIĞI – DAVACI TARAFINDAN YAPILAN İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜ – CEZALI TARHİYATIN KALDIRILMASI

(2577 S. K. m. 17) (213 S. K. m. 10) (5520 S. K. m. 17) (6762 S. K. m. 319, 365, 370, 371) (6102 S. K. m. 370)

ÖZET: Olayda; 22.6.2009 tarih ve 7337 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre, ….. Özel Eğitim Hizmet İnşaat Ticaret Sanayi Anonim Şirketi yönetim kuruluna üç yıl süreyle …., …. ve ….’ün seçildiği, yönetim kurulu başkanlığına seçilen ……’ın şirketi münferiden atacağı imza ile geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili olduğu, 6.6.2012 tarih ve 8084 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi uyarınca ise, şirket yönetim kuruluna üç yıl süreyle ….., ….. ve ……’nun seçildiği, yönetim kurulu başkanlığına seçilen …….’ın şirketi üç yıl süreyle münferiden atacağı imza ile geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili olduğu görülmekle, uyuşmazlık döneminde şirketi temsil yetkisi bulunmadığı anlaşılan davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, …… Özel Eğitim Hizmet İnşaat Ticaret Sanayi Anonim Şirketinin bir kısım gelirini beyan dışı bıraktığından bahisle şirket adına düzenlenen 12.02.2016 tarih ve 2016-3512/24 sayılı vergi inceleme raporu dayanak gösterilerek, adı geçen şirketin 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile kapatılıp malvarlığı hazineye devredilmesinden sonra, “şirket yöneticisi” sıfatıyla davacı adına tarh edilen 2012/1, 2, 3 dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin kaldırılması istemiyle açılan davayı, “matrah farkının bulunmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı ve şirketin 667, 668 ve 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler kapsamında kapatıldığı, tüzelkişiliği sona erdiği ve mükellefiyet kaydı terkin edildiğinden, ilgili mevzuat hükümleri ve 08.09.2016 tarih ve 2016/3 seri No’lu Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı Uygulama İç Genelgesi’ne göre kapatılan kurumun ticaret sicilinden terkin edildiği döneme ilişkin vergi tarhiyatının ilgili dönemdeki kanuni temsilcisi olan davacı adına yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle reddeden Hatay 1. Vergi Mahkemesi’nin 14/06/2017 gün ve E:2017/29, K:2017/655 sayılı kararının; davacının şirketin yönetim kurulu üyesi olmaktan öte hiçbir zaman imza yetkisinin bulunmadığı, şirketin OHAL KHK’sı kapsamında kapatıldığı ve tüm mal varlığı hazineye devredildiğinden vergi borcunun şirketin hazineye devredilmiş olan malvarlığından tahsil edilmesi gerektiği, şirket hakkında tanzim olunan inceleme raporunda da emsal fiyat araştırması, piyasa araştırması yapılmadan varsayıma dayalı olarak tarhiyat önerildiği, dolayısıyla dava konusu cezalı tarhiyatın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ: Dava konusu işlemin ödeme emri, tahakkuk gibi işlemler olmayıp ihbarname olduğu, olağanüstü hal kanun hükmünden kararnamelerinde de henüz tahakkuk etmeyen ve kesinleşmeyen vergiler için herhangi bir düzenleme yer almadığı, dolayısıyla davalı idarece davacı adına yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu belirtilerek, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi’nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunu’nun 19. maddesiyle değişik 45. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:

2577 Sayılı Kanunun 17’nci maddesi uyarınca davacının duruşma talebi yerinde görülmediğinden, işin esasına geçildi.

Uyuşmazlıkta, Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri kapsamında kapatılıp mal varlığı hazineye devredilen ….. Özel Eğitim Hizmet İnşaat Ticaret Sanayi Anonim Şirketi adına önceden düzenlenmiş bulunan inceleme raporuna istinaden davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı, yukarıda belirtilen gerekçe ile reddeden mahkeme kararının istinafen incelenerek kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, sayılanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin şahsi varlıklarından alınacağı hüküm altına alınmış olup, aynı maddenin son fıkrasında ise, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı belirtilmek suretiyle kanuni temsilcilerin tasfiye edilerek sonra ermiş şirketin vergi borçlarının ödenmesinden sorumlu olduğu vurgulanmıştır.

Bir şirketin borçlu kılınabilmesi ancak tüzel kişilik kazandığı tarih ile bu kişiliğin sona erdiği tarih arasındaki zaman diliminde olanaklıdır. Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirketlerin tüzel kişilikleri ticaret sicilinden silinmesiyle sona ermektedir. Ticaret sicilinden kaydı silinen ve hukuksal varlığı sona eren bir kurumun bu tarihten sonra haklara sahip olması, borçlu kılınması, temsili, yargı yerlerinden hukuksal koruma istemesi mümkün değildir.

Tüzel kişiliği sona eren şirketlerin bu tarihten önceki dönemlere ait sonradan genellikle vergi incelemesi neticesinde ortaya çıkarılan vergi borçlarının kimden aranacağı (kimin adına tarhiyat yapılacağı/ceza kesileceği) konusundaki hukuki boşluk, 5904 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17’nci maddesine eklenen 9’uncu fıkra ile giderilmiş, tasfiye edilerek tüzel kişilik kaydı ticaret sicilinden silinmiş olan şirketlerin tasfiye öncesi dönemlerine ilişkin olarak yapılacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezaların, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden aranacağı öngörülmüştür.

Diğer yandan, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 365’nci maddesinde, anonim şirketin, yönetim kurulu tarafından yönetileceği ve temsil olunacağı, 370’nci maddesinde, esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisinin çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğu, yönetim kurulunun, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği, 371’nci maddesinde ise temsile yetkili olanların şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabileceği ve bunun için şirket unvanını kullanabilecekleri kurala bağlanmıştır.

Ayrıca, Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan (A) Seri 1 sıra numaralı Tahsilat Genel Tebliği’nin 5. kısmında, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 319 ve müteakip maddeleri ile 6102 sayılı Kanunun 370 ve müteakip maddelerine göre temsil yetkisi murahhas azalara veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyelerinin kanuni temsilci sıfatını taşıdığı, buna göre, amme alacağının anonim şirket şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi malvarlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce, şirket esas sözleşmesinin ve ticaret sicili kayıtlarının tetkik olunması, temsil salahiyetinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakılmış olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, yapılacak tespit sonucunda; şirketi temsil salahiyetinin murahhas üye veya üyeler ile müdür olarak üçüncü kişilere bırakıldığının anlaşılması halinde amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında işlem yapılmamasının icap ettiği düzenlemesine yer verilmiştir.

Bu düzenlemeler dikkate alındığında, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre anonim şirketlerde kanuni temsilci yönetim kurulu olmakla birlikte, yetki paylaşımı olması halinde imza ve temsil yetkisi bulunmayan yönetim kurulu üyelerinin şirket borçlarından dolayı sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının bir dönem yönetim kurulu üyesi olduğu ….. Özel Eğitim Hizmet İnşaat Ticaret Sanayi Anonim Şirketi’nin 2011 ve 2012 yılı hesap ve işlemlerin incelenmesi sonucu hakkında düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden şirketin 667 sayılı Olağanüstü Hal KHK’sı kapsamında kapatıldığı, kapatılma ile tüzelkişiliğin sona erdiği, bu tarihten sonra hak ehliyeti bulunan bir tüzelkişilik ortada kalmadığından bahisle şirket tüzelkişiliği yerine kanuni temsilcisi sıfatıyla doğrudan davacı adına davaya konu edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin re’sen tarh edildiği anlaşılmaktadır.

Olayda; 22.6.2009 tarih ve 7337 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre, ….. Özel Eğitim Hizmet İnşaat Ticaret Sanayi Anonim Şirketi yönetim kuruluna üç yıl süreyle …., …. ve ….’ün seçildiği, yönetim kurulu başkanlığına seçilen ……’ın şirketi münferiden atacağı imza ile geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili olduğu, 6.6.2012 tarih ve 8084 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi uyarınca ise, şirket yönetim kuruluna üç yıl süreyle ….., ….. ve ……’nun seçildiği, yönetim kurulu başkanlığına seçilen …….’ın şirketi 3 yıl süreyle münferiden atacağı imza ile geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili olduğu görülmekle, uyuşmazlık döneminde şirketi temsil yetkisi bulunmadığı anlaşılan davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, Hatay 1. Vergi Mahkemesi’nce verilen 14/06/2017 gün ve E: 2017/29, K: 2017/655 sayılı “davanın reddine” ilişkin kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne, dava konusu cezalı tarhiyatın kaldırılmasına, aşağıda dökümü yapılan 353,75-TL yargılama giderleri ile A.A.Ü.T uyarınca takdir edilen 1.430,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta giderine karşılık yatırılmış olan avanstan artanının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra mahkemesince ilgilisine re’sen iadesine, kararın taraflara tebliğ edilmek üzere dosyası ile birlikte mahkemesine gönderilmesine, 29/12/2017 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖDEME EMRİNİN İPTALİ İSTEMİ – DAVACININ HİSSELERİNİ DEVRETTİĞİ DEVRALAN KİŞİNİN HİSSELERİ VERGİ BORÇLARIYLA BİRLİKTE ALDIĞININ KABULÜ GEREKTİĞİ – ŞİRKET VERGİ BORÇLARININ KANUNİ TEMSİLCİDEN TAHSİL EDİLEMEDİĞİ VEYA TAHSİL EDİLEMEYECEĞİ ORTAYA KONULMADIĞI – DAVACI ADINA ÖDEME EMRİ DÜZENLENMESİNİN HUKUKA AYKIRI OLDUĞU – İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİ

ANKARA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ

  1. VERGİ DAVA DAİRESİ

ESAS: 2017/1428 KARAR: 2018/46 KARAR TARİHİ: 07.06.2018

 

ÖDEME EMRİNİN İPTALİ İSTEMİ – DAVACININ HİSSELERİNİ DEVRETTİĞİ DEVRALAN KİŞİNİN HİSSELERİ VERGİ BORÇLARIYLA BİRLİKTE ALDIĞININ KABULÜ GEREKTİĞİ – ŞİRKET VERGİ BORÇLARININ KANUNİ TEMSİLCİDEN TAHSİL EDİLEMEDİĞİ VEYA TAHSİL EDİLEMEYECEĞİ ORTAYA KONULMADIĞI – DAVACI ADINA ÖDEME EMRİ DÜZENLENMESİNİN HUKUKA AYKIRI OLDUĞU – İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİ

(2577 S. K. m. 46) (213 S. K. m. 10) (6183 S. K. m. 35) (6762 S. K. m. 321, 540, 541, 542)

 

ÖZET: 213 sayılı Kanunu’nun 10. maddesinde öngörülen kusura dayalı sorumluluk yanında, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi ile limited şirket ortakları için de sorumluluk getirilmiş ise de, bu sorumluluk kusura değil, ortaklık statüsüne dayalıdır. Limited şirketten tahsil edilemeyen vergi alacağının öncelikle verginin doğması ve ödenmemesinde kusuru olanlardan tahsili yoluna gidilmesi, vergi ödevlerinin yerine getirilmemesini, şirket tüzelkişiliğinden tahsil edilemeyen alacakların bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin mal varlıklarından tahsil edileceğini öngörerek yaptırıma bağlayan Vergi Usul Kanunun 10. maddesinin uygulama imkanı bulabilmesi için de gereklidir. Dolayısıyla 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde limited şirket ortakları için getirilen sorumluluğun, şirket tüzelkişiliğinden ve kanuni temsilciden tahsil edilemeyen alacakların nihai olarak şirket ortaklarından takip ve tahsil edilebilmesine olanak sağlamaya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Olayda, …… Yedek Parça Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borcunun tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptalinin istenildiği ve Mahkemece davacının 2004 yılında hisselerini devrettiği, hisseleri devralan kişinin hisseleri vergi borçlarıyla birlikte aldığının kabulü gerektiği bu durumda davacının takibinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, Dairemizin 21.03.2018 tarihli ara kararıyla davalı idareden kanuni temsilcinin takip edilip edilmediğinin sorulması üzerine verilen yanıttan, kanuni temsilcinin takip edildiği ve adına düzenlenen ödeme emirlerinin tebliğ aşamasında olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, şirket vergi borçlarının kanuni temsilciden tahsil edilemediği veya tahsil edilemeyeceği ortaya konulmadan davacı adına 6183 sayılı Kanunun 35. maddesine göre ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırı olduğundan, mahkeme kararı sonucu itibarıyla yerinde olup, istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, Ankara 3. Vergi Mahkemesinin kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddine karar verilmiştir.

İstemin Özeti: ….. Yedek Parça Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin ödenmeyen 1999 ve 2001 yıllarının çeşitli dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, yargı harçları, özel usulsüzlük cezası, gecikme faizi ve vergi ziyaı cezaları borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla adına düzenlenen 04.04.2017 tarih ve 006 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; davacının Ankara 27. Noterliğinin 24.08.1999 tarih ve 17963 yevmiye numaralı hisse devir senedi ile anılan şirketteki hisselerini tüm hak ve hukuki vecibeleri, borç ve alacakları ile birlikte ….’a devrettiği, bahse konu devrin 06.02.2004 tarih ve 5981 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiğinin anlaşıldığı, limited şirket ortağının şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağına ilişkin düzenleme 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş olup 6183 sayılı Kanunun limited şirket ortaklarının sorumluluğunu düzenleyen 35. maddesinin anılan tarihten önceki halinde devreden ve devralan ortakların müteselsil sorumluluğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı, davacının hisselerini 06.06.2008 tarihinden önce devrederek şirketten ayrıldığı hususunda duraksama bulunmadığından, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinin olay tarihindeki halinde öngörülen sorumluluk, ortak sıfatına ve ortaklık payına bağlı bir sorumluluk olup hisse devri halinde hisseyi devralan ortağın, şirketin mali durumunu bir başka deyişle, hissenin borçlu veya alacaklı olup olmadığını bildiği kabul edildiğinden ve vergi dairesince devrin kanuna karşı hile olarak salt vergi borcundan kurtulmak amacıyla yapıldığı da iddia ve ispat edilemediğinden; devir tarihinden önceki ve sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarının ortaklık payını devralan ortaktan aranılması gerektiği, aksi düşünceden hareketle davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kabul eden Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 17/10/2017 tarih ve E:2017/613, K:2017/1285 sayılı kararının; davacının ortak sıfatıyla şirket borçlarından sorumlu olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, …. Yedek Parça San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla ortak sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Kanuni temsilcilerin ödevi” başlıklı 10. maddesinde, tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği; anılan kişilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı; tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı belirtilmiştir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Limited şirketlerin amme borçları” başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları öngörülmüştür.

Anılan hükümlere göre, limited şirketlerin mal varlığından tahsil edilemeyen vergi alacaklarının, Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesine göre şirketin kanuni temsilcilerinden, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35. maddesine göre de şirketin ortaklarından tahsili gerekmekte ise de, önce hangi hükmün uygulanacağı ya da hükümler arasında bir sıralama olup olmadığı konusuna anılan kanunlarda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle konunun, kanuni temsilciler ve ortakların yetki ve sorumlulukları konusundaki yasal düzenlemeler ve genel hukuk ilkeleri göz önünde bulundurularak çözümlenmesi gerekmektedir.

Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun limited şirketlerle ilgili 540. maddesinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği, kuruluştan sonra şirkete giren ortakların, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur olmadıkları, limited şirketin temsilcileri arasında bir hükmi şahıs bulunduğu takdirde, ancak o hükmi şahıs adına limited şirketin temsil ve idaresini üzerine almış bulunan hakiki şahsın limited şirketin temsilcisi olarak tescil ve ilan edilece<ği; aynı Kanunun 541. maddesinde şirket mukavelesi veya umumi heyet kararıyla şirketin idare ve temsilinin, ortak olmayan kimselere de bırakılabileceği, bu gibi kimselerin salahiyet ve mesuliyetleri hakkında ortak olan müdürlere ait hükümlerin tatbik olunacağı, müdürlerin haiz oldukları temsil salahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin idare meclisine dair olan 321 inci madde hükmünün tatbik olunacağı; Kanunun 542. maddesinde ise, vazifelerini ifa dolayısıyla müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirketin mesul olacağı kurallarına yer verilmiştir.

Kanunun 542. maddesinde atıf yapılan 321. maddede ise, temsile salahiyetli olanların şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haiz oldukları, temsil salahiyetinin tahdidinin, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmeyeceği, ancak temsil salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen tahditlerin muteber olduğu, anonim şirket adına tanzim edilecek evrakın muteber olması için, aksine esas mukavelede hüküm olmadıkça temsile salahiyetli olanlardan ikisinin imzasının kafi olduğu, temsile salahiyetli olanlar tarafından yapılan muamelenin esas mukaveleye veya umumi heyet kararına aykırı olmasının, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların o muameleden dolayı şirkete müracaatına mani olmadığı, temsile veya idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin mesul olduğu, şirketin rücu hakkının mahfuz olduğu belirtilmiştir. Aynı yönde ve daha kapsamlı düzenlemelere, 13.01.2011 tarihli ve büyük bölümü 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda da yer verilmiştir.

Sözü edilen yasa kurallarına göre, limited şirketlerde bir ortağın ya da dışarıdan birinin müdür olarak atandığı durumlarda, tüm yönetim ve temsil yetkisi, kanuni temsilciye yani şirket müdürüne bırakılmış olmaktadır. Dolayısıyla, vergi ve buna bağlı alacakların doğması ve ödenmesi aşamalarındaki vergiye ilişkin ödevleri yerine getirme yetki ve görevi de kanuni temsilcilere aittir. Temsil yetkisi olmayan bir ortağın, tek başına kendi imzasıyla şirket adına vereceği bir vergi beyannamesinin geçerliliği olmayacağı gibi, yasal defterlerin saklanması ve ibrazı, şirketi alacaklandıracak veya borçlandıracak ticari işlemlerin yapılması gibi alanlarda da görev veya yetkisi bulunmamaktadır. Belirtilen ve benzer nitelikte faaliyetlerin yerine getirilmesinde, kanuni temsilciler yetkili ve görevli olduğundan, resmi makamlar da bu faaliyetlerde kanuni temsilcileri muhatap almaktadır. Bu nedenle, ticari hayatta sıkça rastlanılan, sahte fatura düzenlenmesi veya kullanılması, kayıt dışı işlem yapılması, gerçeğe aykırı beyanname verilmesi veya ticari defterlerin gerçeğe aykırı tutulması, beyanda bulunulmaması veya noksan beyanda bulunulması, vergi borcunun ödenmemesi gibi uygulamalar, kanuni temsilciler tarafından, yetkileri kötüye kullanılarak, görevleri ihmal edilerek veya kasten yerine getirilmeyerek gerçekleştirildiğinden, kendi fiillerinden kaynaklanan ve şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen alacaklardan öncelikle kendi malvarlıklarıyla sorumlu tutulmaları, yetki ve sorumluluklarının gereğidir. Vergi alacağının vergi ödevlerini yerine getirmeyen, yönetim yetkisini kötüye kullanan kanuni temsilcilerden tahsili yoluna gidilmeden şirket ortaklarından tahsili yoluna gidilmesi, kanuni temsilcilerin yasaya aykırı davranışların yaptırımlarından kısmen veya tamamen kurtulmalarını sağlayarak, vergi ödevlerinin yerine getirilmesine olumsuz etki yapacaktır. Bu nedenle vergi ödevlerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan ve şirket mal varlığından tahsil edilemeyen alacakların, öncelikle fiilleriyle bu sonuca yol açan kanuni temsilcilerden tahsili yoluna gidilmesi, kanuni temsilcilere vergi ödevlerinin yerine getirilmesi yönünde etki de yapacaktır.

Kanuni temsilciler için 213 sayılı Kanunu’nun 10. maddesinde öngörülen kusura dayalı sorumluluk yanında, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi ile limited şirket ortakları için de sorumluluk getirilmiş ise de, bu sorumluluk kusura değil, ortaklık statüsüne dayalıdır. Limited şirketten tahsil edilemeyen vergi alacağının öncelikle verginin doğması ve ödenmemesinde kusuru olanlardan tahsili yoluna gidilmesi, vergi ödevlerinin yerine getirilmemesini, şirket tüzelkişiliğinden tahsil edilemeyen alacakların bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin mal varlıklarından tahsil edileceğini öngörerek yaptırıma bağlayan Vergi Usul Kanunun 10. maddesinin uygulama imkanı bulabilmesi için de gereklidir.

Dolayısıyla 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde limited şirket ortakları için getirilen sorumluluğun, şirket tüzelkişiliğinden ve kanuni temsilciden tahsil edilemeyen alacakların nihai olarak şirket ortaklarından takip ve tahsil edilebilmesine olanak sağlamaya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Olayda, …… Yedek Parça Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borcunun tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptalinin istenildiği ve Mahkemece davacının 2004 yılında hisselerini devrettiği, hisseleri devralan kişinin hisseleri vergi borçlarıyla birlikte aldığının kabulü gerektiği bu durumda davacının takibinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, Dairemizin 21.03.2018 tarihli ara kararıyla davalı idareden kanuni temsilcinin takip edilip edilmediğinin sorulması üzerine verilen yanıttan, kanuni temsilcinin takip edildiği ve adına düzenlenen ödeme emirlerinin tebliğ aşamasında olduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda, şirket vergi borçlarının kanuni temsilciden tahsil edilemediği veya tahsil edilemeyeceği ortaya konulmadan davacı adına 6183 sayılı Kanunun 35. maddesine göre ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırı olduğundan, mahkeme kararı sonucu itibarıyla yerinde olup, istinaf istemi yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 17/10/2017 tarih ve E:2017/613, K:2017/1285 sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddine, istinaf aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin istinaf isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan miktarın davalı idareye iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 07.06.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X- KARŞI OY

6183 sayılı Kanunun 35. maddesine göre, limited şirketlerde ortak Limited şirket tüzelkişiliğinden tahsil edilemeyen amme alacağının ortak ve kanuni temsilciden takibinde ilgili yasa kurallarında, ortaklar ve kanuni temsilciler yönünden farklı takip usulleri düzenlenerek, aralarında takip yönünden bir sıralama yapılmamıştır.

 

Öte yandan, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesine göre, limited şirket borçlarından dolayı, ortak hissesini devretmiş olsa dahi devirden sonra devir tarihine kadar ortak olduğu dönemden sorumludur. Ancak amme alacağının şirket ortağından tahsil edilebilmesi için alacağın asıl borçlu şirketten usulüne uygun olarak takip edilmesi diğer bir anlatımla, amme alacağının tüzelkişinin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir.

 

Bu nedenle, istinaf isteminin kabulüne, kararın kaldırılmasına, davacının hisse devir tarihi dikkate alınarak sorumluluk koşullarının oluşup oluşmadığı incelenerek karar verilmesi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-92 Gelir ve Kurumlar Vergisi Mükellefleri İçin Hasılat Esaslı Vergilendirme Yönteminin Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Yönelik 309 Sıra Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği Yayımlandı

Hatırlanacağı üzere, (06.04.2018 T., 30388 s. R.G.) 7104 sayılı Kanun’un 12’nci maddesiyle, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun mülga 38 inci maddesi “Hasılat esaslı vergilendirme” başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmiş, Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle ilk defa indirim müessesenin dışına çıkılarak İngiltere modeli yeni bir vergilendirme yöntemine geçiş imkanı getirilmişti.

Bu sistemde, Kararname ile belirlenecek olan sektörler ve mükellef grupları için indirim müessesesi devre dışı bırakılmış, İdare tarafından Kararname seçilecek olan sektörlerde faaliyet gösteren mükelleflerin gider ve maliyetleri için aldıkları belgelerde yer alan KDV’ler için 191  nolu hesabı çalıştırmadan, belgelerde yer  alan KDV dahil toplam tutarlarının diğer ilgili hesaplara alınarak bu tutarların gelir veya kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider ve maliyet olarak dikkate alınması, KDV dahil elde edilen hasılatın belirlenecek yüzdesinin ise direk, net, safi “Ödenecek KDV” olarak beyan edip ödenmesine imkan sağlanmıştı.

Bu şekilde belirlenecek mükelleflerin belge alma verme, defter tutma, beyanname verme gibi yükümlülüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, sadece Ödenecek KDV’nin hesaplanmasında indirim müessesi devre dışı bırakılmış, Ödenecek KDV’nin, (Hesaplanan KDV dahil) elde edilen hasılatın belirli bir yüzdesi esas alınarak belirlenmesi yoluna gidilmişti.

Sistemde, gerek KDV mükellefleri gerekse tüketiciler açısından Ödenecek KDV ve fiyat mekanizmasında herhangi bir değişiklik oluşmamış, bu kapsama alınan mükelleflerin sattıkları mal ve hizmetin oranı neyse aynı oranlar üzerinden KDV hesaplamaları ve düzenledikleri belgelerde bu tutara ayrıca yer vermelerine devam edilmişti. Sistemin getirdiği tek değişiklik Ödenecek KDV’nin belirlenme yöntemi olmuştu.

KDV yönünden hasılat esaslı vergileme rejimine ilişkin düzenlemenin yürürlük tarihi 01.01.2019 olarak belirlenmiş olmakla birlikte bu konuda beklenen ilk Cumhurbaşkanı Kararı (06/02/2019 t. ve 718 s. Karar) 07/02/2019 tarih ve 30679 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve 2019/Mart başından itibaren yürürlüğe girmiş olan Kararda KDV yönünden hasılat esaslı vergilendirme yönetiminde belirlenen ilk sektör özel halk otobüsleri olmuştu.

Buna göre, faaliyet konusu sadece özel halk otobüsü işletmeciliği olan ve sadece akıllı kart ile yolcu bindiren mükelleflerin, eğer isterlerse adlarına düzenlenen belgelerde yer alan katma değer vergisini (İndirilecek KDV’yi) dikkate almaksızın, sadece elde ettikleri (Hesaplanan KDV dahil) toplam hasılatın %1,5’ini Ödenecek KDV olarak beyan edip ödemelerine imkan tanınmıştı.

Bu defa 19 Temmuz 2019 tarih ve 30836 sayılı I. Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 7186 Sayılı Torba)Kanun”’un 1’inci maddesiyle, katma değer vegisindeki uygulamaya paralel benzer bir düzenleme  kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergisi için de getirilmişti.

Getirilen bu yeni düzenleme ile; şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan ve bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde eden mükelleflerden talepte bulunanların katma değer vergisinin yanı sıra gelir veya kurumlar vergisi yönünden  de hasılat esas vergilendirme yönteminden faydalanabilmelerine imkan tanınmıştır.

Buna göre bahsi geçen mükellef gurubunun söz konusu faaliyetlerinden elde ettikleri gayrisafi hasılatlarının (KDV Kanununun 38 inci maddesi kapsamında hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre vergilendirilen mükellefler için hesapladıkları KDV dahil tutarın) %10’u bu faaliyetlerine ilişkin vergiye tabi kazanç olarak esas alabilmelerine imkan sağlanmış, vergiye tabi kazancın bu suretle tespitinde ilgili faaliyete ilişkin giderler dikkate alınmaksızın ve bu kazanca herhangi bir indirim veya istisna uygulanmaksızın bu oranın ner, saf kazanç olarak belirlenmesi hüküm altına alınmıştı.

Yasal düzenlemeye göre, kazançları bu şekilde tespit edilen mükellefler 2 yıl geçmedikçe bu usulden çıkılamayacaklardır. Bir takvim yılı içinde iki kez ceza kesilen mükellefler, cezanın kesildiği ve takip eden iki takvim yılına ait kazançları için bu hükümlerden yararlanamayacaklardır.

Bu hükümler gelir vergisi mükelleflerinin yanı sıra kurumlar vergisi mükellefleri hakkında da uygulanacak olup Cumhurbaşkanı yüzde 10 oranını iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, kanuni oranına getirmeye yetkilidir.

Bahsi geçen düzenlemere ilişkin değerlendirmelere 2019/10 , 2019/54 sayılı bültenlerimizde yer verilmişti.

Bu defa 03/12/2019 tarih 30967 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 309 Sıra Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile “Hasılat Esaslı Kazanç Tespiti Uygulaması” açısından uygulamadan yararlanabilecek mükellefler ve faydalanma şartları, uygulamadan yararlanmaya ilişkin taleplerin değerlendirilmesi, bu kapsamdaki mükellefler için vergiye tabi kazancın hesaplanması uygulamaya ilişkin şartların kaybedilmesi ve uygulamadan çıkış koşulları, örnek uygulamalar eşliğinde detaylı şekilde açıklanmış olup Tebliğ metni aynen aşağıdaki gibidir.

 

 

3 Aralık 2019 SALI Resmî Gazete Sayı : 30967
TEBLİĞ

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 309)

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Dayanak

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 113 üncü maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir.

(2) Bu Tebliğ, şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan ve bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, söz konusu faaliyetlerinden elde ettikleri vergiye tabi kazançlarının 193 sayılı Kanunun 113 üncü maddesinde düzenlenen Hasılat Esaslı Kazanç Tespiti yoluyla tespit edilmesine ilişkin açıklamaları kapsamaktadır.

Dayanak

MADDE 2 – (1) 7186 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle yeniden düzenlenen Gelir Vergisi Kanununun 113 üncü maddesi aşağıdaki gibidir:

”Hasılat Esaslı Kazanç Tespiti:

Madde 113 – Şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan ve bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde eden mükelleflerin talep etmeleri hâlinde söz konusu faaliyetlerinden elde ettikleri gayrisafi hasılatlarının (25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 38 inci maddesi kapsamında hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre vergilendirilen mükellefler için hesapladıkları katma değer vergisi dâhil tutarın) %10’u bu faaliyetlerine ilişkin vergiye tabi kazanç olarak esas alınır. Vergiye tabi kazancın bu suretle tespitinde ilgili faaliyete ilişkin giderler dikkate alınmaz ve bu kazanca herhangi bir indirim veya istisna uygulanmaz.

Kazançları birinci fıkra kapsamında tespit edilenlerin;

  1. a) Bu faaliyetlerine ilişkin gider veya maliyetleri, vergiye tabi diğer kazanç veya iratlarının tespitinde dikkate alınmaz.
  2. b) Bu kazançları dışındaki beyana tabi diğer kazanç veya iratları hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.
  3. c) İki yıl geçmedikçe bu usulden çıkmaları mümkün değildir.

4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri uyarınca bir takvim yılı içinde iki kez ceza kesilen mükellefler, cezanın kesildiği ve takip eden iki takvim yılına ait kazançları için bu madde hükümlerinden yararlanamaz.

Bu madde hükümleri kurumlar vergisi mükellefleri hakkında da uygulanır.

Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan oranı iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, kanuni oranına getirmeye; Hazine ve Maliye Bakanlığı, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

İKİNCİ BÖLÜM

Hasılat Esaslı Kazanç Tespiti Uygulaması

Uygulamadan yararlanabilecek mükellefler ve faydalanma şartları

MADDE 3 – (1) Hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından, şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan ve bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde eden gelir (kazançları basit usulde tespit edilenler dâhil) veya kurumlar vergisi mükelleflerinden bu hususta talepte bulunanlar yararlanabileceklerdir.

(2) Hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından faydalanılabilmesi için;

  1. a) Uygulamadan yararlanmak isteyen mükelleflerin şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunması,
  2. b) Bu faaliyetlerden kaynaklanan hasılatın tamamının elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde edilmesi,
  3. c) Gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine uygulamadan yararlanma hususunda yazılı olarak talepte bulunulması

şarttır. Bu bağlamda, şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamının elektronik ücret toplama sistemi aracılığıyla elde edilmemesi durumunda, bu uygulamadan faydalanılamayacağı tabiidir.

Örnek 1: Bay (A), özel halk otobüsü ile şehir içi yolcu taşıma faaliyetinde bulunmaktadır. Bay (A), bu faaliyetinden kaynaklanan hasılatının bir kısmını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla, diğer kısmını ise yolculardan nakden tahsil etmektedir. Buna göre, şehir içi yolcu taşıma faaliyetinden kaynaklanan hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi aracılığı ile elde etmeyen Bay (A)’nın, bu faaliyetine ilişkin olarak hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından yararlanması mümkün değildir.

Uygulamadan yararlanmaya ilişkin talepte bulunulması ve bu taleplerin değerlendirilmesi

MADDE 4 – (1) Hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmek isteyen mükelleflerin, gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi dairesine bir dilekçe ile başvurarak bu usule geçme hususunda talepte bulunmaları gerekmektedir. Bu mükelleflerin, başvurularına ilişkin dilekçelerine uygulamadan yararlanma şartlarını sağladıklarına dair bilgi ve belgeleri eklemeleri gerekmektedir.

(2) Vergi dairelerince bu başvurular bir ay içerisinde incelenerek, şartları sağlayıp sağlamadıkları ve taleplerinin kabul edilip edilmediği hususu mükelleflere yazı ile bildirilecektir.

(3) Talepleri kabul edilen mükellefler, söz konusu bildirimin kendilerine tebliğ edildiği tarihi takip eden yılın başından itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçeceklerdir. Aralık ayı içerisinde bu hususta başvuruda bulunan mükelleflerden şartları sağlayanlar için vergi dairelerince bir sonraki takvim yılı içerisinde kendilerine yazı ile bildirim yapılanlar, bildirimin yapıldığı takvim yılının başından itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçeceklerdir.

(4) Yeni işe başlayan mükelleflerden kazançlarını bu usule göre tespit etmek isteyenlerin, işe başlama bildirimiyle birlikte hasılat esaslı kazanç tespiti usulünden faydalanmak istediklerini ayrı bir dilekçe ile belirtmeleri gerekmektedir. Bu mükellefler, söz konusu taleplerinin kabul edilmesi halinde işe başlama tarihinden itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından yararlanacaklardır.

Örnek 2: Ticari kazancı basit usulde tespit edilen Bayan (B), özel halk otobüsü ile şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunmakta ve hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi aracılığıyla elde etmektedir. Bayan (B), hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmek için 3/12/2019 tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesi müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur. Vergi dairesince mükellefin başvurusu incelenerek, şartları taşıdığı tespit edilmiş ve hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçebileceği 19/12/2019 tarihinde kendisine bildirilmiştir. Buna göre, mükellef kendisine yapılan bildirim tarihini takip eden yılın başından, yani 1/1/2020 tarihinden itibaren bu faaliyetinden elde ettiği kazancını hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplayacaktır.

Vergiye tabi kazancın hesaplanması

MADDE 5 – (1) Şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan ve bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde eden mükelleflerden başvuruları vergi dairesi tarafından kabul edilenler, söz konusu faaliyetlerinden elde ettikleri gayrisafi hasılatlarının %10’unu bu faaliyetlerine ilişkin vergiye tabi kazanç olarak beyan edeceklerdir.

Örnek 3: Şehir içi yolcu taşıma faaliyetine ilişkin kazancı işletme hesabı esasına göre tespit edilen ve bu faaliyetine ilişkin hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi aracılığı ile elde eden Bay (C), 1/1/2020 tarihinden itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmiştir. Vergiye tabi başka bir faaliyeti bulunmayan mükellefin, 2020 takvim yılına ait gayrisafi hasılatı ve giderleri aşağıdaki gibidir.

Buna göre Bay (C), 2020 takvim yılına ilişkin olarak vereceği yıllık gelir vergisi beyannamesinde hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre elde ettiği gayrisafi hasılat tutarının %10’u olarak hesapladığı (90.000 * %10) = 9.000 TL’yi vergiye tabi ticari kazanç olarak beyan edecektir. Bay (C), 2020 takvim yılında hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne tabi olduğundan, şehir içi yolcu taşıma faaliyetine ilişkin bu dönemdeki giderlerini ticari kazancının ve gelir vergisi matrahının tespitinde dikkate alamayacaktır.

(2) Hasılat esaslı kazanç tespiti usulünden faydalanan mükelleflerden 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 38 inci maddesi kapsamında hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre vergilendirilenler, hasılat esaslı kazancın tespitinde bu faaliyetlerine ilişkin hesapladıkları katma değer vergisi dâhil tutarı gayrisafi hasılat tutarı olarak dikkate alacaklardır.

Örnek 4: Münhasıran şehir içi yolcu taşıma faaliyeti ile iştigal eden ve bu faaliyetine ilişkin hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi ile elde eden (A) Ltd. Şti., bu faaliyetine ilişkin olarak 1/1/2020 tarihinden itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmiştir. Mükellef kurum, Ocak/2020 döneminden itibaren de Katma Değer Vergisi Kanununun 38 inci maddesi kapsamında hasılat esaslı vergilendirme usulüne göre vergilendirilmekte olup, 2020 takvim yılında bu faaliyetine ilişkin hesapladığı katma değer vergisi dâhil gayrisafi hasılat tutarı ve giderleri aşağıdaki gibidir.

Buna göre; (A) Ltd. Şti. 2020 hesap dönemine ilişkin olarak vereceği kurumlar vergisi beyannamesinde hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre elde ettiği gayrisafi hasılat tutarının %10’u olarak hesapladığı (767.000 TL * %10) = 76.700 TL’yi vergiye tabi kurum kazancı olarak beyan edecektir.

(3) Şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetine ilişkin vergiye tabi kazancın hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplanmasında, bu faaliyete ilişkin giderler dikkate alınmayacak ve bu usule göre tespit edilen kazanca herhangi bir indirim veya istisna uygulanmayacaktır.

Örnek 5: Şehir içi yolcu taşıma faaliyeti dolayısıyla adına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis edilen 28 yaşındaki Bay (Ç), bu faaliyetine 1/4/2020 tarihinde başlamış olup, vergi dairesine vermiş olduğu işe başlama bildirimi ekinde yer alan dilekçesinde hasılat esaslı kazanç tespiti usulünden faydalanmak istediğini belirtmiştir. Bay (Ç), şehir içi yolcu taşıma faaliyetine ilişkin hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi aracılığıyla elde etmektedir. Bay (Ç), 5/7/2020 tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesine vermiş olduğu dilekçede, 1/7/2020 tarihinden itibaren konfeksiyon ürünlerinin perakende satışı faaliyetine de başladığını bildirmiştir. Bay (Ç)’nin 2020 takvim yılında söz konusu faaliyetlerinden elde ettiği gelirler ile maliyetlerine ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir.

Buna göre Bay (Ç)’nin;

  1. a) 1/4/2020-31/12/2020 tarihleri arasında şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinden hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplanan kazancı (300.000 TL*%10) = 30.000 TL’dir.
  2. b) 1/7/2020-31/12/2020 tarihleri arasında konfeksiyon ürünlerinin perakende satışı faaliyetine ilişkin kazancı (530.000 TL– 480.000 TL) = 50.000 TL’dir.

Bay (Ç)’nin, 2020 takvim yılına ilişkin vergiye tabi ticari kazancı toplamı (Konfeksiyon ürünlerinin satışından elde ettiği kazanç + hasılat esaslı kazanç)=(50.000 TL + 30.000 TL) = 80.000 TL olarak hesaplanacaktır.

Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20 nci maddesinde düzenlenen genç girişimcilerde kazanç istisnasına ilişkin tüm şartları taşıyan Bay (Ç), 20/8/2020 tarihinde kamuya yararlı bir derneğe 5.000 TL tutarında nakdi bağış yapmıştır.

Buna göre Bay (Ç), sadece konfeksiyon ürünlerinin perakende satışından elde ettiği 50.000 TL için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20 nci maddesinde düzenlenen genç girişimcilerde kazanç istisnasından yararlanabilecek, şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinden hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplanan kazancı olan 30.000 TL, söz konusu istisnaya konu edilemeyecektir. Dolayısıyla Bay (Ç)’nin 2020 yılına ilişkin gelir vergisi matrahının tespitinde, konfeksiyon ürünlerinin perakende satışından elde ettiği kazancı genç girişimci kazanç istisnası tutarının altında kaldığından dikkate alınmayacak, sadece şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinden elde ettiği ticari kazancı dikkate alınacaktır.

Hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinden hesaplanan kazanca herhangi bir indirim veya istisna uygulanamayacağından ve Bay (Ç)’nin konfeksiyon ürünlerinin perakende satışından elde ettiği kazancının tamamı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20 nci maddesinde düzenlenen genç girişimcilerde kazanç istisnasına konu edildiğinden, beyana tabi başkaca geliri bulunmayan Bay (Ç)’nin, kamuya yararlı derneğe yapmış olduğu nakdi bağışı beyanname üzerinde indirim konusu yapması mümkün değildir.

(4) Hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçen mükelleflerin şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetleri yanında vergiye tabi başkaca faaliyetlerinin veya kazanç ya da iratlarının bulunması halinde, şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetlerine ilişkin gider veya maliyetlerini, vergiye tabi diğer kazanç veya iratlarının tespitinde dikkate almaları mümkün değildir. Bu mükellefler, diğer faaliyetlerinden dolayı elde ettikleri kazanç veya iratları nedeniyle 193 sayılı Kanunun 113 üncü maddesi hükmünden de faydalanamayacaklardır.

(5) Şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyeti ile bu kapsama girmeyen işlerin birlikte yapılması halinde müşterek genel giderler, bu faaliyetler ile ilgili olarak cari yılda oluşan maliyetlerin toplam maliyetler içindeki oranı dikkate alınarak dağıtılacaktır. Bu dağıtım sonucunda müşterek genel giderlerden şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetine düşen pay, diğer faaliyetlere ilişkin vergiye tabi kazancın ve gelir ya da kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacaktır.

Örnek 6: (B) A.Ş., şehir içi yolcu taşıma faaliyetinin yanında otel işletmeciliği faaliyetinde de bulunmaktadır. Şehir içi yolcu taşıma faaliyeti kapsamında hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi ile elde eden (B) A.Ş., 1/1/2020 tarihinden itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmiştir. (B) A.Ş.’nin 2020 yılında söz konusu faaliyetlerine ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir.

(B) A.Ş., şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyeti ile bu kapsama girmeyen işleri birlikte yaptığı için şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetine ilişkin gider veya maliyetini ve müşterek giderlerden şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetine düşen payı vergiye tabi diğer kazanç veya iratlarının tespitinde dikkate almayacak ve hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre tespit edilen kazanca herhangi bir indirim veya istisna uygulamayacaktır.

Buna göre; (B) A.Ş.’nin;

  1. a) 2020 yılında otel işletmeciliği faaliyetine ilişkin;

– hasılat toplamı 750.000 TL,

– müşterek genel giderlerden otel işletmeciliği faaliyetine düşen pay tutarı, [50.000 TL * (580.000 TL / (420.000 TL + 580.000 TL))]= 29.000 TL dâhil maliyet toplamı, (580.000 TL + 29.000 TL) = 609.000 TL ve

  1. b) 2020 yılında şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinden hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplanan kazancı (500.000 TL * %10) = 50.000 TL’dir.

(B) A.Ş.’nin, 2020 hesap dönemine ilişkin kurum kazancı (hasılat toplamı– maliyet toplamı) + hasılat esaslı kazanç = [(750.000 TL– 609.000 TL) + 50.000 TL] = 191.000 TL olarak hesaplanacaktır.

Müşterek genel giderlerden şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetine düşen [50.000 TL * (420.000 TL / (420.000 TL + 580.000 TL))] = 21.000 TL pay tutarının kurum kazancının ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınması mümkün değildir.

Mükellefin hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplanan kazancına herhangi bir indirim ve istisna uygulanmayacak ve bu tutar kurumlar vergisi matrahının tespitinde kurum kazancından beyanname üzerinde indirilebilecek tutarların hesabında da dikkate alınmayacaktır.

(6) Hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçen ve şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetleri yanında vergiye tabi başkaca faaliyetleri de bulunan mükelleflerce, söz konusu uygulama kapsamında bulunan ve bulunmayan faaliyetlerine ilişkin hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi, uygulama kapsamındaki faaliyete ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtlarının da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.

Uygulamadan çıkış

MADDE 6 – (1) Şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetine ilişkin kazançları hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne göre hesaplanan mükellefler, bu usule geçtikleri tarihten itibaren iki yıl geçmeden bu usulden çıkamayacaklardır.

(2) Bu usulden çıkmak isteyen mükellefler, iki yıllık sürenin tamamlanması kaydıyla, gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi dairesine verecekleri dilekçelerine istinaden, takip eden yılın başından itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulünden çıkabileceklerdir.

Örnek 7: Şehir içi yolcu taşıma faaliyetine ilişkin hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi aracılığı ile elde eden Bay (D), 1/1/2020 tarihi itibariyle hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmiştir. Buna göre; Bay (D) 1/1/2022 tarihinden önce söz konusu usulden çıkamayacaktır.

Bay (D), 15/7/2022 tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesine verdiği dilekçede takip eden yılın başından itibaren bu usulden çıkmak istediğini belirtmiştir. Buna göre Bay (D), 1/1/2023 tarihinden itibaren vergiye tabi kazancının tespitinde hasılat esaslı kazanç tespiti usulünü uygulamayacaktır.

Uygulamaya ilişkin şartların kaybedilmesi

MADDE 7 – (1) Hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından yararlanan mükellefler hakkında, bu uygulamadan yararlandıkları dönemlerle sınırlı olmak üzere, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca bir takvim yılı içerisinde iki kez ceza kesilmesi halinde, bu mükellefler cezanın kesildiği ve takip eden iki takvim yılı boyunca bu uygulamadan yararlanamazlar. Söz konusu mükellefler anılan fıkralar uyarınca ikinci cezanın kesildiği takvim yılının başından itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından çıkarlar.

Örnek 8: Şehir içi yolcu taşıma faaliyeti ile iştigal eden ve hasılatının tamamını elektronik ücret toplama sistemi ile elde eden (C) Ltd. Şti., 1/1/2020 tarihinden itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçmiştir. (C) Ltd. Şti.’ye bağlı bulunduğu vergi dairesi tarafından 25/10/2019, 2/1/2020 ve 5/2/2020 tarihlerinde 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir. Buna göre, uygulamadan yararlanılmaya başlanılan takvim yılından önce kesilen söz konusu ceza, (C) Ltd. Şti.’nin bu uygulamadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.

Öte yandan, (C) Ltd. Şti. hakkında hasılat esaslı kazanç tespiti usulüne geçtiği 1/1/2020 tarihinden sonra, bir takvim yılı içerisinde Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci veya ikinci fıkraları uyarınca iki kez özel usulsüzlük cezası kesilmesi nedeniyle mükellef kurum, 1/1/2020 tarihinden itibaren hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından faydalanamayacak olup, cezaların kesildiği yılı takip eden iki takvim yılı boyunca da bu uygulamadan yararlanamayacaktır.

(2) Hasılat esaslı kazanç tespiti uygulamasından yararlanan mükelleflerin bu faaliyete ilişkin hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde etmemeleri halinde, bu mükellefler söz konusu durumların gerçekleştiği yılın başından itibaren bu uygulamadan çıkarlar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Son Hükümler

Yürürlük

MADDE 8 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 9 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-91 7193 sayılı Kanun Tekrar Görüşülmek Üzere Meclise İade Edildi

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmekteydi. Ancak bahsi geçen 7193 sayılı Cumhurbaşkanlığınca, bir daha görüşülmek üzere Meclis’e iade edildi.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlardan bir kısmına ilişkin değerlendirmelerimize 2019/85, 86, 87, 88, 89 nolu Bültenlerimizde konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı yer vermiştir.

Orada da değindiğimiz üzere, 7193 Sayılı Kanun’un dört bölümden ve 54 maddeden oluşmaktaydı. Kanun’un;

– İlk yedi maddesi ve ilk üç bölümünde yeni ihdas edilen dijital vergisi düzenlenmiş,

– Dördüncü bölümde yer alan 30 ila 37’inci maddeler ile (Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen 42 ila 49’uncu maddelerle) değerli belirlenen tutarı aşan konutlardan alınmak üzere değerli konut vergisi ihdas edilmiş,

– Dördüncü bölümde yer alan 9. Madde ile, tıpkı dijital hizmet vergisi ve değerli konut vergisi gibi yeni ihdas edilen konaklama hizmeti ile bu hizmetle birlikte sunulan hizmetlerden alınmak üzere konaklama vergisine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş,

– Kanun’un 24, 25, 26 ve 26. Maddeleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunda, izaha davet müessesesinde sürelerin ve tutarların artırılması, cezada indirim oranının artırılması, kanun yolundan vazgeçme müessesesi ihdas edilmesi, sahte belge düzenleme riski yüksek olduğu tespit edilen mükelleflerle ilgili yeni tedbirler alınması gibi önemli değişiklikler yapılmış,

– Kanun’un 17 Maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 103. Maddesi yeniden düzenlenerek, yüksek gelir elde edenlerden daha fazla vergi alınmasının sağlanması amacıyla, mevcut tarifenin ilk dört dilimi aynen korunmak suretiyle 500.000,00 TL’ye kadar gelir elde eden grupların vergi yüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmadan 500.000,00 TL ve üzerinde gelir elde edenlerin gelirlerinin 500.000,00 TL’yi aşan kısmı için %35 yerine %40 oranında vergi alınması amaçlanmış,

– Kanun’un 15. Maddesiyle yine 193 sayılı Gelir Vergisi Kanun’un 86. Maddesi yeniden düzenlenerek, gelir vergisi tarifesinin 4’üncü gelir diliminde yer alan tutarın (500 bin TL’nin) üzerinde ücret geliri elde edenlerin beyanname vermesi zorunlu hale getirilmiş,

– Kanun’un 13. ve 14 maddeleriyle, binek otomobillere yeniden gider ve amortisman kısıtlaması getirilmişti.

Bunun yanı sıra Kanun’un diğer maddeleriyle de başka Kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde bir çok değişiklikler yapılarak bir nevi kanun torba haline getirilmişti.

Nitekim 7193 sayılı Kanun’un 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 8’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2019” ibaresi “30/6/2022” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya “üretim faaliyeti durdurulamaz ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “çevre mevzuatına uyuma yönelik yatırımların gerçekleştirilmemesi ve çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin tamamlanmaması nedeniyle” ibaresi ve ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Ancak çevre mevzuatına uyuma yönelik yatırımlara dair yapım sözleşmesi ile iş termin planını 30/06/2020 tarihine kadar Bakanlığa sunmayan üretim tesisleri bu haklardan yararlanamaz. İş termin planı sunulan üretim tesisleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bu iş termin planına uyum açısından 01/07/2020 tarihinden itibaren dört ayda bir denetlenir. Yapılan her bir denetimde bu iş termin planına uygun olmadığı tespit edilen tesislere 09/08/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 20’nci maddesinde yer alan ilgili idari para cezaları yirmi kat artırılarak uygulanır. İş termin planındaki herhangi bir işin yapımının belirtildiği süreye göre bir yıl geciktiğinin tespiti halinde üretim tesisinin faaliyeti durdurulur. Bu madde kapsamında verilen idari para cezalarına karşı dava açılması cezanın tahsil işlemlerini durdurmaz.”

Bu defa 2 Aralık Pazartesi günü İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 7193 sayılı Kanun’u, bir kez daha görüşülmesi için Anayasa’nın 89 ve 104’üncü maddeleri uyarınca o gün TBMM’ye geri gönderdiği ifade edildi.

Açıklamada, söz konusu kanunun geri gönderilme gerekçesi olarak, şunlar kaydedildi.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 21.11.2019 tarihinde kabul edilen, 7193 sayılı ‘Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’ incelenmiştir.

Bu kanunda, diğer düzenlemelerin yanında, Elektrik Üretim Anonim Şirketi veya bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarına, Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun kapsamında oluşturulacak kamu üretim şirketlerine ve kamu üretim şirketlerine ait üretim tesislerine, bunlardan özelleştirilenlere ve daha sonra özelleştirilecek olanlara, çevre mevzuatına uyum kapsamında gerçekleştirecekleri yatırımlar ile çevre mevzuatı açısından gerekli izinleri tamamlamaları amacıyla 31.12.2019 tarihine kadar tanınan sürenin nihayetinde 30.6.2022 tarihine kadar uzatılması öngörülmektedir.

Değişiklik öngörülen düzenleme ilk olarak 14.3.2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun geçici 8’inci maddesinde yer almıştır. Maddede belirtilen şirketlere çevre mevzuatına uyum kapsamında gerçekleştirecekleri yatırımlar ile çevre mevzuatı açısından gerekli izinleri tamamlamaları amacıyla 31.12.2018 tarihine kadar süre verilerek, bu sürenin üç yıla kadar uzatılabileceği yönünde Bakanlar Kuruluna yetki tanınmıştır. Anayasa Mahkemesinin 22.5.2014 tarihli ve E.2013/65, K.2014/93 sayılı kararı ile anılan düzenlemenin iptal edilmesi üzerine 4.6.2016 tarihli ve 6719 sayılı Kanunun 25’inci maddesiyle geçici 8’inci madde yeniden düzenlenmiş ve bu defa şirketlere tanınan süre 31.12.2019 olarak belirlenmiştir.

Enerji ihtiyacının sürekli olduğu ve artarak devam ettiği, enerjinin ve dolayısıyla enerji sektörünün ülkemizin hedefleri ve gelişimi için hayati önem arz ettiği hususları göz önüne alındığında, elektrik üretim tesislerinin varlığının korunmasının ve desteklenmesinin devletin temel politikalarından biri olması gerektiği şüphesizdir. Nitekim 6446 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 2013 yılından 2019 yılı sonuna kadar çevre mevzuatının gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmeyen şirketlere yaklaşık 7 yıl süre tanınması da bu yaklaşımın bir tezahürüdür. Verilen sürenin, yatırımcı şirketler bakımından hem finansal hem teknik gereklilikleri karşılama konusunda yeterli olduğu açıktır.

Bununla birlikte, insan sağlığı ve çevrenin korunması da devletin başta gelen anayasal ödevi ve herkesin insani görevidir. Nitekim Anayasa’nın 56’ncı maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu hususu da hüküm altına alınmıştır. Devletin çevreyi koruma ödevi gerekli mevzuatın yürürlüğe konması ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi suretiyle yerine getirilir.

 

Vatandaşlar ise bu mevzuatın gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmekle sorumludur. Ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanması zarureti, insan sağlığı ve çevrenin korunması amacının önüne geçmemelidir. Günümüz şartlarında çevre kirliliğine yol açmadan, özellikle hava, su ve toprak kalitesini bozmadan da enerji üretiminin gerçekleştirilmesi mümkündür. Hal böyle iken evvelce elektrik üretim şirketlerine tanınan ve esasen yeni mevzuata uyum sağlama ihtiyacından kaynaklanan yaklaşık 7 yıllık geçiş süresi uyum için yeterli olmasına rağmen incelenen kanunla bu sürenin nihayetinde 2,5 yıl kadar daha uzatılması devletin insan sağlığı ve çevreyi koruma ödevi ile bağdaşmayacaktır. Devletin bu meseleye hem yatırımcıyı hem vatandaşını koruyacak bir anlayışla yaklaşması, düzenlemeleri buna göre gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Bu sebeple, incelenen Kanunun 50’nci maddesinin yeniden değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 7193 sayılı ‘Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’, 50’nci maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisince bir kez daha görüşülmesi için Anayasa’nın 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.”

7193 Sayılı Kanun’da, birden çok kanun ve hükmünde kararnamede değişiklik yapılmış olmakla birlikte, ilgili mevzuat gereği, kanunun sadece bir maddesinin veto edilmesi diğer maddelerinin ise yayımlanarak yürürlüğe girme imkanı bulunmamaktadır. O sebeple Kanun kül halinde veto edilmiş ve yeniden görüşülmek üzere Meclise iade edilmiştir.

Asıl değinilmesi gereken konu; Kanun’un 01/04/2020 yahut 01/01/2020 tarihlerinde yahut yayımından üç ay sonra yürürlüğe girecek maddeleri açısından bir sorun yaşanmayabilir. Fakat, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan gelir vergisi tarifesini (ücret geliri dışındaki gelirler için) %35’ten %40’a çıkaracak olan düzenleme, 01/01/2019 tarihinden beri elde edilegelmekte olan ve takip eden 2020 yılının Mart ayında beyan edilecek olan gelirler için de uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecekti. Oysa kanunların geriye yürümezliği ilkesi geresi bu düzenlemenin 01/01/2020 tarihinden itibaren elde edilmeye başlanacak olan gelirlere uygulanmak üzere girecek şekilde düzenlenmiş olsaydı bu ilke de zorlanmamış olurdu. Bu tür durumlarda henüz tamamlanmamış bir olay sebebiyle gerçek manada geriye yürümezlik söz konusu olmadığı için Yasama yahut Yürütme özellikle vergi alanında zaman zaman buna benzer düzenlemeler yapmakta, düzenlemeler dava konusu edildiği vakit kamu yararı gerekçe gösterilerek Yargının da Yasama ve Yürütmenin yanında yer aldığı görülmektedir.

 

Eğer veto edilen Kanun 01/01/2020 tarihinden önce tekrar görüşülüp kabul edilip yayımlanarak yürürlüğe girecek olursa bu durumda çok bir şey değişmemiş olacaktır.  Ancak Kanun’un 31.12.2019 tarihine kadar yayımlanması sağlanamaz ise bahsi geçen düzenleme ciddi tartışmaları beraberinde getirecektir. Muhtemelen Kanunun bu tarihe yetişmemesi durumunda bazı maddelerinin yürürlük tarihlerinin de yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir.

 

İlk ihtimalin gerçekleşmesi durumunda, yani Kanun’un bu haliyle yani 01 Ocak 2019 tarihinden bu tarafa elde edilegelen gelirleri de kapsayacak şekilde yıl sonundan önce yayımlanması durumunda, kanunların geriye yürümezliği ilkesi gerekçe gösterilerek, mükelleflerin 2019 yılında elde edilmiş olan gelirlerinin beyanı esnasında ihtirazi kayıtla beyanname vererek, kendi beyanlarına dava açma hakları bulunmaktadır.

Bülten 2019-91 Eki 7194 Sayılı Kanun Metni


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”