ÖZELGE VUK 2020-01 Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında iktisap edilerek yük ve yolcu taşımacılığında kullanılacak uçaklara uygulanacak amortisman oranı ve süresi hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 64597866-105-E.18343 12.09.2019
Konu : Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında iktisap edilerek yük ve yolcu taşımacılığında kullanılacak uçaklara uygulanacak amortisman oranı ve süresi hak.  
İlgi :    

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, … taşımacılığı faaliyetinde bulunan şirketinizin sahip olduğu Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında …2018 tarihinden, 2019 yılı sonuna kadar finansal kiralama yoluyla katma değer vergisine tabi olarak temin edeceği yeni makine ve teçhizatın amortisman uygulamasında Vergi Usul Kanununun geçici 30 uncu maddesindeki hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– Mükerrer 290 ıncı maddesinde, “…

  1. Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadî kıymeti kullanma hakkı, bu Kanunun mükerrer 298 inci maddesi ve üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümünde kiralama konusu iktisadî kıymet için belirlenmiş esaslar çerçevesinde yeniden değerlemeye ve amortismana tâbi tutulur.

Kiralayan tarafından, finansal kiralamaya konu iktisadî kıymetin bu maddenin (1) numaralı fıkrasının üçüncü paragrafına göre belirlenen değeri üzerinden amortisman ayrılmaya devam olunur.

…”,

– Geçici 30 uncu maddesinde, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra, 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerce münhasıran imalat sanayiinde veya 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve 3/7/2014 tarihli ve 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamında faaliyette bulunan mükelleflerce münhasıran Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere, 2019 takvim yılı sonuna kadar iktisap edilen yeni makina ve teçhizat ile aynı tarihe kadar yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen yeni makina ve teçhizat için uygulanacak amortisman oran ve süreleri, Maliye Bakanlığınca bu Kanunun 315 inci maddesine göre tespit ve ilan edilen faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınmak suretiyle hesaplanabilir… İmalat sanayiinde kullanılmak üzere iktisap edilen ve madde hükmünden yararlanılabilecek makina ve teçhizatı tespite Cumhurbaşkanı, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

hükümleri yer almaktadır.

Ayrıca, 213 sayılı Kanunun Geçici 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, söz konusu maddenin uygulama usul ve esaslarının belirlendiği 497 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin;

– 4 üncü maddesinde, “(1) 213 sayılı Kanunun Geçici 30 uncu maddesi uygulaması bakımından makina ve teçhizat, amortismana tabi iktisadi kıymet niteliği taşıyan ve mal/hizmet üretimi ile Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde kullanılan her türlü makina ve cihazlar ile bunların eklentileri ve bu amaçla kullanılan taşıma gereçlerini (konveyör, forklift vb.) ifade etmektedir.

(2) Yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen makina ve teçhizatlar bakımından, iktisap edilen kıymetin uygulamadan yararlanabilmesi için, öncelikle yatırım teşvik belgesi eki listede yer alması ve makina-teçhizat niteliğinde olması gerekmektedir.

Yatırım teşvik belgesinin düzenlenmesinden önce iktisap edilen makina ve teçhizatlar bakımından uygulamadan yararlanılması mümkün değildir.

Yatırım teşvik belgesinde yer almasına karşın Ekonomi Bakanlığı tarafından verilen izin ile devir, satış veya ihraç işlemine konu edilen makina ve teçhizatlar için daha önce bu uygulama kapsamında ayrılmış amortisman tutarları için her hangi bir düzeltme işlemi yapılmaz.

Yatırım teşvik belgesinin iptal edilmesi durumunda, iptale konu belgeye dayanılarak iktisap edilen makina ve teçhizat için bu uygulama kapsamında işlem tesis edilemez.

(3) Aşağıda sayılan iktisadi kıymetler Geçici 30 uncu madde kapsamında değerlendirilmez.

  1. a) Sarf malzemeleri ve yedek parçalar,
  2. b) Üretimde doğrudan ve zorunlu olarak kullanılanlar dışındaki masa, sandalye, koltuk, dolap, mefruşat gibi demirbaşlar,
  3. c) Otomobil, panel, arazi taşıtı, otobüs, minibüs, kamyonet, kamyon, treyler ve çekici gibi taşıt araçları (yüklü ağırlığı 45 tonu geçen off road truck tipi kamyonlar ile karayoluna çıkması mümkün olmayan kaya tipi damperli kamyonlar, madencilikte kullanılan damperli kamyonlar, mikserli kamyonlar (beton pompası, silobas vb. monteli olanlar dahil), frigorifik kamyonlar, semi veya frigorifik treylerler, forkliftler, iş makinaları, vinçler, tarım makinaları ve benzerleri, hastane yatırımlarına ilişkin iktisap edilen ambulanslar, yalnızca havaalanlarında yolcuları terminalden uçağa ve uçaktan terminale taşımak için kullanılan ve trafiğe çıkmayan apron otobüsleri hariç).”

– 5 inci maddesinde, “(1) 213 sayılı Kanunun Geçici 30 uncu maddesinden,  gelir/kurumlar vergisi mükelleflerinden;

– 6948 sayılı Kanuna göre sanayi sicil belgesini haiz olanlar, münhasıran imalat faaliyetinde kullanmak üzere

– 4691 sayılı Kanun, 5746 sayılı Kanun ve 6550 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunanlar, münhasıran Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde kullanmak üzere

– Yatırım teşvik belgesini haiz olanlar, haiz oldukları yatırım teşvik belgesi kapsamında

katma değer vergisinden müstesna olarak iktisap edecekleri yeni makina ve teçhizat için yararlanabilecektir.

…”

açıklamaları yer almaktadır.

Bu bağlamda, bahse konu imkandan, mezkûr madde ve Genel Tebliğde öngörülen mahiyetteki makine ve teçhizatlardan, katma değer vergisinden müstesna olarak iktisap edilerek işletme aktifine/envanterine dahil edilenler bakımından, diğer şartların da sağlanmasına bağlı olarak faydalanılabilmekte olup, Kanunun mükerrer 290 ıncı maddesinde öngörülen şartları haiz finansal kiralama sözleşmeleri kapsamında iktisap edilen makine-teçhizat mahiyetindeki amortismana tabi iktisadi kıymetler bakımından da bu imkandan yararlanılabilmesi mümkün bulunmaktadır.

Buna göre, ilgili Genel Tebliğ kapsamındaki makine ve teçhizat için bahse konu uygulamadan münhasıran katma değer vergisinden istisna olarak iktisap edilmek suretiyle yararlanılabildiğinden, finansal kiralama yoluyla katma değer vergisine tabi olarak iktisap ettiğiniz makine ve teçhizatlar nedeniyle mezkûr Kanunun Geçici 30 uncu maddesi düzenlemesinden yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-12 Anapara Alacak Tutarı ve Alacağa Eklenen Önceki Dönem Adat Faizi Üzerinden Hesaplanan Kur Farkının Vergilendirilmesi Hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 11395140-105[VUK-1-20462]-35118 11.01.2019
Konu : Anapara Alacak Tutarı ve Alacağa Eklenen Önceki Dönem Adat Faizi Üzerinden Hesaplanan Kur Farkının Vergilendirilmesi Hk  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden; şirketinizin ilişkili kişi kapsamındaki bir grup şirketine borç verdiği, 2014 yılında finansman amaçlı döviz cinsinden verilen söz konusu borcun 2017 yılında tahsil edileceğinden bahisle, tahsil tarihinde anapara alacak tutarı üzerinden hesaplanan kur farkı ile alacağa eklenen önceki dönem (2014-2016) adat faizleri üzerinden hesaplanacak kur farkı için fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği KDV hesaplanıp hesaplanmayacağı hususunda Başkanlığımızdan bilgi talep edildiği anlaşılmıştır.

I- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

– (1/1) maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

– (10/a) maddesinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana geleceği,

– (20/1) maddesinde; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 20/2 nci maddesinde; bedel deyiminin malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği,

– 24 üncü maddesinde; teslim alanın gösterdiği yere kadar satıcı tarafından yapılan taşıma, yükleme ve boşaltma giderleri; ambalaj giderleri, sigorta, komisyon ve benzeri gider karşılıkları ile vergi, resim, harç, pay, fon karşılığı gibi unsurlar ve vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin KDV matrahına dahil olduğu

hüküm altına alınmıştır.

Ana ortak veya ilişkili firmalar arasındaki borç verme işlemleri, mezkûr Kanunun (1/1) maddesine göre finansman temin hizmeti olarak değerlendirilmekte ve bu işlemler nedeniyle hesaplanacak faiz tutarı KDV’ye tabi bulunmaktadır.

Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun (12/7) maddesi gereğince, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılması nedeniyle, kurumlarla ilişkili kişiler arasında gerçekleşen ticari faaliyetlerin sonradan Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında örtülü sermaye olarak değerlendirilerek dağıtılmış kar payı sayılması, KDV açısından işlemin finansman temin hizmeti olmasını etkilememektedir.

Buna göre, ana ortak veya ilişkili firmalar arasındaki borç verme işlemlerinden kaynaklanan alacağa eklenen önceki dönem (2014-2016) adat faizleri üzerinden hesaplanacak kur farkı işlemin karşılığını teşkil eden bedele dahil olduğundan KDV’ye tabidir.

Diğer taraftan, ana ortak veya ilişkili firmalar arasındaki borç verme işlemlerinden kaynaklanan anapara alacak tutarı üzerinden hesaplanan kur farkı, işlemin karşılığını teşkil eden bedel kapsamında olmadığından, anapara alacak tutarı üzerinden hesaplanan kur farkı üzerinden KDV hesaplanmasına gerek bulunmamaktadır.

II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde; bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükme bağlanmış, 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 232 nci maddesinde de fatura kullanmak mecburiyetinde olanlar sayılmıştır.

Diğer taraftan, anılan Kanunun 280 inci maddesinde, yabancı paraların borsa rayici ile değerleneceği, borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınacağı; yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kurun Maliye Bakanlığınca tespit olunacağı; bu madde hükmünün yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da cari olduğu hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, ana ortak veya ilişkili firmalar arasındaki borç verme işlemlerinden kaynaklanan anapara alacak tutarı üzerinden hesaplanan kur farkı için fatura düzenleme zorunluluğunuz bulunmamaktadır. Bununla birlikte verdiğiniz finansman hizmeti kapsamında hesapladığınız ve faturalandırdığınız adat faizlerinin tahsili tarihinde hesaplanan kur farkı tutarı için alacaklı olduğunuz ilgili şirketler adına fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-11 Sipariş verilen ancak teslim alınamayan mallara ilişkin verilen çeklerin 3.kişiye ciro edilmiş olması ve bu kişi tarafından dava konusu yapılması sonucu ödenmesi halinde gider yazılıp yazılmayacağı hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 62030549-120[40-2017/501]-96708 30.01.2019
Konu : Sipariş verilen ancak teslim alınamayan mallara ilişkin verilen çeklerin 3.kişiye ciro edilmiş olması ve bu kişi tarafından dava konusu yapılması sonucu ödenmesi halinde gider yazılıp yazılmayacağı hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı başvurularınızda, kumaş siparişi verilen firmaya 70.000 TL değerinde 5 adet çek keşide edildiği, firmanın çekleri ciro ederek başka firmaya verdiği, anılan kumaşların gönderilmediği, keşide edilen çekler için … Asliye Ticaret Mahkemesinde ihtiyati tedbir talepli dava açıldığı, söz konusu çekler hakkında ihtiyati tedbir kararı verildiği, diğer taraftan çeklerin kendisine ciro edildiği üçüncü kişi tarafından … Asliye Ticaret Mahkemesine dava açılması üzerine verilen ihtiyati haciz kararına istinaden 56.000-TL’lik tutarın söz konusu üçüncü kişiye ödendiği belirtilerek, yapılan ödemelerin gider yazılıp yazılmayacağı hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonundaki ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu şekilde tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, anılan maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin; (7) numaralı bendinde de Vergi Usul Kanununa göre ayrılan amortismanların gider olarak indirilebileceği hükme bağlanmıştır.

Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde; “Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkân kalmayan alacaklar değersiz alacaktır.

Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.” hükümlerine yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkân kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır. Kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkânının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.

Kanaat verici bir vesikadan ne anlaşılması gerektiği hususunda ise kanunda yeterli açıklık bulunmamaktadır. Ancak, vergi hukuku uygulaması bakımından kanaat verici vesikalara örnek olarak aşağıdaki belgeler sayılabilir.

-Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya Medeni Kanunun 31 ve izleyen maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçıların da mirası reddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,

-Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,

-Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,

-Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,

-Borçlunun dolandırıcılıktan mahkum olması ve herhangi bir malvarlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,

-Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,

-Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)

-Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler.

Öte yandan, mezkûr Kanunun 323 üncü maddesinde; ” Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

  1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
  2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar zarar hesabına intikal ettirilir.” hükümleri yer almaktadır.

Bu bağlamda, dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından, yukarıda belirtilen şartları taşıyan alacakların bu kapsamda kabulü mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birinin mevcut olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkan bulunmamaktadır.

Bu itibarla, ileride teslim alınacak bir mal için sipariş avansı niteliğindeki ödemelerin ticari faaliyetin devamı için yapılması ve bu tür ödemelerin Kanunun 323 üncü maddesinde belirtilen şartları haiz olması halinde, bu ödemelerin tahsil edilemediği durumlarda karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Buna göre, somut durumda, mahkeme kararına istinaden ödenen tutarlar için ancak, çeklerin keşide edildiği … Şti. nezdinde yukarıda belirtilen çerçevede takibine ve Kanunun 322 ve 323 üncü maddeleri uygulamalarında öngörülen şartların sağlanmasına bağlı olarak, şartların sağlandığı ilgili dönemde şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılması veya bu tutarların değersiz alacak olarak kabul edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-10 İstisna Haddini Aşarak Deftere Tabi Olan Ödevlinin Daha Önce Yapmış Olduğu Harcamaların İndirimi Hakkında

 

T.C.

AMASYA VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

 

Sayı : 65771276-120.02.99[40-2017/08]-2436 31.01.2019
Konu : İstisna Haddini Aşarak Deftere Tabi Olan Ödevlinin Daha Önce Yapmış Olduğu Harcamaların İndirimi
hk.
 
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, hayvancılık faaliyetiyle iştigal ettiğiniz, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan almış olduğunuz destek ile ahır kurduğunuz ve ahır kurmak için yaptığınız demirbaş, teçhizat ve diğer harcamalarınıza ait alış faturalarınızı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 54 üncü maddesince gerçek usule tabi vergi mükellefi olmadığınızdan dolayı kayıt altına almadığınız ancak daha sonra zirai kazancınızın gerçek usulde vergilendirilme şartlarını sağlaması nedeniyle gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olduğunuz, bu durumda söz konusu faturaların geçmişe dönük olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda Başkanlığımızdan görüş talebinde bulunduğunuz anlaşılmıştır.

I- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU UYGULAMASI

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

– (1/1) maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

– 10 uncu maddesinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geldiği,

– (29/1-a) maddesinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler nedeniyle ödenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi indirim konusu yapabilecekleri,

– (29/3) maddesinde; indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği,

– (34/1) maddesinde ise, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait KDV’nin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmesi ve bu vesikaların kanuni defterlere kaydedilmesi şartıyla indirilebileceği

hüküm altına almıştır.

Bu hükümlere göre, indirim hakkı, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılını aşmamak şartıyla ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilecektir.

Diğer taraftan, ilgide kayıtlı başvurunuz ve eklerinden, mükellefiyet tesis ettirilmeden önce faaliyetinize ilişkin olarak satın alınan emtia ve demirbaş malları için 2013 yılında fatura düzenlenerek vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu, ancak 2015 yılında gerçek usulde vergi mükellefi olduğunuz anlaşılmıştır.

Buna göre, 2013 yılında satın alınan emtia ve demirbaşlar ile diğer harcamalarınıza ait faturalarda yer alan KDV’nin, KDV mükellefiyetinizin tesis ettirildiği 2015 yılında indirim konusu yapılması mümkün değildir.

II- VERGİ USUL KANUNU UYGULAMASI

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 174 üncü maddesinde, defterlerin hesap dönemi itibariyle tutulacağı, kayıtların her hesap döneminde kapatılacağı ve ertesi dönem başında yeniden açılacağı, hesap döneminin normal olarak takvim yılı olduğu hükmü mevcuttur.

Ayrıca, aynı Kanunun 219 uncu maddesinde; “Muameleler defterlere zamanında kaydedilir. Şöyle ki:

  1. a) Muamelelerin işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin intizam ve vuzuhunu bozmayacak bir zaman zarfında kaydedilmesi şarttır. Bu gibi kayıtların on günden fazla geciktirilmesi caiz değildir.
  2. b) Kayıtlarını devamlı olarak muhasebe fişleri, primanota ve bordro gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten müesseselerde, muamelelerin bunlara işlenmesi, deftere işlenmesi hükmündedir. Ancak bu kayıtlar, muamelelerin esas defterlere 45 günden daha geç intikal ettirilmesine cevaz vermez.
  3. c) Günlük kasa, günlük perakende satış ve hasılat defterleri ile serbest meslek kazanç defterine muameleler günü gününe kaydedilir.” hükümleri yer almaktadır.

Bu hükümlere göre, mükellefiyet tesis ettirilmeden önce faaliyetinize ilişkin olarak yaptığınız harcamalara ait demirbaş faturaları ile diğer harcama faturalarının, işe başlanılmasını müteakip Kanunun 219 uncu maddesinde yer alan süreler içerisinde yasal defterlere kaydedilmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte, mezkur Kanunun Geçici 5 inci maddesi, “Bu kanunun mer’iyete girdiği tarihte veya müteakip yıllarda ticari, zirai veya mesleki kazançları dolayısıyla yeniden Gelir Vergisine girecek veya basit usulden gerçek usule geçecek olan mükellefler ile öteden beri faaliyete devam eden serbest meslek erbabının amortismana tabi iktisadi kıymetleri maliyet bedeli, maliyet bedeli bilinmiyorsa bizzat kendilerince alış tarihindeki rayice göre tahmin olunacak bedeli ile değerlenir. Şu kadar ki, bu kıymetlerin alış tarihleri ile mükellefiyete giriş veya gerçek usule geçiş tarihi arasındaki yıllara ait amortismanlar tutarı bu değerden düşülür ve bakiyesinin amortismanına devam olunur.” hükmüne amirdir.

Buna göre, mükellefiyetinizin tesis edilmesinden evvel iktisap etmiş olduğunuz amortismana tabi demirbaş ve teçhizatların; maliyet bedelleri üzerinden, maliyet bedeli bilinmiyorsa alış tarihindeki rayice göre tahmin olunacak bedel üzerinden, iktisap tarihinden envantere alınma tarihine kadar ayrılması gereken amortisman tutarının düşülmesi sonucu oluşacak bedeller üzerinden envanterinize dahil etmeniz mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, Vergi Usul Kanunu gereğince tutulması zorunlu olan defter ve kayıtlara ilişkin hükümler, mezkûr Kanunun 171 ve müteakip maddelerinde yer almaktadır. Bu bağlamda, gerçek usulde (zirai işletme hesabı veya diledikleri takdirde bilanço esasına göre) vergilendirilen çiftçilerin de söz konusu hükümler dahilinde defter/kayıt tutmaları Kanunen zorunlu olup, bu yükümlülüğe uymayanlar hakkında Vergi Usul Kanununun ilgili ceza hükümleri çerçevesinde işlem tesis edilmesi icap etmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-9 Şirket ortağından kiralanan araç için yapılan kira ödemelerinin tevsik zorunluluğu kapsamında olup olmadığı hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 27575268-105[Mük.257-2019-179]-E.244189 19.07.2019
Konu : Şirket ortağından kiralanan araç için yapılan kira ödemelerinin tevsik zorunluluğu kapsamında olup olmadığı hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirket ortağından kiraladığınız aracın kira bedelinin banka aracılığıyla ödenme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “İspat Edici Kâğıtlar” başlıklı 227 nci maddesinin birinci fıkrasında “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almaktadır.

Mezkûr Kanunun mükerrer 257 nci maddesinde de mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirme ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirleme hususlarında Bakanlığımıza yetki verilmiştir.

Bu yetkiye dayanılarak tahsilat ve ödemelerin aracı finansal kurumlar tarafından düzenlenen belgelerle tevsiki uygulamasının usul ve esasları 469, 479 ve 480 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 459 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirlenmiştir.

Bu bağlamda, tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğu kapsamına; Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında fatura almak zorunda olan birinci ve ikinci sınıf tüccarların, serbest meslek erbabının, kazançları basit usulde tespit olunan tüccarların, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin ve vergiden muaf esnafın, kendi aralarında ve tevsik zorunluluğu kapsamında olmayanlarla yapacakları, 7.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemeleri girmekte olup, yine mezkûr Tebliğde belirlenen tahsilat ve ödemeler ise tevsik zorunluluğu dışında tutulmuştur.

Bunun yanı sıra, 480 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 459)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğle, 1/7/2017 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere, 459 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “4.1. Kapsam ve Tutar” başlıklı bölümünün sonuna, “Tevsik zorunluluğu kapsamında olanlardan araç kiralama faaliyeti ile uğraşanların vermiş oldukları motorlu kara taşıtı ve motorlu kara aracı (13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile 18/7/1997 tarihli ve 23053 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre tescile yetkili kuruluşlarca kayıt ve tescil edilmesi zorunlu olmayan taşıt ve araçlar hariç) kiralama hizmetlerine ilişkin tahsilat ve ödemelerin ise yukarıda belirtilen hadle sınırlı kalınmaksızın, aracı finansal kurumlar tarafından düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.” paragrafı eklenmiştir.

Buna göre, araç kiralama faaliyeti ile uğraşan mükelleflerin, kayıt ve tescili zorunlu olan motorlu araçların/taşıtların kiralanması işlemine ilişkin tahsilat ve ödemelerini tutar sınırlaması olmaksızın 1/7/2017 tarihinden itibaren aracı finansal kurumlar (banka, ödeme kuruluşları veya Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş.) aracılığı ile yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.

Bu itibarla;

– Kendisinden araç kiralanan şirket ortağının araç kiralama faaliyeti ile uğraşan mükelleflerden olması durumunda, söz konusu aracın kiralanmasına ilişkin tahsilat ve ödemelerin tutar sınırlaması olmaksızın,

– Aracı kiralanan şirket ortağının, söz konusu araç kiralama faaliyetini ticari organizasyon gerektirmeyecek şekilde yapması durumunda, şirket ortağınıza araç kiralama bedeli adı altında yapılan 7.000 TL’yi aşan tutardaki ödemelerin,

mezkûr Genel Tebliğde öngörülen usul esaslar dahilinde, aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması ve söz konusu kurumlarca düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunludur.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın %5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-8 Gayrimenkul Sermaye İradına İlişkin Verilecek Beyannamede Arsa Karşılığı Alınan ve Maliyet Bedeli Belli Olmayan Konutun İktisap Bedeli ve İktisap Tarihi Hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 11395140-105[VUK1-21974]-E.598216 23.07.2019
Konu : Gayrimenkul Sermaye İradına İlişkin Verilecek Beyannamede Arsa Karşılığı Alınan ve Maliyet Bedeli Belli Olmayan Konutun İktisap Bedeli ve İktisap Tarihi hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; … GMSİ mükellefi olduğunuz, yüklenici ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaparak arsa karşılığında iki adet daire edindiğiniz, yüklenicinin iskân ruhsatını …/…/2015 tarihinde almış olmasına karşın dairelerin bitmesi ve fiilen oturulmaya başlanmasının 2017 yılında olduğu, sahip olunan dairelerden birisinin 2017 yılında kiraya verildiği, yüklenicinin sözleşme gereği tarafınıza kalan dairelerin kat mülkiyeti tapusunu vermediği gibi teslim ettiği dairelerle ilgili fatura da düzenlemediği belirtilerek, kiraya verdiğiniz gayrimenkulle ilgili verilecek beyannamede gerçek gider yönteminin seçilmesi durumunda gayrimenkulün iktisap tarihinin ve iktisap bedelinin nasıl belirleneceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır.

I- GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde, maddede bentler halinde sayılan mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 74 üncü maddesinde, “Safi iradın bulunması için, 21 inci maddeye göre istisna edilen gayrisafi hâsılata isabet edenler hariç olmak üzere gayrisafi hâsılattan aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin %5’i (İktisap bedelinin % 5’i tutarındaki bu indirim, sadece ilgili gayrimenkule ait hâsılata uygulanır. Ancak, indirilmeyen kısım 88 inci maddenin 3 üncü fıkrasının uygulanmasında gider fazlalığı sayılmaz)” hükmü yer almaktadır.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise, “Mükellefler (hakları kiraya verenler hariç) diledikleri takdirde yukarıda yazılı giderlere karşılık olmak üzere hasılatlarından (7061 sayılı kanunun 14 üncü maddesiyle değişen ibare; Yürürlük 1/1/2017 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere 05.12.2017) %15 ini götürü olarak indirebilirler. Götürü gider usulünü kabul edenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler” hükmüne yer verilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 704 ve 705 inci maddelerine göre, taşınmaz mülkiyetinin konusuna giren gayrimenkulün mülkiyetinin kazanılması, tapuya tescille doğacağından “iktisap tarihi” olarak, tapu tescil tarihinin esas alınması gerekir. Ancak, gayrimenkulün fiilen kullanım hakkının tapu tescil tarihinden önce alıcıya bırakılmış olması halinde ise bu tarih, iktisap tarihi olarak dikkate alınacaktır.

Konu ile ilgili olarak yayımlanan 76 Sıra No.lu Gelir Vergisi Sirkülerinin “Gayrimenkullerde İktisap Tarihinin Belirlenmesi” başlıklı 4 üncü bölümünde,

“Gayrimenkullerde iktisap, Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi uyarınca, tapuya tescille olmaktadır. Buna göre, kat karşılığı müteahhide veya kooperatiflere verilen arsa karşılığında alınan gayrimenkuller dâhil, iktisap edilen gayrimenkullerin elden çıkarılması halinde, değer artışı kazancının tespiti yönünden iktisap tarihi olarak, gayrimenkulün tapuya tescil edildiği tarih esas alınacaktır.

Ancak, gayrimenkulün tapuya tescil tarihinden önce sahibinin fiilen kullanımına bırakıldığı bazı özel haller de iktisap tarihi olarak tapuya tescil tarihi yerine fiilen kullanıma bırakılma tarihinin kabul edilmesi gerekir…” açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre; söz konusu gayrimenkule ilişkin olarak 2017/Mayıs ayından önceki bir tarihte kat irtifakı veya kat mülkiyeti tapusunun düzenlenmiş olması halinde gayrimenkulün tapuya tescil tarihi, tapuda herhangi bir tescil olmaksızın kullanıma bırakılan gayrimenkul için ise fiilen kullanıma bırakıldığı tarihin iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekmekte olup, gayrimenkulün konut olarak kiraya verilmesi ve gayrimenkul sermaye iradı beyannamesinde safi tutarın tespiti için gerçek gider usulünün seçilmesi halinde, istisna edilen gayrisafi hâsılata isabet eden kısım hariç olmak üzere, söz konusu gayrimenkulün iktisap bedelinin %5’inin, iktisap tarihinden itibaren beş yıl süre ile indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– 229 uncu maddesinde, faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen vesika olduğu,

– 231 inci maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinde, faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı,

– 262 nci maddesinde, maliyet bedelinin, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade ettiği,

– 267 nci maddesinde, emsal bedelinin, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olduğu ve emsal bedelinin sıra ile ortalama fiyat esası, maliyet bedeli esası ve takdir esasına göre tayin edileceği,

– 268 inci maddesinde, vergi değerinin, bina ve arazinin Emlâk Vergisi Kanununun 29 uncu maddesine göre tespit edilen değeri olduğu,

– 289 uncu maddesinde ise, bu bölümde yazılı olmayan veyahut yazılı olup da kendi ölçüleriyle değerlenmesine imkan bulunmayan iktisadi kıymetlerden bina ve arazilerin vergi değerleriyle, diğerlerinin, varsa borsa rayici, yoksa mukayyet değerleri, o da yoksa emsal bedeliyle değerleneceği

hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, 193 sayılı Kanunun 74 üncü maddesinde, “Safi iradın bulunması için, 21 inci maddeye göre istisna edilen gayrisafi hasılata isabet edenler hariç olmak üzere gayrisafi hasılattan aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar (Amortismana tabi değer, malum ise maliyet bedeli, malum değilse, bina ve arazi için vergi değeri, diğer mallar için Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesinin 3’üncü sırasına göre tespit edilen emsal değeridir.)” hükmü yer almaktadır.

Bunun yanı sıra, 6/4/2018 tarihli ve 30383 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7104 sayılı Kanunla, Kanunun yayımı tarihinden sonra yapılan teslimlere uygulanmak ve yayımı tarihinde yürürlüğe girmek üzere, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

– 2 nci maddesinin 5 inci fıkrasına, “Bu kanunun uygulanmasında arsa karşılığı inşaat işlerinde; arsa sahibi tarafından konut veya iş yerine karşılık müteahhide arsa payı teslimi, müteahhit tarafından arsa payına karşılık arsa sahibine konut veya iş yeri teslimi yapılmış sayılır.” cümlesi,

– 27 nci maddesine, “6. Arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedelin tespitinde, müteahhit tarafından arsa sahibine bırakılan konut veya iş yerinin, Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen tutarı esas alınır.” Fıkrası

eklenmiş olup, söz konusu hükümlerin uygulamasına ilişkin olarak Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (I/B-8.2) bölümünde, “3065 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin 6 ncı fıkrasında, arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedelin tespitinde, müteahhit tarafından arsa sahibine bırakılan konut veya işyerinin, 213 sayılı Kanunun 267 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen tutarının esas alınacağı hüküm altına alınmıştır.

213 sayılı Kanunun 267 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, maliyet bedeli esasında emsal bedeli belli edilecek malın, maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması mümkün olursa, mükellef bu maliyet bedeline, toptan satışlar için %5, perakende satışlar için %10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini bizzat belli etmektedir.

Buna göre, müteahhit tarafından arsa sahibine arsa payının karşılığı olarak yapılan konut veya işyeri teslimlerinde, konut veya işyerinin 213 sayılı Kanunun 267 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen tutarı üzerinden KDV uygulanır. 3065 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin 4 üncü fıkrasına göre, katma değer vergisi uygulaması bakımından emsal bedelin tayininde genel idare giderleri ve genel giderlerden mamule düşen hissenin bedele katılması mecburi olduğundan, genel idare giderleri ve genel giderlerden konut veya işyerine düşen hissenin arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedele dahil edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, arsa sahibine kalacak konut veya işyerlerine ilişkin arsa payının müteahhide devri söz konusu olmadığından, arsa sahibine bırakılacak konut veya işyerlerinin maliyet bedelinin tespitinde arsa payı dikkate alınmayacaktır.” açıklamaları yer almaktadır.

Diğer taraftan, genel itibarıyla, kat/arsa karşılığı inşaat işlerinde;

  • Arsa karşılığı olmak üzere arsa sahibine daire/iş yeri verilmesi durumunda, karşılığı ayni olan bir taahhüt söz konusudur. Arsa sahibi arsasının bir kısmını müteahhide devretme, müteahhit ise bunun karşılığında inşa edeceği dairelerin/iş yerlerinin bir kısmını arsa sahibine devretme taahhüdünde bulunmaktadır.
  • Arsa sahibi, arsasının belli bir payını devretmekte olup, karşılığında müteahhidin verdiği dairelere/iş yerlerine sahip olmaktadır. Arsa payının bir kısmı ise arsa sahibinde kalmakta, bu kalan kısım da müteahhit tarafından kendisine verilen dairelerin arsa payına isabet etmektedir.

Dolayısıyla, arsa sahibi açısından bu işlem sonucunda arsasının bir kısmı varlığından çıkmakta olup, bunun karşılığında dairelere/iş yerlerine sahip olmaktadır. Arsa sahibinin, müteahhide devretmediği arsa payı, müteahhitçe kendisine verilen dairelere/iş yerlerine isabet ettiği için, arsa sahibinin ticari işletme olması durumunda,  bu iktisadi kıymetleri arsa payı dâhil olarak dikkate alması gerekmektedir.

  • Müteahhit, inşa ettiği dairelerden/iş yerlerinden bir kısmını arsa sahibine vermekte ve bunun karşılığında elde ettiği iktisadi kıymet ise, arsa sahibinden devraldığı (müteahhide kalan dairelere/iş yerlerine isabet eden) arsa payıdır. Diğer bir ifade ile, arsa sahibine bırakılan dairelerin/iş yerlerinin karşılığında, müteahhit kendisinde kalan dairelere/iş yerlerine isabet eden arsa payını devralmaktadır.

Ayrıca, kat/arsa karşılığı inşaat işlerinde, arsa karşılığında daire/iş yeri teslimi, karşılıklı olarak eş zamanlı olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, arsa sahibinin arsa tesliminin ticari nitelikli olması durumunda arsa için, müteahhidin ise arsa sahibine teslim ettiği bağımsız birimler için, eş zamanlı olarak gerçekleşecek arsa ve daire/iş yeri teslim tarihinden (dairenin/iş yerinin tapuya tescil tarihinden, tapuda tescil tarihinden önce fiili kullanıma bırakılması halinde fiilen kullanıma bırakıldığı tarihten) itibaren yedi gün içerisinde fatura düzenlenmesi gerekmektedir. Arsa sahibinin arsa tesliminin ticari nitelikli olmaması durumunda ise arsa için, müteahhit tarafından daire/iş yeri teslimine ilişkin fatura ile eş zamanlı olarak arsa sahibi adına gider pusulası düzenlenmesi icap etmektedir.

Buna göre, somut durumda, müteahhit tarafından arsa karşılığı olmak üzere tarafınıza bırakılan konutlar için, konutların teslim edilmesinden (inşaatın tamamlanarak mülkiyetin tescille birlikte tarafınıza geçmesinden veya tescilden önce konutların fiili kullanımınıza terk edilmesinden) itibaren yedi gün içerisinde adınıza, (7104 sayılı Kanunla 3065 sayılı Kanuna eklenen hükümlerden önceki uygulama dahilinde) Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesine göre tespit edilen emsal bedel üzerinden fatura; söz konusu konutlar karşılığında müteahhide teslim edilen arsa için de, bahse konu fatura ile eş zamanlı olarak, aynı bedel üzerinden, yine müteahhit tarafından adınıza gider pusulası düzenlenmiş olması icap etmekte olup, mezkûr yükümlülüğe riayet etmeyenler hakkında Vergi Usul Kanununun ilgili ceza hükümleri çerçevesinde işlem tesis edileceği tabiidir.

Dolayısıyla, esas itibarıyla, müteahhit tarafından düzenlenmiş olması gereken faturada yer alan bedelin iktisap ettiğiniz konutların maliyet bedeli olarak değerlendirilmesi gerekmekle birlikte, müteahhit tarafından yukarıda belirtilen esaslara göre fatura tanzim edilmemiş olması ve dolayısıyla tarafınızca maliyet bedelinin malum olmaması durumunda, adınıza tapuya tescilden önce fiili kullanımınıza bırakılan konutların, fiili kullanımınıza bırakıldığı tarihteki vergi değerinin amortismana esas değer olarak dikkate alınması 193 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi uyarınca mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-7 Defter Beyan Sistemi Hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 11395140-105[VUK1-21974]-E.598216 23.07.2019
Konu : Defter Beyan Sistemi Hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; mali müşavirlik faaliyetinde bulunduğunuz ve serbest meslek kazancı geliri elde ettiğiniz, Defter Beyan Sistemine geçiş zorunluluğu çerçevesinde 2018 yılına ilişkin tüm kayıtlarınızı Defter Beyan Sistemine aktardığınız ancak düzenlediğiniz serbest meslek makbuzlarının Defter Beyan Sistemine aktarılması sırasında sistemsel sıkıntılardan dolayı %20 oranında yapılan gelir vergisi tevkifatını sisteme giremediğiniz belirtilerek, geriye dönük olarak Defter Beyan Sistemindeki kayıtlarınızın silinerek %20 oranında yapılan gelir vergisi tevkifatını da içerecek şekilde tekrar Defter Beyan Sistemine aktarılıp aktarılamayacağı ve geriye dönük işlem yapılamaması durumunda tarafınıza usulsüzlük cezası kesilip kesilemeyeceği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 17/12/2017 tarih ve 30273 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 486 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile serbest meslek erbabı, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ile basit usule tabi olan mükelleflerin kayıtlarının elektronik ortamda tutulması, bu mükelleflerden defter tutmak zorunda olanların defterlerinin bu kayıtlardan hareketle elektronik ortamda oluşturulması ve saklanması, vergi beyannamesi, bildirim ve dilekçelerin elektronik ortamda verilebilmesi ile elektronik ortamda belge düzenlenebilmesi amacıyla geliştirilen Defter-Beyan Sistemine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Söz konusu Genel Tebliğin “Kayıt zamanı” başlıklı 7. maddesinde;

“(1) İşlemlerin defterlere kaydı, ait oldukları aya ait katma değer vergisi beyannamesinin verilmesi gereken son günden fazla geciktirilemez.

(2) Takvim yılının son ayına ait kayıtlar, takvim yılına ait gelir vergisi beyannamesinin verilmesi gereken son gün saat 23:59’a kadar yapılabilir.

(3) Basit usule tabi mükelleflerin alış ve giderleri ile satış ve hasılatlarına ilişkin üçer aylık kayıtlar, izleyen ayın sonuna kadar Sisteme kaydedilir.”

düzenlemelerine yer verilmiştir.

Tebliğin “Kayıt Zamanı” başlıklı 7. maddesinde; işlemlerin defterlere kaydının, ait oldukları aya ait katma değer vergisi beyannamesinin verilmesi gereken son günden fazla geciktirilemeyeceği; takvim yılının son ayına ait kayıtların, takvim yılına ait gelir vergisi beyannamesinin verilmesi gereken son gün saat 23:59’a kadar yapılabileceği, basit usule tabi mükelleflerin alış ve giderleri ile satış ve hasılatlarına ilişkin üçer aylık kayıtların ise izleyen ayın sonuna kadar Sisteme kaydedilebileceği belirtilmiştir.

Aynı Tebliğin 17. maddesinin “Sorumluluk ve ceza uygulaması” başlıklı maddesinde;

“(1) Defter-Beyan Sistemini kullanmak mecburiyetinde olmakla birlikte Tebliğde öngörülen süreler içerisinde başvuru yapmayan, başvuru yapmakla birlikte belirlenen süreler dâhilinde kayıt yapma, defter tutma, beyanname, bildirim ve dilekçe gönderme, belge düzenleme ve benzeri yükümlülüklerini yerine getirmeyen mükelleflere 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümleri tatbik olunur.”

açıklamasına yer verilmiştir.

Yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde, Defter-Beyan Sistemi kapsamında yer alan mükelleflere ait işlemlerin Sistem üzerinden elektronik ortamda tutulan defterlere kaydı, ait oldukları aya ait katma değer vergisi beyannamesinin verilmesi gereken son günden fazla geciktirilemez. Bununla birlikte, anılan Tebliğin 17. maddesinde yer alan düzenlemeler saklı kalmak üzere, bahse konu süreden sonra da Sisteme kayıt yapılabilmektedir.

Bilgilerini ve gereğini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE VUK 2019-6 Döviz cinsinden peşin tahsil edilen kira gelirinin değerlemesi hk.

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul ve Tahsilat Grup Müdürlüğü

 

 

Sayı : 77058783-105[VUK.ÖZ.19.20]-E.172924 09.09.2019
Konu : Döviz cinsinden peşin tahsil edilen kira gelirinin değerlemesi hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formlarınızda, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından şirketinize tahsisli … tesisinizin başka bir firmaya kiralandığı, kiralamaya ilişkin sözleşme ve süre uzatımı ile ilgili protokol tarihinin … 2018 olduğu, ilgili sözleşme ile belirlenen ve peşin tahsil edilen kiranın … ABD Doları ve kira döneminin ../../2017-../../2035 tarihleri arasında olduğu, kira tahsilatının döviz cinsinden yapıldığı, tahsil edilen tutarın önemli bir kısmının akabinde TL’ye çevrildiği ancak … 2018 tarihi itibariyle sadece … ABD Dolarının bankada döviz olarak yer aldığı, söz konusu tutarın Vergi Usul Kanununun 280’inci maddesine göre borsa rayici ile değerlendiği ve kur artışı ile oluşan kur gelirinin dönem kazancına eklendiği hususlarından bahisle,  peşin tahsil edilen kira bedeli olarak pasif geçici hesaba kaydedilen söz konusu tutarın dönem sonlarında Vergi Usul Kanununun “Değerleme” hükümlerine göre ne şekilde değerleme işlemine tabi tutulması gerektiği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 258’inci maddesine göre değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir. Değerleme ölçüleri aynı Kanunun 261’inci maddesinde tespit edilmiş olup bu değerleme ölçüleri; maliyet bedeli, borsa rayici, tasarruf değeri, mukayyet değer, itibari değer, vergi değeri, rayiç bedel, emsal bedeli ve ücretidir.

Mezkur Kanunun 260’ıncı maddesi uyarınca değerlemede, iktisadi kıymetlerden her biri tek başına nazara alınır.

Öte yandan, mezkur Kanunun;

– 280’inci maddesinde, yabancı paraların borsa rayici ile değerleneceği, borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedelinin esas alınacağı, yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kurun Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit olunacağı; bu madde hükmünün yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da cari olduğu,

– 287’nci maddesinde, gelecek hesap dönemlerine ait olarak peşin tahsil olunan hasılat ile cari hesap dönemine ait olup henüz ödenmemiş olan giderlerin mukayyet değerleri üzerinden pasifleştirilmek suretiyle değerleneceği,

hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, yabancı para cinsindeki pasif geçici hesapların da Kanunun 280’inci maddesindeki esaslar doğrultusunda yabancı para değerlemesine tabi tutulması ve bu değerleme sonucunda ortaya çıkan kur farkının, gelir veya gider olarak dikkate alınarak dönem kazancıyla ilişkilendirilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE ÖTVK 2019-10 Şehit yakınlarına tanınan istisna hakkı kapsamında iktisap edilen taşıtın veraset yoluyla intikali hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları KDV-ÖTV Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 39044742-135-E.944995 23.10.2018
Konu : Şehit yakınlarına tanınan istisna hakkı kapsamında iktisap edilen taşıtın veraset yoluyla intikali hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendi ile şehit yakınlarına tanınan istisna uygulaması kapsamında 5/4/2017 tarihinde ÖTV ödemeksizin taşıt iktisap eden babanız …’in 23/10/2017 tarihinde vefat etmesi üzerine … plakalı araç için, kanuni mirasçıların feragat verip ivazsız intikal kapsamında, her bir mirasçının aracın kasko değeri üzerinden veraset ilamında pay oranında veraset ve intikal vergisi ödemeleri halinde mirasçılardan biri üzerine söz konusu aracın tescil edilip edilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

A- Özel Tüketim Vergisi Yönünden

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendine göre, (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tabi mallardan; 87.03 (motor silindir hacmi 1.600 cm³’ü aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde sayılan kişilerden hayatını kaybetmiş olanların eş veya çocuklarından birisi, eş ve çocuğu yoksa ana veya babasından birisi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı ÖTV’den müstesna olup, söz konusu istisna uygulamasının usul ve esaslarına ilişkin açıklamalara, Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin (II/C/6) bölümünde yer verilmiştir.

Mezkur Tebliğin (IV/G/2) bölümünde belirtildiği üzere, Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendi uygulaması kapsamında ilk iktisabı yapılan taşıtın veraset yoluyla intikalinde başkaca bir şart aranmaksızın bu devir işlemi dolayısıyla ÖTV aranmamaktadır. Varislerin, mezkûr bentte sayılan kişilerden olmaması veya bentte sayılan kişilerden olmakla birlikte daha önce söz konusu istisnadan yararlanan lehine haklarından feragat etmiş olması, söz konusu taşıtın vergi ödenmeksizin veraset yoluyla intikaline engel teşkil etmemektedir. Ancak, ÖTV uygulanmaksızın varislere intikal eden taşıtın, murisin istisnadan yararlandığı tarihten itibaren beş yıllık süre dolmadan varisler tarafından istisnadan yararlanamayanlara satışı veya devri halinde ÖTV aranmaktadır.

Buna göre, babanız … tarafından, Kanunun (7/8) maddesinde düzenlenen istisna uygulamasından yararlanarak iktisap edilen … plakalı taşıtın babanızın vefatı nedeniyle mirasçılardan biri ya da tamamı üzerine veraset yoluyla intikali sonucu kayıt ve tescilinde ÖTV aranılmayacaktır. Ancak, söz konusu taşıtın ilk iktisap tarihinden itibaren beş yıllık süre dolmadan, adına tescil işlemi yapılan mirasçı tarafından istisnadan yararlanamayanlara satışı veya devri halinde, adına kayıt ve tescil işlemi yapılandan (alıcı) ÖTV aranacağı tabiidir.

B- Veraset ve İntikal Vergisi Yönünden

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, aynı Kanunun 2 nci maddesinin (d) bendinde de “ivazsız intikal” tabirinin hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade edeceği; 6 ncı maddesinin (a) bendinde, veraset ve intikal vergisinin veraset yoluyla intikallerde ölen kimsenin, diğer suretle meydana gelen intikallerde tasarrufu yapan şahsın ikametgâhının bulunduğu yerdeki vergi dairesince tarh olunacağı, 9 uncu maddesinde ölümün Türkiye’de vuku bulduğu ve mükelleflerin de Türkiye’de bulunduğu durumlarda ölüm tarihini takibenden dört ay içinde, ivazsız intikallerde malların hukuken iktisap edildiği tarihi takip eden bir ay içinde veraset ve intikal vergisi beyannamesinin ilgili vergi dairesine verileceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanunun 10 uncu maddesinin (c) bendinde, menkul malların rayiç bedelle değerleneceği, 11 inci maddesinde de veraset yoluyla intikallerde bu vergiye konu malların değerleme gününün mirasın açıldığı, diğer suretle meydana gelen intikallerde ise malların hukuken iktisap edildiği gün olacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükümlere göre, …’in 23/10/2017 tarihinde vefatı üzerine veraset yoluyla intikal eden araçtaki hisselerin bir mirasçıya devredilmesi ivazsız bir intikal olduğundan veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekir.

Bu itibarla, muristen kendilerine veraset yoluyla intikal eden araçtaki hisselerini feragatname ile devreden mirasçıların ikametgah adreslerinin bulunduğu yer vergi dairesi müdürlüklerine, devir alan mirasçı tarafından, her bir intikal için ayrı ayrı olmak üzere verilecek veraset ve intikal vergisi beyannamesinde aracın rayiç değerinin beyan edilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE ÖTVK 2019-9 Özel Amaçla Yapılmış Motorlu Taşıtlar hakkında

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Gelir Kanunları KDV ve ÖTV Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 84974990-135[1-2017/6-İ]-406311 17.10.2018
Konu : Özel Amaçla Yapılmış Motorlu Taşıtlar hk.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinin incelenmesinden; askerileştirme işlemini yaparak Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) satışını yapacağınız …  marka …  Kasa Station Wagon Arazi Taşıtlarının, Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listede yer alan 87.03 G.T.İ.P. numaralı mallardan parantez içi hükümle ÖTV’nin dışında tutulan “özel amaçla yapılmış motorlu araçlar” kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün bildirilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun;

-(1/1) maddesinde, bu Kanuna ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabının, kayıt ve tescile tabi olmayanların ithalatı veya imal ve inşa edenler tarafından teslimi ile ÖTV uygulanmadan önce müzayede yoluyla satışının bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV’ye tabi olduğu,

-(1/2) maddesinde, bu Kanuna ekli listelerde yer alan malların Türk Gümrük tarife Cetvelinde tanımlanan eşyalar olduğu,

-(2/1-c) maddesinde “kayıt ve tescil”in, motorlu taşıtların ilgili mevzuat gereğince trafik, belediye, liman ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce tutulan sivil hava vasıtaları siciline yapılan kayıt ve tescili ifade ettiği,

-(12/1) maddesinde, ÖTV’nin, bu Kanuna ekli listelerde yazılı malların karşılarında gösterilen tutar ve/veya oranlarda alınacağı

hükme bağlanmış olup, söz konusu hükümlerin uygulanmasına dair usul ve esaslara ilişkin açıklamalara Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin (I/B/3) bölümünde yer verilmiştir.

Mezkûr Genel Tebliğin (I/B/3.2) bölümünde “kayıt ve tescil” tanımına, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan kayıt ve tescil işleminin dahil olmadığı, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kayıt ve tescil edilen/edilecek taşıtların, bu Kanun uygulamasında “kayıt ve tescile tabi olmayanlar” kapsamında değerlendirileceği belirtilmiştir.

Öte yandan, Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listede, kayıt ve tescile tabi olup olmadığına bakılmaksızın, “87.03 Binek otomobilleri ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar (87.02 pozisyonuna girenler hariç) (steyşın vagonlar ve yarış arabaları dahil)” yer almakta olup, parantez içi hükümle bu mallardan “Yalnız binek otomobilleri, steyşın vagonlar, arazi taşıtları vb. (para arabaları dahil), motorlu karavanlar, elektrik, gaz, güneş enerjili vb. motorlu taşıtlar” kapsama dahil edilirken, “Ambulanslar, mahkum taşımaya mahsus arabalar, cenaze arabaları, itfaiye öncü arabaları gibi özel amaçlı taşıtlar” kapsam dışında bırakılmıştır. Anılan liste kapsamında bu tarife pozisyonundaki taşıtlardan belirlenen motor silindir hacminin altındaki; yük taşımacılığında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin %50’sinin altında olan motorlu araçlar ile sürücü dahil 9 kişilik oturma yeri olanlar dışında kalan taşıtlar “Diğerleri” satırında yer alan oranlar esas alınarak vergilendirilmektedir.

Buna göre, özelge talep formunuzda bahsi geçen … marka … Kasa Station Wagon Arazi Araçlarının, karartma devresi, kamuflaj boya, araçlara monte edilecek teçhizat (telsiz, anten dipliği, silah, gece/gündüz görüş sistemleri, radar vb.) için alt yapı oluşturulması, araçlara proje gereği askeri donanım, teçhizat vb. monte edilmesi gibi imalat ve montaj işlemlerinin gerçekleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan Kısım Komutanı Aracı, Komuta Kontrol Aracı, Devriye Aracı, Silah Taşıyıcı Araç ve benzeri araçların, ÖTV Kanununa ekli (II) sayılı listede 87.03 G.T.İ.P. pozisyonunda parantez içi hükümde vergileme dışı bırakılan “özel amaçla yapılmış motorlu araçlar” kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, söz konusu taşıtların Türk Silahlı Kuvvetlerine teslimi aşamasında bu taşıtlara ilişkin ÖTV’nin beyan edilip ödenmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”