Bülten 2018-17 İkinci El Araç Alım Satımına Yeni Standartlar Getirildi

Bülten: 2018/17
08.09.2018

Ülkemizde ikinci el araç alım satımları resmi olarak şehre dağılmış vaziyette otogalerici adı altında faaliyet gösteren küçük işletmelerde yahut bu tür işletmelerin bir araya toplandığı otogalericiler sitesi gibi plazalarda yapılmaktadır. İlaveten, sıfır araç alım satımı yapan firmalar, sıfır araç satışları karşılığında takasa aldıkları araçları da ikinci el departmanlarında satışa sunmaktadırlar.

Fakat ticaretin önemli bir kısmı halen halka açık oto pazarlarında yahut internet üzerinden yapılmakta, ayrıca başta gayrımenkul olmak ikinci el otomobiller diğer sektörlerde takas/ödeme aracı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu da kayıt dışılığın yanı sıra iyi niyetli kişilerin istismarına zemin hazırlamaktadır.

Bunun yanı sıra Maliye, Mali Polis yahut Savcılık kaynaklı operasyonlarda zaman zaman POS cihazı ve kredi kartı kullanılmak suretiyle yahut senet imzalatılarak araç alış satım görüntüsü altında tefecilik yapıldığı, bu işlemi peçelemek amacıyla da sahte yahut muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlendiği yönünde işlem tesis edildiği gözlemlenmektedir.

Bu ve benzeri kaygılarla, daha önce 3/2/2018 tarihli ve 30331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik ile sektöre birtakım düzenlemeler getirilmişti.

Bu pazarı artık kontrol altına almak isteyen Devlet ikinci el otomobil pazarı ile ilgili yapılacakları bu Yönetmelikte tek tek sıralayarak artık ikinci el otomobilin belirlenen kurallar dışında gerçekleşmeyeceğini beyan etti.

Buna göre;

  • Galerilere (6 ay içerisinde) yetki belgesi alma zorunluluğu getirildi.
  • İkinci el araç galeriye teslim edildiği anda taşıt teslim belgesi düzenlenme zorunluluğu getirildi.
  • İkinci el araçta galeride kalış süresi içinde arıza veya hasar oluşursa bundan işletmenin sorumlu olacağı hükme bağlandı.
  • İkinci el araç alım satımında, aracılık hizmeti karşılığında işletmeye ödenecek komisyonun üst sınırını, üst meslek kuruluşlarının görüşünü alarak, belirlemek üzere Ticaret Bakanlığına yetki verildi.
  • İkinci el aracın üzerinde kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde etiket konulması zorunluluğu getirildi. Gerek etiket üzerinde gerekse internet satışlarında, marka ve modeli, model yılı, motor ve şasi numarası, yakıt türü, kilometresi, satış fiyatı, boyalı ve değişen parçaları, niteliği belirtilmek suretiyle hasar kaydı, üzerinde rehin veya haciz gibi şerhlerin bulunup bulunmadığı, değişen parça, hasar kaydı, rehin ve haciz gibi bilgilerin ilgili sistemlerden temin edildiği tarih ve saat yazılacak şekilde yer alması zorunlu tutuldu.
  • En önemlisi, Galeriler yahut ikinci el satışa yetkili işletmelerin satıştan hemen önce ilgili araca ilişkin ekspertiz raporu almaları zorunluluğu getirildi. (Ancak 8 yaş veya 160 bin kilometrenin üzerindeki ikinci el motorlu kara taşıtları için ekspertiz raporu alınması zorunlu olmayacak)
  • İkinci el otomobil ve motosikletin motor, şanzıman, tork konvertörü, diferansiyel ve elektrik sistemi satış tarihinden itibaren 3 ay veya 5 bin kilometre garanti altında olacak. İşletme, garanti kapsamına giren hususları sigorta yaptırmak suretiyle karşılayabilecek. Garanti kapsamındaki parçalarda meydana gelen arızalar en fazla 30 iş günü içinde giderilecek.  Motosikletler için bu süre azami 20 iş günü olacak. Arızanın giderilmesine ilişkin masraflar, satıcı tarafından karşılanacak. Arızanın on iş günü içinde giderilememesi halinde, tamirde geçen on iş gününü takip eden üç gün içinde, teslim edilen ikinci el otomobil veya motosiklete benzer özelliklere sahip ücretsiz ikame taşıt tahsis edilecek. Tamirde geçen süre, garanti süresine eklenecek.
  • Yetki belgesi ve en az lise mezunu olmayan galericilik yapamayacak.
  • Taşıt pazarları belediyeler tarafından kurulacak ve işletilecek.
  • Apartman altına galeri açılamayacak.
  • LPG’li araçlar açık alanda satılacak.
  • Sigortasız araç satışı yapılamayacak.

Bu defa ve 8 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve Ana Yönetmelikte değişiklik yapılmasına dair Yönetmelik ile ilave bir takım düzenlemeler yapıldı, eski düzenlemelerde değişikliğe gidildi.

Buna göre otogalericileri temsile yetkili kişiler yahut şube müdürleri de;

  • On sekiz yaşını doldurmuş olacak,
  • En az lise mezunu olacak,
  • İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile itibarını yeniden kazanmış olacak,
  • Konkordato ilan etmemiş olacak,
  • Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olacak,
  • Gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerinden en az birinin, şubelerde ise şube müdürünün motorlu kara taşıtları alım satım sorumlusu (Seviye 5) ulusal yeterliliğine dayalı mesleki yeterlilik belgesine sahip olması zorunlu olacak.

İlaveten;

  • İşletmede pazarlama ve satış personeli olarak çalıştırılan kişilerin motorlu kara taşıtları alım satım sorumlusu (Seviye 5) veya motorlu kara taşıtları alım satım danışmanı (Seviye 4) ulusal yeterliliklerine dayalı mesleki yeterlilik belgelerinden birine sahip olması zorunlu olacak yahut bu kişiler ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının motorlu kara taşıtı ticareti ile ilgili alanlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki öğretim kurumlarından mezun olmuş olacak.

Geçtiğimiz günlerde de yine İkinci El Oto Alımı ile iştigal eden mükelleflerin rahatlatılması, kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla KDV mevzuatında da iyileştirmeler yapılmış, bu amaçla Katma Değer Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapan 7104 sayılı Kanun ile kinci el araç ya da gayrimenkul alıp satanlara yönelik olmakla birlikte bunlardan alım yapanların da daha az vergi ödeyecekleri ilave düzenlemeler yapılmıştı.

Yapılan bu düzenlemeye göre ise “İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce, katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınarak vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satılan ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde matrah, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutardır.”

İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükellefler aşağıdaki şartlarla alım satım arasındaki fark için KDV ödeyeceklerdir.

  • Araç katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınacaktır,
  • Aracın vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satış yapılacaktır.

Böylelikle ikinci el araç alıp satanlar satış bedeli üzerinden değil, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden KDV ödeyeceklerdir.

 

Örneğin, ikinci el bir binek otomobilin değeri 100.000,00 TL olsun. Bu otomobili Otogalerici  KDV mükellefi olmayandan 100.000,00 TL’ye satın alsın ve bu aracı 120.000,00 TL’ye satsın.

Binek araç alım satımında KDV oranı %1’dir. Daha önceki düzenlemeye göre bu işlem üzerinden (120.000,00 x % 1)= 1.200,00 TL KDV ödeniyor iken bu düzenleme sonrasında (120.000,00 TL – 100.000,00 TL)= 20.000 x % 1= 200,00 TL KDV ödenecektir.

Alım satıma konu aracın ticari araç olması durumunda KDV oranı %18 olacağından bu defa alım satım bedeli arasındaki 20.000,00 TL tutarındaki fark üzerinden 3.600,00 TL KDV hesaplanacaktır. Oysa eski sistemde 120.000,00 TL üzerinden %18 oranında 21.600,00 TL KDV hesaplanmakta, aradaki (21.600,00 – 3.600,00 TL)= 18.000,00 TL  fark ise fatura düzenlenmesi halinde ya nihai tüketicinin cebinden çıkmakta yahut faturasız işlem tesis edilmek suretiyle Hazine kaybı olarak buharlaşmaktaydı.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten: 2018-16 – Kur Farkları Katma Değer Vergisine Tabi mi ?

Bülten: 2018/16

08.09.2018

 KUR FARKLARI KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİ Mİ?

KUR FARKLARI AKSİNE DÜZENLEME YAPILANA KADAR KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİ DEĞİLDİR.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nde, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu ve katma değer vergisine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.

KDV Genel Uygulama Tebliğinde yer alan ve kur farklarının KDV’ye tabi olduğuna dair hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava, Danıştay Dördüncü Dairesi, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararıyla reddedilmiş, ancak bu Karar Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun E:2017/548 Karar No:2017/606 sayılı kararıyla bozulmuştur. Böylece ilk derece vergi mahkemesi tarafından iptal kararının verilmesi ile birlikte kur farklarının KDV matrahına dahil edileceğine dair yasal düzenleme yapılana kadar, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında işleyen kur farkları için fatura düzenlenmesine ve kdv hesaplanmasına gerek yoktur.

DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU       

2017/548 E.,  2017/606 K.

“İçtihat Metni”

T.C.
D A N I Ş T A Y

VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2017/548

Karar No : 2017/606

Temyiz Eden :

Vekili :

Karşı Taraf :

İstemin_Özeti : 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin, ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3’üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümünde yer alan “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenleme ile ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Danıştay Dördüncü Dairesi, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararıyla; davacı şirket tarafından, dava konusu düzenlemelerle ilgili olarak davalı idareye 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun ilgili maddeleriyle verilmiş bir yetki bulunmadığı, sözü edilen Kanunun 24’üncü maddesinde sayılan matraha dahil edilmesi gereken unsurlar arasında kur farklarının yer almadığı, vade farkı gibi değerlendirilerek matraha dahil edilmesi vergi hukukunun genel ve temel ilkelerine aykırı olan kur farklarının, para ve parayla temsil edilebilen menfaat olarak değerlendirilemeyeceği, dövizli işlemler sonrası her zaman ilave bir bedel elde edilmesinin mümkün olmadığı, döviz kurunun düşmesi halinde tersi bir durumun oluştuğu ileri sürülerek dava açıldığı, Katma Değer Vergisi Kanununun üçüncü kısmının, “Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı birinci bölümünün “Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah” başlıklı 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2’nci fıkrasında; bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği, matraha dahil olan unsurların sayıldığı 24’üncü maddesinin (c) bendinde; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğunun hüküm altına alındığı, maddenin gerekçesinde de katma değer vergisi matrahının, vergiye tabi işlemin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bu bedelin içine, taşıma, yükleme, boşaltma, ambalaj, sigorta, komisyon, faiz, erken ifa dolayısıyla yapılan ödemeler, müşterinin temerrüdü dolayısıyla yapılan ve müşteriye fatura edilen giderler, her türlü vergi, resim, harç, fon karşılığı, fiyat farkı, prim, servis ücreti ve benzeri adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin esas itibarıyla dahil bulunduğu, ticari hayatta işlemlerin genellikle bu doğrultuda yürüdüğü, maddenin, konuya açıklık getirmek ve uygulamada muvazaalı yollarla matrahın daraltılmasını önlemek amacıyla tedvin edildiğinin belirtildiği, 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile 1 ilâ 123 seri numaralı Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinin yürürlükten kaldırıldığı, katma değer vergisinin, bir mal veya hizmetin üretiminden nihai tüketimine kadarki aşamalarda oluşan katma değerin vergilendirilmesini amaçlayan ve esas olarak malların teslimi veya hizmetin ifası sırasında satış fiyatı üzerinden alınan ve her aşamada farklı oranlarda hesaplanan bir vergi olduğu, katma değer vergisinin konusu olan malın teslimi veya hizmetin ifası ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, verginin matrahının ise vergi alacağının hesaplanmasına esas teşkil mal teslimi ya da hizmet ifası karşılığında alınan ya da borçlanılan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamı diğer bir ifadeyle ekonomik değerler ve tutarlar olduğu, yukarıda yer verilen düzenlemeler, maddenin gerekçesi ve katma değer vergisi matrahının niteliği dikkate alındığında, vade farkı, fiyat farkı veya faiz gibi işlemlerin, mal veya hizmet karşılığının kısmen veya tamamen sonradan tahsil edildiği durumlarda bunların karşılığını oluşturan ve bedele dahil olan menfaatlerin arasında sayıldığı, kur farklarının da bedelin yabancı para cinsinden tahsil edilmesi halinde ortaya çıkan ve işlevsel olarak vade farkı ve fiyat farkı gibi mal ve hizmetin karşılığını oluşturan bedele dahil ekonomik bir değer olduğu, kaldı ki kanun koyucunun, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesinde “vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi” ifadesini kullanmak suretiyle, sayılanların benzerlerinin de matraha dahil edilmesini amaçladığı, bu durumda, bedelin döviz cinsinden ifade edildiği mal veya hizmet teslimlerinde ödemenin, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihten sonra yapılması durumunda bu ödeme nedeniyle ortaya çıkacak kur farkı tutarı üzerinden fatura düzenlenerek katma değer vergisi hesaplanması gerektiğinden, Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesini, uygulamada ortaya çıkacak sorunları azaltmak ve mükelleflerin ceza ile muhatap olmalarını önlemek amacıyla açıklayan dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Davacı tarafından; kur farkının Katma Değer Vergisi Kanununun 24’üncü maddesinde belirtilenlere benzer nitelikte olmadığının kanunun sistematiğinden ve gerekçesinden anlaşılabileceği, vade farkı ve faizin, mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişiye her zaman artı bir değer sağladığı, dövizli işlemler sonrasında ise mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmayıp, döviz kurunun düşmesi halinde tersi bir durumun da oluşabileceği, kanunda ender görülen işlemlerin matraha dahil edileceği açıkça belirtilmesine rağmen kur farklarının bunlar arasında sayılmamış olmasının yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğunu gösterdiği, kurun değişmesi halinde taraflar arasındaki sözleşme ile belirlenen bedele ek bir tutarın ilave edilmesinin sözleşme serbestisine aykırı düştüğü, 24’üncü maddede ”gibi” ifadesinin kullanılması verginin kanuniliği ile hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden sözü edilen maddenin Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu, Danıştayın Dairelerince farklı yönde karar verilmesinin adil yargılama hakkının ihlaline yol açtığı, Katma Değer Vergisi Kanununun matraha dahil olan unsurları düzenleyen maddelerinde düzenleme yapma konusunda davalı idareye bir yetki verilmediği, verginin kanuniliği ilkesi uyarınca yetki verilmesinin de hukuken mümkün bulunmadığı ileri sürülerek, kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Düşüncesi : Kur farkı niteliği itibarıyla Katma Değer Vergisi Kanununun, matraha dahil olan unsurların düzenlendiği 24’üncü maddesinde sayılan gelir unsurlarından faklılık arzettiğinden sözü edilen maddede yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak, kur farkının, vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi verginin kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturacağından davanın reddi yolundaki Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca tebligat işlemleri tamamlandığından, yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca karar verilmesine gerek görülmeyerek ve davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin, ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3’üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümünde yer alan “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenleme ile ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Daire kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasanın 73’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında; vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı; 4’üncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle maddede belirtilen hallerde Bakanlar Kuruluna devredilen yetki haricinde kamu gücüne dayanarak tahsil edilen bütün yükümlülüklerin, kanunla düzenlenme zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk verginin kanuniliği ilkesi olarak tanımlanmakta olup bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel ögelerinin kanun ile belirlenmesi gerekir. Bununla birlikte, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla, ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici işlem yapılabilir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin (a) bendinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2’nci fıkrasında, bedelin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir. Kanunun 24’üncü maddesinde, bentler halinde, hangi unsurların matraha dahil edileceği sayılmış; (c) bendinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz, pirim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu kurala bağlanmıştır. Kanunun 26’ncı maddesinde ise bedelin döviz ile hesaplanması halinde dövizin vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrileceği hüküm altına alınarak, cari kuru belli olmayan dövizlerin Türk parasına çevrilmesine ilişkin esasları belirleme konusunda Maliye ve Gümrük Bakanlığına yetki verilmiştir.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin dava konusu edilen bölümlerinde, bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen teslim veya hizmetin yapıldığı tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı veya alıcı lehine ortaya çıkan kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edileceği ve teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanacağı yolunda düzenleme yapılmıştır.

Teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel kavramı kanunda açıkça tanımlandıktan sonra, bedel kapsamında kabul edilmeyen ancak, matraha dahil edilmesi gereken gelir unsurlarının sayıldığı Kanunun 24’üncü maddesinin (c) fıkrasında, kur farkına yer verilmemiştir.
Maddede yer alan “gibi” ifadesi, maddede sayılan matraha dahil unsurlara nitelik olarak benzeyen diğer gelirleri kapsaması amacıyla kullanıldığından, kur farkının, bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Kur farkı, dövizin, değişik kurlardan ulusal paraya çevrilmesi sonucu ortaya çıkan fark olarak tanımlanmaktadır. Dövizli işlemler sonrasında mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmadığından ve döviz kurunun düşmesi halinde alıcı lehine bir durum oluştuğundan kur farkı, niteliği itibarıyla maddede sayılan diğer gelir unsurlarından faklılık arzetmektedir. Kanunun 24’üncü maddesinde yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi dava konusu Tebliğ ile katma değer vergisi matrahına ilişkin hükümlerin yorum yoluyla genişletilmesi, vergilendirmenin temel öğelerinin kanunla belirlenmesi gerekliliğini de kapsayan verginin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanununun 26’ncı maddesi de dikkate alındığında, mal veya hizmetin karşılığını teşkil eden bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile gerçekleşen vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihteki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilerek, bu yolla bulunan tutar katma değer vergisinin matrahını oluşturacak olup bedelin farklı zamanlarda ödenmesi nedeniyle zaman içinde oluşabilecek kur farklarının matraha ilave edilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanununun 21’inci maddesinde, ithalatta verginin matrahına dahil olan unsurlar arasında kur farkı açıkça sayılmasına rağmen 24’üncü maddesinde matraha dahil olan unsurlar arasında kur farkına yer verilmemiş olması da kanun koyucunun, ithalat dışındaki işlemlerde kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edilmesini amaçlamadığını göstermektedir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Dördüncü Dairesinin, 18.5.2017 gün ve E:2014/4834, K:2017/4605 sayılı kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 13.12.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-15 Tecil Faiz Oranı % 22 Olarak Yeniden Belirlendi

Bülten: 2018/15

06.09.2018

Kamu Alacaklarının Tecili Ve Taksitlendirilmesi İşlemlerinde Halen %12 Olarak Uygulanmakta Olan Tecil Faizi Oranı % 22 Olarak Yeniden Belirlendi.

Vadesinde ödenmeyen Kamu Alacağının cebri takibi, borçluyu çok zor duruma düşürecekse eğer böyle durumlarda bazı kamu alacakları tecil edilerek taksitlendirilebilmektedir.

Nitekim 6813 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen bu konuya ilişkin detaylı açıklamalara Seri: A Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliği’nin Birinci Kısım Dördüncü Bölümü’nün “I.Tecil” alt başlıklı bölümünde yer verilmiştir.

Kamu alacağının tecili, ödemenin veya zorla tahsille ilgili uygulamaların borçluyu çok zor duruma düşürecek olduğu hallerde yapılabilmektedir. Zor durumda olduğunu düşünen mükellef, bu talebini Mali İdareye iletmekte ve Mali İdare de mükellefin “çok zor durumda” olup olmadığını oran analizlerinden de faydalanarak araştırmakta ve değerlendirmekte akabinde de kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde kamu borcunu 18 ila 36 aylık sürelerde ödenmek üzere tecil ederek taksitlendirmektedir.

Bu sürenin tespitinde, borçlunun öteden beri borç ödemede iyi niyetli olup olmadığı, borç tutarının az veya çok oluşu, daha önce tecil edilen borçlarını tecil şartlarına uygun ödeyip ödemediği ve ödeme gücü de göz önünde bulundurulmaktadır.

Bu durumun istisnası olarak, katma değer vergisi alacakları için farklı bir süre belirlenmiş olup bu vergi türünden kaynaklanan borçlar altı ayı geçmeyecek şekilde azami altı taksit olarak yeniden yapılandırılabilmektedir.

Diğer taraftan geçici vergi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi, harçlar (ikmalen tarhiyata dayanan tapu harçları hariç) bu uygulama kapsamı dışındadır.

Tecili talep edilen borcun belirli tutarları aşması durumunda düzenlemeden faydalanabilmek için teminat gösterilmesi gerekmektedir.

Vergi borcu ertelenenler, tecil ve taksitlendirilen borcun belirli bir tutarını ödemeleri ve başkaca borçları olmaması şartıyla, vadesi geçmiş borçları bulunmadığına dair yazı alabilmektedirler.

Dikkat çekici bir diğer özelliği ise motorlu taşıtlar vergisinin, bu vergiye ait gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezasının tecil edilmesi ve taksitlendirilmesi halinde, tecil şartlarına uygun ödeme yapıldığı sürece, aracın fenni muayenesi yapılabilmektedir.

Genel özelliklerine yukarıda değinilen tecil taksitlendirme uygulamasında öteden beri %12 olarak uygulanmakta tecil faizi oranı, 6 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan (Seri: C Sıra No:3)   Tahsilat Genel Tebliği ile bu tarihten itibaren % 22 şeklinde yeniden belirlenmiştir.

Ancak Tebliğin yayımı tarihinden önce yapılan müracaatlara dayanılarak tecil edilecek olan amme alacakları ile Tebliğin yayımı tarihinden önce tecil edilmiş ve tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan amme alacaklarına tecil şartlarına uygun olarak ödendikleri sürece müracaat tarihlerinden itibaren eski tecil faizi oranı (%12) uygulanacaktır.

Aynı şekilde, bu Tebliğin yayımı tarihinden önce tecil talebinde bulunulmuş ve talep kabul edilerek tecil edilmiş amme alacaklarına yönelik tecilin ihlal edilmiş olması ancak, yeni talepler üzerine yeniden tecil yapılması (tecilin geçerli sayılması) halinde, bu Tebliğin yayımlandığı tarihe kadar eski tecil faizi oranı (%12), bu tarihten sonra ödenmesi gereken taksit tutarlarına ise %22 tecil faizi oranı uygulanacaktır.

Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizinin belirli yüzdesi esas alınarak anılan Kanunun 48/A maddesine göre tecil edilen alacaklar için hesaplanan tecil faizi oranı da bu Tebliğle belirlenen oran ve uygulama esasları dikkate alınarak tespit edilecektir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Pratik Bilgiler Rehberi 2018

[siteorigin_widget class=”orion_accordion_w”][/siteorigin_widget]

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-14 – Gecikme Zammı %2 Oldu

Bülten: 2018/14
05.09.2018

 Öteden Beri Aylık % 1,4 Olarak Uygulanmakta Olan Gecikme Zammı Oranı Aylık %2 Olarak Yeniden Belirlendi.

Başta vergi olmak kamu alacaklarının önemli bir kısmı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında tahsil ve takip edilmekte olup, bu Kanun kapsamında takibi yapılan kamu alacaklarının süresi içerisinde ödenmeyen kısmı için (caydırıcı olması amacıyla reel piyasa faizinin de üzerinde) gecikme zammı adı altında ek ödeme alınmaktadır.

Bu Kanun kapsamında (2010/965 sayılı BKK ile) 19/10/2010 tarihinden bu yana aylık %1,4 oranında uygulanmakta olan gecikme zammı oranı, aynı Kanunun verdiği yetkiye istinaden, 5/09/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 62 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile aylık % 2 olarak yeniden belirlenmiştir.

Diğer taraftan gecikme zammına endekslenen ve mevzuatta yer alan bir kısım cezai yahut caydırıcı diğer bir kısım müeyyidelere ilişkin oranlar da bu orana bağlı olarak değişmiştir.

Bu kapsamda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunun;

– 112. maddesine göre uygulanan “gecikme faizi oranı”,

– 370. maddesine göre uygulanan “izahat zammı oranı”,

– 371. maddesine göre uygulanan “pişmanlık zammı oranı” da

yine aylık % 2’ye çıkarılmıştır.

Kanun hükmüne göre, 1 Liranın altında hesaplanan gecikme zammı tutarları 1 Liraya yuvarlanmakta ve bu suretle en düşük gecikme zammı tutarı 1 Liradan az olamamaktadır.

Yine Kanun hükmüne göre, gecikme zammı, günlük esasa göre hesaplanmaktadır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-13 – İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesine İlişkin

Bülten: 2018/13
04.09.2018

 2008 Yılında Kaldırılan İhracat bedellerini Türkiye’ye getirme zorunluluğu, (geçici olarak) 6 aylığına yeniden yürürlüğe girdi.

5 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ ile ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenerek, bu tarihten itibaren 6 ay süreyle geçerli olmak üzere, ihracat bedellerin %80’nin yurda getirilmesi tekrar zorunlu hale getirildi.

Nitekim çok daha önceleri, zorunlu olan bu uygulama en son 8 Şubat 2008 tarihinde yine 32 Sayılı Kararda ve Kambiyo Mevzuatında yapılan değişikle kaldırılmış, bu suretle ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi uygulamasına son verilmiş ve tasarrufu serbest bırakılmıştı.

Genel Olarak

Tebliğe göre, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedeller, ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilecek veya getirilecektir.

Bedellerin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyecek olup söz konusu bedellerin en az yüzde 80’inin bir bankaya satılması zorunludur.

İhracat işlemlerine ilişkin bedeller, akreditifli, vesaik mukabili, mal mukabili, kabul kredili akreditifli, kabul kredili vesaik mukabili, kabul kredili mal mukabili ödeme ve peşin ödeme şekilleriyle yurda getirilebilecektir.

İhracat bedellerinin beyan edilen Türk parası veya döviz üzerinden yurda getirilmesi esas olup, Türk parası üzerinden yapılan ihracat karşılığında döviz getirilebilecektir.

İhracat bedelinin yolcu beraberinde efektif olarak yurda getirilmesi halinde gümrük idarelerine beyan edilmesi zorunlu olacaktır.

Peşin Döviz Karşılığı İhracata Süre Sınırı

Peşin döviz karşılığında yapılan ihracat 24 ay içinde gerçekleştirilecektir.

Tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirilemeyen peşin dövizler prefinansman hükümlerine tabi olacaktır.

Yurt dışına müteahhit firmalarca yapılacak ihracatın bedelinin 365 günde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunlu hale getirilmiştir.

Konsinye yoluyla yapılacak ihracatta bedellerin kesin satışı müteakip; uluslararası fuar, sergi ve haftalara bedelli satılmak üzere gönderilen malların bedellerinin ise gönderildikleri fuar, sergi veya haftanın bitimini müteakip 180 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunlu hale getirilmiştir.

Yurt dışına geçici ihracı yapılan malların verilen süre veya ek süre içinde yurda getirilmemesi veya bu süreler içerisinde satılması halinde satış bedelinin süre bitiminden veya kesin satış tarihinden itibaren 90 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunlu hale getirilmiştir.

Yürürlükteki ihracat rejimi ve finansal kiralama (leasing) mevzuatı çerçevesinde kredili veya kiralama yoluyla yapılan ihracatta, ihracat bedelinin kredili satış veya kiralama sözleşmesinde belirlenen vade tarihlerini izleyen 90 gün içinde yurda getirilerek bankalara satılması gerekecektir.

İhracat Bedelinden İndirim

İhracatla ilgili navlun, sigorta primi, komisyon, ardiye, depolama, antrepo, gümrük resmi, harç ve faktoring masraflarıyla uluslararası para piyasalarında geçerli faiz oranlarını geçmemek üzere iskonto giderleri gibi masraflar için yapılacak indirimlerle konsinyasyon yoluyla ihraç edilen mallarla ilgili nakil, muhafaza, bakım ve fümügasyon, rafa (maniplasyon), satış ve benzeri masrafların ihracat bedelinden mahsubu veya görünmeyen işlemlere ilişkin hükümler çerçevesinde döviz transferi talepleri bankalarca incelenip sonuçlandırılacaktır.

Bedel getirme süreleri içinde yurda getirilen ihracat bedelleri, ihracatçının ithalat bedelleri, sermaye hareketlerine ilişkin ödemeleri, görünmeyen işlemlere ilişkin giderleri ve transit ticaretinin alış bedeliyle söz konusu süreler içinde bankalarca mahsup edilebilecektir.

Dış ticaret mevzuatı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilen mal ihraç ve ithalinde, tarafların aynı kişiler olması ve ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması kaydıyla, mal ihraç ve ithal bedellerinin bankalarca mahsubu mümkün olacaktır.

Bankaların mahsup işlemleri dışında kalan talepler Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılacak. İhracat bedellerinden mahsuba izin verilen hallerde, ihracat bedelleri süresi içinde yurda getirilmiş sayılacak. Mahsuba tabi tutulan kısım için mahsup tarihinde geçerli döviz alış kuru üzerinden döviz alım ve satım belgeleri düzenlenecektir.

İhracat işlemlerinde sorumluluk

İhraç edilen malların bedelinin süresinde yurda getirilerek, bankalara satılmasından ve ihracat hesabının süresinde kapatılmasından ihracatçılar sorumlu olacaktır.

Alacak hakkının satın alınması suretiyle ticari riskin bankalar veya faktoring şirketlerince üstlenilmesi durumunda, ihracat bedelinin yurda getirilmesi ile ilgili sorumluları Hazine ve Maliye Bakanlığı belirleyecektir.

İhracata aracılık eden bankalar, ihracat bedellerinin yurda getirilmesini ve satışının yapılmasını izlemekle yükümlü olacaktır.

Hesap Kapama, Ek Süre

Ticari amaçla mal ihracında, bedelleri yurda getirilme süresi içinde gelen ihracatla ilgili hesaplar aracı bankalarca kapatılacaktır.

Süresi içinde kapatılmayan ihracat hesapları aracı bankalarca 5 iş günü içinde muamelenin safhalarını belirtecek şekilde yazılı olarak ilgili vergi dairesi başkanlığına veya vergi dairesi müdürlüğüne ihbar edilecektir.

Mücbir sebeplerin varlığı halinde, mücbir sebebin devamı müddetince altışar aylık dönemler itibarıyla ilgili vergi dairesi başkanlığınca veya vergi dairesi müdürlüğünce ek süre verilecektir.

Mücbir Sebep Halleri Ve Terkin

İthalatçı veya ihracatçı firmanın infisahı, iflası, konkordato ilan etmesi veya faaliyetlerini daimi olarak tatil etmesi, firma hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmesi, şahıs firmalarında firma sahibinin ölümü, grev, lokavt ve avarya hali, ihracatçı veya ithalatçı memleket resmi makamlarının karar ve işlemleri ya da muhabir bankaların muameleleri dolayısıyla hesapların kapatılmasının imkansız hale gelmesi, tabii afet, harp ve abluka hali, malların kaybı, hasara uğraması veya imha edilmesi, ihtilaf nedeniyle dava açılması veya tahkime başvurulması, mücbir sebep halleri olarak kabul edilecektir.

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla 100 bin ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, mücbir sebeplerin varlığı dikkate alınmaksızın beyanname veya formda yer alan bedelin yüzde 10’una kadar noksanlığı olan (sigorta bedellerinden kaynaklanan noksanlıklar dahil) ihracat hesapları doğrudan bankalarca ödeme şekline bakılmaksızın; 200 bin ABD doları veya eşitini aşmamak üzere mücbir sebep halleri göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanname veya formda yer alan bedelin yüzde 10’una kadar açık hesaplar ilgili vergi dairesi başkanlığınca veya vergi dairesi müdürlüğünce terkin edilmek suretiyle kapatılacaktır.

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla 200 bin ABD doları veya eşitini aşan noksanlığı olan açık hesaplara ilişkin terkin talepleri, tebliğde belirtilen mücbir sebepler ile haklı durumlar göz önünde bulundurulmak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılacaktır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tebliğin uygulanması için her türlü tedbiri almaya, haklı durumları değerlendirip sonuçlandırmaya, tereddütlü hususları gidermeye, özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, döviz getirme sürelerini uzatmaya, döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, öngörülen miktarlarla süreleri belirlemeye ve değiştirmeye yetkilidir.

Tebliğin uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar Merkez Bankasınca ilan edilecektir.

Yapılan Düzenlemelere Uygun Davranılamamasının Sonuçları

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ve bu karara ilişkin Tebliğ’ler, bu güne kadar bir çok değişikliğe uğramış olup ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin bundan önceki en son değişiklik ise 8 Şubat 2008 tarih, 26781 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/13186 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılmış ve Karar ile ihracat bellerinin tasarrufu o tarih itibariyle serbest bırakılmıştı.

Kambiyo mevzuatı yönünden, ihracat bellerinin tasarrufunun serbest bırakılmasından evvelki düzenlemelerde ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin süre ve şartlara uyulmaması ve zamanında getirilmemesi halinde kambiyo suçu gereği ceza kesileceği öngörülmüş idi.

Vergisel yönden ise ihracata konu işlem için KDV iadesi talep edilmesi durumunda fiili ihracat tarihinden itibaren belirlen sürelerde ihracat bedelinin Yurda getirilerek yine belirlenen yüzdesinin döviz alım belgesine bağlanması durumunda ihracata ve iadeye konu katma dğer vergisinin % 100′ ünün iadesi talep edilebilecek, aksi durumlarda ise genel süre içerisinde yurda getirilen ihracat bedeli dövizler ile KDV iadesi oransal olarak hesaplanacaktır.

Diğer taraftan ihracat bedellerinin yurda getirilme süreleri ve belirtilen sürelerde getirilmeme hallerinde ortaya çıkan uygulama güçlükleri ihracatçı firmaları, imalatçı firmaları ve bu firmalarda görev yapan muhasebe personeli ve mali müşavirleri zora sokacak ve yine uygulama birliğinden  uzaklaşılacaktır. Nitekim konu çeşitli yönleriyle tartışmalı olup uygulama birliği de mevcut değildir.

Düzenlemenin 6 aylığına geçerli olması, 8 Şubat 2008 tarihinden önceki düzenlemelere göre vergisel yönünün ve muhasebeleştirilmesinin tartışmalı olması, Tebliğin uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenecek usul ve esasların ise Merkez Bankasınca ilan edilecek olması nedeniyle ilerleyen günlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankasınca konuya ilişkin yapılması muhtemel düzenlemelerin beklenilmesi gerekmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Anonim Şirket mi Limited Şirket mi ?

  • TÜR DEĞİŞİMİ
    LİMİTED ŞİRKETİN ANONİM ŞİRKETE DÖNÜŞÜMÜ

 

  • ANONİM ŞİRKET Mİ OLMALI?
  • LİMİTED ŞİRKET Mİ KALMALI?

 

  • SUNUMDA NELER VAR?
  • ANONİM ŞİRKET VE LİMİTED ŞİRKET ARASINDAKİ FARKLILIKLAR NELERDİR?
  • TÜR DEĞİŞİMİ NASIL YAPILIR?
  • TÜR DEĞİŞİMİNDEN HEMEN SONRA YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?
  • TÜR DEĞİŞİMİNİN MALİYETİ NEDİR?
  • ANONİM ŞİRKET VE LİMİTED ŞİRKET ARASINDAKİ FARKLILIKLAR NELERDİR?
  • KAMU BORÇLARI
  • HİSSE DEVİRLERİNDE YAPILAN HARCAMALAR
  • HİSSE DEVİRLERİNDE VERGİ MALİYETİ
  • TÜRK TİCARET KANUNU
  • KAMU BORÇLARI

 

  • LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARI VERGİ VE SGK BORÇLARINDAN ORTAKLIK HİSSELERİ NİSPETİNDE TÜM MAL VARLIKLARIYLA SORUMLUDUR.
  • ANONİM ŞİRKET ORTAKLARININ VERGİ VE SGK BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU YOKTUR, BU BORÇLAR ŞİRKETİN MAL VARLIĞINDAN ALINAMAZSA ORTAK MAL VARLIĞINA TAKİP YAPILAMAZ.
  • KANUNİ TEMSİLCİLERİN KAMU BORÇLARINDAN SINIRSIZ ŞEKİLDE SORUMLULUKLARI MEVCUTTUR. YANİ İSTER LİMİTED İSTER ANONİM ŞİRKET OLSUN, KANUNİ TEMSİLCİLER KENDİ DÖNEMLERİYLE İLGİLİ ÖDENMEMİŞ KAMU BORÇLARINDAN ŞAHSİ MAL VARLIKLARIYLA DA SORUMLUDUR.
  • KANUNİ TEMSİLCİLER LİMİTED ŞİRKETLERDE MÜDÜRLER, ANONİM ŞİRKETLERDE İSE YÖNETİM KURULU ÜYELERİ YA DA DİĞER YETKİLENDİRİLMİŞ KİŞİLERDİR.
  • HİSSE DEVİRLERİNDE YAPILAN HARCAMALAR
    (ÖRNEK 1.000.000 TL HİSSE DEVRİ)
  • HİSSE DEVİRLERİNDE VERGİ MALİYETİ
    (ÖRNEK 1.000.000 TL HİSSE SATIŞKAZANCI)
  • TÜRK TİCARET KANUNU
  • PAY SENETLERİNE İMTİYAZ VERİLMESİ
  • YÖNETİM KURULUNU SEÇME HAKKI
  • SERMAYE ARTIRIMINDA RÜÇHAN HAKKI
  • KAR DAĞITIMINDAN YARARLANMA HAKKI
  • GENEL KURULDA BİRDEN FAZLA OY HAKKI (15 KATINA KADAR)
  • PAY SATIŞLARINDA ÖNCELİKLİ ALIM HAKKI
  • HİSSE DEVİRLERİ GENEL KURUL VEYA YÖNETİM KURULU ONAYINA BAĞLANARAK SINIRLANDIRILABİLİR
  • YÖNETİM KURULU ÜYELERİNDE İMZA YETKİSİ GRUPLARA AYRILARAK FARKLILAŞTIRILABİLİR
  • A GRUBU İMZA SAHİPLERİ, GAYRİMENKUL ALIM SATIMI, İPOTEK VE REHİN VERİLMESİ, KEFALET, TEMİNAT VE GARANTİ VERİLMESİ VB. KARARLAR
  • B GURUBU İMZA SAHİPLERİ, BANKA MUKAVELESİ, BELLİ TUTARA KADAR BAĞIŞ VB. KARARLAR
  • TÜR DEĞİŞİMİ NASIL YAPILIR?
  • TÜR DEĞİŞİMİ KARARI
  • VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINDAN ÖZELGE
  • EVRAKLARIN HAZIRLANMASI
  • YMM RAPORUNUN HAZIRLANMASI
  • NOTER TASDİKLERİNİN YAPILMASI
  • TİCARET SİCİL MÜDÜRLÜĞÜNDE TESCİL

 

  • TÜR DEĞİŞİMİNDEN HEMEN SONRA YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?
  • TİCARET SİCİL TASDİKNAMESİNİN ALINMASI
  • DEFTER BASTIRILMASI
  • FATURALARIN VE SEVK İRSALİYELERİNİN BASTIRILMASI
  • E DEFTER, E FATURA SERTİFİKASININ YENİLENMESİ
  • KURUMLAR VERGİSİ BEYANNAMESİ VE KESİN MİZAN BİLDİRİMİ
  • LTD.ŞTİ. DEFTERLERİN KAPANIŞ ONAYLARI (YEVMİYE VE KARAR DEFTERİ)
  • VERGİ DAİRESİ, SGK, KAPASİTE RAPORU, SANAYİ SİCİL BELGESİ, K BELGESİ, TAPU SİCİLİ, TRAFİK TESCİL, BELEDİYE, ABONELİKLER BİLDİRİMLERİNİN YAPILMASI
  • TÜR DEĞİŞİMİNİN MALİYETİ NEDİR?
  • NOTER MASRAFI
  • MÜŞAVİRLİK MASRAFI
  • TİCARET SİCİL MASRAFI
  • TRAFİK TESCİL MASRAFI
  • TAPU SİCİLİ MASRAFI
  • DEFTER TASDİK MASRAFI
  • KAPASİTE RAPORU VE SANAYİ SİCİL BELGESİ MASRAFI

 

  • NOTER İŞLEMLERİ
  • 2 ADET KARAR ONAYI 200 TL
  • A.Ş. ANA SÖZLEŞME ONAY 3 ADET 750 TL
  • TESCİL TALEPNAMESİ (YÖNETİM KURULU) 150 TL
  • DEFTER TASDİK 5 ADET 50 SAYFA 250 TL
  • İMZA SİRKÜLERİ 300 TL

YAKLAŞIK OLARAK TOPLAM 1650 TL

  • DİĞER MASRAFLAR
  • YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR ÜCRETİ 5.000 TL
  • TİCARET SİCİL HARCI 230 TL
  • TİCARET SİCİL GAZETESİ 750 TL
  • ARAÇ TESCİL BELGE YENİLEME 75 TL x ARAÇ SAYISI
  • TAPU YENİLEME 9 TL x TAPU SAYISI

NOTER VE DİĞER MASRAFLAR TOPLAMI  7.500 TL

  • ANONİM ŞİRKET Mİ OLMALI?
  • LİMİTED ŞİRKET Mİ KALMALI?

HÜSEYİN DEMİR
YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Özel Tüketim Vergisi Sıfıra İndirilmiş Deniz Yakıtı Uygulamasında Yeni Düzenlemeler

(VERGİ SORUNLARI DERGİSİNİN EYLÜL/2013 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR)

ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ SIFIRA İNDİRİLMİŞ DENİZ YAKITI UYGULAMASINDA YENİ DÜZENLEMELER

Hüseyin DEMİR*

ÖZET
Özel tüketim vergisine tabi olan deniz yakıtlarının dağıtıcılarca,  belli şartları sağlayan kullanıcılara tesliminde ÖTV sıfır olarak uygulanmaktadır. Denizcilik faaliyelerinin gelişmesini amaçlayan bu düzenleme ile kullanıcıların ucuz yakıt satın alabilmelerinin önü açılmış olmakta, bununla birlikte ÖTV gelirlerinde azalma meydana getirmektedir. Kötüye kullanıma son derece açık olması nedeniyle, ÖTV’si sıfırlanmış deniz yakıtı teslim edenlerin ve buna bağlı olarak kullanıcıların vergi incelemesi ve yoklama denetimleriyle, mevzuata uygun davranıp davranmadıklarının tespit edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler : Özel Tüketim Vergisi, Deniz Yakıtı, Dağıtıcı, ÖTV’si Sıfırlanmış Deniz Yakıtı Kullanıcısı.
Jel Sınıflandırması: H20, H25, H29
NEW REGULATIONS IN THE PRACTICE OF SEA FUEL WITH ZERO SPECIAL CONSUMPTION TAX
ABSTRACT
The SCT is applied as zero in the delivery of the sea fuels subject to special consumption tax to distributors and users who meet certain conditions. This regulation which aims at improving maritime activities has paved the way for users to buy cheap fuel, and it also causes a reduction in SCT revenues. There is an obligation to carry out tax audits and tax inspections on deliverers and users of sea fuel with zero SCT as well as to determine their compliance with legislation, since it is extremely open to misuse.
Keywords: Special Consumption Tax, Sea Fuel, Distributor, Users of Sea Fuel with Zero SCT.
Jel Classification: H20, H25, H29
GİRİŞ
01.7.2003 tarih ve 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 1. maddesiyle, Türk Uluslararası Gemi Siciline ve Milli Gemi Siciline kayıtlı, kabotaj hattında münhasıran yük ve yolcu taşıyan gemilere , ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine miktarı her geminin teknik özelliklerine göre ve diğer şartların taşınması halinde verilecek akaryakıtın özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiştir.
Ülkemizde büyük vergi kaybına sebep olan akaryakıt kaçakçılığının milli bir sorun olarak önemsendiği son yıllarda, ilgili kamu kurumlarının kendi konularına giren alanlarda denetim çalışmalarına hız vermiş olduğu, buna bağlı olarak Maliye Bakanlığı’nın ve özelde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mevzuat düzenlemeleriyle sektörü yoğun takibe aldığı görülmektedir. Akaryakıt dağıtıcılarının ve yakıt kullanıcılarının belli aralıklarla vergi incelemesine tabi tutulmasının zorunlu hale getirilmesi, kaçakçılığı önleme çabasının dikkate değer bir yansıması olarak algılanmıştır.
6 Seri Numaralı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğinde ve daha sonra yayımlanan genel tebliğlerde yapılan değişikliklerle uygulamaya yön verilmiş, çok fazla değişiklik yapıldığı için biraz da karmaşık hale gelen mevzuata, en son 20.7.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği ile ek düzenleme ve değişiklikler getirilmiştir. Özel Tüketim Vergisi sıfıra indirilmiş deniz yakıtı uygulamasının önemli yönleri ve yapılan değişiklikler bu makalenin konusunu oluşturmaktadır.
1. KAPSAMA ALINAN DENİZ YAKITLARI
6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğinin “Tanımlar” başlıklı 1. maddesinde, GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) numaraları belirtilen deniz yakıtlarının ana ve yardımcı makinalarda kullanılması halinde bu yakıtların teslimlerinde sıfır ÖTV uygulanmasına izin verilmiştir. Bunlar genel olarak, kükürt oran ve miktarları belirtilen motorin, kırsal motorin, fuel oil grupları, denizcilik yakıtları ve diğerleridir.
2. KİMLER SIFIR ÖTV İLE DENİZ YAKITI SATABİLİR?
ÖTV mükellefiyetinin bulunduğu yer vergi dairesinin bağlı olduğu yer vergi dairesi başkanlığı tarafından verilen dağıtım izin belgesini haiz olan dağıtıcılar, sıfır ÖTV ile deniz yakıtı satışı yapabilirler. Genel ve özel bütçeli idareler, İl Özel İdareleri, sermayelerinin fazlası bu kurumlara ait olan kuruluşlar, özelleştirme kapsamında olup sermayelerinin fazlası kamuya ait olan işletmeler için dağıtım izin belgesine sahip olma şartı aranmaz. Dağıtım izin belgeleri her yıl 31 Aralık tarihine kadar geçerli olacak şekilde düzenlenir. Dağıtım izin belgesinin alınabilmesi için dağıtıcılarda aranan kriterler aşağıda sayılmıştır.
1. Müracaat tarihinde dağıtıcının herhangi bir vergi borcunun bulunmaması,
2. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket sermayesinin %10›undan fazlasına sahip olanların affa uğramış olsalar dahi, hırsızlık, emniyeti suistimal, dolandırıcılık, yalan yere şahadet, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira, irtikap, rüşvet, ihtilas cürümlerinden biri dolayısıyla hapis cezası veya 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna muhalefetten mahkum olmamaları ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesinde yazılı kaçakçılık suçlarını işlememiş olmaları,
3. İlgili vergi dairesine  10.000.000 Türk Lirası karşılığı, para, bankalar ve özel finans kurumları tarafından verilen süresiz teminat mektupları, Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler, Milli esham ve tahvilat teminatlarından herhangi birini vermiş olmaları,
4. Yakıt dağıtım taahhütnamesini ilgili vergi dairesine vermiş olmaları.
Dağıtıcıların bu şartları taşımadığının anlaşılması veya bu şartları sonradan ihlal ettiklerinin anlaşılması halinde verilmiş olan dağıtım izin belgeleri iptal edilir ve dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilir.
Dağıtıcılar ayrıca ÖTVBS adı verilen sisteme kaydolmak için, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na başvurmak zorundadır.
3. KİMLER SIFIR ÖTV İLE YAKIT SATIN ALABİLİR?
ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı satın alma hakkı olan mükellefler 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğinde belirtilmiştir. Buna göre; Türk Uluslararası Gemi Siciline veya Milli Gemi Siciline ve Deniz Ticaret Odasına kayıtlı olan ve kabotaj hattında çalışan:

  • Yük ve yolcu taşıyan gemiler,
  • Balıkçı gemileri,
  • Ticari yatlar
  • Römorkör
  • Algarina,
  • Kablo ve kurtarma gemisi,
  • Dalgıç aracı gibi deniz ulaştırmasının diğer hizmetlerinde kullanılan ve yolcu ya da yük gemisi olmayan ticari gemiler,
  • Bilimsel araştrıma gemileri,

dağıtıcılardan sıfır ÖTV ile deniz yakıtı satın alma hakkına sahiptirler.
Genel ve özel bütçeli idareler, İl Özel İdareleri, sermayelerinin fazlası bu kurumlara ait olan kuruluşlar, özelleştirme kapsamında olup sermayelerinin fazlası kamuya ait olan işletmeler için deniz ticaret odasına kayıt olma şartı aranmaz.
4. VERGİ İNCELEMESİNE SEVK EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR VE YAPILACAK YOKLAMALAR
ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı uygulaması, hem dağıtıcılar hem de yakıt satın alanlar bakımından büyük vergi avantajı sağladığından, yoğun denetimlerle vergi kayıp ve kaçağının ortaya çıkmasının önlenmesi gerekmektedir. Denizcilik alanında kullanılan motorinin litresinden 1,5245 TL ÖTV ve bunun % 18’inin katma değer vergisi alındığı düşünüldüğünde, toplamda yaklaşık 1,80 TL daha ucuz yakıt satın alma imkanı ortaya çıkmaktadır. Suistimale açık olan bu avantajın mevzuattaki usul ve esaslara uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi için, 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği ve değiştiren diğer tebliğlerle açıklanan aşağıdaki durumların varlığı halinde, vergi dairelerine ilgili mükellefleri vergi incelemesine sevk etme zorunluluğu getirilmiştir.
– Dağıtıcıların, müracaat tarihinde gerekli olan şartları taşımadığının sonradan anlaşılması veya dağıtım izin belgesi aldıktan sonra söz konusu belgeyi alabilmek için gerekli olan şartlardan bir ya da birkaçını ihlal etmeleri halinde, dağıtım izin belgesi ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı/Defterdarlık tarafından iptal edilecek ve dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilecektir.
– Kararname kapsamındaki faaliyetlerini sonlandırmaları nedeniyle vermiş oldukları teminatlarını geri almak isteyen dağıtıcıların teminat çözümü işlemleri, Kararname kapsamında teslim edilmesi gereken akaryakıtların, bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olarak teslim edildiğini deniz yakıtı kullanıcıları nezdinde yapılacak karşıt incelemeleri de içerecek şekilde tevsik eden vergi inceleme raporu sonucuna göre yapılacaktır.
– Kendilerine dağıtım izin belgesi düzenlenen dağıtıcılar, ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimlerini gelecek yıllarda da devam ettirmeleri halinde, geçmiş akaryakıt teslimlerinin bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığının deniz yakıtı kullanıcıları nezdinde yapılacak karşıt incelemeleri de içerecek şekilde tespit edilmesi amacıyla üç yılda bir vergi incelemesine sevk edileceklerdir.
– Rafinericilerden satın alınan deniz yakıtının dağıtıcılar tarafından ÖTV tahsil edilmeden satılması halinde, tahsil edilmeyen ÖTV tutarı rafinericilerden alınan mallar için hesaplanan ÖTV tutarından mahsup edilmekte ve dağıtıcılar tarafından teslimleri ilgili vergi dairesine bildirilmektedir. Dağıtıcılar tarafından vergi dairesine gönderilen bilgiler ile ÖTVBS›de yer alan bilgilerin farklı olması halinde, Tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre verilmek suretiyle dağıtıcılardan yazılı izahat istenecektir. Bu süre içerisinde izahat verilmemesi ya da verilen izahatın vergi dairesince uygun bulunmaması halinde, mükellef vergi incelemesine sevk edilecek, inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır.
– Dağıtıcıların deniz yakıtı satışlarında tahsil etmedikleri ÖTV’yi rafinericilerden satın aldıkları deniz yakıtına ait hesaplanan ÖTV’den mahsup işlemlerinde, talep edilen mahsup tutarının ve deniz yakıtı teslim edilen kullanıcıların %5›ine kadarlık kısmına, kullanıcıların bağlı oldukları vergi dairelerince yoklama yapılması veya yaptırılması sağlanacaktır. Bu yoklamalar için seçilecek kullanıcılar örnekleme yöntemiyle tespit edilecektir. Yoklamalarda, deniz aracına bizzat gidilmek suretiyle; deniz aracı, kullanıcısı, kullanıcının mükellefiyet bilgileri, yakıt alım defterinde yer alan teslim bilgileri ve jurnal defteri/gemi hareket kayıt jurnalinde yer alan bilgiler ayrıntılı olarak tespit edilecektir. Bu yoklamaların yoklama talebinin alındığı tarihten itibaren on beş gün içinde yapılarak aynı süre içerisinde dağıtıcıların vergi dairesine gönderilmesi gerekmektedir. Dağıtıcının vergi dairesi, bu yoklamalardaki tespitler ile kendisinde bulunan bilgileri karşılaştırmak suretiyle teyit işlemini gerçekleştirecektir.
– Yoklamalar sonucunda yakıt alım defterinde yer alan teslim bilgileri ile vergi dairesinin kendisinde bulunan bilgilerin uyuşmaması veya dağıtıcılarca bu Tebliğde belirlenen usul veya esaslara uyulmadığının tespiti halinde, ilgili dilekçeye konu mahsup taleplerinin tamamı vergi incelemesine sevk edilerek inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır. Diğer taraftan yoklamalar sonucunda sadece deniz yakıtı kullanıcılarınca bu Tebliğde belirlenen usul veya esaslara uyulmadığının tespiti söz konusu ise yalnızca bu kullanıcılara yapılan teslimlere ilişkin mahsup talepleri vergi incelemesine sevk edilerek inceleme sonucuna göre işlem yapılacaktır.
– Deniz aracı için tahsis edilen ve yakıt alım defterinde belirtilen bir defada ya da yıllık olarak alınabilecek azami ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı miktarının aşılması halinde, kullanıcı, limit aşımının yapıldığı faaliyet dönemiyle ilgili olarak incelemeye sevk edilir.
– ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı kullanan mükelleflerin 6 aylık dönemlerdeki faaliyetlerini içeren Yeminli Mali Müşavir faaliyet raporlarını ilgili vergi dairesine verme yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu raporları süresinde vermeyen kullanıcıların yakıt alım defterlerine ilgili vergi dairesi tarafından el konularak, bu mükelleflere Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilir. Vergi daireleri ayrıca bu mükelleflerden YMM faaliyet raporunu 30 günlük süre içinde ibraz etmelerini yazılı olarak ister. Bu süre içinde YMM faaliyet raporunu ibraz eden ve uygulanan özel usulsüzlük cezasını ödeyen kullanıcılara el konulan yakıt alım defterleri iade edilir ve gerektiğinde yeni yakıt alım defteri verilir. Ancak 30 günlük süre içinde YMM faaliyet raporunu vermeyen kullanıcılar ilgili dönemlere ilişkin olarak vergi incelemesine sevk edilir. İnceleme sonucuna göre ortaya çıkan vergi, ceza, gecikme zammı ve gecikme faizinin ödenmesi halinde el konulan defterler iade edilir veya yenisi verilir.
– Yakıt alım defterinin zayi olması halinde kullanıcı, Türkiye genelinde yayımlanan ulusal bir gazeteye ilan vererek, zayi olma tarihinden itibaren 15 gün içinde yakıt alım defterini onaylayan liman başkanlığına başvurur.  Bu başvuru üzerine liman başkanlığı, yakıt alım defterine bloke koyar ve defterin onaylatıldığı vergi dairesine aynı iş günü içerisinde bildirir. Bu bildirim üzerine, yakıt alım defteri zayi olan deniz aracı ile ilgili olarak deniz yakıtı kullanıcısı vergi dairesi tarafından vergi incelemesine sevk edilir. Kullanıcının 15 gün içinde yakıt alım defterinin zayi olduğunu bildirmemesi halinde yeni yakıt alım defteri talebinde bulunulamaz.
– ÖTV’si sıfırlanmış deniz yakıtı tesliminin Genel Tebliğlerle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleşmediğine dair yetkili makamlarca tespitte bulunulması ya da sahte veya muhteviyatı itibariyle belge düzenlendiği veya kullanıldığına ilişkin herhangi bir vergi inceleme raporunda tespitte bulunulması halinde, dağıtıcılar vergi incelemesine sevk edilecek ve bunların dağıtım izin belgelerine el konulacaktır.
5.YENİ DÜZENLEMELER
20.7.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26 Seri Numaralı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliği ile akaryakıt teslimleri ve ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimlerine dair uygulamalarda değişiklikler yapılmıştır. Buna göre;
1- Uçak benzini, benzin tipi jet yakıtı ve jet yakıtı (karosen) ürünlerinin ÖTV tutarları sıfır olarak uygulanmaktadır. Petrol Kanunu’nda belirtilen dağıtıcıların, aynı kanunda yer alan refinericilerden satın aldıkları havacılık yakıtlarının teslimlerine ilişkin olarak, Genel Tebliğ ekinde yer alan “Rafinericiden Satın Alınan Hava Yakıtlarının Teslimine İlişkin Bildirim Formu”nu 15 günlük dönemleri izleyen onuncu günün akşamına kadar, İnternet Vergi Dairesi/Kurumlar-Gelir Vergi Dairesine göndermeleri gerekmektedir. Bu bildirim formlarını süresinde göndermeyenler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca özel usulsüzlük cezası uygulanacaktır.
2- ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslim eden dağıtıcıların ithalde vermiş oldukları teminatın çözümündeki uygulamalarda değişiklikler yapılmıştır. Dağıtıcılar tarafından vergi dairesine gönderilen bilgiler ile ÖTVBS sistemindeki bilgiler arasında farklılık olması halinde, dağıtıcılardan izahat istenecek, verilen sürede izahat verilemezse dağıtıcı incelemeye sevk edilecektir. Ayrıca sistemde uyumsuzluk olmasa bile, dağıtıcıların ÖTV’siz yakıt teslim ettiği kullanıcıların en az % 5’i nezdinde yoklama yapılarak durumları tespit edilecektir. Herhangi bir usulsüzlük görülmediği takdirde teminat çözülecek, aksi halde incelemeye sevk işlemi yapılacaktır.
3- Dağıtım izin belgesi almak isteyen dağıtıcıların vermeleri gereken teminat miktarı 2.000.000 TL’den 10.000.000 TL’ye çıkarılmıştır.
4- Genel ve Özel Bütçeli İdareler, İl Özel İdareleri, Belediyeler ve sermayesinin %51´i veya daha fazlası bunlara ait olan kuruluşlar ile özelleştirme kapsam ve programına alınmış olup hisselerinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşların sahip olduğu deniz araçları ile 15 adetten fazla deniz aracı olan özel kullanıcılara ait deniz araçları için, ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtını toplu olarak alma imkanı getirilmiştir.
5- Dağıtıcıların 15 günlük dönemler halinde teslim ettikleri ÖTV’si sıfıra indirilmiş deniz yakıtına ait bilgileri İnternet Vergi Dairesi üzerinden bildirim yöntemleri belirlenmiştir.
SONUÇ
Özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiş deniz yakıtı teslimleri ve teslim sonrası yakıt kullanıcılarının faaliyetleri Gelir İdaresi tarafından mercek altına alınmış ve elektronik ortamda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile birlikte hazırlanan tedbirlerle birçok otokontrol mekanizması oluşturulmuştur. 6 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliği hükümleri, sistemin işleyişinde meydana gelen herhangi bir aksaklık veya uyumsuzluk halinde, vergi incelemesine sevk etme işlemini getirmiş, bununla birlikte herhangi bir sebep olmasa bile, dağıtıcıların sıfır ÖTV ile yapmış oldukları deniz yakıtı teslimlerinin üç yılda bir vergi incelemesine tabi tutulmasını zorunlu tutmuştur. Yapılacak bu denetimlerle, denizcilik faaliyetlerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla ihdas edilen sıfır ÖTV uygulamasında suistimallerin yaşanmaması ve dolayısıyla vergi kaybının oluşmaması hedeflenmektedir.

KAYNAKÇA
1- Özel Tüketim Vergisi Kanunu
2- 6 ve 26 Seri Numaralı ÖTV Genel Tebliğleri

*              E. Gelirler Başkontrolörü, YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-12 Mevduat Faiz Gelirlerinde Vergi Oranları Değiştirildi

Bülten: 2018/12                                                                                                              

31.08.2018  

Mevduat Faiz Gelirlerinde Vergi Oranları Değiştirildi

31.8.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 53 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararında, döviz tevdiat hesapları ile Türk Lirası vadeli mevduat hesaplarına yürütülen faiz gelirlerinden kesilen gelir vergisi oranlarında değişiklik yapılmıştır.

Buna göre, mevduat faiz gelirlerinden yapılacak stopaj oranları aşağıda gösterilmiştir.

VADE VADELİ TL % KATILIM TL % VADELİ DÖVİZ %
6 aya kadar (6 ay dahil) 5 5 20
6 ay-1 yıl (1 yıl dahil) 3 3 16
1 yıldan uzun 0 0 13

 

Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67. Maddesindeki vergi oranlarının değiştirilmesine yönelik bu karar ile son dönemde özellikle ABD Doları ve Euro üzerindeki spekülatif etkilerle Türk Lirasının değer düşüşünün azaltılmasına yönelik yapılan bu düzenleme, 31.8.2018 tarihinden itibaren üç ay süreyle sınırlı olarak, bu süre içinde yeni açılan veya vadesi yenilenen vadeli hesaplara ödenecek faizler ve kar paylarına uygulanacaktır. Üç ayın sonunda yani 01.12.2018 tarihinden itibaren yeni açılacak veya vadesi yenilenen vadeli hesaplara uygulanacak vergi kesinti oranları Karar’dan önceki gibi uygulanmaya devam edecektir.

Aşağıdaki tabloda, tamamı TL olan, yarısı USD yarısı TL olan ve tamamı USD olan vadeli mevduat hesaplarının net getirileri arasında karşılaştırma yapılan örnek gösterilmiştir. (BSMV ihmal edilmiştir)

6 AYA KADAR VADELİ TL YARI YARIYA TL VE USD (TL KARŞILIĞI) VADELİ USD (TL KARŞILIĞI)
faiz geliri              100.000                                                     100.000                                 100.000
vergi stopaj tutarı                  5.000                                                       12.500                                   20.000
net faiz geliri                95.000                                                       87.500                                   80.000

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Bülten 2018-11 7143 Süre Uzatımına İlişkin

Bülten: 2018/11
31.08.2018

7143 Sayılı Kanun’nun 10. maddesinin onüçüncü fıkrasının (h) bendinde yer alan süreler bitimi tarihinden itibaren altı ay uzatılmıştır.

31 Ağustos 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararla,7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yenide Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 10. maddesinin onüçüncü fıkrasının (h) bendinde yer alan süreler, bitimi tarihinden itibaren altı ay uzatılmıştır.

 

Nitekim hahsi  geçen 10. maddenin onüçüncü fıkrasının (h) bendinde yer alan düzenleme ile;

 

“Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar ve tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların yurt dışında elde ettikleri bazı kazançlarına ilişkin olarak;

 

Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların;

 

  • Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlarını,
  • Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançlarını,
  • Yurt dışında bulunan iş yeri ve daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançlarını,

 

31/10/2018 tarihine kadar elde edilenler de dahil olmak üzere, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2018 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi kaydıyla gelir veya kurumlar vergisinden müstesna olacağı” hüküm altına alınmıştı.

 

Bu defa bahsi geçen Karar ile, yukarıdaki düzenlemede yer alan 31/12/2018 tarihi 6 ay uzatılmış olup, buna göre düzenleme kapsamındaki kazançların Türkiye’ye transfer işlemleri 31/06/2019 tarihine kadar gerçekleştirilebilecektir.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”