Bülten: 2019-53 Varlık Barışı Düzenlemesi Bu Defa %1 Oranında Vergiyle Yeniden Getirildi

1- Eski Varlık Barışı Düzenlemesi

18 Mayıs 2018 tarihli ve 30425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7143 Sayılı “Vergi Ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”  ile vergi, gümrük ve sosyal güvenlik kurumu alacaklarının yeniden yapılandırılması, matrah artırımı, işletme kayıtlarının düzeltilmesi, vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesi, varlık barışı ve imar barışı düzenlemesine ilişkin hükümlere yer verilmişti.

(7143 sayılı) Bu Kanun’un 10’uncu maddesinin 13’üncü fıkrasında Varlık Barışı konusuna yer verilmiş, bu kapsamda;

– Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını, bu fıkradaki hükümler çerçevesinde, 30/11/2018 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kuruma bildiren gerçek ve tüzel kişiler, söz konusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilecekleri,

– Banka ve aracı kurumların, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak %2 oranında hesapladıkları vergiyi, 31/12/2018 tarihine kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan ederek aynı sürede ödeyecekleri,

– Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 3 ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesinin şart olduğu,

– Bu varlıkların, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve 18/05/2018 tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin en geç 30/11/2018 tarihine kadar kapatılmasında kullanılabileceği, bu takdirde, defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla, borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye’ye getirilme şartı aranmaksızın bu fıkra hükümlerinden yararlanılabileceği

– 18/05/2018 tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının 18/05/2018 tarihinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması hâlinde, söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu fıkra hükümlerinden yararlanılabileceği,

– 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerin, bu düzenleme kapsamında Türkiye’ye getirilen varlıklarını, dönem kazancının tespitinde dikkate almaksızın işletmelerine dâhil edebilecekleri gibi aynı varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebilecekleri,

Yurt içinde bulunan varlıklara ilişkin olarak;

Gelir veya Kurumlar Vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, 30/11/2018 tarihine kadar vergi dairelerine beyan edileceği,

– Beyan edilen söz konusu varlıkların, 30/11/2018 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebileceği,

– Bu takdirde, söz konusu varlıkların vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebileceği,

– Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden %2 oranında vergi tarh edileceği ve bu verginin 31/12/2018 tarihine kadar ödeneceği,

31/07/2018 tarihine kadar yurt dışındaki varlıkların bildirilerek Türkiye’ye getirilmesi ya da yurt içindeki varlıkların defterlere kaydedilmesi durumunda, herhangi bir vergi tarh edilmeyeceği, bu tarihten sonra getirilen veya deftere kaydedilen varlıklara ilişkin olarak %2 vergi tarh edileceği,

– Bu düzenleme kapsamında ödenen vergilerin, hiçbir suretle gider yazılamayacağı ve başka bir vergiden mahsup edilemeyeceği,

– Türkiye’ye getirilen veya kanuni defterlere kaydedilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararların, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyeceği,

Hüküm altına alınmıştı.

2- Yeni Varlık Barışı Düzenlemesi

Bu defa 19 Temmuz 2019 tarih ve 30836 sayılı I. Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlan 7186 Sayılı “Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile varlık barışı uygulaması yeniden ele alınmıştır.

7186 Sayılı Kanunun 2’nci maddesiyle getirilen yeni varlık barışı düzenlemesinin esasları ise aşağıdaki gibidir;

Yeni varlık barışı kapsamına, hangi tarihte ve ne şekilde sahip olunduğuna bakılmaksızın;

– Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları,

– Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve yurt içinde bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar,

girmektedir.

Diğer taraftan, önceki düzenlemeden farklı olarak tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların;

– Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin satışından doğan kazançları,

– Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançları,

– Yurt dışında bulunan iş yeri ve daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançları,

yeni varlık barışı kapsamına girmemektedir.

Yurt dışında bulunan varlıklara ilişkin olarak;

– Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarınının, 31/12/2019 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kuruma bildirilmesi durumunda söz konusu varlıklar bildirimde bulunan gerçek ve tüzel kişilerce serbestçe tasarruf edebilecektir.

– Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak (önceki düzenlemeden farklı olarak %2 yerine) %1 oranında hesapladıkları vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15. günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan edecek ve aynı sürede ödeyeceklerdir.

– Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 3 ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi gerekmektedir.

Bunun yanı sıra;

– Bu varlıklar, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve 19/07/2019 tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin en geç 31/12/2019 tarihine kadar kapatılmasında kullanılabilecektir. Bu durumda, defter kayıtlarından düşülmesi şartıyla, borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye’ye getirilme şartı aranmaksızın bu madde hükümlerinden yararlanılacaktır.

– 19/07/2019 tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması hâlinde, söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu madde hükümlerinden yararlanılabilecektir

– 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler, bu madde kapsamında Türkiye’ye getirilen varlıklarını, dönem kazancının tespitinde dikkate almaksızın işletmelerine dâhil edebilecekleri gibi aynı varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebileceklerdir.

Yurt içinde bulunan varlıklara ilişkin olarak;

– Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar 31/12/2019 tarihine kadar vergi dairelerine beyan edilecektir.

– Beyan edilen söz konusu varlıklar, 31/12/2019 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilecektir. Bu durumda söz konusu varlıklar vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecektir.

– İlaveten, bu kapsamda beyan edilen taşınmazların ayni sermaye olarak konulmak suretiyle işletme kayıtlarına alınması durumunda, sermaye artırım kararının beyan tarihi itibarıyla alınmış olunması ve söz konusu kararın beyan tarihini izleyen onuncu ayın sonuna kadar ticaret siciline tescil ettirilmesi şartıyla bu madde hükmünden faydalanılabilecektir.

– Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden yine %1 oranında vergi tarh edilecek ve bu vergi tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenecektir.

İlaveten;

– Bu kapsamda ödenen vergiler, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecektir.

– Türkiye’ye getirilen veya kanuni defterlere kaydedilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyecektir.

– Bu kapsamda bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.

Bunun için; bildirilen veya beyan edilen tutarlara ilişkin tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi ve bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı, bu düzenlemedeki süreleri, bitim tarihlerinden itibaren 6 aya kadar uzatabilecektir.

Yeni varlık barışı düzenlemesinin yer aldığı 7186 Sayılı Kanunun 2’nci maddesi ise aşağıdaki gibidir;

MADDE 2 – 193 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 90– Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını, bu maddedeki hükümler çerçevesinde, 31/12/2019 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kuruma bildiren gerçek ve tüzel kişiler, söz konusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilirler.

Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak %1 oranında hesapladıkları vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler.

Birinci fıkra kapsamına giren varlıklar, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin en geç 31/12/2019 tarihine kadar kapatılmasında kullanılabilir. Bu takdirde, defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla, borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye’ye getirilme şartı aranmaksızın bu madde hükümlerinden yararlanılır.

Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması hâlinde, söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu madde hükümlerinden yararlanılır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler, bu madde kapsamında Türkiye’ye getirilen varlıklarını, dönem kazancının tespitinde dikkate almaksızın işletmelerine dâhil edebilecekleri gibi aynı varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebilirler.

Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar, 31/12/2019 tarihine kadar vergi dairelerine beyan edilir. Beyan edilen söz konusu varlıklar, 31/12/2019 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebilir. Bu takdirde, söz konusu varlıklar vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilir.

Bu fıkra kapsamında beyan edilen taşınmazların ayni sermaye olarak konulmak suretiyle işletme kayıtlarına alınması hâlinde, sermaye artırım kararının beyan tarihi itibarıyla alınmış olması ve söz konusu kararın beyan tarihini izleyen onuncu ayın sonuna kadar ticaret siciline tescil edilmesi kaydıyla, bu madde hükümlerinden faydalanılabilir. Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden %1 oranında vergi tarh edilir ve bu vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenir.

Bu madde kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez. Türkiye’ye getirilen veya kanuni defterlere kaydedilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.

Bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretlevergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Bu hükümden faydalanılabilmesi için bildirilen veya beyan edilen tutarlara ilişkin tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi ve birinci fıkra uyarınca bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi şarttır.

Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan süreleri, bitim tarihlerinden itibaren altı aya kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı, madde kapsamına giren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi, bildirim ve beyanı ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim veya beyana esas değerlerin tespiti, bildirim ve beyanların şekli, içeriği ve ekleri ile yapılacağı yeri, maddenin uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-52 Yolcu Beraberinde Yurtdışından Getirilen Telefon Kullanım İzin Harcı 1.500,00 TL Olarak Yeniden Belirlendi

Yolcu Beraberinde Yurtdışından Getirilen Telefon Kullanım İzin Harcı 1.500,00 TL Olarak Yeniden Belirlendi

1- Yapılan Yasal Değişiklik

19 Temmuz 2019 tarih ve 30836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Yolcu Beraberinde Getirilen Telefon Kullanım Harcı Tutarının Yeniden Belirlenmesine Dair Karar (Karar Sayısı: 1314)” ile 492 Sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (8) sayılı tarifenin “VIII- Yolcu beraberinde getirilen telefon kullanım izin harcı” başlıklı bölümünün (1) numaralı fıkrasında yer alan maktu harç tutarı 1.500,00 TL olarak yeniden belirlendi.

Bu değişiklik ile Harçlar Kanununa bağlı (8) sayılı tarifenin “VIII-Yolcu beraberinde getirilen telefon kullanım izni harcı” başlıklı bölümünün (1) numaralı fıkrası aşağıdaki gibi olmuştur.

1.Ticari mahiyette olmaksızın, yolcuların kendi kullanımları için yurt dışından getirdikleri alıcısı bulunan verici portatif telsiz telefon cihazları kullanım izni (Söz konusu harç, elektronik kimlik bilgisinin kayıt altına alınması işleminden önce ödenir. Elektronik kimlik bilgisinin kayıt altına alınması için yapılan başvuru sırasında harcın ödendiğine ilişkin belge aranır ve harç ödenmeden kayıt işlemi yapılmaz. Harç ödenmeden kayıt işlemi yapılan ve kullanıma açılan cihazlar, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından kullanıma kapatılır. Ödenmeyen harç %50 fazlasıyla ilk kayıt tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanuna göre hesaplanan gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir. Bu tahsilat yapılmadan cihaz kullanıma açılamaz.) 1.500,00 TL

 

Yeni haliyle bahsi geçen (1) numaralı fıkra hükmüne göre, ticari mahiyette olmaksızın, yolcuların kendi kullanımları için yurt dışından getirdikleri (alıcısı bulunan verici portatif telsiz) telefon cihazları kullanım izni, 1.500,00 TL tutarında harca tabi olup söz konusu harç, elektronik kimlik bilgisinin kayıt altına alınması işleminden önce ödenmekte ve elektronik kimlik bilgisinin kayıt altına alınması için yapılan başvuru sırasında harcın ödendiğine ilişkin belge görülmeden, harç ödenmeden kayıt işlemi yapılamamaktadır.

Harç ödenmeden kayıt işlemi yapılan ve kullanıma açılan cihazlar, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından kullanıma kapatılmakta ve ödenmeyen yahut eksik ödenen harç %50 fazlasıyla ilk kayıt tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanuna göre hesaplanan gecikme zammı ile birlikte tahsil edilmekte, bu tahsilat yapılmadan cihaz kullanıma açılamamaktadır.

 

2- Yasal Değişiklik Yapılmasına Yol Açan Nedenler 

Bilindiği üzere Ülkemizde birçok üründe gerek kamu hizmetlerine finansman sağlamak gerekse tüketimi kısmak yahut iç piyasayı korumak amacıyla gümrükte yahut dahilde birden fazla vergi alınmakta bu da o malların yurtiçi fiyatının belirlenmesinde etken olmaktadır.

Örneğin cep telefonları iç piyasada satışa sunulmazdan evvel katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, TRT bandrolü gibi birden fazla vergiye tabi tutulmakta, firma karı da dikkate alındığında ithal edilen bir telefonun fiyatı, vergiler nedeniyle maliyetinin iki katına çıkabilmektedir.

Ülkeler arası bu fiyat farklılıkları, sektörde yeni yöntemlerin geliştirilmesine sebep olmakta ve bu defa seyahat vb amaçla yurtdışına gidenler dönüşte yanlarında cep telefonu getirerek bu telefonu kullanma yahut getirdikleri telefonları daha yüksek fiyata başkalarına satarak seyahatlerini amorti etme yolunu seçmektedirler. Bu suretle de vergiden kaçınmış olmaktadırlar.

Bu gerekçeyle 31.05.2012 tarihinde 6322 sayılı Kanun 20. Maddesi ile 492 sayılı Harçlar
Kanununda yapılan değişlikle, yolcu beraberi olarak getirilen cep telefonları için (100 TL) kullanım izin harcı getirilmişti. Kanuni tutar, her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak 170,00 TL olmuştu.

Diğer taraftan o dönemdeki ekonomik dalgalanmalar ve özellikle ABD ile yaşanan ekonomik ve siyasi krize bağlı olarak başta ABD menşeili ürünler olmak üzere bazı malların gümrük vergilerinde artışa gidilmesi yurtdışından getirilen telefonların görece ucuz kalmasına yol açtı. Bunu telafi etmek amacıyla da 170,00 TL tutarındaki harç 500,00 TL’ye yükseltildi. Akabinde  01.01.2019 tarihinde diğer vergilerle birlikte bu tutar yeniden değerleme (%23,73) oranında artırılarak 618,60 TL oldu. Bu defa 1314 sayılı Karar ile de 20 Temmuz 2019 tarihinden geçerli olmak üzere 1.500,00 TL oldu.

Normalde herhangi bir vatandaş yurtdışına çıktığında, şahsi kullanımı amacıyla yanında bir adet cep telefonu getirebilmekte, bunu da harcını ödeyerek kullanıma açtırabilmektedir. Bu şekilde yurtdışından cep telefonu getirip kullanıma açtıran bir kişi 2 yıl geçmedikçe aynı yöntemle telefon getirememekte yahut 2 yıl içerisinde yine telefon getirmiş olsa dahi getirdiği telefonu kendi kimlik ve pasaport bilgilerini kullanarak kullanıma açtıramamaktaydı. Ancak 1 Mayıs 2019 itibariyle geçerli olmak üzere 15 Mayıs 2019 tarih ve 30775 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına 1111 sayılı Dair Cumhurbaşkanı Kararı ile 2 yıllk süre de 3 yıla çıkartılmıştı. Buna göre bir kişi  üç takvim yılında ancak bir cep telefonu getirebilmekte, diğer bir ifade ile bir defa telefon getirdikten sonra üç yıl geçmedikçe tekrar telefon getirememektedir.

Nitekim bu şekildeki iyi niyetli düzenlemeler bir şekilde istismar edilmekte, rantın olduğu yerde alternatif yöntemler hızlıca devreye girmekte ve yurt dışına çıkan ancak yanında telefon getirmeyen kişilerin bilgileri kullanılarak, yüksek fiyatlı akıllı cep telefonları çok daha ucuz fiyatla iç piyasaya sunulmakta bu da fiyatları kırmakta, pazarda dengeleri bozmaktadır.

Bu tür yöntemlerle yolcu beraberinde getirilen telefonlar, resmi yollarla kayıt içine alınacak biçimde alış verişe konu olmadığı için ciddi vergi kaybına yol açmakta, döviz kurları nedeniyle iç piyasada zaten fiyatların yükselmiş olması pazarın daralmasına yol açmakta, kayıtlı işletmelere ve sektöre zarar vermektedir.

3- Yolcu Beraberi Gelen Telefon Kayda Alınması Süreci

Öncelikle, telefonun yolcu beraberinde (bizzat yolcunun üzerinde, cebinde, el çantasında) getirilmesi gerekmekte olup posta yahut kargo vb yöntemlerle getirilen telefonlar, gümrük mevzuatı gereği vergiye tabi olabilir yahut bu durum kaçakçılık kapsamında değerlendirilebilir.

Ayrıca yurtdışı giriş çıkış işleminin yasal yollardan yapılmış olması, pasaport yahut kimlik bilgilerine göre yurt dışı girişi çıkış işlemlerinin Emniyet Genel Müdürlüğü’nün sorgulama ekranında yer alması gerekmektedir.

Getirilen telefonu kaydettirme süresi Türkiye’ye giriş yapılan tarihten itibaren 120 gün olup, bu süre içerisinde kaydı yaptırılmayan telefonların bir daha aynı kişi tarafından kayıt ettirilmesi imkanı kalmamaktadır.

Kayıttan önce 2019 yılı için yeni güncellenen 1.500,00 TL tutarındaki harcın, internet vergi dairesi üzerinden yahut vergi daireleri yada anlaşmalı banka şubeleri (Halk Bankası, Vakıflar Bankası, Denizbank, ING Bank, HSBC Bank, Şekerbank, Garanti Bankası, TC Ziraat Bankası, İş Bankası) aracılıyla ödenmesi gerekmektedir. Harç ödemesi esnasında yolcunun ad-soyad, TC kimlik numarasının yanı sıra kayıt edilmek istenen telefonun IMEI numarasının da bildirilmesi gerekmektedir.

Bir sonraki aşamada, e-devlet sisteminde yer alan ‘IMEI Kayıt’ menüsü üzerinden, IMEI numarası, telefon numarası, pasaport numarası ve Türkiye’ye giriş tarihi gibi bilgileri doldurularak kayıt yaptırılması gerekmektedir. Kayıt altına alınmak istenilen telefonda *#06# tuşlandığında IMEI numarası ekranda görülmektedir. Yanlış IMEI ile yapılan kayıtların düzeltilmesi mevzuat gereği mümkün olamamaktadır.

Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu kişilerin e-devlet sistemi üzerinden işlem yapmaları imkanı olmadığından, bu durumda olan (diplomat, askeri personel, öğrenci ve TR’de ikamet eden) kişilerin vergi dairesi ya da ilgili bankaya yatırılmış olan harç bedelinin ödendiğini gösteren makbuz aslı ve pasaport aslını ibraz etmek suretiyle ilgili GSM işletmecisine (Turkcell, Vodafone, Türk Telekom [Avea] ) ait abone kayıt merkezine müracaat etmesi halinde kayıt işlemini yaptırabilmeleri mümkündür.

18 yaşından küçük kişilerin de yurt dışından yolcu beraberinde cihaz getirebilme ve kendi adlarına kayıt yaptırma hakkı bulunmakta olup bu kişiler için kayıt başvuruları anne, baba ya da yasal temsilcilerinin kendi e-devlet sayfaları üzerinden başvuru türü olarak “çocuğumun bilgileri ile başvuru yapacağım” seçeneği işaretlenerek ve 18 yaşından küçük kişinin bilgileri kullanılmak suretiyle gerçekleştirilebilmektedir.

Diğer taraftan hangi cihazın kim tarafından yurda sokulduğu yönünde gümrükte henüz bir tespit yapılmadığından, başkasına getirtilen bir telefon son 4 ayda (120 gün içerisinde) yurtdışından gelen ve yanında telefon getirmemiş olan birinin kimlik ve giriş çıkış bilgileri kullanılarak ta işletilebilir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019/14 2019 Mali Tatilde SGK Yükümlülük Sürelerinde Değişikliğe Gidildi

2019 yılı mali tatil nedeniyle 02 Temmuz ila 20 Temmuz arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin hangi zamanlarda yerine getirdiklerinde yasal süresi içinde yerine getirmiş sayılacaklarını 2019/11 sayı ve 04.07.2019 tarihli bültenimizle açıklamıştık.

SGK, konu ile ilgili 16.07.2019 tarih ve 10288846 sayılı yeni bir genel yazı yayımlanarak, Gelir İdare Başkanlığı’nın görüşü doğrultusunda daha önce belirlenen sürelerde değişikliğe gitmiştir.

SGK tarafından yayımlanan yeni yazılarında, Gelir İdaresi Başkanlığının isteği ve ilgili Başkanlıktan alınan görüş doğrultusunda, vergi takvimine uyumlu olması ve 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanundan doğan hak ve yükümlülükler yönünden yeknesaklığın sağlanması bakımından 03.07.2019 tarihli genel yazılarında belirtilen bazı hususlar aşağıda açıklandığı gibi yeniden belirlenmiştir.

“Buna göre;

  1. 2019 yılı için mali tatil 2 Temmuz günü başlayacak ve 20 Temmuz (dahil) günü sona erecektir.
  2. 2 Temmuz ila 20 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin, mali tatili izleyen 7 nci günün sonu (27 Temmuz 2019) Cumartesi gününe rastladığından, 29 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.
  3. 21 Temmuz ila 25 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin mali tatili izleyen 5 inci günün sonu olan 25 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.

Bu itibarla, son verilme tarihi mali tatili takip eden 21 Temmuz ila 25 Temmuz tarihleri arasına rastlayan 2019 yılı Haziran ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinin verilme süresi 25 Temmuz 2019 tarihinde sona erecektir.

Öte yandan 29/03/2019 tarihli ve 115 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri uyarınca 2019/Haziran dönemine ilişkin Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesinin verilme süresi 26.07.2019 (Cuma) günü olarak belirlenmiş olup, bu tarih mali tatile veya malî tatilin son gününü izleyen beşinci güne rastlamadığından, mezkur döneme ilişkin muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin verilme süresinin uzaması mümkün bulunmamaktadır.” denilmiştir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019/13 Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndan Doğan Yükümlülükler İle Cezai Yaptırımlar

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiş olup, 7 Nisan 2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları belirlemektir.

Kanunda kapsam olarak; kişisel verileri işleyen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişileri kapsadığı belirtilmiştir.

Kişisel Veri Nedir?

Kişisel veri, KVKK’da kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmıştır. Buna göre işveren ile paylaşılan; adı, soyadı, ikametgâh adresi, elektronik posta adresi, telefon numarası vb. kişisel veri olarak adlandırılmaktadır.

Kişisel Verilerin İşlenmesi Nedir?

Kişisel verilerin işlenmesi; “Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi” olarak tanımlanmıştır.

Kişisel verilerin işlenmesi için, bazı istisnai durumlar hariç açık rızasının alınması şarttır. Açık rıza; yeterli bilgilendirmeye sahip kişinin onay verdiği kuşkuya yer bırakmayacak şekilde alınmalı ve ispat için kaydı yapılmalıdır. Bunu verileri veren kişi değil, verileri toplayan ispatlamak zorundadır. Verilerin işlenmesi için ilgili kişiyi aydınlatma yükümlülüğü ve açık rızanın alınmasının istisna tutulduğu durumlar ise ilgili Kanunun 5. Maddesinin 2. Bendinde,

  1. Kanunlarda açıkça öngörülmesi (İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu)
  2. Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması,
  3. Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi,
  4. İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması,
  5. Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması,
  6. Veri sorumlusunun meşru menfaati olarak belirtilmiştir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nunda; kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini mezhebi veya diğer inançları, kılı ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleri ile ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmiştir. Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaklanmıştır.

Özel nitelikli kişisel verilerden, sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, diğer kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Özel nitelikli kişisel verilerin kanuna uygun işlenebilmesi için, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır getirilmiştir.

Veri sorumlusu; kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, kişisel verisi işlenen gerçek kişilere;

  1. Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,
  2. Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,
  3. İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,
  4. Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,

konusunda bilgi vermekle yükümlüdür.

Veri sorumlusu;

  1. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,
  2. Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek,
  3. Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak,

amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.

Kanunun 12. Maddesinin 5. Bendinde; “İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine (kişisel verisi işlenen gerçek kişi) ve Kurula (Kişisel Verileri Koruma Kurulu) bildirir. Kurul, gerekmesi hâlinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.” hüküm altına alınmıştır.

Bu hükümde yer alan “en kısa sürede” ifadesi ile ilgili Kişisel Veri İhlali Bildirim Usul Ve Esaslarına İlişkin Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 24.01.2019 Tarih Ve 2019/10 Sayılı Kararı’nda; “en kısa sürede” ifadesinin 72 saat olarak yorumlanmasına ve bu kapsamda veri sorumlusunun bu durumu öğrendiği tarihten itibaren gecikmeksizin ve en geç 72 saat içinde Kurula bildirmesine, veri sorumlusunca söz konusu veri ihlalinden etkilenen kişilerin belirlenmesini müteakip ilgili kişilere de makul olan en kısa süre içerisinde, ilgili kişinin iletişim adresine ulaşılabiliyorsa doğrudan, ulaşılamıyorsa veri sorumlusunun kendi web sitesi üzerinden yayımlanması gibi uygun yöntemlerle bildirim yapılmasına,

  1. Veri sorumlusu tarafından Kurula haklı bir gerekçe ile 72 saat içinde bildirim yapılamaması halinde, yapılacak bildirimle birlikte gecikmenin nedenlerinin de Kurula açıklanmasına,
  2. Kurula yapılacak bildirimde “Kişisel Veri İhlal Bildirim Form”unun kullanılmasına,
  3. Formda yer alan bilgilerin aynı anda sağlanmasının mümkün olmadığı hallerde, bu bilgilerin gecikmeye mahal verilmeksizin aşamalı olarak sağlanmasına,
  4. Veri sorumlusu tarafından veri ihlallerine ilişkin bilgilerin, etkilerinin ve alınan önlemlerin kayıt altına alınması ve Kurulun incelemesine hazır halde bulundurulmasına,
  5. Veri işleyen nezdinde bulunan kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi halinde, veri işleyenin bu konuda herhangi bir gecikmeye yer vermeksizin veri sorumlusuna bildirimde bulunmasına,
  6. Veri ihlalinin yurtdışında yerleşik veri sorumlusu nezdinde yaşanması halinde, bu ihlalin sonuçlarının Türkiye’de yerleşik ilgili kişileri etkilemesi ve ilgili kişilerin sunulan ürün ve hizmetlerden Türkiye’de faydalanmaları durumunda, bu veri sorumlusu tarafından da aynı esaslar çerçevesinde Kurula bildirimde bulunulmasına,
  7. Veri ihlali gerçekleşmesi halinde veri sorumlusu tarafından kendi nezdinde kimlere raporlama yapılacağı, Kanun kapsamında yapılacak bildirimler ile veri ihlalinin olası sonuçlarının değerlendirilmesi hususunda, kendi nezdindeki sorumluluğun kimde olduğunun belirlenmesi gibi konuları içeren bir veri ihlali müdahale planı hazırlanarak belirli aralıklarla bu planın gözden geçirilmesine

karar verilmiştir.

Veri Sorumlusuna Başvuru ve Kurula Şikayet Sürelerinin Hesaplanmasına İlişkin Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 24.01.2019 tarih ve 2019/9 sayılı Kararında;

  1. İlgili kişi tarafından yapılan başvuruya veri sorumlusunca 30 gün içinde bir cevap verilmesi halinde ilgili kişinin veri sorumlusunun cevabını müteakip 30 gün içerisinde şikâyette bulunabileceği, bu itibarla söz konusu hallerde ilgili kişinin veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 günlük süresinin bulunmadığı,
  2. İlgili kişi tarafından yapılan başvuruya veri sorumlusunca bir cevap verilmediği durumda ise ilgili kişinin veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 gün içinde Kurula şikâyette bulunabileceği,
  3. İlgili kişi tarafından yapılan başvuruya veri sorumlusunca Kanunda tanınan 30 günlük süre sonrasında bir cevap verilmesi halinde ilgili kişinin, Kanunda veri sorumlusuna tanınan 30 günlük süre sonrasında verilecek cevabı beklemekle yükümlü olmadığı ve veri sorumlusuna tanınan sürenin dolması ile birlikte Kurula şikâyette bulunabileceği göz önüne alınarak, ilgili kişinin veri sorumlusunun kendisine cevap verdiği tarihten itibaren 30 gün değil, veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 gün içinde Kurula şikâyette bulunabileceği hususlarının kararı alınmıştır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (Kanun) 16 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır. Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.” hükmü ile Kanunun Geçici 1 inci maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan “Veri sorumluları, Kurul tarafından belirlenen ve ilan edilen süre içinde Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmak zorundadır.” hüküm çerçevesinde; Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 19/07/2018 Tarihli ve 2018/88 Sayılı Kararı ile Sicile kayıt yükümlülüğünün başlama tarihleri şöyle belirlenmiştir:

  1. Yıllık çalışan sayısı 50’den çok veya yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den çok olan gerçek ve tüzel kişi veri sorumluları için Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü başlangıç tarihinin 01.10.2018 olması ve Sicile kayıt yaptırmaları için bu veri sorumlularına 09.2019 tarihine kadar süre verilmiştir,
  2. Yurtdışında yerleşik gerçek ve tüzel kişi veri sorumluları için Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü başlangıç tarihinin 01.10.2018 olması ve Sicile kayıt yaptırmaları için bu veri sorumlularına 09.2019 tarihine kadar süre verilmiştir,
  3. Yıllık çalışan sayısı 50’den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den az olmakla birlikte ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olan gerçek ve tüzel kişi veri sorumluları için Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü başlangıç tarihinin 01.01.2019 olması ve Sicile kayıt yaptırmaları için bu veri sorumlularına 03.2020 tarihine kadar süre verilmiştir,
  4. Kamu kurum ve kuruluşu veri sorumluları için Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü başlangıç tarihinin 01.04.2019 olması ve Sicile kayıt yaptırmaları için bu veri sorumlularına 06.2020 tarihine kadar süre verilmiştir.

“Veri Sorumluları Siciline Kayıt Yükümlülüğünden İstisna Tutulacak Veri Sorumluları” ile ilgili Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 02/04/2018 Tarihli ve 2018/32 Sayılı Kararına göre Veri Sorumluları Siciline Kayıt Yükümlülüğünden İstisna tutulanlar şöyledir:

  1. Herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla yalnızca otomatik olmayan yollarla kişisel veri işleyenler.
  2. 18/01/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren noterler.
  3. 04/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa göre kurulmuş derneklerden, 20/02/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa göre kurulmuş vakıflardan ve 18/10/2012 tarihli 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler.
  4. 22/04/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş siyasi partiler.
  5. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca faaliyet gösteren avukatlar.
  6. 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler.

Ayrıca;

“Gümrük Müşavirlerinin Sicile Kayıt İstisnası Hakkında Görüş Talebi” ile ilgili Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 28/06/2018 Tarihli ve 2018/68 Sayılı Kararıyla, 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca faaliyet gösteren gümrük müşavirleri ve yetkilendirilmiş gümrük müşavirleri bakımından Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğüne istisna getirilmiştir.

“Arabulucuların Veri Sorumluları Siciline Kayıt Zorunluluğundan İstisna Tutulması” ile ilgili Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 05/07/2018 Tarihli ve 2018/75 Sayılı Kararıyla, Arabulucular bakımından Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğüne istisna getirilmiştir.

“Veri Sorumluları Siciline Kayıt Yükümlülüğünden İstisna Tutulacak Veri Sorumluları” ile ilgili Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 19/07/2018 Tarihli ve 2018/87 Sayılı Kararıyla, yıllık çalışan sayısı 50’den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den az olan gerçek veya tüzel kişi veri sorumlularından ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olmayanların; Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünden istisna tutulmuştur.

İlgili Kanunun Suçlar ve Kabahatler bölümünde ise kanun hükümlerine muhalefet edenlerin karşı karşıya kalacağı yaptırımlara yer verilmiştir.

Suçlar başlığı altında;

  1. Kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 135 ila 140 ıncı madde hükümleri uygulanır.
  2. Bu Kanunun 7 nci maddesi hükmüne aykırı olarak; kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler 5237 sayılı Kanunun 138 inci maddesine göre cezalandırılır.

hükümlerine yer verilmiştir.

Kabahatler başlığı altında ise;

  1. 10 uncu maddesinde öngörülen aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,
  2. 12 nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
  3. 15 inci maddesi uyarınca Kurul tarafından verilen kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
  4. 16 ncı maddesinde öngörülen Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

idari para cezası verilir hükmüne yer verilmiştir.

Bu maddede öngörülen idari para cezaları veri sorumlusu olan gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır.

Birinci fıkrada sayılan eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu Kurula bildirilir.

 

Özetle, işverenlerin aşağıdaki hususlara dikkatini çekmekte fayda görüyoruz;

  1. Çalışanlar ile yapılacak iş sözleşmelerine, mutlaka KVKK hükümleri çerçevesinde çalışandan alınan verilerden hangi verilerin ne için alındığı, nerelerde kullanılacağı, kimler/nerelerle paylaşılacağı ve ne zaman silineceğini şüpheye yer vermeden açık ne net bir biçimde belirten ve rızasının alındığını ifade eden madde/maddeler eklenmesi önem arz etmektedir.
  2. Özel nitelikli kişisel verilerin güvenliğine yönelik sistemli, kuralları net bir şekilde belli, yönetilebilir ve sürdürülebilir ayrı bir politika ve prosedür belirlenmeli,
  3. Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi süreçlerinde yer alan çalışanlara yönelik,
    1. Kanun ve buna bağlı yönetmelikler ile özel nitelikli kişisel veri güvenliği konularında düzenli olarak eğitimler verilmeli,
    2. Gizlilik sözleşmeleri yapılmalı,
    3. Verilere erişim yetkisine sahip kullanıcıların, yetki kapsamları ve süreleri net olarak tanımlanmalı,
    4. Periyodik olarak yetki kontrolleri gerçekleştirilmeli,
    5. Görev değişikliği olan ya da işten ayrılan çalışanların bu alandaki yetkileri derhal kaldırılmalı. Bu kapsamda, veri sorumlusu tarafından kendisine tahsis edilen envanter iade alınmalı,
  4. Özel nitelikli kişisel verilerin işlendiği, muhafaza edildiği ve/veya erişildiği ortamlar, elektronik ortam ise;
    1. Veriler kriptografik yöntemler kullanılarak muhafaza edilmeli,
    2. Kriptografik anahtarlar güvenli ve farklı ortamlarda tutulmalı,
    3. Veriler üzerinde gerçekleştirilen tüm hareketlerin işlem kayıtları güvenli olarak loglanmalı,
    4. Verilerin bulunduğu ortamlara ait güvenlik güncellemeleri sürekli takip edilmeli, gerekli güvenlik testleri düzenli olarak yapılmalı/yaptırılmalı, test sonuçları kayıt altına alınmalı,
    5. Verilere bir yazılım aracılığı ile erişiliyorsa bu yazılıma ait kullanıcı yetkilendirmeleri yapılmalı, bu yazılımların güvenlik testleri düzenli olarak yapılmalı/yaptırılmalı, test sonuçları kayıt altına alınmalı,
    6. Verilere uzaktan erişim gerekiyorsa en az iki kademeli kimlik doğrulama sistemiyle sağlanmalı,

 

  1. Özel nitelikli kişisel verilerin işlendiği, muhafaza edildiği ve/veya erişildiği ortamlar, fiziksel ortam ise;
    1. Özel nitelikli kişisel verilerin bulunduğu ortamın niteliğine göre yeterli güvenlik önlemleri (elektrik kaçağı, yangın, su baskını, hırsızlık vb. durumlara karşı) alındığından emin olunmalı,
    2. Bu ortamların fiziksel güvenliğinin sağlanarak yetkisiz giriş çıkışlar engellenmeli,
    3. Özel nitelikli kişisel veriler aktarılacaksa
      1. Verilerin e-posta yoluyla aktarılması gerekiyorsa şifreli olarak kurumsal e-posta adresiyle veya Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) hesabı kullanılarak aktarılmalı,
      2. Taşınabilir Bellek, CD, DVD gibi ortamlar yoluyla aktarılması gerekiyorsa kriptografik yöntemlerle şifrelenmeli ve kriptografik anahtar farklı ortamda tutulmalı,
  • Farklı fiziksel ortamlardaki sunucular arasında aktarma gerçekleştiriliyorsa, sunucular arasında VPN kurularak veya sFTP yöntemiyle veri aktarımı gerçekleştirilmeli,
  1. Verilerin kağıt ortamı yoluyla aktarımı gerekiyorsa evrakın çalınması, kaybolması ya da yetkisiz kişiler tarafından görülmesi gibi risklere karşı gerekli önlemlerin alınması ve evrakın “gizlilik dereceli belgeler” formatında gönderilmesi gerekir.
  1. Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü kriterlerine göre öncelikle;
    1. Yıllık çalışan sayısı 50’den çok veya yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den çok olan gerçek ve tüzel kişi veri sorumlularının 09.2019 tarihine kadar Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmaları,
    2. Yurtdışında yerleşik gerçek ve tüzel kişi veri sorumlularının 09.2019 tarihine kadar Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmaları gerekmektedir.

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019/12 2019/2. Dönem Kıdem Tazminatı Tavanı

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı 27998389-010.6.02-205248 sayılı ve 04.07.2019 tarihli Mali ve Sosyal Haklar Genelgesi ile 1 Temmuz 2019 tarihinden itibaren uygulanacak kıdem tazminatı tavanı 6.379,86 TL olarak belirledi.

Genelgede ayrıca, sözleşmeli olarak çalıştırılan personelin ücret tavanı ve diğer bazı tazminat ile ücretlere ilişkin taban ve tavan miktarları da belirlendi.

Genelgede özetle;

01/07/2019-31/12/2019 döneminde geçerli olmak üzere;

  1. 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendi uyarınca sözleşmeli olarak çalıştırılan personelin ücret tavanı 7.578,57 TL’ye yükseltilmiştir.
  2. 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ücret tavanı 6.756,12 TL’ye yükseltilmiştir.
  3. Mevzuatı uyarınca istihdam edilen sözleşmeli personelin hizmet sözleşmesi esaslarında yer alan ve 8/1/2019 tarihli ve 87 sayılı Bakanlığımız Genelgesinin 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendiyle yükseltilmiş bulunan taban ve tavan ücretleri %6,02 oranında artırılmıştır.
  4. Mevzuatı uyarınca vize edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarının, anılan Genelgenin 1 inci maddesinin (d) bendiyle yükseltilmiş bulunan taban ve tavan ücretleri %6,02 oranında artırılmıştır.
  5. Çeşitli statülerde sözleşmeli olarak çalıştırılanların, söz konusu Genelgenin 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendiyle yükseltilmiş olan mevcut brüt sözleşme ücretleri %6,02 oranında artırılmıştır.
  6. 18/7/2017 tarihli ve 2017/T-8 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararma ekli (EK- I)’de gösterilen grupların 30/06/2019 tarihi itibarıyla en düşük ve en yüksek temel ücretleri ile bu gruplara göre temel ücreti belirlenen personelin anılan tarih itibarıyla geçerli olan temel ücretleri %6,02 oranında artırılmıştır.
  7. Özelleştirme programında bulunan kuruluşlarda 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesine istinaden istihdam edilen sözleşmeli personelin 30/06/2019 tarihi itibarıyla geçerli olan sözleşme ücretleri %6,02 oranında artırılmıştır. Ancak, bunların sözleşme ücreti tutarları, ilgili dönemde 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı cetvele dahil emsali personelin toplam sözleşme ücreti tutarını geçmeyecektir.
  8. 8/2/2002 tarihli ve 2002/3729 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 2 nci maddesinde yer alan ortalama ücret toplamı üst sınırı 13.791,19 TL’ye yükseltilmiş ve 3 üncü maddesi kapsamındaki personelin mali ve sosyal hakları ise bu maddede yer alan usul ve esaslar dahilinde %6,02 oranında artırılmıştır.
  9. 2019 yılında asgari geçim indiriminin hesaplanmasında esas alınacak brüt asgari ücret tutarı 2.558,40 TL’dir.
  10. Aylık ve ücretlerin hesaplanması, yukarıdaki maddelerde yer alan açıklamalar dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilecek olup, 01/07/2019-14/07/2019 tarihleri arasındaki fark tutarları ise hesaplanmalarını müteakiben ödenecektir.
  11. 01/07/2019 tarihinden itibaren işçilere ödenecek kıdem tazminatının yıllık tavan tutarı 379,86 TL’dir.
  12. 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Kanun uyarınca yürürlüğe konulan Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkında Yönetmeliğin 8 inci maddesi uyarınca Bakanlığımızca ilan edilmesi gereken genel idare hizmetleri sınıfında birinci derecenin birinci kademesindeki şube müdürüne ödenen her türlü zam ve tazminatlar dahil net aylık tutarı, 01/07/2019 tarihi itibarıyla 5.984,12 TL’dir.

Şeklinde belirlenmiş bulunmaktadır.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019/11 2019 Mali Tatil Hakkında SGK Genel Yazısı

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü’nce mevzuat bölümünde yayımlanan mali tatil hakkında 03/07/2019 tarihli ve 9656640 sayılı genel yazısıyla, mali tatil döneminde yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin hangi zamanlarda yerine getirdiklerinde yasal süresi içinde yerine getirmiş sayılacaklarına açıklık getirilmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü’nün genel yazılarında özetle;

  • 2019 yılı için mali tatil 2 Temmuz günü başlayacak ve mali tatilin son günü 22 Temmuz (dahil) günü sona erecektir.
  • 2 Temmuz ila 22 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin mali tatili izleyen 7 nci günün sonu olan 29 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.
  • 23 Temmuz ila 29 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin, 29 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edileceğinden, 2019 yılı Haziran ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinin verilme süresi 29 Temmuz 2019 tarihinde sona erecektir.
  • Yasal ödeme süresi 1 Temmuz 2019 tarihinde sona ermiş olan 2019/Mayıs ayma ilişkin sigorta primlerinin son ödeme tarihinde herhangi bir değişiklik olmayacaktır. Ancak, 15/5/2019-14/6/2019 dönemine ait prim tutarlarının en geç 16/7/2019 tarihine kadar ödenmesi gerekmekte ise de, 16/7/2019 tarihinin mali tatile rastlaması nedeniyle, bu döneme ilişkin prim tutarlarının en geç 29/7/2019 tarihine kadar ödenmesi halinde, ödeme yükümlülüğünün yasal süresi içinde yerine getirildiği kabul edilecek, gecikme cezası ve gecikme zammı tahsil edilmeyecektir.

Genel yazının tam metni aşağıda paylaşılmıştır.

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 24010506-010.07.01-E.9656640

Tarih. 03/07/2019

Konu : Mali Tatil

GENEL YAZI

İlgi: 2/7/2019 tarihli ve 9595807 sayılı Genel Yazımız.

Bilindiği üzere, 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanunun;

1 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Her yıl temmuz ayının birinden yirmisine kadar (yirmisi dahil) malî tatil uygulanır. Haziran ayının son gününün tatil günü olması halinde, malî tatil, temmuz ayının ilk iş gününü takip eden günden başlar.”

İkinci fıkrasında, “Son günü malî tatile rastlayan aşağıda belirtilen süreler, tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.”

İkinci fıkrasının (6) numaralı alt bendinde, “Malî tatilin sona erdiği günü izleyen beş gün içinde biten bu madde kapsamındaki kanuni ve idari süreler, malî tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren beşinci günün mesai saati bitiminde sona ermiş sayılır.”

2 nci maddesinde ise, “Malî tatil ilan edilen döneme rastlayan tarihlerde 5/5/1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu, 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ve 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa göre işverenlerce yapılması gereken, iş kazası ve meslek hastalığı bildirimleri dışında kalan beyan, bildirim ve ödemeler; 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tâbi sigortalıların, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tâbi işverenlerin, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tâbi sigortalıların yapmakla yükümlü olduğu iş kazası ve meslek hastalığı bildirimleri dışında kalan beyan, bildirim ve ödemeler, 1 inci maddede belirtilen süreler kadar ertelenir.”

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Tatil günlerinin etkisi” başlıklı 93 üncü maddesinde “Resmî tatil günleri, süreye dâhildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.”

Hükümleri yer almaktadır.

Bu hükümlere göre,

– 2019 yılı Haziran ayının son günü (30 Haziran 2019) Pazar gününe rastladığından, 2019 yılı için mali tatil 2 Temmuz günü başlayacak ve mali tatilin son günü (20 Temmuz 2019) Cumartesi gününe rastladığından, 2019 yılı için mali tatil 22 Temmuz (dahil) günü sona erecektir.

– 2 Temmuz ila 22 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin mali tatili izleyen 7 nci günün sonu olan 29 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.

– 23 Temmuz ila 29 Temmuz (27 Temmuz Cumartesi gününe rastladığından) tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin, mali tatili izleyen 5 inci gün (27 Temmuz 2019) Cumartesi gününe rastladığından, 29 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.

Bu itibarla, son verilme tarihi mali tatili takip eden 23 Temmuz ila 29 Temmuz tarihleri arasına rastlayan 2019 yılı Haziran ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinin verilme süresi 29 Temmuz 2019 tarihinde sona erecektir.

– Yasal ödeme süresi 1 Temmuz 2019 (30 Haziran 2019 tarihinin hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle) tarihinde sona erecek olan 2019/Mayıs ayma ilişkin sigorta primlerinin son ödeme tarihinde herhangi bir değişiklik olmayacaktır.

Ancak, 15/5/2019-14/6/2019 dönemine ait prim tutarlarının en geç 16/7/2019 tarihine kadar ödenmesi gerekmekte ise de, 16/7/2019 tarihinin mali tatile rastlaması nedeniyle, bu döneme ilişkin prim tutarlarının en geç 29/7/2019 tarihine kadar ödenmesi halinde, ödeme yükümlülüğünün yasal süresi içinde yerine getirildiği kabul edilecek, gecikme cezası ve gecikme zammı tahsil edilmeyecektir.

İlgide kayıtlı Genel Yazımız iptal edilmiştir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Savaş ALIÇ

Genel Müdür V.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-51 1 Temmuz 2019 Tarihinden Geçerli Olmak Üzere Gecikme Zammı Oranı Aylık Yüzde 2,5 Oldu

Özellikle konomik kriz dönemlerinde finansman sıkıntısı çeken mükellefler  başta maliye olmak üzere kamu kurumlarına olan vergi vb yükümlülüklerini erteleme yoluna gitmekte bu suretle vadesinde ödemeyerek kamuya olan borçlarını alternatif finansman kaynağı olarak kulanmaktadırlar.

Bunun sebeplerinin bir tanesi de kamuıya olan borçların vadesinde ödenmemeinden kaynaklanan maliyetin, işletmelerin normal finansman maliyetine ya çok yakın olması ya da bazen finansman maliyetinin de altında kalmasıdır. Buna ilaveten kamyuya olan borçlardan dolayı kısa vadede gecikme zammı ödemek dışında takiple karşılaşma riski çok düşükken, bankalar yada diğer özel sektör alacaklılarının tahsilat için çok daha hızlı takibat başlatma ve haciz vb tedbir alma ihtimalleri mevcuttur. Hal böyle olunca özel seöktüre olan ve vadesinde ödenmeyen borçtan dolayı gecikme bedeli ödemenin  dışımda karşı tarafın takip ve tedbir masraflarının da karşılanması durumuyla karşı karşıya kalınmaktadır.

Kamuya olan borçların normal vadesinde ödenmeyerek alternatif finansman kaynağı olarak kullanılmasının  önüne geçilebilmek için bu borçların vadesinde ödenmemesi halinde uygulanmakta olan gecikme zammı oranı artırılarak piyasa faiz oranlara eşitlenmekte ve mükellefler tarafından  kamuya olan borçların normal vadesinde ödenmeyerek ertelenmesinin avantajı ortadan kaldırılmaktadır.

Nitekim 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. Maddesi hükmüne göre, amme alacağının vadesinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı belirlenen oranda gecikme zammı uygulanmakta, ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı ise günlük olarak hesap edilmektedir.

01.12.2000 Tarihine kadar aylık % 6 olarak uygulanmakta olan bu oran, o tarihten itibaten peyder pey %1.40’a kadar düşürülmüş, 05.09.2018 tarihinden geçerli olmak üzere uzunca bir aradan sonra ilk defa artırılarak %2’ye yükseltilmiştir.

Bu defa 29.06.2019 tarihli ve 30816 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1266 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. Maddesinde yer alan ve aylık % 2 olarak uygulanmakta olan gecikme zammı oranı, 1 Temmuz 2019 tarihinden itibaren aylık % 2,5’e yükseltilmiştir.

Bunun yanı sıra sadece gecikme zammı oranı değil bu orana bağlı olarak yine 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 112. Maddesinde düzenlenen gecikme faizi oranı ile 371. Maddesinde düzenlenen pişmanlık zammı oranı da 1 Temmuz 2019 tarihinden geçerli olmak üzere aylık % 2,5 olmuştur.

Diğer taraftan tecil faizi oranında herhangi bir değişiklik söz konusu değildir, bu oran halen yıllık % 22’dir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İndirimli Oran KDV iadesi

Ankara, İzmir ve İstanbul merkezli bir yeminli mali müşavirlik şirketi olan Kardem YMM aynı zamanda bağımsız denetim şirketi olarak da hizmet vermektedir.

İstanbul’daki merkezinde 20’den fazla denetçi, mali müşavir, muhasebe uzmanı ile kdv iade hizmeti, tam tasdik hizmeti, şirket değerleme ve due diligence gibi hizmetler başta olmak üzere bir firmanın finansal anlamda ihtiyacı olan bütün hizmetleri veren Kardem YMM’nin verdiği en önemli hizmetlerden biri firmaların da sıklıkla sorgulama yaptığı indirimli oran kdv iadesi hizmeti diyebiliriz.

İndirimli oran kdv iadesi iade hakkı doğuran işlemlerden biridir. Mükelleflerin yüklendikleri ve indirim yoluyla gideremedikleri KDV’leri iade alabilecekleri dolayısıyla mükelleflere finansman kaynağı sağlayan bir iade şeklidir. İadesi belli kurallara bağlı olan indirimli oran KDV iadesi ile ilgili detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

indirimli oran kdv iadesi hizmeti hakkında detaylı bilgi almak ve teklif istemek için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-50 Limited Şirket Tüzel Kişiliğinden Tahsil Edilemeyen Vergi Borcunun Tahsilindeki Öncelik Sıralaması Sorunu Karara Bağlandı

Sermaye şirketlerinde ortakların şirketin borçlarından dolayı sorumululuğu koydukları sermaye ile sınırlı olmakla birlikte, limitet şirketlerde kamu borçlarından dolayı bu durum değişmektedir. Nitekim 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununun (“AATUHK”) 35. Maddesinin 1. Fıkrasının “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.” hükmü gereğince limitet şirketler şirket ortakları kamu borçlarına karşı şirketteki hisseleri oranında şahsi mal varlıkları ile takibe tabi tutulabilmektedirler. Bunun için;

– Takibin konusunun amme alacağı olması ve,

– Amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememiş olması veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması,

gerekmektedir.

Bu şartlar sağlandıktan sonra söz konusu amme alacağı için ortaklara başvurulabilmekte ancak öncesinde amme alacağının tahsil edilebilmesi için, doğrudan ortaklara karşı takip yapabilmek için, öncelikle şirketin öz kaynaklarından bu borcun karşılanması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle ortaklar nezdinde takibe başlayabilmek için öncelikle kamu alacağının şirketin özkaynaklarından karşılanamayacağının ortaya konması gerekmektedir.

Burada takip sıralaması sorunu karşımıza çıkmakta olup, kamu alacaklarına karşı öncelikle şirket tüzel kişiliği takibe alınacak, yapılan takip çalışmaları sonucu takibe konu kamu alacağının şirket tüzel kişiliğinden karşılanamayacağı anlaşıldıktan sonra ortaklara yönelinecektir.

Benzer şekilde limitet şirketlerde tahsil edilemeyen vergi borçlarından dolayı ortakların yanı sıra kanuni temsilciler de şirketin vergi borçlarına karşı şahsi varlıklarıyla sorumludurlar. 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesi uyarınca, “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır.”

Anlaşılacağı üzere, limited şirketlerde vergi borcundan dolayı kanuni temsilciler ile ortaklar, şirketten kısmen veya tamamen tahsil edilemeyen amme borçlarından dolayı şahsi malvarlıkları ile sorumludurlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ortaklar için geçerli olan sınırlı sorumluluk ilkesi müdür için geçerli olmayıp ortaklar söz konusu amme alacaklarından dolayı yalnızca hisseleri oranında sorumlu iken, müdürler borcun tamamından sorumludurlar.

Geçmişteki uygulama örneklerinin yargıya taşınması sonucu kesinleşen yargı kararları, şirketten tahsil edilemeyen kamu borçlarından dolayı kanuni temsilci ile ortakların hangisinin öncelikle takibi gerektiği yönünde farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Nitekim mevcut düzenlemere göre şirketin vergi borcundan dolayı yöneticiler ile ortaklardan hangisinin öncelikle takibe alınacağı yönünde bir düzenleme yoktur.

O sebeple de limited şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun şirket ortaklarından tahsili için öncesinde kanuni temsilcilerin takibinin gerekip gerekmediği hakkında Danıştay Daireleri arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

Bunun üzerine Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu 20 Haziran 2019 tarih ve 30807 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan kararında, limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından dolayı kanuni temsilciler ile ortaklar arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığından hareketle, ortaklar nezdinde takibine başlanabilmesi için öncesinde kanuni temsilcinin takibinin gerekli olmadığı yönünde karar vermiştir.

Karar, tüm danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeleri ve özellikle de idareyi bağlayıcı nitelikte olup bundan böyle İdare, şirket tüzel kişiğinden tahsil edemediği vergi alacağı için şirket ortakları ve şirket müdürleri nezdinde öncelik sıralaması gözetmeksizin takip yapabilecektir.

Diğer bir ifadeyle limitet şirketlerde vergi borcundan dolayı şirket müdürleri ve ortaklar nezdinde yapılan takibe karşı öncelik sıralaması gözetilmediği gerekçesiyle dava açılamayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-49 Sanayi Sicil Belgesi Sahibi İşletmelere Ve İhracatçı Birliklerine Üye Olan İhracatçılara Yapılan Kambiyo Satışlarına Uygulanacak BSMV Oranı 18.06.2019 Tarihinden İtibaren Sıfırlandı

Hatırlanacağı üzere, 01.05.2008 tarihinden bu tarafa kambiyo muamelelerinde BSMV oranı sıfır olarak uygulanmaktayken görülen lüzum üzerine 15.04.2008 tarihinde 2008/13459 Sayılı BKK ile 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 33’üncü maddesinde yer alan BSMV nispetlerinin tespiti hakkındaki 28.8.1998 tarihli ve 98/11591 sayılı Kararnamenin eki Kararın 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi değiştirilerek, kambiyo muamelelerinde satış tutarı üzerinden hesaplanması gereken BSMV oranı 15.05.2019 tarihinden itibaren binde 1 olarak belirlenmiş, böylece banka, sigorta şirketleri, döviz bürosu veya bankerin kambiyo muamelelerinde satış tutarı üzerinden binde 1 oranında BSMV hesaplaması zorunlu hale getirilmiş, ancak;

– Bankalar ile yetkili müesseselerin kendi aralarında veya birbirlerine yaptıkları kambiyo satışlarında,

– Hazine ve Maliye Bakanlığına yapılan kambiyo satışlarında,

– Döviz kredisinin ödenmesine yönelik olarak, döviz kredisi kullanılan ya da kullanımına aracılık eden banka tarafından kredi borçlusuna yapılan kambiyo satışlarında,

satış tutarı üzerinden hesaplanması gereken BSMV oranı sıfır olarak belirlenmişti.

Bu düzenlemenin üzerinden fazla bir zaman geçmeden, 17.06.2019 tarih ve 30804 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1149 Sayılı Karar ile, 98/11591 sayılı Kararnamenin eki Kararın 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine aşağıdaki alt bentler eklenmiştir;

“4) Sanayi sicil belgesini haiz işletmelere yapılan kambiyo satışları,

5) İhracatçı Birliklerine üye olan ihracatçılara yapılan kambiyo satışları”

Böylece 18.06.2019 tarihinden itibaren sanayi sicil belgesi sahibi işletmelere ve ihracatçı birliklerine üye olan ihracatçılara yapılan kambiyo satışlarına uygulanacak BSMV oranı yeniden  sıfırlanmıştır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”