Bülten: 2019-85 7193 Sayılı Kanun ile Binek Otomobillere Yeniden Gider ve Amortisman Kısıtlaması Getirildi

7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21.11.2019 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş olup söz konusu Kanun’un Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasını müteakip Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kanun yürürlüğe girmezden evvel içeriğindeki hususlar konu başlıkları itibariyle ayrı ayrı değerlendirilecek olup, 7193 sayılı Kanun ile özellikle binek otomobillerin giderleri ve amortismanlarının vergi matrahının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınmasına yönelik getirilen kısıtlamalar aşağıda özetlenmiştir.

Çok öncesinde, işletme aktifine kayıtlı ve işte kullanılan binek otomobillerin giderleri ile amortismanlarının yarısı ticari kazancın tespitinde gider olarak kabul edilirken serbest meslek faaliyetlerinde kullanılan binek otomobillerin giderleri ile amortismanları ise serbest meslek kazancının tespitinde indirilecek gider olarak kabul edilmiyordu.

01 Ocak 1999 Tarihinden geçerli olmak üzere, konuya ilişkin yapılan değişiklikle;

– İşletme aktifine kayıtlı olup kazancın elde edilmesinde kullanılan binek otomobillerin amortismanı ile olmak kiralama bedeli dahil bütün giderlerinin,

–  Serbest meslek kazanç̧ defterine kayıtlı olup kazancın elde edilmesinde kullanılan binek otomobillerin ise amortisman gideri ve kiralama gideri dahil bütün giderlerinin,

kazancın tespitinde dikkate alınması imkan tanınmıştı.

Bunun yanı sıra özel kanunu gereği motorlu taşıtlar vergisinin herhangi bir kazancın tespitinde gider olarak kabulü mümkün bulunmamaktaydı.

Bir diğer husus ise binek otomobiller için kıst amortisman uygulanmakta, binek otomobillerin iktisap edildiği ilk hesap döneminde dönemin bitimine kaç ay kalmışsa, ay kesri tam sayılmak suretiyle kalan aylar için amortisman hesaplanmakta, bu dönemde amortisman ayrılmayan süreye isabet eden bakiye ise, son yıla eklenmekteydi.

Bu defa 7193 Sayılı Kanun ile bir anlamda eski düzenlemeleri çağrıştırır nitelikte, özellikle binek otomobillerin giderleri ile amortismanlarının vergi matrahının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınmasına yönelik ciddi kısıtlamalar getirilmiştir.

Nitekim Kanun gerekçesinde, binek otomobillerin aktife veya envantere dahil olduğu halde şahsi ihtiyaçlar için kullanıldığı ve bu binek otomobillerin giderlerinin ve amortismanlarının gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alındığının görüldüğü, bu tür suiistimallerin önlenmesi için bu düzenlemelerin yapıldığı ifadesine yer verilmiştir.

Kanunun ilgili 13. ve 14. Maddeleri aynen aşağıdaki gibidir;

MADDE 13- 193 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1), (5) ve (7) numaralı bentlerine sırasıyla aşağıdaki parantez içi hükümler eklenmiştir.

“(Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 Türk lirasına kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabına ilişkin özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 Türk lirasına kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.)”

“(Şu kadar ki faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla %70’i indirilebilir.)”

“(Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 135.000 Türk lirasını, söz konusu vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde, amortismana tabi tutarı 250.000 Türk lirasını aşan binek otomobillerinin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı gider yazılabilir. Bu hükmün uygulanmasında binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınır.)”

MADDE 14- 193 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (4) ve (5) numaralı bentlerine sırasıyla aşağıdaki parantez içi hükümler eklenmiştir.

“(Şu kadar ki özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 135.000 Türk lirasını, söz konusu vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde, amortismana tabi tutarı 250.000 Türk lirasını aşan binek otomobillerinin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı gider yazılabilir. Bu hükmün uygulanmasında binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınır.)”

“(Şu kadar ki binek otomobillerine ilişkin giderlerin en fazla %70’i ve kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 Türk lirasına kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabında ödenen özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 Türk lirasına kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.)”

Kanun metninde de anlaşılacağı üzere eskiden de olduğu gibi; (sürücü kursu, rent a car, taksi işletmesi gibi) faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları araçlar kapsam dışı bırakılmış, gider kısıtlamasına tabi tutulmamıştır.

Bunun yanı sıra, yapılan bu düzenleme ile;

Kira Bedeli Kısıtlaması Getirilmiştir; Kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerin her birine ilişkin aylık kira bedelinin sadece 5.500 TL’ye kadarlık kısmı, ticari kazancın (kurumlar vergisi mükellefleri açısından kurum kazancının) tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınabilecek, bu tutarı aşan kısım ise kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınacaktır

ÖTV ve KDV ’nin Gider Yazılabilmesine Kısıtlama Getirilmiştir; Binek otomobillerinin ilk  iktisabına ilişkin ÖTV ve KDV toplamının en fazla 115.000 TL’ye kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilecek, bu tutarı aşan kısım KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Binek Otomobillerin Genel Giderlerine İlişkin Kısıtlama Getirilmiştir; Binek otomobillere yönelik olarak yapılan tamir, bakım, onarım, sigorta vb. rutin giderlerin en fazla %70’i kazancın tespitinde gider olarak yazılabilecek, bu oranı aşan kısım ise KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Amortisman Ayrılacak Tutara Kısıtlama Getirilmiştir; Binek otomobillerin üzerinden amortisman hesaplanacak tutarının belirlenmesinde iki ayrı kriter ile kısıtlama yapılmıştır. Buna göre, ilk iktisap bedeli (ÖTV ve KDV hariç 135.000 TL’yi aşması halinde yahut ÖTV ve KDV’nin bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği durumlarda, amortismana tabi tutarı 250.000 TL’yi aşan binek otomobillerin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı ticari kazancın, kurum kazancının yahut serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak yazılabilecek, kalan kısım KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Bir diğer husus, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40/7’nci maddesinde yapılan değişikliğin uygulamasında, her bir bentte yer alan tutarlar her yıl yeniden değerleme oranında artırılacak olup gider olarak dikkate alınabilecek amortisman tutarının tespitinde binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutarlar dikkate alınacak, bu suretle, her bir binek otomobilinin iktisap edildiği tarihte yürürlükte bulunan tutar dikkate alınarak binek otomobilinin faydalı ömrü süresince gider olarak dikkate alınabilecek amortisman tutarının tespit edilecek  ve bu tutarın yıllar itibarıyla yeniden değerleme oranında artırılacaktır.  Diğer taraftan, 5.500 TL’lik kira tutarı yeniden değerlemeye tabi tutulmayacaktır.

7193 Sayılı Kanun’un yürürlüğe ilişkin 53’üncü maddesine göre 13’üncü ve 14’üncü maddeler 01/01/2020 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme döneminde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.

Muhtemelen Kanun’un uygulanmasına Hazine ve Maliye Bakanlığınca çıkarılacak tebliğlerle yön verilecek olup Kanunda yer almayan yada açıklık olmayan durumlar bu şekilde netleşecektir.

Örneğin Kanun 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe girecek olmakla birlikte, bu tarihten önce iktisap edilen taşıtlara ilişkin hesaplamalarda hangi tutarların esas alınacağı konusunda tereddütler meydana gelecektir.

Netice itibariyle, binek otomobillerin giderleri ile amortismanlarına ilişkin getirilen bu kısıtlamaların daha çok üst segment binek otomobillere ilişkin olduğu gözlemlenmekte olup, getirilen bu düzenlemeler en çok verginin alındığı bu araç gruplarının satışında düşüşe yol açacak toplamda ise vergi gelirlerinde belki de azalma meydana gelecektir.

Bunun yanı sıra bu grup araçların yerli/yurtiçi üretim yerine daha çok ithal araçlar olduğu dikkate alındığında ise düzenlemenin ithalatı azaltıcı etkisi belki de ekonomik dengelere daha çok fayda sağlayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-84 Yabancı Merkezi Saklama Kuruluş Hesaplarının 193 Sayılı GVK’nun Geçici 67’nci Maddesi Kapsamında Tevkifat ve Bildirim Durumuna İlişkin 308 Nolu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği Yayımlandı

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından hazırlanan ve 7/8/2014 tarih ve 29081 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kaydileştirilen Sermaye Piyasası Araçlarına İlişkin Kayıtların Tutulmasının Usul Ve Esasları Hakkında Tebliğ (II-13.1)’de, sermaye piyasası işlemlerinin güvenli, hızlı ve etkin bir şekilde yürütülebilmesi için, sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin hakların Merkezi Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketi tarafından kayden izlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Akabinde 22 Haziran 2019 tarih ve 30809 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve (II-13.1 sayılı) Ana Tebliğ’de değişiklik yapılmasına dair (II-13.1.c) Sayılı Tebliğ’de, söz konusu Tebliğin 12’nci maddesinden sonra gelmek üzere “Yabancı merkezi saklama kuruluşu hesabı” başlıklı 12/A maddesi eklenmiştir. Bu değişiklikle eklenen 12/A Maddesi ile, yabancı merkezi saklama kuruluşu hesabının tanımı yapılmış, hesabın açılış koşullarının hangi birim tarafından ne şekilde belirleneceği izah edilmiş, yabancı merkezi saklama kuruluşları ile Merkezi Kayıt Kuruluşunun ilişkileri tanımlanmıştır.

Bu defa bahsi geçen “Yabancı merkezi saklama kuruluşu hesabı başlıklı” başlıklı maddeye ilişkin olarak 20 Kasım 2019 tarih ve 30954 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 308 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile;

⎯ Hak sahibi ismine açılmaksızın toplu olarak tutulan hesaplar için tevkifat sorumluluğu ve,

⎯ Hak sahibi ismine açılmaksızın toplu olarak tutulan hesaplardan çıkan sermaye piyasası araçlarında maliyet bildirimi,

konularında düzenlemeler yapılmıştır.

Buna göre;

– Yabancı merkezi saklama kuruluşları ve genel saklama yetkisi bulunan yatırım kuruluşlarının yabancı merkezi saklama kuruluşları için belirlenmiş esaslara göre verdikleri saklama hizmetleri nedeniyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67’nci maddesi kapsamında tevkifat ve bildirim sorumluluklarının bulunmamaktadır.

– Toplu hesaplarda izlenen sermaye piyasası araçlarının müşterinin talimatına istinaden hesap dışındaki hak sahibi bazında tutulan başka bir hesaba virman yapılması durumunda, menkul kıymet alıcısı müşterinin yazılı olarak bildirdiği fiyat, söz konusu menkul kıymetlerin alış bedeli kabul edilecektir.

– Söz konusu bedel, menkul kıymetin virman veya satışının gerçekleştiği günden önceki günde oluşan ağırlıklı ortalama fiyatının %10 altında/üzerinde oluşabilecektir; ancak bildirilen bedelin %10’luk marjı aşması veya müşterilerin herhangi bir fiyat bildirmediği durumlarda söz konusu menkul kıymetin başka bir hesaba virmanının gerçekleştiği günden önceki günde oluşan ağırlıklı ortalama fiyatı esas alınacaktır.

– Ağırlıklı ortalama fiyat bilgisinin tespitinde virman gününden bir önceki günde Devlet tahvili ve hazine bonoları için T.C. Merkez Bankasınca açıklanan fiyatların dikkate alınması gerekecektir.

Söz konusu Tebliğ metni ektedir.

Bülten-2019-84-eki


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – EMTİA ALIMLARININ SAHTE FATURAYLA BELGELENDİRİLDİĞİ YOLUNDAKİ TESPİTLERİ İÇEREN VERGİ İNCELEME RAPORUNA İSTİNADEN SALINAN VERGİ – AÇIK VE SOMUT BİR TESPİT BULUNMADIĞI – USUL VE HUKUKA UYGUN KARARIN ONANDIĞI

T.C. DANIŞTAY 3.DAİRE

ESAS: 2017/ 4152 KARAR: 2019 / 4490 KARAR TARİHİ: 24.06.2019

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – EMTİA ALIMLARININ SAHTE FATURAYLA BELGELENDİRİLDİĞİ YOLUNDAKİ TESPİTLERİ İÇEREN VERGİ İNCELEME RAPORUNA İSTİNADEN SALINAN VERGİ – AÇIK VE SOMUT BİR TESPİT BULUNMADIĞI – USUL VE HUKUKA UYGUN KARARIN ONANDIĞI

ÖZET: Davacı adına düzenlenen faturaların sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğunu açık ve somut bir şekilde ortaya koyacak bir tespitte bulunulmadığından tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu vergi ve cezalar kaldırılmış olup temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

(2577 S. K. m. 45)

İstemin Konusu: …. Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı adına, bir kısım emtia alımlarını sahte faturayla belgelendirdiği yolundaki tespitleri içeren vergi inceleme raporuna istinaden 2010 yılının Temmuz, Eylül ila Aralık dönemi için re’sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacı adına düzenlenen faturaların sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğunu açık ve somut bir şekilde ortaya koyacak bir tespitte bulunulmadığından tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu vergi ve cezalar kaldırılmıştır.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacının kullandığı faturaların sahte olduğunun somut verilerle ortaya konulduğu, faturalara konu katma değer vergisi indirimlerinin reddinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile hukuka uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

  1. Temyiz isteminin reddine,
  2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
  3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2019 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 23. maddesinde, Danıştayın temyiz mercii olarak görevinin, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde ortaya çıkan hukuka aykırılıkların denetimini yapmakla sınırlı olduğu kurala bağlanmıştır.

İdari işlemlerin yargısal denetiminin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olması karşısında bu denetimin maddi olayı da kapsadığının kabulü gerekir. Şöyle ki idari davaya konu işlemler, dayandığı, düzenlediği olaydan soyutlanmış olarak yargılamaya konu edilemez. Birçok idari uyuşmazlıkta maddi olanla hukuki olan arasında bir ayrım yapmak mümkün olmayabilir.

İdari davalarda inceleme konusu olan hukuki işlem niteliğindeki bir idari işlemdir. Hukuki işlemin incelenmesi, işlemin dayanağı durumunda bulunan maddi olaydan bağımsız bir inceleme değildir.
Adli yargıda maddi olay incelemesi yapılırken nasıl ki olayın sübuta erip ermediği incelenerek bir sonuca ulaşılıyor ise idari yargıda da idarelerce tesis edilen işlemlerin dayanağını teşkil eden maddi olayın irdelenerek sonuca ulaşılması esastır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde, sahte belge “gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge” olarak tanımlanmaktadır.

Davacının bir kısım emtia alımlarını sahte faturayla belgelendirdiği yolunda tespitler içeren vergi inceleme raporuna istinaden yapılan tarhiyatların kaldırılması istemiyle açılan davayı sonuçlandıran Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi kararına yöneltilen temyiz istemi hakkında, faturaların temin edildiği mükellefler hakkında düzenlenen vergi tekniği raporundaki tespitler değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – SOMUT BİR TESPİT OLMAKSIZIN VARSAYIMA DAYALI OLARAK KESİLEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI – USUL VE HUKUKA UYGUN HÜKMÜN ONANMASI GEREĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

T.C DANIŞTAY  3.DAİRE 

ESAS: 2016/ 5210  KARAR: 2019 / 4505 KARAR TARİHİ: 24.06.2019         

ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİ – SOMUT BİR TESPİT OLMAKSIZIN VARSAYIMA DAYALI OLARAK KESİLEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI – USUL VE HUKUKA UYGUN HÜKMÜN ONANMASI GEREĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

ÖZET: Somut bir tespit olmaksızın varsayıma dayalı olarak kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle ceza kaldırılmış olup İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

(213 S. K. m. 353)

İstemin Konusu: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: İnşaat işiyle iştigal eden davacı adına, maliyetlerinin bir kısmının belgelendirilmediğine ilişkin tespitleri içeren vergi inceleme raporu uyarınca 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Somut bir tespit olmaksızın varsayıma dayalı olarak kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle ceza kaldırılmıştır.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı adına düzenlenen vergi inceleme raporunda, hesaplanan kayıt dışı hasılat üzerinden yapılan maliyet hesabı üzerine hesaplanan maliyet ile davacının beyanlarına yansıttığı maliyet tutarı arasındaki fark maliyetlerin kanunen kabul edilebilir belgelerle belgelendirilmediğinin somut olarak tespit edildiği ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Sahte fatura kullanılmadığı, gayrimenkul satın alan kişilerin ifadesine başvurulmadığı, banka ekspertiz raporları üzerinden kayıt dışı hasılatlarının olduğu sonucuna ulaşılması neticesinde hesaplanan matrah farkı ile maliyet esas alınarak kesilen özel usulsüzlük cezasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

  1. Temyiz isteminin reddine,
  2. … VergiMahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
  3. Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
  4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 24.06.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTAL İSTEMİ – VERGİ MAHKEMESİNCE DAVACININ HİSSE ORANI VE VERGİLENDİRME DÖNEMİ DİKKATE ALINARAK YENİDEN BİR KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ – KARARIN BOZULMASI

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2016/1011 KARAR: 2016/1212 KARAR TARİHİ: 14.12.2016

T.C DANIŞTAY Vergi Dava Daireleri Kurulu 

Esas: 2019/ 212 Karar: 2019 / 588 Karar Tarihi: 18.09.2019    

İŞLEMİN İPTAL İSTEMİ – VERGİ MAHKEMESİNCE DAVACININ HİSSE ORANI VE VERGİLENDİRME DÖNEMİ DİKKATE ALINARAK YENİDEN BİR KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ – KARARIN BOZULMASI

ÖZET: Davacı, ortağı olduğu … Limited Şirketindeki hisselerini 24/03/2006 tarih ve 6520 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen … Noterliğinin … tarih ve … yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devretmiştir. Bu nedenle, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca ortaklık sıfatını devrettiği tarihe kadar hissesi oranında sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Davacıdan ödeme emri ile tahsili cihetine gidilen amme alacağının usulüne uygun olarak kesinleşip kesinleşmediği ve asıl amme alacağının borçlu şirketten tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği yönünde yapılacak bir inceleme ve değerlendirme üzerine Vergi Mahkemesince davacının hisse oranı ve vergilendirme dönemi dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Daire bu gerekçeyle, kararın, …,… ila … nolu ödeme emirlerine ilişkin kısmını bozmuş, diğer ödeme emirlerine ilişkin kısmını onamış; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı: Mahkeme, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle bozulan hüküm fıkrası yönünden ısrar etmiştir.

(6183 S. K. m. 35) (213 S. K. m. 10)

İSTEMİN KONUSU: … Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacının ortağı olduğu … Limited Şirketinin tahakkuk ettiği halde vadesinde ödenmeyen 2004 yılı Ocak, Şubat, Nisan, Mayıs Haziran, Ağustos, Eylül, Ekim ve Aralık dönemleri ile 2005 Ocak ila Temmuz dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi, 2004/Aralık ve 2005/Şubat dönemleri için hesaplanan yargı harcı ve 2004 yılı için kesilen özel usulsüzlük cezası borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … tarihli … ila … sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı.

Davacı adına düzenlenen …, …, …, …, …, …, … takip numaralı ödeme emirlerinin dayanağı olan ve şirket adına düzenlenen … takip numaralı ödeme emri yönünden davacının 09/03/2006 tarihli ortaklar kurulu kararıyla adı geçen şirketteki hisselerini devrettiği ve devirden sonra davalı idarece sahte fatura yönünden karşıt inceleme yapılmak üzere anılan şirketin 2005 yılı defter ve belgelerinin incelemeye alınmak istenildiği görülmektedir. Defter ve belge ibraz yazısı şirket kanuni temsilcinin eşine tebliğ edilmiş, defter ve belgelerin mücbir sebep olmaksızın ibraz edilmemesi nedeniyle indirim konusu yapılan katma değer vergilerinin reddi suretiyle salınan cezalı vergilerin şirketten tahsil olanağı kalmadığından bahisle davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği anlaşılmıştır.

Defter ve belgelerin ibraz edilmesi istemini içeren yazı, davacının hissesini devrettiği tarihten sonra tebliğ edildiğinden söz konusu ibraz ödevinin yeni temsilci tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Davacının ortağı olduğu döneme ilişkin olarak yapılan bir inceleme sonucu, davacının ödevlerini yerine getirmemesi nedeniyle bir matrah farkının bulunması halinde davacının bundan sorumlu tutulması gerekmekte ise de, davacının hissesini devrettiği tarihten sonra defter ve belgelerin ibraz edilmesi konusunda davacıya bir ödev yüklemek mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla davacı adına bu nedenle düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuki isabet bulunmamıştır.

Davacı adına düzenlenen diğer ödeme emirlerinin içeriği borçların asıl borçlu şirkete usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği görülmüştür.

Vergi Mahkemesi, bu tespitlerden hareketle, uyuşmazlık konusu ödeme emirlerinin iptaline karar vermiştir.

Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin, 22/03/2016 tarih ve E:2014/3525, K:2016/1244 sayılı kararı:

Limited şirketten tahsili olanaksız hale gelen vergi alacağı, 213 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerden, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca şirket ortaklarından tahsil edilebilecektir. Kanuni temsilciler şirketin vergi borçlarının tamamından sorumludur. Şirket ortakları ise şirketin borçlarının tamamı için değil sermaye hisseleri oranında takip edilebilecektir.

Davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … ila … nolu ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada, …,… ila … nolu ödeme emrileri açısından vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmediği dönemlerde davacının ortak sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu ödeme emirleri ortak sıfatıyla düzenlendiğinden davacının vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmesi bağlamında kanuni temsilcinin sorumluluk şartları gözetilerek hüküm kurulmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Davacı, ortağı olduğu … Limited Şirketindeki hisselerini 24/03/2006 tarih ve 6520 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen … Noterliğinin … tarih ve … yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devretmiştir. Bu nedenle, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca ortaklık sıfatını devrettiği tarihe kadar hissesi oranında sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Davacıdan ödeme emri ile tahsili cihetine gidilen amme alacağının usulüne uygun olarak kesinleşip kesinleşmediği ve asıl amme alacağının borçlu şirketten tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği yönünde yapılacak bir inceleme ve değerlendirme üzerine Vergi Mahkemesince davacının hisse oranı ve vergilendirme dönemi dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Daire bu gerekçeyle, kararın, …,… ila … nolu ödeme emirlerine ilişkin kısmını bozmuş, diğer ödeme emirlerine ilişkin kısmını onamış; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı:

Mahkeme, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle bozulan hüküm fıkrası yönünden ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, dosya kapsamındaki bilgi belgeler doğrultusunda ısrar kararının bozulması istenmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ:Vergi Mahkemesi kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay Dördüncü Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar kararının bozulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,

2- … Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,

2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.09.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X – KARŞI OY

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – DAVACININ YANILTICI BELGE DÜZENLEDİĞİ TESPİT OLUNAN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLARINI KDV İNDİRİMLERİNDEN ÇIKARMAK SURETİYLE KENDİLİĞİNDEN DÜZELTME BEYANNAMESİ VERDİĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜ – ISRAR KARARININ BOZULMASI

T.C DANIŞTAY  VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2019 / 287 KARAR: 2019 / 455 KARAR TARİHİ: 03.07.2019

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – DAVACININ YANILTICI BELGE DÜZENLEDİĞİ TESPİT OLUNAN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLARINI KDV İNDİRİMLERİNDEN ÇIKARMAK SURETİYLE KENDİLİĞİNDEN DÜZELTME BEYANNAMESİ VERDİĞİ – TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜ – ISRAR KARARININ BOZULMASI

ÖZET: Uyuşmazlık konusu olayda, davacının bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılarak düzeltme beyannamesi vermesi gerektiği yönünde kendisine tebliğ edilmiş bir yazının bulunduğu yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi, davalı idarece dosyaya ibraz edilen dilekçelerde, davacının sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlediği tespit olunan mükelleflerden olan alışlarını katma değer vergisi indirimlerinden çıkarmak suretiyle kendiliğinden düzeltme beyannamesi verdiği belirtilmiştir. Bu durumda, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması yolunda verilen kararın bozulması gerekmektedir.

 

(213 S. K. m. 341, 378) (2577 S. K. m. 27)

İstemin Konusu: …. Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davalı idare tarafından sözlü olarak uyarıldığı iddiasıyla davacı tarafından bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine 2013 yılının Eylül ila Aralık dönemleri için tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile %50 oranında kesilen vergi ziyaı cezaları davaya konu yapılmıştır.

Mahkemenin ilk kararının özeti: …. Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında aşağıdaki hukuksal nedenler ve gerekçeye yer verilmiştir:

Türk vergi sistemi beyan esasına dayanmakta olup yükümlüler tarafından yapılan beyanın doğru olmadığının, yapılacak vergi incelemesi ile her türlü araştırma ve inceleme yapılarak somut verilerle ortaya konulması zorunludur. Bu halde yapılacak vergi incelemesi sonucu beyanın aksinin somut tespitlerle ortaya konulması halinde yükümlüler hakkında idarece işlem yapılacağı açıktır.

Olayda, davacı tarafından beyanname verilmesinden sonra idarece mükellefe düzeltme beyannamesi vermesi hususunda baskı yapılması nedeniyle, davacının ikinci bir beyanname vermeye zorlanması, dava konusu tahakkukların ve kesilen cezaların bu zorlama sonucu verilen beyanlara dayanması söz konusudur. İdarenin mükellefleri ikinci bir beyanda bulunmaya zorlama hak ve yetkisi bulunmamaktadır.

Faturanın sahte olduğu iddia ediliyor ise idarece vergi incelemesi suretiyle her türlü araştırma ve inceleme yapılarak somut verilerle belgenin sahteliğinin ortaya konulması gerekir.

Mükellef tarafından indirim konusu yapılan vergilerin doğruluğunun mükellef nezdinde yapılmış bir vergi incelemesi sonucu somut verilerle ortaya konulmamış olması karşısında yapılan dava konusu vergi tahakkuklarında, hesaplanan faizlerde ve kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Vergi mahkemesi bu gerekçeyle tahakkuk eden vergileri, hesaplanan gecikme faizlerini ve kesilen vergi ziyaı cezalarını kaldırmıştır.

Daire kararının özeti: Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesinin, 29/12/2017 tarih ve E:2016/8444, K:2017/10852 sayılı kararında aşağıdaki hukuksal nedenler ve gerekçeye yer verilmiştir:

Beyanname verme süresi geçirildikten sonra, faturaları kayıtlara intikal ettirilen firmalar hakkındaki olumsuz tespitler nedeniyle söz konusu faturalar kayıtlardan çıkarılarak ilgili dönemlere ait katma değer vergisi düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın, süresinden sonra verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiye dava açılmasına olanak sağlayan bir çekince olarak kabulüne olanak bulunmadığından, davacı adına tahakkuk ettirilen katma değer vergisi ve hesaplanan gecikme faizinin kaldırılması yolundaki Vergi Mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Davacı tarafından, katma değer vergisi beyannamelerinin yasal süresinden sonra verildiğinin tartışmasız olduğu olayda, verginin süresinde tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle vergi ziyaı cezası kesilmesi 213 sayılı Kanunun 341’inci maddesinin gereği olduğundan, Mahkemece yeniden verilecek kararda bu hususun ayrıca gözetileceği açıktır.

Danıştay Üçüncü Dairesi bu gerekçeyle kararı bozmuştur.

Israr kararının özeti: Mahkeme, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Düzeltme beyannamesinin mevzuatta belirtilen ve verilmesi zorunlu olan beyanname türlerinden olmadığı, ancak, mükelleflerin kanuni süresi içinde verdikleri beyannamelerinde gösterdikleri matrahlarını istedikleri zaman düzeltmelerine engel bulunmadığı, bu şekilde oluşan serbest iradeye ihtirazi kayıt konulmasının ise kendi içinde çelişki oluşturacağı, ayrıca davacıya düzeltme beyannamesi vermesi yönünde bir yazı gönderilmediği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Vergi Mahkemesi kararının, Danıştay Üçüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacı tarafından, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla düzeltme beyannameleri verilmiştir.

Davacı, düzeltme beyannamesi vermesinin sebebini, “özel esaslara tabi olan mükellefler listesinde yer alan mükelleften mal ve hizmet alımında bulunduğunun tespit edildiği, söz konusu alımlar nedeniyle beyanlarını düzeltmesi veya işlemlerin gerçekliğini Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin “Özel Esaslar” başlıklı bölümünün “Haklarında Sahte Belge Kullanma Tespiti Bulunanlar” başlıklı kısmındaki açıklamalara göre ispat etmesi” yönünde davalı vergi dairesince sözlü olarak uyarılmış olması olarak açıklamaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 378/2. maddesinde, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27/4. maddesinde de, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemler ile tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davaların, tahsil işlemini durdurmayacağı, bunlar hakkında yürütmenin durdurulmasının istenebileceği kuralına yer verilmiştir.

İhtirazi kayıtla beyan, mükelleflerin gelirinin istisna ve muafiyet gibi nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığı konusunda şüpheye düştükleri matrahlar için başvurdukları bir yol olup, zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazi kayıt konulması ile beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının tahakkuk ettirilmemesi istenmektedir. İhtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin tahakkuku yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde ise, beyanname üzerinden tarh edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesi olanağı elde edilmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Vergi dairelerinin, beyanların düzeltilmesine yönelik müeyyideli yazıları üzerine, ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve cezalara karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi, … tarih ve B.No:… sayılı kararıyla; başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil eden vergilendirme işlemlerinin yargı yoluyla denetlenebilmesi imkanına sahip olamadıkları, dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanunun 378. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlamasının -sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuların, müdahalenin hukuka aykırı olduğuna yönelik iddia ve itirazlarını etkin bir biçimde sunamaması sonucuna yol açtığı, buna göre somut olayda mülkiyet hakkının öngördüğü usul güvencelerinin sağlanamamasından dolayı müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşıldığı, başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere vergi mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkının ihlal edildiği yolunda verilen karar, sadece, vergi dairelerinin müeyyideli yazıları üzerine ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannamelerine istinaden tahakkuk eden vergi ve kesilen cezalara karşı açılan davalara yönelik olup idarenin müeyyideli yazısı olmaksızın süresinden sonra kendiliğinden ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan tahakkuklara karşı açılan davalar bu kapsamda bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacının bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılarak düzeltme beyannamesi vermesi gerektiği yönünde kendisine tebliğ edilmiş bir yazının bulunduğu yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi, davalı idarece dosyaya ibraz edilen dilekçelerde, davacının sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlediği tespit olunan mükelleflerden olan alışlarını katma değer vergisi indirimlerinden çıkarmak suretiyle kendiliğinden düzeltme beyannamesi verdiği belirtilmiştir.

Bu durumda, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması yolunda verilen kararın bozulması gerekmektedir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,

2- …. Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,

2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.07.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Bir vergilendirme dönemine ait katma değer vergisi beyannamesini verdikten sonra mükelleflerin ödenecek vergi tutarını artıracak ya da devreden vergiyi azaltacak şekilde düzeltme beyannamesi vermelerinin olağan bir durum olduğu söylenemez.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacı tarafından davalı idarenin sözlü uyarısı üzerine ihtirazi kayıtla düzeltme beyannamesi verildiği iddia edilmektedir. Davalı idare tarafından mahkemeye sunulan dilekçede ise davacının kendiliğinden düzeltme beyannamesi verdiği belirtilmiştir.

Her ne kadar davacıya müeyyideli bir yazı tebliğ edilmemiş ise de davacının iddiası ve davalı idarenin savunması karşısında davacı tarafından yönlendirme sonucu verilen düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın dava açma hakkı vereceğine yönelik Mahkemece yapılan değerlendirme, Anayasa Mahkemesinin … tarih ve B.No:… sayılı kararında ortaya konulan vergisel müdahalelerde mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin usuli güvencelere uygundur.

Bu nedenle, temyiz isteminin ısrar hükmü yönünden reddi ile vergi mahkemesi kararının hukuka uygunluğu yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Danıştay Üçüncü Dairesine gönderilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – ŞİRKETLE İLGİSİ BULUNMAYAN BİR ADRESE TEBLİGATA ÇIKARILAN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMESİNE İLİŞKİN YAZININ GEREĞİNİN YERİNE GETİRİLMEDİĞİ – DAVALININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS: 2018 / 624 KARAR: 2019 / 627 KARAR TARİHİ: 18.09.2019

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – ŞİRKETLE İLGİSİ BULUNMAYAN BİR ADRESE TEBLİGATA ÇIKARILAN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMESİNE İLİŞKİN YAZININ GEREĞİNİN YERİNE GETİRİLMEDİĞİ – DAVALININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

ÖZET: Davacı şirket adına düzenlenmediği gibi şirketle hiç bir şekilde de irtibatlandırılmayan ve şirketle ilgisi bulunmayan bir adrese tebligata çıkarılan defter ve belgelerin ibraz edilmesine ilişkin yazının gereğinin yerine getirilmediğinden; dolayısıyla re’sen takdir nedeninin varlığından söz edilemeyeceğinden, defter ve belge ibraz yazısının usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesiyle tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir. Davalının temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

(213 S. K. m. 94, 101, 102)

İstemin Konusu: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle, katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle 2007 yılı Mayıs ilâ Temmuz, Eylül ilâ Aralık dönemlerine ilişkin olarak re’sen üç kat vergi ziyaı cezalı tarh edilen katma değer vergileri ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

…Vergi Mahkemesinin,…tarih ve E:…,K:… sayılı kararı:

Uyuşmazlığın esasına dayanak teşkil eden defter ve belge isteme yazısı, davacı şirketin mükellefiyet kaydının terkin edilmesi nedeniyle şirket müdürü adına düzenlenmiş ve şirket müdürünün mernis sisteminden tespit edilen “… Köyü, No:…, …/…” adresinde … isimli şahsa tebliğ edilmiştir. Buna karşın dava konusu vergi/ceza ihbarnameleri ise dava dilekçesinde de bildirilen, “… Köyü, No:…, …/…” adresinde tebliğ edilmiştir. Bu halde, defter ve belge isteme yazısının tebliğ edildiği adresin davacı şirketin müdürüne ait olup olmadığı hususunda ihtilaf bulunmaktadır.

Söz konusu adreste davacı şirket adına düzenlenen başka bir ihbarnamenin (… tarih ve … nolu ihbarnamenin) şirket müdürünün bizzat kendisine tebliğ edilmesi hususu anılan adresin şirket müdürüne ait olduğuna dair bir karine teşkil etmekle beraber, gerek belirtilen tebliğ işleminin defter ve belge isteme yazısının tebliğinden sonra vuku bulması gerekse Mernis sisteminde kayıtlı adreslerin 213 sayılı Kanunun 102. maddesinde sayılan bilinen adresler arasında sayılmaması konuya ilişkin açık ve net bir sonucuna varılmasına engel olmaktadır.

Defter ve belge isteme yazısının tebliğine ilişkin tebliğ alındısında, tebliğ evrakını alan “…” isimli şahsın, aynı konutta ikamet ettiği ya da davacı ile yakınlığı hususunda herhangi bir ibareye yer verilmemiş ve dosyaya sunulan … Nüfus Müdürlüğü tarafından tanzimli adres belgesinde, …nin “… Köyü No:…” adresinde ikamet ettiği görülmüştür.

Tüm bu veriler ve yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri nazara alındığında, defter ve belge isteme yazısının tebliğinin usule uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kaldı ki tebliğe konu defter ve belge isteme yazısı, davacı şirket müdürü olan … adına düzenlenmiş ve yazı muhteviyatında davacı şirket ve şirkete ait defter ve belgelerden bahsedilmemiştir. Dolayısıyla defter ve belge isteme yazısının tanziminde de yasada öngörülen usul hükümlerine riayet edilmemiştir.

Bu durumda usulüne uygun olarak tanzim ve tebliğ edilmeyen defter ve belge isteme yazısı dayanak alınarak ve söz konusu yazının tebliğine karşın defter ve belgelerin incelemeye sunulmadığı saikiyle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, davacı şirketin ilgili yıl KDV indirimlerinin reddi suretiyle yeniden oluşturulan beyan tablosu uyarınca yapılan dava konusu vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarında ve kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Vergi Mahkemesi, bu gerekçeyle tarhiyatı ve cezayı kaldırmıştır.

Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin, 09/05/2017 tarih ve E:2013/428, K:2017/4305 sayılı kararı:

Davacı şirketin mükellefiyet kaydı 08/04/2009 tarihi itibariyle re’sen terkin ettirilmiştir. Bu nedenle şirket müdürü … Adına 2007 yılına ilişkin defter ve belgelerin incelemeye ibrazına ilişkin yazı düzenlenerek şirket müdürünün mernis sisteminden tespit edilen “… Köyü, No:…, …/…” adresinde … isimli şahsa tebliğ edilmiştir…. isimli şahsın davacı şirketin müdürü ile yakınlığı hususunda tebliğ alındısında adı geçen şahsın … ile aynı konutta ikamet ettiği ya da davacı ile yakınlığı ile ilgili herhangi bir ibareye yer verilmediği resmi kayıtlara göre ise …’nin “… Köyü No:…” adresinde ikamet ettiğinin görüldüğü anlaşılmaktadır.

Defter ve belge isteme yazısı içeriği incelendiğinde, şirket müdürü adına düzenlenen yazının davacı şirket adına yer verilmeksizin tanzim edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte dosyanın incelenmesinden söz konusu eksikliğin yazının düzenlenme amacının anlaşılmasını etkilemediği zira şirket müdürünün davacı şirketten farklı bir şirketin defter ve belgelerinin istenmiş olabileceği hususunda herhangi bir çelişkiye düşmediği ve dava dilekçesinde de bu yönde bir iddiasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca yazıya ilişkin tebliğ alındısında da davacı şirket adına yer verildiği görülmektedir. Buna göre, söz konusu durumun esasa müessir şekil hatası olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir.

Öte yandan tebellüğ eden şahsın şirket müdürü ile yakınlık durumu tebliğ alındısında belirtilmemiş ise de Vergi Usul Kanununun 94. maddesinde, tebliği alan kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması şartları haricinde adına tebliğ çıkartılan kişiyle tebellüğ edenin farklı şahıslar olması durumunda yakınlık derecesinin ortaya konulması ya da akrabalık bağı mevcudiyetinin araştırılması gibi ek şartlar öngörülmemektedir. Bu nedenle defter ve belge isteme yazısının davacı şirket müdürü adına kayıtlı mernis adresinde şirket müdürü ile herhangi bir yakınlığı bulunmayan ve ikametgah adresi aynı köyün farklı bir adresine kayıtlı bulunan şahsa tebliğ edilmesinde hukuka aykırı bir husus bulunmamaktadır.

Tebliğ yapılan adres noktasında ise davacı şirketin mükellefiyetinin re’sen terkin edilmiş olması nedeniyle defter ve belge isteme yazısının tebliği için bilinen bir iş yeri adresi bulunmadığından, Vergi Usul Kanunu’nun “Bilinen Adresler” başlıklı 101. maddesinde yer almasa dahi adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden ulaşılan şirket müdürü adına kayıtlı mernis adresine tebliğe çıkılmasında yasal olarak herhangi bir engel bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtilen tespitlerin bir bütün halinde değerlendirilmesinden, defter ve belge isteme yazısının usulüne uygun tanzim ve tebliğ edilmediği gerekçesiyle davanın kabulü yönünde verilen mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Daire, bu gerekçeyle kararı bozmuş; davacının karar düzeltme istemini reddetmiştir.

… Vergi Mahkemesinin, … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı:

Mahkeme, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, defter ve belgelerin ibrazı istemini içeren yazı usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, mücbir sebep olmaksızın defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmeyen davacı hakkında katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle re’sen salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Vergi Mahkemesi kararının, onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacı şirketin mükellefiyet kaydı 08/04/2009 tarihi itibariyle re’sen terkin ettirilmiştir.

Şirket müdürü … adına düzenlenen 2007 yılına ilişkin defter ve belgelerin incelemeye ibrazına ilişkin yazı şirket müdürünün mernis sisteminden tespit edilen “… Köyü, No:…, …/…” adresinde … isimli şahsa tebliğ edilmiştir.

İlgili yazı içeriğinde davacı şirket adının yazılı bulunmadığı görülmüştür.

Yasal defter ve belgelerin ibraz edilmemesi üzerine düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, dava konusu katma değer vergisi tarhiyatı yapılmış ve 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30. maddesinde re’sen vergi tarhı tanımlanmış, maddenin 2. fıkrasının 3. bendinde, bu Kanuna göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmının tutulmaması veya tasdik ettirilmemiş olması veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesi re’sen takdir nedeni olarak sayılmıştır. Kanunun 139’uncu maddesinde vergi incelemelerinin esas itibarıyla incelemeye tabi olanın işyerinde yapılacağı; maddede sayılan hallerin varlığı durumunda incelemenin dairede yapılabileceği; dairede yapılması halinde ise incelemeye tabi olanın lüzumlu defter ve vesikalarını daireye getirmesinin kendinden yazılı olarak isteneceği, istenen defter veya vesikaları belli edilen zamanda mazeretsiz olarak getirmeyenlerin bunları ibraz etmemiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. 213 sayılı Kanunun 93 ilâ 109. maddelerinde; tebliğ esasları, tebliğin muhatapları, posta ve ilan yoluyla tebliğler ile memur eliyle tebliğ ve tebliğ yerine geçen işlemler düzenlenmiş, tebligatın nerede, nasıl ve kimlere yapılacağı belirlenmiştir.

Kanunun 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazıların, adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle ilmühaberli taahhütlü olarak tebliğ edileceği, şu kadar ki ilgilinin kabul etmesi şartıyla tebliğin daire veya komisyonda yapılmasının mümkün olduğu kurala bağlanmıştır.

“Tebliğ yapılacak kimseler” başlıklı 94. maddenin birinci fıkrasında, tebliğin, mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı; ikinci fıkrasında, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine; tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tüzel kişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının yeterli olacağı, 2365 sayılı Kanunun 18. maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasında ise kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde tebliğin, ikametgah adresinde bulunanlardan veya iş yerlerindeki memur ya da müstahdemlerden birine yapılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Tebliğ, hukuki bir işlemden ilgili kimsenin haber almasını sağlamak için, yetkili makamın kanuni şekilde yazı veya ilan ile yapacağı belgelendirme işlemi olup amaç, işlemin muhatabı açısından yasal haklarını kullanabilmesine imkan tanımak; işlemi tesis eden idare açısından da hakkında işlem tesis edilen kişilerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilip getirilmediğini tespit etmektir. Bu nedenle, 94. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, sadece işlemin muhatabı olanlar ve/veya bunlar adına hukuki tasarrufta bulunabilecek kişiler, adlarına tebligat yapılacaklar kapsamında sayılmış; bu kişilerin bulunmaması halinde tebliğin kimlere yapılacağı, 2365 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkrada belirlenmiştir.

Değinilen düzenlemeler uyarınca, hukuksal sonuç doğuracak işlemlerin; öncelikle işlemin muhatabı olan gerçek veya tüzel kişi adına tesis edilmesi gerektiği açıktır.

Davaya konu yapılan vergilendirmenin dayanağı olan defter ve belgelerin ibrazına ilişkin 28/09/2011 tarihli yazı, şirketle herhangi bir bağlantı kurulmaksızın şirketin kanuni temsilcisi olduğu anlaşılan … adına düzenlenmiş, adı geçen kişinin mernis sisteminden tespit edilen adresinde 12/10/2011 tarihinde “… ” isimli şahsa tebliğ edilmiştir.

Bu durumda, davacı şirket adına düzenlenmediği gibi şirketle hiç bir şekilde de irtibatlandırılmayan ve şirketle ilgisi bulunmayan bir adrese tebligata çıkarılan defter ve belgelerin ibraz edilmesine ilişkin yazının gereğinin yerine getirilmediğinden; dolayısıyla re’sen takdir nedeninin varlığından söz edilemeyeceğinden, defter ve belge ibraz yazısının usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesiyle tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin REDDİNE, 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.09.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019/21 Aylık Prim ve Hizmet Bildirgelerinde Eksik Gün Bildirimlerinde Yeni Düzenleme

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü tarafından Yabancı uyruklu sigortalıların eksik gün bildirimleri hakkında 12.11.2019 tarih ve  yayımlanan genel yazısında, yine daha önce 18.03.2019 tarih ve 4331865 sayılı yayımlanan genel yazılarına atıfta bulunularak,  yabancı uyruklu sigortalılar için seçilebilecek eksik gün nedenleri 1-İstirahat, 4-Gözaltına Alınma, 5-Tutukluluk, 8-Grev, 9-Lokavt, 10-Genel Hayatı Etkileyen Olaylar ve 11-Doğal Afet kodlarıyla sınırlandırıldığına, sigortalının işyeri ile ilişiğini kesmeden geçici süreli olarak yurt dışına çıkması durumunda bu süreler için eksik gün bildirimin yapılabileceği ifade edilildiğine vurgu yaparak, gerek sigortalının birden fazla belge yada kanun türünden bildirilmesinin gerektiği hallerde (5746 AR-GE teşviki, yeraltında ve yer üstünde çalısan sigortalılar, sağlık hizmet sunucularında fiili hizmete tabi çalışan sigortalılar vs.) gerekse de yabancı uyruklu öğrencilerin bildirimlerinde birtakım sorunların ortaya çıktığı belirtilmiştir.

Bu nedenle ortaya çıkan sorunların çözümü için, aşağıda belirtilen şekilde eksik gün nedenlerinde ve e-Bildirge programlarında gerekli güncellemeler yapılmıştır.

  • Üniversitelerde kısmi zamanlı çalışan yada okullarında staja tabi tutulan yabancı uyruklu öğrenciler için 7, 22, 42 ,43, 49 ve 50 nolu belge türleri ile sınırlı olmak üzere söz konusu eksik gün kontrolü kaldırılmıştır.
  • Malullük yaşlılık ve ölüm sigortası primi ödenmeksizin sadece genel sağlık sigortası primi yada kısa vadeli sigorta kolları primi ödenen yabancı uyruklu sigortalılar için 19 ve 46 nolu belge türleri ile sınırlı olmak üzere söz konusu eksik gün kontrolü kaldırılmıştır.
  • Aynı sigortalının birden fazla belge yada kanun türünden bildirilmesinin gerektiği hallere (5746 ARGE teşviki, yeraltında ve yer üstünde çalısan sigortalılar, sağlık hizmet sunucularında fiili hizmete tabi çalısan sigortalılar vs.) iliskin olmak üzere eksik gün nedenlerine “25-Diger belge/kanun türlerinden gün tamamlama” adında bir eksik gün nedeni ilave edilmiştir.

Bu kapsamda bildirimi yapılacak Türkiye Cumhuriyeti vatandası sigortalılar ile yabancı uyruklu sigortalılar için bu eksik gün nedeninin seçilmesi gerekmektedir.

  • Çalısmakta iken isyeri ile ilisiği kesilmeksizin geçici olarak yurtdışına giden yabancı uyruklu sigortalıların eksik günleri ile ilgili olarak “21-Diğer Ücretsiz İzin” kodunun seçilebilmesi yönünde e-Bildirge programlarına gerekli kontroller ilave edilmistir.

Tüm işverenlerin hatalı bildirimden ötürü cezai yaptırımlara maruz kalmamaları adına, gerek kullanılan bordro programlarında, gerekse ilgili departmanlarına güncelemelerini ve bilgilendirmelerini yaptırmalarını önemle hatırlarız.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-83 (Basılı ve Külçe Halinde Olmayan) Perakende Kuyum Satışlarında Taksit Sayısı Dört Aydan Sekiz Aya Çıkartıldı

Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 15 Kasım 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olup bu Yönetmelikle, 06.08.2016 tarihli ve 29793 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliğin 12/B maddesinin üçüncü fıkrasında geçen “dört” ibaresi “sekiz” olarak değiştirilmiştir.

Yapılan bu değişiklikle, perakende işletmelerce basılı ve külçe halinde olmayan kuyum satışlarında dört ay olan taksitlendirme süresi, sekiz aya çıkartılmıştır. Yayımı tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik hükümlerini, Ticaret Bakanlığınca yürütülecektir.

Öncesinde;

– 15 Ağustos 2018 tarihinde yapılan değişiklikle bahsi geçen Yönetmeliğe “Perakende işletmelerce tüketicilere yönelik gerçekleştirilen taksitli satışlar” başlıklı 12/B Maddesi eklenmiş;  Söz konusu maddenin 1. fıkrası ile perakende işletmelerce; mal veya hizmet satışı sonrası belli bir ücret karşılığı borcun taksitlendirilmesi veya ödemenin ertelendiği dönemler de dahil olmak üzere, kıymetli evrak düzenlenerek veya düzenlenmeksizin gerçekleştirilecek taksitli mal ve hizmet satışlarında taksitlendirme süresinin on iki ayı geçemeyeceği hükme bağlanmış, ayrıca aynı maddenin 2. fıkrasında bu hükme istisnalar getirilmiş, ve 3. fıkrasında ise “Perakende işletmelerce kuyum satışlarında taksitlendirme yapılamaz” hükmü konulmuştu.

– Ardından 18 Ocak 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile bu defa taksitlendirme süresi; ses ve görüntü sistemleri satışları ile fiyatı üç bin Türk Lirasının üstünde olan televizyon satışlarında üç ay, bilgisayar ve tablet bilgisayar ile fiyatı üç bin beş yüz Türk Lirasının üzerinde olan cep telefonu satışlarında altı ay, fiyatı üç bin Türk Lirasının altında olan televizyon satışlarında dokuz ay olarak belirlenmişti.

– Daha önce perakende altın satışlarında taksit yapılamazken, 22 Haziran 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile söz konusu 3. fıkra, “Perakende işletmelerce basılı ve külçe halinde olmayan kuyum satışlarında taksitlendirme süresi dört ayı geçemez. Diğer kuyum satışlarında taksitlendirme yapılamaz.” şeklinde yeniden düzenlenmiş, böylece taksit yasağı Haziran ayında kaldırılarak dört ayla sınırlandırılmıştı.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2019-82 KDV İadesi Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Zorunlu Hale Getirildi

Hatırlanacağı üzere, 01.06.2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Genel Tebliğ” ile yeminli mali müşavirlik ruhsatı ve mührü almış ve yeminli mali müşavir odalarının çalışanlar listesine kayıtlı yeminli mali müşavirlerin, ilgili kanun ve mevzuat hükümleri ile 3568 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak düzenleyecekleri Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının elektronik ortamda internet vergi dairesi sistemi üzerinden gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar hakkında düzenlemelerde bulunulmuş konuyla ilgili açıklamalarımıza ise 2019/49 sayılı Bültenimizde yer verilmişti.

Buna göre, Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarından hangilerinin elektronik ortamda internet vergi dairesi sistemi üzerinden alınacağı, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından ayrıca duyurulacak ve bu duyuruda belirtilen tarihten itibaren söz konusu Raporlar elektronik ortamda internet vergi dairesi sistemi üzerinden gönderilmesi zorunlu hale gelecekti.

GİB tarafından internet vergi dairesi sistemi üzerinden gönderileceği duyurulmayan Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının ise mevcut hükümler çerçevesinde kağıt ortamında verilmesine devam edilecekti.

Bunun yanı sıra Gelir İdaresi Başkanlığı, elektronik ortamda gönderileceği belirtilen Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının belirli koşullarda kağıt ortamında ibraz edilmesini de talep edebilecekti.

Buna istinaden, 13.11.2019 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan 13.11.2019 tarih ve YMM/2019-1 sayılı “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Sirküler/1” ile; Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Genel Tebliğ çerçevesinde, yeminli mali müşavirler tarafından verilecek tüm Katma Değer Vergisi İadesi Tasdik Raporlarının;

– 15/11/2019 tarihinden itibaren internet vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda ihtiyari olarak gönderilmesi,

– 01/04/2020 tarihinden itibaren ise zorunlu olarak sadece internet vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda gönderilmesi,

uygun görülmüştür.

15/11/2019 tarihinden elektronik ortamda gönderme zorunluluğunun başladığı tarihe kadar söz konusu raporlar halihazırda olduğu gibi vergi dairelerine kağıt ortamında teslim edilebilecektir.

13.11.2019 tarih ve YMM/2019-1 sayılı “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Sirküler/1” ektedir.

EK: Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Sirküler/1


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”