ÖZELGE KVK 2020-9 Tahsil edilemeyen yurt dışı alacağına karşılık ayrılıp ayrılamayacağı ile yurt dışındaki mahkemeye ödenen yargı harcının gider olarak indirilip indirilemeyeceği hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

 

Sayı : 62030549-125[6-2015/356]-881164 03.10.2018
Konu : Tahsil edilemeyen yurt dışı alacağına karşılık ayrılıp ayrılamayacağı ile yurt dışındaki mahkemeye ödenen yargı harcının gider olarak indirilip indirilemeyeceği.  
İlgi :    

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin …. sınırları içinde bir firmaya yaptığınız ihracattan dolayı 276.696,66 ABD Doları alacağınızın olduğu, müşterinin …  bulunduğu ve bu bölgenin … işgali altında olması nedeniyle alacağınızın tahsilinin imkansız hale geldiği, ilgili ülke mevzuatına göre dava açıldığı ve 3.391 ABD Doları mahkeme harcı ödediğinizi belirtilerek, yargılama giderlerinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ile tahsil edilemeyen ihracat bedeli için şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı hususunda görüş talep edilmekte olup konuya ilişkin Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 38 inci maddesinde; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

  • İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;
  • İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükümleri yer almaktadır.

Aynı Kanunun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının; (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (3) numaralı bendinde ise işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye, ilam veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların, (7) numaralı bendinde ise Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanların, safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği belirtilmiştir.

Ticari kazancın tespitinde “tahakkuk esası ilkesi” ve “dönemsellik ilkesi” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağının veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Şüpheli Alacaklar” başlıklı 323 ncü maddesinde; “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar zarar hesabına intikal ettirilir.” hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olarak dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından yukarıda belirtilen şartları taşıyan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birisinin mevcut olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkan bulunmamaktadır. Alacağın yurt içinden veya yurt dışından olması bir önem taşımadığından yurt dışından olan alacaklar için de bu madde hükümleri geçerlidir.

Dolayısıyla, mahkemeye dava veya icra merciine takip dilekçesinin verilmiş olması, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiğini gösterir. Ancak şekli bir başvuru alacağın şüpheli sayılması için yeterli değildir. Bir alacağın dava veya icra safhasında olduğunun kabulü için mahkemeye dava veya icra merciine takip için dilekçe verilmiş olması, ancak gerek mahkemeye gerek icra merciine yapılan başvuruların ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir.

Yurt dışından olan alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için ticari iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya icra takibinde bulunulması gerekmektedir. Yurt dışından olan alacakların dönem sonunda değerlemesi nedeniyle oluşacak kur farkları da asıl alacağın akıbetine tabi olduğundan asıl alacak şüpheli hale geldikten sonra bu alacağa bağlı olarak oluşan kur farkları için de şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre mahkeme kararına istinaden şirketiniz tarafından ödenecek yargı harcının işle ilgili olması şartıyla fiilen ödendiği tarih itibarıyla kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkündür.

Yurt dışından olan ve tahsil edilemeyen alacaklarınız için ise iş yaptığınız firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya ilgili ülkenin icra mevzuatı uyarınca icra takibine başlanılması halinde alacağın Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre şüpheli hale geldiği kabul edilebilecek olup söz konusu takiplere başlanıldığı hesap döneminde karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, yurt dışından olan alacağınız için 14.12.2015 tarihinde borçlunun mukim olduğu …. dava açıldığı göz önüne alındığında, söz konusu alacağınız için 2015 yılında şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-8 Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi Hakkında

T.C. 

AMASYA VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

Sayı : 65771276-120.01.02.10-E.13441 05.11.2018
Konu : Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi hak.  
İlgi : 24.07.2018 tarih ve 8886 sayılı özelge talep formunuz.  

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Şirketinizin kurumlar vergisi mükellefi olduğu, tüm vergilerini düzenli ve zamanında ödediği, kurumlar vergisinden %5 lik vergi indirimi kazandığı ancak 2018 1. dönem kurum geçici vergisinin ödemesine dair bankaya ödeme günü olan 17.05.2018 tarihinde 1.378.110,92 TL gönderdiği ancak bankanın gecikme zammını kendisi karşılayarak 18.05.2018 tarihinde gecikme zammı ile birlikte 1.378.817,10 TL olarak ödediği ve söz konusu geç ödemenin bankanın kusuru olduğu belirtilerek bu durumunun Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinden faydalanılmasına engel teşkil edip etmeyeceği hususunda Defterdarlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” başlıklı mükerrer 121 inci maddesinde,

“Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

  1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),
  2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),
  3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

şarttır.

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar.

Bu madde kapsamında vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde de uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zamanaşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.

Bu maddede geçen vergi beyannamesi ve vergi ibareleri, Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken vergi beyannameleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri ifade eder.

Birinci fıkrada yer alan tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde hesaplanan tutarın %5’ini aşmayan kesirler dikkate alınmaz. Bakanlar Kurulu, birinci fıkrada yer alan oranı ve tutarı iki katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye, kanuni oran ve tutarına getirmeye; Maliye Bakanlığı, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, konu hakkında 301 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

Buna göre, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde düzenlenen vergi indiriminden yararlanmak için, öncelikle indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresinde ödenmiş olması gerekmekte olup bu şartların herhangi bir şekilde sağlanamaması halinde ise söz konusu indirimden yararlanılamayacağı tabiidir.

Dolayısıyla 2017 yılına ilişkin olarak 1-25 Nisan 2018’de verilmiş olması gereken kurumlar vergisi beyannamesinde gerekli şartları taşımanız halinde söz konusu vergi indiriminden yararlanmanız mümkün bulunmaktadır. Ancak, 2018/I döneme ilişkin tahakkuk eden kurum geçici vergisinin kanuni süresinden sonra ödenmesi nedeniyle şirketinizce 2018, 2019 ve 2020 yılları için vergi indirimine ilişkin şartlar sağlanamayacağından söz konusu yıllarda bu indirimden yararlanabilmeniz mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-7 Gayrimaddi hak bedeli ödemelerinde aleyhe ve lehe oluşan kur farklarının vergi kesintisine tabi olup olmadığı hakkında.

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı : 64597866-125.30-15854 18.07.2018
Konu : Gayrimaddi Hak Bedeli Ödemelerinde Aleyhe ve Lehe Oluşan Kur Farklarının Vergi Kesintisine Tabi Olup Olmadığı hak.  
İlgi : a) 21/04/2015 tarihli özelge talep formunuz.

b) 15/11/2017 kayıt sayılı özelge talep formunuz.

 

İlgi (a)’da kayıtlı özelge talep formunuzla şirketinizce “royalty bedellerinin tahakkuk tarihi ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan aleyhte kur farklarının kurumlar vergisi stopajına tabi olup olmadığı” hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmesi üzerine 20.01.2017 tarih ve 1265 sayılı özelgemizle tarafınıza izahat verilmiştir.

Bu defa, ilgi (b)’de kayıtlı özelge talep formunuz ile söz konusu özelgemizde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) mukimi şirkete yapılacak gayri maddi hak ödemeleri için stopaj oranının %10’u aşmayacağınının kabul edilmesine karşın kur farkları üzerinden stopaj yapılması gerektiğinin ifade edildiği ancak lehe oluşacak kur farkları için herhangi bir açıklamanın yapılmadığı; bununla birlikte, stopaj yükümlülüğünün ABD mukimi tarafından ödeneceği hususunda mutabık olduğunuzdan kur farkına isabet eden stopajın da satıcıdan kesilerek bağlı bulunulan vergi dairesine ödenmesinin gerektiği ancak, tarafınıza verilen özelgede verilen örneğin para biriminin USD cinsinden değerlendirilmesi durumunda, ABD mukiminin 1.000 USD’lik kazancı üzerinden hesaben ödemede 100 USD ve nakten ödemede 20 USD olmak üzere toplam 120 USD stopaj kesilerek %12 oranında vergi kesintisi yapılmak suretiyle ABD Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasında öngörülen %10’luk azami vergileme sınırının aşılmış olacağı belirtilerek, lehe ve aleyhe kur farklarının kurumlar vergisi stopajına tabi olup olmadığı hususlarında Başkanlığımızdan ilave görüş talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiş olup maddenin ikinci fıkrasında ticarî veya ziraî kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddî hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Gayrimaddî hak bedeli ödemelerinde vergi kesintisi oranı 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03.02.2009 tarihinden itibaren  %20 olarak belirlenmiştir.

Diğer taraftan, hükümleri 01.01.1998 tarihinden itibaren uygulanmakta olan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması”nın “Gayrimaddi Hak Bedelleri” başlıklı 12 nci maddesinde;

“1. Bir Akit Devlette doğan ve diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen gayrimaddi hak bedelleri, bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. Bununla beraber, sözkonusu gayrimaddi hak bedelleri, elde edildikleri Akit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı diğer Akit Devletin bir mukimi ise bu şekilde alınacak vergi, 3 üncü fıkranın (a) bendinde tanımlanan gayrimaddi hak bedelinin gayrisafi tutarının yüzde 10’unu ve 3 üncü fıkranın (b) bendinde tanımlanan gayrimaddi hak bedelinin gayrisafi tutarının yüzde 5’ini aşmayacaktır.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Bu itibarla, ABD mukimi şirkete yapılan bahse konu gayrimaddi hak bedeli ödemelerinin gayrisafi tutarı üzerinden Türkiye’de %10 oranını aşmayacak şekilde vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Söz konusu ödemelere iç mevzuatımızda daha düşük bir oranın uygulanması halinde iç mevzuatımızda belirlenen bu düşük oranın uygulanacağı tabiidir.

Ayrıca, Anlaşmanın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasında gayrimaddi hak bedellerinin elde edildikleri ülkede bu ülke mevzuatına göre vergilendirilebileceği ifadesine yer verilmiştir. İç mevzuat hükümlerimizde ise dar mükellef durumda olan kurumlara Kurumlar Vergisi Kanununda belirtilen kazanç veya iradı sağlayanların bu kazanç ve iratları nakden ve hesaben ödedikleri veya tahakkuk ettirdikleri sırada kurumlar vergisi tevkifatı yapmaları gerektiği belirtilmiştir.

Buna göre,  daha önce tarafınıza verilen 20.01.2017 tarih ve 1265 sayılı özelgede yer alan, tahakkuk kaydının yapıldığı dönemde TL karşılığı tutar üzerinden tevkifata tabi tutulan gayrimaddi hak bedeli niteliği taşıyan royalty bedelleri için ödeme tarihindeki dövizin TL karşılığı toplam brüt tutarı dikkate alınarak tevkifat yapılması gerektiğinden, gayrimaddi hak bedeline ait daha önce tahakkuk ettirildiği tarihte tevkifata tabi tutulan miktarın fiilen ödendiği tarihteki TL karşılığı arasındaki fark üzerinden ayrıca tevkifat yapılacağına dair görüşümüzde herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, fiili ödeme tarihindeki kur tutarı dikkate alınarak TL karşılığı toplam brüt tutar üzerinden tevkifat hesaplandığında, toplam tevkifat tutarının ödeme tarihindeki döviz karşılığı, ödemelerin gayri safi tutarının %10’unu aşmayacaktır.

Diğer taraftan, vergi kesintisi uygulamasında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen tutarlar dikkate alındığından, verginin tahakkuk ettiği tarihten sonra döviz kurunun düşmesi halinde tahakkuk tarihindeki kur esas alınarak hesaplanan tevkifat tutarının düzeltilmesi veya iadesi söz konusu değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-6 Holding şirketinin grup şirketine olan borcuna karşılık iştirak hisselerinin satışından elde edilecek kazancın kurumlar vergisi kanunun 5. maddesindeki istisnadan yararlanıp yararlanamayacağı hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı : 64597866-125[5/1-e]-E.360 07.01.2019
Konu : Holding şirketinin grup şirketine olan borcuna karşılık iştirak hisselerinin satışından elde edilecek kazancın kurumlar vergisi kanunun 5. maddesindeki istisnadan yararlanıp yararlanamayacağı hak.  
İlgi : 20/08/2018 tarihli özelge talep formunuz.  

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, turizm ve madencilik sektörlerinde öncülük yapmış olan
grubunuzun zaman içerisinde birçok yapısal değişiklikler yaşadığı ve grubun borçlarını oluşturan
banka kredilerinin tamamına yakın bir kısmının şirketiniz üzerinde kaldığı, işlerinizin mahiyeti
gereği kısmen finans piyasalarında kredi kısmen de grup şirketiniz olan … A.Ş.’nin faaliyetleri ile
yarattığı finansman imkanlarının kullanıldığı, finans kuruluşları şirketinize cari oranlar üzerinden
faiz tahakkuku yaparken … A.Ş. bu oranlar ile mütenasip oranlarda faiz tahakkuku yaptığı,
şirketinizin gelirleri ile finans kuruluşlarından temin edilen kredilerin anapara ve faiz ödemesinin
yapıldığı ancak … A.Ş.’ye anapara ve faiz geri ödemelerinin yapılamadığı belirtilerek, şirketinizin
aktifinde “24-Mali Duran Varlıklar” hesabında kayıtlı olan grup şirketlerine ait iştirak hisselerinin … A.Ş.’ye borcunuz karşılığında satılması halinde elde edilecek kazancın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca istisnadan yararlanıp
yararlanamayacağı hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun istisnaları düzenleyen 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu; bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulmasının ve satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu, bu sürede tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı; aynı şekilde istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmına uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin de ziyaa uğramış sayılacağı; menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

Konu ile ilgili olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6. Taşınmazlar ve iştirak
hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan hakları satış kazancı istisnası” başlıklı
bölümünde iştirak hisseleri satış kazancı istisnası ile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş olup
anılan Tebliğde;

“…

5.6.2.3.4.2. Holding şirketlerin durumu

Türk Ticaret Kanununa göre, gayesi esas itibarıyla başka işletmelere iştirakten ibaret olan holding şirketlerin (aktiflerinde iştirak amacıyla iktisap edildiği ve elde tutulduğu ispat ve tevsik edilen iştirak hisseleri hariç olmak üzere) iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlar için istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Bu çerçevede, şirketlerin iktisap ettikleri diğer şirketlere ait hisse senetlerini veya ortaklık
paylarını, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği uyarınca “11-Menkul Kıymetler” veya “24-Mali Duran Varlıklar” gruplarındaki hesaplarda izlemeleri gerekmektedir. Kısa vadeli fiyat
değişimlerinden yararlanarak kâr elde etmek amacıyla, geçici bir süre elde tutulmak üzere alınan
hisse senetleri veya ortaklık payları “11-Menkul Kıymetler” grubundaki hesaplarda izlenmektedir.
Holding şirketlerin söz konusu hesapta izlenmesi gereken hisse senetleri veya ortaklık paylarının
bulunması halinde, bunların satışından doğan kazançlar, istisnadan yararlandırılmayacaktır.

Ancak, holding şirketlerin “24-Mali Duran Varlıklar” grubundaki hesaplarda izlemesi gereken iştirak hisselerinin satışından doğan kazançların ise diğer şartların da sağlanmış olması halinde, sözü edilen istisnadan yararlanabileceği tabiidir. Ancak, holding şirketlerin esas faaliyeti taşınmaz ticareti olmadığından bu şirketlerin aktifinde yer alan taşınmazların satışından elde edilen kazançları dolayısıyla istisnadan yararlandırılmaları gerekmektedir.

…  5.6.2.4.1. Taşınmazlar ile iştirak hisselerinin para karşılığı olmaksızın devir ve temliki, trampası ve kamulaştırılması

İstisna uygulanabilmesi için taşınmazlar ile iştirak hisselerinin satılması ve bu işlemden bir kazanç elde edilerek, satan kurumun mali yapısında bir iyileşmenin olması gerekmektedir. Bu nedenle, söz konusu aktif kalemlerin para karşılığı olmaksızın devir ve temliki, trampası gibi işlemler istisna kapsamına girmemektedir.

Kat karşılığında arsa devrinde olduğu gibi, bir mal veya hakkın başka bir mal veya hak ile
değiştirilmesini ifade eden trampa işlemlerinde de söz konusu istisna hükmü uygulanmayacaktır.
Bu tür kıymetlerin mevcut borçlar karşılığında rızaen veya icra yoluyla devredilmesi işlemleri ile
kamulaştırma işlemleri ise kurumların finansman olanaklarını artıracağından istisna uygulaması
kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

5.6.2.4.4. Grup şirketleri arasındaki işlemlerin durumu

İstisnanın temel amacı, kurumların mali yapılarının güçlendirilmesinin teşviki olduğundan, ekonomik açıdan şirketlere ilave imkân sağlamayan işlemler istisna kapsamı dışında kalacaktır. Grup şirketlerinin her birinin ayrı tüzel kişilikleri bulunduğundan, her bir şirketin söz konusu istisnadan yararlanabilmesi mümkündür.

Ancak, satış işleminin istisnanın amacına aykırı olarak işletmeye nakit girişi olmaksızın
gerçekleştirilmesi halinde istisna uygulanmayacaktır.

Ayrıca, bağlı ortaklığın yapacağı sermaye artırımı sonucu doğacak sermaye taahhüdüne karşılık
olmak üzere taşınmazların veya iştirak hisselerinin ayni sermaye olarak bağlı ortaklığa devredilmesi halinde, bağlı değer başka bir bağlı değere (iştirak hissesine) dönüşmüş olacağından söz konusu istisnadan yararlanılamayacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu istisnayla, kurumların bağlı değerlerinin nakde çevrilerek, işletmelerin sağlam mali kaynaklara
kavuşturulması ve maddenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere işletmelerin bağlı
değerlerinin nakde dönüştürülmesi yoluyla aktif bir şekilde ekonomiye katılması, finansman
sıkıntılarının giderilmesi, faaliyetlerinin öz kaynaklarla devam ettirilebilmesi ve mali yapılarının
güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bir işletmenin bağlı değerlerinin satılarak sağlanan hasılatın aynı
veya başkaca bağlı değerler alınması amacıyla kullanılması halinde kanun koyucunun bu istisnayla
gerçekleştirmeye çalıştığı amaç sağlanamayacaktır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar kapsamında, şirketiniz aktifinde yer alan iştirak
hisselerinin, %100 hissesine sahip olduğunuz grup şirketiniz … A.Ş.’ye olan borcunuz karşılığında
bu şirkete satılması durumunda, aktifinizde yer alan iştirak hisseleri adı geçen grup şirketinizde
yine iştirak hissesi olarak var olacağından ve söz konusu iştirak hisselerine … A.Ş. aracılığıyla
dolaylı olarak sahip olmaya devam edeceğinizden, bahse konu satıştan elde edilecek kazançla ilgili
olarak Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen
istisnadan yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-5 Sermaye artırımının indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

GAZİANTEP VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Vergi ve Anlaşmalar Uygulama Müdürlüğü

 

Sayı : 16700543-125[17-515-78]-17126 13.03.2019
Konu : Sermaye artırımının indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hak.  
İlgi : … tarihli ve … sayılı özelge talep formunuz.  

İlgide kayıtlı talep formunuzda, şirketiniz ortağı … A.Ş.’nin şirketinizde nakit sermaye (60 TL) artırımı yaptığı, bu sermaye artırımının Kurumlar Vergisi Kanununun 10/ı maddesi kapsamında değerlendirilirken, örneğin … A.Ş.’nin bilançosunda menkul kıymet (banka) gibi mevcutları 100 TL olup, aktif toplamı 100 TL olduğu, borçlar 50 TL, özkaynak 50 TL olup, pasif toplamının 100 TL olduğu söz konusu sermaye artışının şirket mevcutlarından sağlandığı, bu durumda … A.Ş. tarafından artırılan 60 TL sermayenin, sermaye artırımı indiriminden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda bilgi verilmesi talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer indirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde;

“Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150’ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

hükmüne yer verilmiştir.

Konuya ilişkin olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6.1. İndirimin kapsamı” başlıklı bölümünde;

“Sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla getirilen bu düzenleme uyarınca indirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında, 1/7/2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden, ilgili hesap döneminin sonuna kadar Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmüne göre hesaplanacak tutar dikkate alınacaktır.

Bu indirim uygulamasında,

  1. a) Nakdi sermaye artışı, sermaye şirketlerince ilgili hesap döneminde ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi artışlar ile yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakdi olarak karşılanan kısmını,

ifade etmektedir.

İndirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında; mevcut sermaye şirketlerinde ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı dikkate alınacak olup sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacağı tabiidir.

Bununla birlikte;

– Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,

– Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,

– Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları,

– Ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

– Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

– Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları,

indirim tutarının hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizin ortağı olan … A.Ş.’nin şirket mevcutlarından sağlayarak şirketinizde yaptığı nakit sermaye artırımının; Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmü ile 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6. Sermaye artırımında indirim” başlıklı bölümünde yer alan açıklamalar çerçevesinde ve diğer şartların da sağlanması kaydıyla indirime konu edilmesi mümkündür. Öte yandan, ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları dolayısıyla indirimden faydalanılamayacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-4 Kısmi bölünme işleminde taşınmaz devri ile bunlara ait borçların devri hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı
Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

 

Sayı : 62030549-125[19-2018/460]-E.226698 18.03.2019
Konu : Kısmi bölünme işleminde taşınmaz devri ile bunlara ait borçların devri hak.  
İlgi : … tarihli ve … sayılı özelge talep formunuz.  

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Şirketinizin aktifinde kayıtlı gayrimenkullerin kiralanması işi ile iştigal ettiğinizi, aktifinize kayıtlı gayrimenkullerden bazılarını kısmi bölünme sonucunda yeni kurulacak olan iki adet anonim şirkete devretmek ve hisselerini de devir eden şirketinizin ortaklarına vereceğinizi, şirketinizin kısmi bölünme sırasında pasifinde özkaynaklar grubu içerisinde yer alan 502 hesap “Sermaye düzeltmesi olumlu farkları”, 503 hesap “Sermaye düzeltmesi olumsuz farkları”, 570 hesap “Geçmiş yıl karları”, 580 hesap “Geçmiş yıl zararları” hesaplarının pasif düzenleyici hesaplar arasında yer alıp almadığını, bu hesaplardan da kısmi bölünme sonucunda devredilecek gayrimenkullere pay verilip verilmeyeceğini, şirketinizin daha önceki dönemlerde kullanmış olduğu ve ödemeleri halen devam eden dövizli kredi borçları nedeniyle devredilen gayrimenkullere isabet eden geçmiş yıl ve bu dönem kur farkı zararlarının devredilip devredilmeyeceğini, kısmi bölünmeye ait bilanço tarihi ile bölünmenin ticari sicilde tescili arasında zamanda oluşacak olumlu veya olumsuz kur farkları ile kredi taksit ödemelerinin gerçekleşmesi durumunda, yeni kurulacak firmaların sicile verilen bilanço değerlerinde farklılıklar oluşacağından kur farklarının ve taksit ödemelerinin bölünen firmanızda mı yoksa yeni kurulacak firmalarda mı kar zarar hesaplarına aktarılacağını, dövizin aşırı yükselmesi sonucunda şirketinizde kur farkından ve faiz ödemelerinden dolayı geçmiş yıl ve bu dönemde büyük bir zararın oluştuğu, dolayısıyla kısmi bölünme sonucunda devredilecek gayrimenkullere ait devredilecek borçların, aktif değerinin çok üstünde olduğunu, pasifte bir fark çıktığını, kısmi bölünme sonucunda devredilecek olan aktif değerin üstünde gerçekleşen pasif borç farkının devir alan firmaların aktif hesaplarında şerefiye farkı, devreden firmada ise diğer olağan dışı gelir ve kar olarak mı bırakılacağı hususlarının sorulduğu anlaşılmış olup Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safî kurum kazancının tespitinde de, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 38 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1- İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir.

2- İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanununun 40 ıncı maddesi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde tadadi olarak sayılan giderlerin, safi kurum kazancının tespit edilmesinde indirilecek giderler olarak dikkate alınması mümkündür.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde,

“Kısmî bölünme: Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye’deki iş yeri veya daimî temsilcisinin bilançosunda yer alan taşınmazlar ile en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden aynî sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesi, bu Kanunun uygulanmasında kısmî bölünme hükmündedir. Ancak, üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmî bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin bu bent kapsamında devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.”

hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükme göre, kısmi bölünme işlemine taşınmazlar, iştirak hisseleri, üretim veya hizmet işletmeleri konu edilebilmektedir. Şirket yetkili kurulunun bölünmeye ilişkin kararının Ticaret Sicilinde tescil edildiği tarih, bölünme tarihidir.

Aynı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesine göre gerçekleşen kısmi bölünme işlemlerinden doğan kârlar hesaplanmayacak ve vergilendirilmeyecektir. Kısmi bölünme işlemlerinde, bölünen kurumun bölünme tarihine kadar tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarından, bölünen kurumun varlıklarını devralan kurumlar, devraldıkları varlıkların emsal bedeli ile sınırlı olarak müteselsilen sorumlu olacaklardır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “19.2.2. Kısmi bölünme” başlıklı bölümünde konu ile ilgili olarak ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir.

Anılan Tebliğin;“19.2.2.2. Bölünmenin gerçekleştiği tarihe kadar bölünen varlıkların değerinde meydana gelecek değişikliklerin durumu” başlıklı bölümünde,

“Şirket organlarınca bölünme kararının alındığı tarih ile bölünmenin Ticaret Sicilinde tescil edildiği tarih arasında, işletmelerin faaliyetlerini devam ettirmeleri neticesinde, stoklarda meydana gelecek eksilmeler, devralan şirketin kabul etmesi halinde nakit ile tamamlanabilecektir.

Stoklarda fazlalık meydana gelmesi halinde ise bunların devredilebilmesi mümkün olduğu gibi işletmede bırakılması da kısmi bölünmeye engel teşkil etmeyecektir.”

“19.2.2.3. İştirak hisselerinin ortaklara verilmesi” başlıklı bölümünde ise

“Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.

….

Öte yandan, devralan şirketin hisselerinin devreden şirkette kalması halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin pasif kıymetlerin (borçların) devri ihtiyaridir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Söz konusu Tebliğin “19.2.2.1.1. Devredilen iktisadi kıymetlerle birlikte bunlara ait borçların da devredilmesi halinde devre konu net değerin sıfır veya negatif olması durumu” alt başlığında ise;

“Kısmi bölünmeye konu olan iktisadi kıymetlerle birlikte bunlara bağlı borçların da devredilmesi sonucu devre konu iktisadi kıymetlerin kayıtlı değerlerinin sıfır veya negatif olması durumunda, devredilen iktisadi kıymetler defter değerleri üzerinden devredilecek, ancak devredilen iktisadi kıymetler karşılığında alınan iştirak hisselerinin bilançoda iz bedeli ile takip edilmesi gerekecektir.

Örnek 1: Bir üretim ve bir de hizmet işletmesi bulunan Kurum (A), aktifinde kayıtlı değeri 100 birim olan üretim işletmesi ile bu işletmeyle ilgili 100 birimlik borcunu kayıtlı değeri üzerinden kısmi bölünme suretiyle Kurum (B)’ye ayni sermaye olarak koymuştur. Devre konu üretim işletmesinin gerçek değeri 1000 birim olup karşılığında gerçek değeri 900 birimlik iştirak hissesi alınmış olması söz konusu iştirak hisselerinin Kurum (A)’nın aktifine bu değer üzerinden kaydedilmesini gerektirmeyecektir. Söz konusu iştirak hisseleri kayıtlarda iz bedeliyle takip edilecek, elden çıkartılması halinde kâr realize edilmiş olacaktır.

Kısmi bölünme öncesi durum :

Aktif Kurum (A) Pasif Aktif Kurum (B) Pasif
Kasa 100 Sermaye 150 Kasa 20 Sermaye 50
Hizmet İşl 50 Borç. 100 Alıcılar 30
Üretim İşl. 100

 

Kısmi bölünme sonrası durum:

Aktif Kurum (A) Pasif Aktif Kurum (B) Pasif
Kasa 100 Sermaye 150 Kasa 20 Borç. 100
İştirakler  0.01
Hizmet İşl
50 Alıcılar

Üretim İşl.

30

100

Sermaye 50
 

 

Söz konusu kısmi bölünme işlemi sonucu Kurum (B)’ye pozitif değerli bir ayni sermaye konulmaması nedeniyle Kurum (A)’nın devrettiği üretim işletmesinin rayiç değerinden kaynaklanan iştirak hisselerinin iz bedeli ile bilançoda takip edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, devre konu net değerin negatif olması durumunda ise bu negatif farkın geçici bir hesapta izlenmesi gerekmektedir. İktisadi kıymetler karşılığında alınan ve kayıtlarda iz bedeliyle takip edilecek iştirak hisselerinin, elden çıkartılması halinde ise bu geçici hesap kapatılarak vergilendirilecek kârlar hesabına aktarılacaktır.

Örnek 2: Kurum (A)’nın, aktifinde kayıtlı değeri 50 birim, gerçek değeri 500 birim olan hizmet işletmesini devrettiğini ve 100 birimlik borcun hizmet işletmesi ile ilgili olduğu varsayıldığında ise kısmi bölünme öncesi ve sonrasındaki durum aşağıdaki gibi olacaktır.

Kısmi bölünme öncesi durum:

Aktif Kurum (A) Pasif Aktif Kurum (B) Pasif
Kasa 100 Sermaye 150 Kasa 30 Sermaye 50
Hizmet İşl 50 Borç. 100 Alıcılar 20
Üretim İşl. 100

 

Kısmi bölünme sonrası durum:

Aktif Kurum (A) Pasif Aktif Kurum (B) Pasif
Kasa 100 Sermaye 150 Kasa 30 Borç. 100
İştirakler  0.01
Üretim İşl
 

100

Geç.Hes. 50 Hizmet İşl.

Geç.Hesap

50

50

Sermaye 50
 

 

Söz konusu kısmi bölünme işlemi sonucu Kurum (B)’ye pozitif değerli bir ayni sermaye konulmaması nedeniyle Kurum (A)’nın devrettiği hizmet işletmesinin rayiç değerinden kaynaklanan iştirak hisselerinin iz bedeli ile Kurum (A)’nın bilançosunda takip edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, devre konu net değerin negatif olması nedeniyle de bu fark gerek Kurum (A)’nın gerekse Kurum (B)’nin bilançosunda geçici bir hesapta izlenecektir. Kurum (A)’nın kayıtlarda iz bedeliyle takip edilecek söz konusu iştirak hisselerinin elden çıkarılması halinde ise bu geçici hesap kapatılarak vergilendirilecek kârlar hesabına aktarılacaktır.

Kurum (A)’nın hizmet işletmesinin devir kaydı aşağıdaki gibidir.

—————————  / ——————————

BORÇLAR HS                                                          100,00

İŞTİRAKLER HS.                                                        0,01

(Kurum B)

HİZMET İŞLETMESİ                                              50,00

GEÇİCİ  HESAP                                                       50,01

————————— / ——————————

Kayıtlarda iz bedeliyle takip edilen iştirak hisselerinin satış kaydı ise aşağıdaki gibidir.

————————— / ——————————

KASA H.                                                                   400,0

GEÇİCİ HESAP                                                        50,01

İŞTİRAKLER H.                                            0,01

– (Kurum B)

MENKUL KIYMET SATIŞ KÂRLARI                  450,00

————————— / ——————————

Ayni sermaye konulması sonucu elde edilen söz konusu iştirak hisselerinin Kurum (A)’nın ortaklarına verilmesi halinde de pasifte oluşan geçici hesabın vergilendirilecek kârlar hesabına aktarılarak kapatılması gerekecektir.

Kısmi bölünme sonucu elde edilen iştirak hisselerinin Kurum (A)’nın ortaklarına verilmesi durumunda muhasebe kaydı aşağıdaki gibi olacaktır.

————————— / ——————————

GEÇİCİ HESAP                                                         50,01

İŞTİRAKLER H.                                        0,01

– (Kurum B)

DÖNEM K/Z                                     50,00

————————— / ——————————”

açıklamaları yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde;

– Şirketinizin aktifinde kayıtlı olan, şirketiniz üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz etmeyen ve bölünme sonrasında şirketiniz faaliyetlerinde kullanılmayacak olan taşınmazların, şirketiniz faaliyetlerini sona erdirmeyecek şekilde her biri tam hisseli olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef sermaye şirketine kayıtlı değeri üzerinden ayni sermaye olarak konulması suretiyle devredilmesi ve öngörülen diğer şartların da sağlanması kaydıyla, Kurumlar Vergisi Kanununun 19/3-b maddesi hükmü gereğince kısmi bölünmeye konu edilmesi mümkündür.

– Kısmi bölünmeye konu edilecek taşınmazların kayıtlı değerleri ile devredilmesi gerekmekte olup devralan şirket hisselerinin şirketiniz ortaklarına verilmesi halinde devre konu taşınmazlara ilişkin borçların da devri zorunludur. Bu suretle gerçekleştirilecek kısmi bölünme işlemine ilişkin olarak şirketiniz özkaynak kalemlerinden pay verilmesinin söz konusu olmayacağı tabiidir.

– Öte yandan, kısmi bölünme işlemi kısmi bölünmeye ilişkin genel kurul kararının Ticaret Siciline tescil edilmesi ile hüküm ifade edeceğinden, devralan şirket hisselerinin şirketiniz ortaklarına verilmesi nedeniyle söz konusu taşınmazların ticari kazancınızla herhangi bir ilgisi kalmayacağından şirketinize ait bir finansman giderinden de söz edilmeyecektir. Dolayısıyla, ilgili hesap döneminin başından kısmi bölünmeye ilişkin kararın tescil tarihine kadar olan sürede kısmi bölünmeye konu edilen taşınmazlara ilişkin finansman giderleri ile kur farklarının şirketinizce kurum kazancının tespitinde dikkate alınması mümkün olup bu tarihten sonra söz konusu taşınmazlarla ilgili herhangi bir giderin şirketinizce kurum kazancının tespitinde dikkate alınması mümkün değildir.

– Diğer taraftan, kısmı bölünmeye konu edilen taşınmazlara ait borçların devrine yönelik ayrıntılı açıklamalar 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “19.2.2.1.1. Devredilen iktisadi kıymetlerle birlikte bunlara ait borçların da devredilmesi halinde devre konu net değerin sıfır veya negatif olması durumu” başlıklı bölümünde yer almaktadır. Dolayısıyla, kısmi bölünmeye konu edilen taşınmazlara ilişkin borçların bu taşınmazların kayıtlı bedelini aşan kısmının, elde edilecek iştirak hisselerinin ortaklara verilmesi nedeniyle, kısmi bölünme işleminin gerçekleştiği hesap dönemine ilişkin kurum kazancına eklenmesi gerekmektedir.

– Ayrıca, Kurumlar Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde, devir ve tam bölünme işlemlerinde maddede belirlenen sınır dahilinde devralınan kurumların zararlarının indirimi kabul edilmiş ancak, kısmi bölünme işlemlerinde zarar mahsubuna ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu nedenle kısmi bölünmede, bölünen kurumdan devralan kuruma zarar intikali öngörülmediğinden, geçmiş yıl zararlarının hiçbir şekilde devredilmesi mümkün değildir.

– Tekdüzen hesap çerçevesi, hesap planı ve işleyişine ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarihli ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer tebliğlerde yapılmış bulunmaktadır.

Bu itibarla, şirketinizin söz konusu muhasebe kayıtlarına ilişkin işlemlerini, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerinde mevcut açıklamalar çerçevesinde yapması gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-3 Yapılan bağış ve yardımların kurum kazancı tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

 

 

Sayı : 62030549-125[10-2017/418]-E.299449 12.04.2019
Konu : Yapılan bağış ve yardımların kurum kazancı tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hak.  
İlgi : … tarihli ve … sayılı özelge talep formunuz.  

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Şirketinizin ayakkabı tabanı üretimi ve satışı faaliyeti ile iştigal ettiği, çeşitli kamu kurumlarına, okullara, derneklere ve vakıflara ayni bağışlar yaptığınız, yapılan bağışların faturası ve irsaliyesi düzenlenerek ve taşıma masrafları da karşılanmak üzere kargo şirketleri veya çeşitli taşımacılar vasıtasıyla bağış yapılacak kurumlara gönderildiği, bazı durumlarda bağış makbuzu temin edilemediği, Şirketinizce …. Vakfına bağışlanan 40 çift ayakkabı ile ilgili fatura, sevk irsaliyesi ve tutanak düzenlendiği belirtilerek ayni bağış makbuzu temin edilemediği durumlarda, bağışın ilgili kurum, dernek veya vakıf yetkililerince teslim alındığının yetkililerin fatura veya sevk irsaliyesi üzerine bağışların teslim alındığına dair açıklama ile imza konulması veya bağışların teslim alındığına dair ayrı bir tutanak düzenlenmesi veya bağışların teslim alındığının Şirketinize bir yazı ile bildirilmesi şeklinde tevsik edildiği durumlarda kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı  hususunda bilgi talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5’ine kadar olan kısmının kurumlar vergisi matrahının tespitinde kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirilebileceği, maddenin ikinci fıkrasında ise bağış ve yardımların nakden yapılmaması halinde, bağışlanan veya yardımın konusunu oluşturan mal veya hakkın maliyet bedeli veya kayıtlı değeri, bu değer mevcut değilse Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre takdir komisyonlarınca tespit edilecek değerinin esas alınacağı hükmüne yer verilmiştir.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.3.2.2.4. Bağış ve yardımın belgelendirilmesi” başlıklı bölümünde de;

“Ayni veya nakdi olarak yapılan bağış ve yardımların kurumlar vergisi mükelleflerince indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması gerekli ve yeterlidir.

Ayni bağış ve yardımın, işletmenin aktifinden veya stokundan çekilerek bağışlanmış olması durumunda, mükelleflerin işletmeden çekip bağışladıkları değerler için fatura düzenlemesi; düzenlenen faturanın arka yüzüne faturada belirtilen değerlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından bağış veya yardım olarak alındığına ilişkin şerh konularak yetkili kimseler tarafından imzalanmış olması yeterlidir.

Ayni değerlerin, mükelleflerce dışarıdan alınarak kamu kurum ve kuruluşuna bağışlanmış olması durumunda ise bu kurum ve kuruluş tarafından teslim alınacak değerler için teslime ilişkin bir belge düzenlenmiş olması yeterli olup, düzenlenen belgede bağışlanan kıymetin değerinin, cinsinin ve miktarının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde belirtilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca, bağışlanan değerlere ilişkin olarak düzenlenmiş olan faturaların arka yüzünde yukarıda belirtilen açıklamalar dahilinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin imzası bulunacaktır.

…”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, kurumlar vergisi mükelleflerince maddede sayılan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının, o yıla ait kazançlarının % 5’ine kadar olan kısmının, kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde yıllık beyanname üzerinde gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Bağış ve yardımın yapıldığı dönemde faaliyetin zararla sonuçlanması veya kazancın yetersiz olması nedeniyle indirilemeyen kısmının daha sonraki yıllarda indirim konusu yapılabilmesi veya zarar olarak devredilmesi mümkün değildir.

Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığından alınan … tarihli ve … sayılı yazıda;

“Dernekler Yönetmeliğinin 38 inci maddesinde “Dernek gelirleri alındı belgesi ile tahsil edilir. Dernek gelirlerinin bankalar aracılığı ile tahsili halinde banka tarafından düzenlenen dekont veya hesap özeti gibi belgeler alındı belgesi yerine geçer.

….

… Kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından derneklere yapılacak bedelsiz mal ve hizmet ise Ek-15’te yer alan Ayni Bağış Alındı Belgesi ile kabul edilir.

…” hükmü yer almaktadır.

Bu kapsamda dernekler yönüyle ilgide kayıtlı yazınızda bahsi geçen hususlara ilişkin yukarıda yer alan mevzuat hükümleri dışında bir işlem yapılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.” denilmektedir.

Yine konuyla ilgili olarak Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğünden alınan … tarihli ve …sayılı yazıda da;

“…

27.09.2008 tarih, 27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinin 52’nci maddesinin 2’nci fıkrasında da; “Vakıflar Kullanacakları bağış makbuzları ile gerekli görülen belgeleri Genel Müdürlükten temin ederler.” denilmektedir.

Bu çerçevede, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılacak ayni ve nakdi yardımların vakıflarca muhasebeleştirilmesinde, Kurumumuzdan (ilgili Bölge Müdürlüklerimizden) kolaylıkla temin edebilecekleri “ayni ve nakdi bağış makbuzları” kullanılmakta olduğundan, bu kapsamda vakıflara yapılacak ayni ve nakdi bağışlarla ilgili olarak, vakıflardan bağış makbuzu temin edilememesi gibi bir durumun söz konusu olmayacağı değerlendirilmektedir.

…”

denilmektedir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde,

– Kamuya yararlı derneklere ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara gerek işletmenin aktifinden veya stokundan çekilmek gerekse dışarıdan satın alınmak suretiyle yapılan ayni bağış ve yardımların indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması şarttır.

– Kamu kurum veya kuruluşlarına, işletmenin aktifinden veya stokundan çekilerek yapılan ayni bağış ve yardımlarda, Şirketinizin işletmeden çekip bağışladığı değerler için fatura düzenlemesi; düzenlenen faturanın arka yüzüne faturada belirtilen değerlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından bağış veya yardım olarak alındığına ilişkin şerh konularak yetkili kimseler tarafından imzalanmış olması indirimden yararlanılması açısından yeterlidir.

– Kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanacak ayni değerlerin şirketinizce dışarıdan alınması durumunda ise ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından teslim alınacak değerler için teslime ilişkin bir belge düzenlenmiş olması yeterli olup, düzenlenen belgede bağışlanan kıymetin değerinin, cinsinin ve miktarının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde belirtilmiş olması; ayrıca bağışlanan değerlere ilişkin olarak düzenlenmiş olan faturaların arka yüzünde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin imzasının bulunması yeterlidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-2 Yatırımdan vazgeçilmesi nedeniyle yapılmakta olan yatırımlar hesabında bulunan tutarın gider hesaplarına alınıp alınmayacağı hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

MUĞLA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı : 96620903-125-114063 15/11/2018
Konu : Yatırımdan vazgeçilmesi nedeniyle
yapılmakta olan yatırımlar hesabında
bulunan tutarın gider hesaplarına
alınıp alınmayacağı hak.
 
İlgi : 03/02/2017 tarihli yazınız.  

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketiniz tarafından … teleferik tesisi kurmak amacı ile
Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile 5+24 yıllık kira sözleşmesi yapıldığı, … yamaç paraşütü pistleri ve yollar için gerekli yatırımların yapıldığı, teleferik projesinin de Şirketiniz tarafından yapılmasının planlandığı, yapılan harcamaların “258-Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabına kaydedildiği, teleferik tamamlandıktan sonra kira süresinin bitiminde ilgili Bakanlığa devredileceği, yatırım maliyetlerinin yüksekliği ve finansman yetersizliği nedeniyle söz konusu işin şirketinizce yapılamayacağından teleferik yapımı için idarenin yeniden ihale açılmasına karar vererek 11.11.2016 tarihinde karar alınmak sureti ile söz konusu teleferik projesinden vazgeçildiği, yatırımın tamamlanamaması nedeniyle iktisadi kıymet haline getirilemeyen “258-Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabında biriken tutarların 2016 hesap döneminde gider hesaplarına alınıp alınmayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum
kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın
teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonundaki ve başındaki değerler arasındaki müspet fark
olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan
indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise bu farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle
tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– 272 nci maddesinde, “Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya
elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak
maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet
bedeline eklenir. (Bir geminin iktisap tarihindeki süratini fazlalaştırmak, yolcu ve eşya yükleme ve barındırma tertibatını genişletmek veya değiştirmek suretiyle iktisadi kıymetini devamlı olarak artıran giderlerle bir motorlu kara nakil vasıtasının kasa veya motorunun yenisi ile değiştirilmesi veya alımında mevcut olmayan yeni bir tertibatın eklenmesi için yapılan giderler maliyet bedeline
eklenmesi gereken giderlerdendir.)

Gayrimenkuller kira ile tutulmuş ise veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı
verilmiş ise, kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan bir ve ikinci fıkralardaki
giderler bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerlenir. Kiracının veya işletme hakkına sahip
tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderler de bu hükümdedir…”,

– 313 üncü maddesinde, “İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya
kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi
değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edevat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci
kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin, bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi
amortisman mevzuunu teşkil eder.

İlgili mevzuat gereğince sözleşme süresinden sonra bedelsiz olarak Devlete veya Devletçe tensip
olunan bir teşekküle veya belediyeye intikali öngörülen amortismana tabi iktisadi kıymetlerden
(sözleşme süresinde yenilenmesi gerekenler hariç), sermayenin veya özel maliyet bedellerinin itfası hükümlerine göre amortismana tabi tutulanlar, genel hükümler uyarınca ayrıca amortismana tabi tutulamazlar…” hükümlerine yer verilmiştir.

Bu itibarla, bir iktisadi kıymetin amortismana tabi tutulabilmesi için, işletmenin aktifine kayıtlı
olması, kullanıma hazır halde bulunması, işletmede bir yıldan fazla kullanılması, yıpranmaya,
aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunması gerekmektedir. Ayrıca, Kanunun 272 nci
maddesi kapsamındaki giderlerin de, aynı maddede belirtilen mahiyette olması gerektiği tabiidir.
Diğer taraftan, tekdüzen muhasebe sisteminin uygulanmasına ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarih
ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama
Genel Tebliğinde yapılmış olup söz konusu Tebliğ eki Tekdüzen Hesap Çerçevesi, Hesap Planı ve
Hesap Planı Açıklamaları bölümünde “258-Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabı; işletmede, yapımı süren ve tamamlandığında ilgili maddi duran varlık hesabına aktarılacak olan, her türlü madde ve malzeme ile işçilik ve genel giderlerle ilgili harcamaların izlendiği hesap olarak tanımlanmıştır.

Bu bağlamda, geçici bir hesap olan ve kesin maliyetleri henüz belli olmayan, dolayısıyla üzerinden
amortisman ayrılacak tutar henüz kesinleşmeyen, yapımı süren ve tamamlandığında ilgili maddi
duran varlık hesabına aktarılacak olan, her türlü madde ve malzeme ile işçilik ve genel giderlerle
ilgili harcamaların izlendiği “Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabında yer alan tutarların
amortismana konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

 

Diğer yandan, şirketiniz tarafından … ilçe sınırları içinde bulunan … teleferik tesisi kurmak amacı
ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile akdedilen kiralama sözleşmesi kapsamında yapılan ve “258-
Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabında izlenen harcamalar, söz konusu projenin şirketiniz
tarafından yapılmasından vazgeçilmesi nedeniyle, doğrudan gider olarak dikkate alınabilecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

ÖZELGE KVK 2020-1 Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre feshedilen sözleşmede gelir kaydedilen teminatın gider kaydı hakkında

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı : 62030549-125[11-2017/6]-665432 19/07/2018
Konu : Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre feshedilen sözleşmede gelir kaydedilen teminatın gider kaydı hak.  
İlgi : a) 04/01/2017 tarih ve 15035 sayılı özelge talep formu.

b) 12/01/2017 tarih ve 44047 sayılı ek dilekçe.

 

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekinden, şirketiniz ile … Müdürlüğü arasında … işi hakkında 22/07/2016 tarihinde sözleşme imzalandığı, ancak anılan … Müdürlüğünün 21/12/2016 tarihli ve 168276 sayılı yazısı ile şirketinizin anılan İdareye teslim etmiş olduğu dört farklı bot numunesinin incelendiği ve düzenlenen analiz raporunda teslim edilen botların ihaleye ait teknik şartnameye uygun olmadıklarının tespit edildiği, bu sebeple ihaleye ait sözleşmenin 34.4 üncü maddesi ve 35.1.1 inci maddesinin (a) bendi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 20 nci maddesinin (a) bendi gereği, sözleşmenin feshedildiği ve teminatınızın da gelir kaydedildiğinin bildirildiği anlaşılmış olup, söz konusu teminat mektubu ödemesinin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınmasının mümkün olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde kurumlar vergisinin bir hesap dönemi içinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Ticari kazancın tespitinde indirilecek giderler Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde bentler halinde sayılmış olup, anılan maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Kurumlar Vergisi Kanununun “Kabul Edilmeyen İndirimler” başlıklı 11 inci maddesinin (g) bendinde ise sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderlerinin kurum kazancının tespitinde indirim olarak dikkate alınamayacağı hüküm altına alınmıştır.

4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun “İdarenin sözleşmeyi feshetmesi” başlıklı 20 nci maddesinin (a) bendinde; “Yüklenicinin taahhüdünü ihale dökümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine, ihale dökümanında belirlenen oranda gecikme cezası uygulanmak üzere, idarenin en az on gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi,

Hallerinde, ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir.” hükmü yer almaktadır. Mezkur Kanunun ‘Sözleşmenin feshine ilişkin düzenlemeler’ başlıklı 22 nci maddesinin son fıkrasında “19, 20 ve 21’inci maddelere göre sözleşmenin feshedilmesi halinde, yükleniciler hakkında 26’ncı madde hükümlerine göre işlem yapılır. Ayrıca, sözleşmenin feshi nedeniyle idarenin uğradığı zarar ve ziyan yükleniciye tazmin ettirilir.” hükmü yer almaktadır.

Şirketiniz ile … Müdürlüğü arasında imzalanan sözleşmenin 34 üncü maddesinde idare tarafından sözleşmede belirtilen süre uzatımı halleri hariç yüklenicinin sözleşmeye uygun olarak malı veya malları süresinde teslim etmemesi halinde 10 gün süreli yazılı ihtar yapılarak gecikme cezası uygulanacağı, ihtarda belirtilen sürenin bitmesine rağmen aynı durumun devam etmesi halinde ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatların gelir kaydedilerek sözleşmenin feshedileceği, alım konusu işin genel hükümlere göre tasfiye edileceği,  35 inci maddesinde de yüklenicinin taahhüdünü ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine İdarenin bu sözleşmede belirlediği süreyi ve açıklamaları içeren ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi halinde  ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatların gelir kaydedilerek sözleşmenin feshedileceği ve alım konusu işin genel hükümlere göre tasfiye edileceği belirtilmektedir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … Müdürlüğünce satın alınması uygun görülen botlara ilişkin olarak uhdenizde kalan … işi ihalesine ait sözleşmenin; şirketinizce teslim edilen botların ihaleye ait teknik şartnameye uygun olmadıkları gerekçesiyle ihale sözleşmesinin 34.4 üncü maddesi ve 35.1.1 inci maddesinin (a) bendi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 20 nci maddesinin (a) bendi gereğince feshedildiği ve teminat tutarının  … Müdürlüğünce irat kaydedildiği anlaşıldığından bu durumun şirketinizin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından  doğmamış olması kaydıyla, söz konusu teminat tutarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Vergi Uygulamalarıyla İlgili Olarak Son Dönemde Verilen Özelgeler

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413 üncü maddesinde, mükelleflerin Gelir İdaresi Başkanlığından veya Gelir İdaresi Başkanlığının bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulanması bakımından müphem ve tereddüt duydukları hususlar hakkında izahat isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır.

Bu kapsamda 16/01/2010 tarihinde uygulamaya konulan özelge sistemi ile; mükelleflere kısa zamanda doğru ve net cevap verilmesi, muhatabın teke indirilmesi, başvuruların ve cevapların bir standarda kavuşturulması, mükellefin uyum maliyetinin azaltılması, bürokrasi ve kırtasiyeciliği azaltarak kaynakların verimli kullanılması amaçlanmış, ilaveten şeffaflık sağlanmak adına özelge örneklerinin internetten yayınlanılmasına başlanılmıştır.

Bu şekilde Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu ile ilgili olarak son dönemde verilen Gelir İdaresi Başkanlığı resmi web sitesinde yayınlanan bazı özelge özetlerine aşağıda yer verilmiş olup, özelgelerin tam metni web sitemizde mevcuttur.

A- Kurumlar Vergi Kanunu’nuna İlişkin Örnek Özelgeler

1- Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre feshedilen sözleşmede gelir kaydedilen teminatın gider kaydı hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 19.07.2018 tarih ve 62030549-125[11-2017/6]-665432 sayılı özelgesi)

Mükellef kurum ile … Kamu Kurumu arasında imzalanan sözleşmede, yüklenicinin taahhüdünü ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine İdarenin bu sözleşmede belirlediği süreyi ve açıklamaları içeren ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi halinde  ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatların gelir kaydedilerek sözleşmenin feshedileceği ve alım konusu işin genel hükümlere göre tasfiye edileceğinin belirtilmiş olması şaryıtla;

Mükellef kurum tarafından teslim edilen emtianın ihaleye ait teknik şartnameye uygun olmadıkları gerekçesiyle, ihale sözleşmesinin feshedilerek teminat tutarının  … Kamu Kurumunca irat kaydedilmesi durumunda, bu durumun şirketin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından  doğmamış olması kaydıyla, söz konusu teminat tutarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

2- Yatırımdan vazgeçilmesi nedeniyle yapılmakta olan yatırımlar hesabında bulunan tutarın gider hesaplarına alınıp alınmayacağı hakkında (Muğla Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 15.11.2018 tarih ve 96620903-125-114063 sayılı özelgesi)

Mükellef Kurum ile, … Kamu Kurumu arasında, …. tesisi kurmak amacı ile yapılan sözleşmeye istinaden, Şirket tarafından işe başlanılmasını müteakip, yapılan harcamaların “258-Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabına kaydedilmesi, ancak yatırım maliyetlerinin yüksekliği ve finansman yetersizliği nedeniyle söz konusu projeden vazgeçilmiş olması ve yatırımın tamamlanamaması nedeniyle iktisadi kıymet haline getirilemeyen “258-Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabında biriken tutarlarla ilgili olarak;

– “258-Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabının geçici bir hesap olan olması ve kesin maliyetleri belli olmayan, dolayısıyla üzerinden amortisman ayrılacak tutar henüz kesinleşmeyen, yapımı süren ve tamamlandığında ilgili maddi duran varlık hesabına aktarılacak olan, her türlü madde ve malzeme ile işçilik ve genel giderlerle ilgili harcamaların izlendiği hesap nolması nedeniyle, bu hesapta yer alan tutarların amortismana konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

– Diğer yandan, Mükellef Kurum ile ilgili Kamu Kurumu arasında yapılan sözleşme kapsamında ve “258- Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabında izlenen harcamalar, söz konusu projenin şirket
tarafından yapılmasından vazgeçilmesi nedeniyle, doğrudan gider olarak dikkate alınabilecektir.

3- Yapılan bağış ve yardımların kurum kazancı tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 12.04.2019 tarih ve 62030549-125[10-2017/418]-E.299449 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, Şirketin ayakkabı tabanı üretimi ve satışı faaliyeti ile iştigal ettiği, çeşitli kamu kurumlarına, okullara, derneklere ve vakıflara ayni bağışlar yaptığı, yapılan bağışların faturası ve irsaliyesi düzenlenerek ve taşıma masrafları da karşılanmak üzere kargo şirketleri veya çeşitli taşımacılar vasıtasıyla bağış yapılacak kurumlara gönderildiği, bazı durumlarda bağış makbuzu temin edilemediği, Şirket tarafından …. Vakfına bağışlanan 40 çift ayakkabı ile ilgili fatura, sevk irsaliyesi ve tutanak düzenlendiği belirtilerek ayni bağış makbuzu temin edilemediği durumlarda, bağışın ilgili kurum, dernek veya vakıf yetkililerince teslim alındığının yetkililerin fatura veya sevk irsaliyesi üzerine bağışların teslim alındığına dair açıklama ile imza konulması veya bağışların teslim alındığına dair ayrı bir tutanak düzenlenmesi veya bağışların teslim alındığının Şirkete bir yazı ile bildirilmesi şeklinde tevsik edildiği durumlarda kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı  hususunda bilgi talep edilmiştir. Buna göre;

Kurumlar vergisi mükelleflerince Kanunda sayılan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının, o yıla ait kazançlarının % 5’ine kadar olan kısmının, kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde yıllık beyanname üzerinde gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Bağış ve yardımın yapıldığı dönemde faaliyetin zararla sonuçlanması veya kazancın yetersiz olması nedeniyle indirilemeyen kısmının daha sonraki yıllarda indirim konusu yapılabilmesi veya zarar olarak devredilmesi mümkün değildir.

Kamuya yararlı derneklere ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara gerek işletmenin aktifinden veya stokundan çekilmek gerekse dışarıdan satın alınmak suretiyle yapılan ayni bağış ve yardımların indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması şarttır.

Kamu kurum veya kuruluşlarına, işletmenin aktifinden veya stokundan çekilerek yapılan ayni bağış ve yardımlarda, Şirketin işletmeden çekip bağışladığı değerler için fatura düzenlemesi; düzenlenen faturanın arka yüzüne faturada belirtilen değerlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından bağış veya yardım olarak alındığına ilişkin şerh konularak yetkili kimseler tarafından imzalanmış olması indirimden yararlanılması açısından yeterlidir.

Kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanacak ayni değerlerin dışarıdan alınması durumunda ise ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından teslim alınacak değerler için teslime ilişkin bir belge düzenlenmiş olması yeterli olup, düzenlenen belgede bağışlanan kıymetin değerinin, cinsinin ve miktarının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde belirtilmiş olması; ayrıca bağışlanan değerlere ilişkin olarak düzenlenmiş olan faturaların arka yüzünde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin imzasının bulunması yeterlidir.

4- Kısmi bölünme işleminde taşınmaz devri ile bunlara ait borçların devri hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 18.03.2019 tarih ve 62030549-125[19-2018/460]-E.226698 sayılı özelgesi)

Özelgeye konu olayda; Aktifinde kayıtlı gayrimenkullerin kiralanması işi ile iştigal eden bir Şirket, aktifinde kayıtlı gayrimenkullerden bazılarını kısmi bölünme sonucunda yeni kurulacak olan iki adet anonim şirkete devretmek ve hisselerini de devir eden şirketin ortaklarına vermek suretiyle bölünecektir. Kısmi bölünme sırasında;

– Pasifte özkaynaklar grubu içerisinde yer alan 502 hesap “Sermaye düzeltmesi olumlu farkları”, 503 hesap “Sermaye düzeltmesi olumsuz farkları”, 570 hesap “Geçmiş yıl karları”, 580 hesap “Geçmiş yıl zararları” hesaplarının pasif düzenleyici hesaplar arasında yer alıp almadığı,

– Bu hesaplardan da kısmi bölünme sonucunda devredilecek gayrimenkullere pay verilip verilmeyeceği,

– Şirketin daha önceki dönemlerde kullanmış olduğu ve ödemeleri halen devam eden dövizli kredi borçları nedeniyle devredilen gayrimenkullere isabet eden geçmiş yıl ve bu dönem kur farkı zararlarının devredilip devredilmeyeceği,

– Kısmi bölünmeye ait bilanço tarihi ile bölünmenin ticari sicilde tescili arasında zamanda oluşacak olumlu veya olumsuz kur farkları ile kredi taksit ödemelerinin gerçekleşmesi durumunda, yeni kurulacak firmaların sicile verilen bilanço değerlerinde farklılıklar oluşacağından kur farklarının ve taksit ödemelerinin bölünen firmada mı yoksa yeni kurulacak firmalarda mı kar zarar hesaplarına aktarılacağı,

– Dövizin aşırı yükselmesi sonucunda Şirketin kur farkından ve faiz ödemelerinden dolayı geçmiş yıl ve bu dönemde büyük bir zararının oluştuğu, dolayısıyla kısmi bölünme sonucunda devredilecek gayrimenkullere ait devredilecek borçların, aktif değerinin çok üstünde olduğu, pasifte bir fark çıktığı, kısmi bölünme sonucunda devredilecek olan aktif değerin üstünde gerçekleşen pasif borç farkının devir alan firmaların aktif hesaplarında şerefiye farkı, devreden firmada ise diğer olağan dışı gelir ve kar olarak mı bırakılacağı,

hususlarının sorulduğu anlaşılmış olup;

Şirketin aktifinde kayıtlı olan, şirketin üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz etmeyen ve bölünme sonrasında şirketin faaliyetlerinde kullanılmayacak olan taşınmazların, şirketin faaliyetlerini sona erdirmeyecek şekilde her biri tam hisseli olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef sermaye şirketine kayıtlı değeri üzerinden ayni sermaye olarak konulması suretiyle devredilmesi ve öngörülen diğer şartların da sağlanması kaydıyla, Kurumlar Vergisi Kanununun 19/3-b maddesi hükmü gereğince kısmi bölünmeye konu edilmesi mümkündür.

Kısmi bölünmeye konu edilecek taşınmazların kayıtlı değerleri ile devredilmesi gerekmekte olup devralan şirket hisselerinin şirketin ortaklarına verilmesi halinde devre konu taşınmazlara ilişkin borçların da devri zorunludur. Bu suretle gerçekleştirilecek kısmi bölünme işlemine ilişkin olarak şirketin özkaynak kalemlerinden pay verilmesinin söz konusu olmayacağı tabiidir.

Öte yandan, kısmi bölünme işlemi kısmi bölünmeye ilişkin genel kurul kararının Ticaret Siciline tescil edilmesi ile hüküm ifade edeceğinden, devralan şirket hisselerinin şirketin ortaklarına verilmesi nedeniyle söz konusu taşınmazların ticari kazançla herhangi bir ilgisi kalmayacağından şirkete ait bir finansman giderinden de söz edilmeyecektir. Dolayısıyla, ilgili hesap döneminin başından kısmi bölünmeye ilişkin kararın tescil tarihine kadar olan sürede kısmi bölünmeye konu edilen taşınmazlara ilişkin finansman giderleri ile kur farklarının şirketin kurum kazancının tespitinde dikkate alınması mümkün olup bu tarihten sonra söz konusu taşınmazlarla ilgili herhangi bir giderin kurum kazancının tespitinde dikkate alınması mümkün değildir.

Diğer taraftan, kısmı bölünmeye konu edilen taşınmazlara ait borçların devrine yönelik ayrıntılı açıklamalar 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “19.2.2.1.1. Devredilen iktisadi kıymetlerle birlikte bunlara ait borçların da devredilmesi halinde devre konu net değerin sıfır veya negatif olması durumu” başlıklı bölümünde yer almaktadır. Dolayısıyla, kısmi bölünmeye konu edilen taşınmazlara ilişkin borçların bu taşınmazların kayıtlı bedelini aşan kısmının, elde edilecek iştirak hisselerinin ortaklara verilmesi nedeniyle, kısmi bölünme işleminin gerçekleştiği hesap dönemine ilişkin kurum kazancına eklenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, Kurumlar Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde, devir ve tam bölünme işlemlerinde maddede belirlenen sınır dahilinde devralınan kurumların zararlarının indirimi kabul edilmiş ancak, kısmi bölünme işlemlerinde zarar mahsubuna ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu nedenle kısmi bölünmede, bölünen kurumdan devralan kuruma zarar intikali öngörülmediğinden, geçmiş yıl zararlarının hiçbir şekilde devredilmesi mümkün değildir.

Tekdüzen hesap çerçevesi, hesap planı ve işleyişine ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarihli ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer tebliğlerde yapılmış bulunmaktadır. Bu itibarla, Şirketin söz konusu muhasebe kayıtlarına ilişkin işlemlerini, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerinde mevcut açıklamalar çerçevesinde yapması gerektiği tabiidir.

5- Sermaye artırımının indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hakkında (Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 13.03.2019 tarih ve 16700543-125[17-515-78]-17126 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, Şirket ortağı X A.Ş.’nin, Şirkette nakit sermaye (60 TL) artırımı yaptığı, bu sermaye artırımının Kurumlar Vergisi Kanununun 10/ı maddesi kapsamında değerlendirilirken, örneğin X A.Ş.’nin bilançosunda menkul kıymet (banka) gibi mevcutları 100 TL olup, aktif toplamı 100 TL olduğu, borçlar 50 TL, özkaynak 50 TL olup, pasif toplamının 100 TL olduğu söz konusu sermaye artışının şirket mevcutlarından sağlandığı, bu durumda X A.Ş. tarafından artırılan 60 TL sermayenin, sermaye artırımı indiriminden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda bilgi verilmesi talep edilmiş olup;

Şirketin ortağı olan X A.Ş.’nin şirket mevcutlarından sağlayarak yaptığı nakit sermaye artırımının; Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmü ile 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6. Sermaye artırımında indirim” başlıklı bölümünde yer alan açıklamalar çerçevesinde ve diğer şartların da sağlanması kaydıyla indirime konu edilmesi mümkündür.

Öte yandan, ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları dolayısıyla indirimden faydalanılamayacağı tabiidir.

6- Holding şirketinin grup şirketine olan borcuna karşılık iştirak hisselerinin satışından elde edilecek kazancın kurumlar vergisi kanunun 5. maddesindeki istisnadan yararlanıp yararlanamayacağı hakkında (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 7.01.2019 tarih ve 64597866-125[5/1-e]-E.360 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, turizm ve madencilik sektörlerinde öncülük yapmış olan
bir Grubun, zaman içerisinde birçok yapısal değişiklikler yaşadığı ve Grubun borçlarını oluşturan banka kredilerinin tamamına yakın bir kısmının Şirket üzerinde kaldığı, işlerin mahiyeti
gereği kısmen finans piyasalarında kredi, kısmen de Grup Şirketi olan X A.Ş.’nin faaliyetleri ile
yarattığı finansman imkanlarının kullanıldığı, finans kuruluşlarının Şirkete cari oranlar üzerinden
faiz tahakkuku yaparken X A.Ş.’nin ise bu oranlar ile mütenasip oranlarda faiz tahakkuku yaptığı,
Şirketin gelirleri ile finans kuruluşlarından temin edilen kredilerin anapara ve faiz ödemesinin
yapıldığı ancak A A.Ş.’ye anapara ve faiz geri ödemelerinin yapılamadığı belirtilerek, Şirketin
aktifinde “24-Mali Duran Varlıklar” hesabında kayıtlı olan Grup Şirketlerine ait iştirak hisselerinin X A.Ş.’ye alacağı karşılığında satılması halinde elde edilecek kazancın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca istisnadan yararlanıp
yararlanamayacağı hakkında görüş talep edilmiş olup;

Bu istisnayla, kurumların bağlı değerlerinin nakde çevrilerek, işletmelerin sağlam mali kaynaklara
kavuşturulması ve maddenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere işletmelerin bağlı
değerlerinin nakde dönüştürülmesi yoluyla aktif bir şekilde ekonomiye katılması, finansman
sıkıntılarının giderilmesi, faaliyetlerinin öz kaynaklarla devam ettirilebilmesi ve mali yapılarının
güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bir işletmenin bağlı değerlerinin satılarak sağlanan hasılatın aynı
veya başkaca bağlı değerler alınması amacıyla kullanılması halinde kanun koyucunun bu istisnayla
gerçekleştirmeye çalıştığı amaç sağlanamayacaktır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar kapsamında, Şirketin aktifinde yer alan iştirak
hisselerinin, %100 hissesine sahip olunan Grup Şirketi olan X A.Ş.’ye olan borç karşılığında
bu şirkete satılması durumunda, aktifte yer alan iştirak hisseleri adı geçen Grup Şirketinde
yine iştirak hissesi olarak var olacağından ve söz konusu iştirak hisselerine X  A.Ş. aracılığıyla
dolaylı olarak sahip olunmaya devam edileceğinden, bahse konu satıştan elde edilecek kazançla ilgili olarak Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen istisnadan yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

7- Gayrimaddi hak bedeli ödemelerinde aleyhe ve lehe oluşan kur farklarının vergi kesintisine tabi olup olmadığı hakkında (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 18.07.2018 tarih ve 64597866-125.30-15854 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, “royalty bedellerinin tahakkuk tarihi ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan aleyhte kur farklarının kurumlar vergisi stopajına tabi olup olmadığı” hususunda Başkanlıktan görüş talep edilmesi üzerine 20.01.2017 tarih ve 1265 sayılı özelge ile izahat verilmiş, bu defa Söz konusu Özelgede;

– Amerika Birleşik Devletleri (ABD) mukimi şirkete yapılacak gayri maddi hak ödemeleri için stopaj oranının %10’u aşmayacağınının kabul edilmesine karşın kur farkları üzerinden stopaj yapılması gerektiğinin ifade edildiği ancak lehe oluşacak kur farkları için herhangi bir açıklamanın yapılmadığı, bununla birlikte, stopaj yükümlülüğünün ABD mukimi tarafından ödeneceği hususunda mutabık olunduğu, kur farkına isabet eden stopajın da satıcıdan kesilerek bağlı bulunulan vergi dairesine ödenmesinin gerektiği,

– Ancak, verilen özelgede verilen örneğin para biriminin USD cinsinden değerlendirilmesi durumunda, ABD mukiminin 1.000 USD’lik kazancı üzerinden hesaben ödemede 100 USD ve nakten ödemede 20 USD olmak üzere toplam 120 USD stopaj kesilerek %12 oranında vergi kesintisi yapılmak suretiyle ABD Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasında öngörülen %10’luk azami vergileme sınırının aşılmış olacağı belirtilerek, lehe ve aleyhe kur farklarının kurumlar vergisi stopajına tabi olup olmadığı hususlarında ilave görüş talep edilmiştir.

Buna göre;

ABD mukimi şirkete yapılan bahse konu gayrimaddi hak bedeli ödemelerinin gayrisafi tutarı üzerinden Türkiye’de %10 oranını aşmayacak şekilde vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Söz konusu ödemelere iç mevzuatımızda daha düşük bir oranın uygulanması halinde iç mevzuatımızda belirlenen bu düşük oranın uygulanacağı tabiidir.

Ayrıca, Anlaşmanın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasında gayrimaddi hak bedellerinin elde edildikleri ülkede bu ülke mevzuatına göre vergilendirilebileceği ifadesine yer verilmiştir. İç mevzuat hükümlerimizde ise dar mükellef durumda olan kurumlara Kurumlar Vergisi Kanununda belirtilen kazanç veya iradı sağlayanların bu kazanç ve iratları nakden ve hesaben ödedikleri veya tahakkuk ettirdikleri sırada kurumlar vergisi tevkifatı yapmaları gerektiği belirtilmiştir.

Fili ödeme tarihindeki kur tutarı dikkate alınarak TL karşılığı toplam brüt tutar üzerinden tevkifat hesaplandığında, toplam tevkifat tutarının ödeme tarihindeki döviz karşılığı, ödemelerin gayri safi tutarının %10’unu aşmayacaktır.

Diğer taraftan, vergi kesintisi uygulamasında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen tutarlar dikkate alındığından, verginin tahakkuk ettiği tarihten sonra döviz kurunun düşmesi halinde tahakkuk tarihindeki kur esas alınarak hesaplanan tevkifat tutarının düzeltilmesi veya iadesi söz konusu değildir.

8- Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi Hakkında (Amasya Valiliği’nın 5.11.2018 tarih ve 65771276-120.01.02.10-E.13441 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, Kurumlar vergisi mükellefi olan Şirketin tüm vergilerini düzenli ve zamanında ödediği, kurumlar vergisinden %5 lik vergi indirimi kazandığı ancak 2018 1. dönem kurum geçici vergisinin ödemesine dair bankaya ödeme günü olan 17.05.2018 tarihinde 1.378.110,92 TL gönderdiği ancak bankanın gecikme zammını kendisinin karşılayarak 18.05.2018 tarihinde gecikme zammı ile birlikte 1.378.817,10 TL olarak ödediği ve söz konusu geç ödemenin bankanın kusuru olduğu belirtilerek bu durumunun Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinden faydalanılmasına engel teşkil edip etmeyeceği hususunda görüş talep edilmiştir.

Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde düzenlenen vergi indiriminden yararlanmak için, öncelikle indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresinde ödenmiş olması gerekmekte olup bu şartların herhangi bir şekilde sağlanamaması halinde ise söz konusu indirimden yararlanılamayacağı tabiidir.

Dolayısıyla 2017 yılına ilişkin olarak 1-25 Nisan 2018’de verilmiş olması gereken kurumlar vergisi beyannamesinde gerekli şartların taşıması halinde söz konusu vergi indiriminden yararlanılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, 2018/I döneme ilişkin tahakkuk eden kurum geçici vergisinin kanuni süresinden sonra ödenmesi nedeniyle Şirket 2018, 2019 ve 2020 yılları için vergi indirimine ilişkin şartlar sağlayamayacağından söz konusu yıllarda bu indirimden yararlanabilmesi mümkün değildir.

9- Tahsil edilemeyen yurt dışı alacağına karşılık ayrılıp ayrılamayacağı ile yurt dışındaki mahkemeye ödenen yargı harcının gider olarak indirilip indirilemeyeceği hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 3.10.2018 tarih ve 62030549-125[6-2015/356]-881164 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, Şirketin … sınırları içinde bir firmaya yaptığı ihracattan dolayı 276.696,66 ABD Doları alacağı olduğu, müşterinin …  bulunduğu ve bu bölgenin … işgali altında olması nedeniyle alacağın tahsilinin imkansız hale geldiği, ilgili ülke mevzuatına göre dava açıldığı ve 3.391 ABD Doları mahkeme harcı ödediği belirtilerek, yargılama giderlerinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ile tahsil edilemeyen ihracat bedeli için şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı hususunda görüş talep edilmiştir.

Ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olarak dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından yukarıda belirtilen şartları taşıyan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birisinin mevcut olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkan bulunmamaktadır. Alacağın yurt içinden veya yurt dışından olması bir önem taşımadığından yurt dışından olan alacaklar için de bu hükümler geçerlidir.

Mahkemeye dava veya icra merciine takip dilekçesinin verilmiş olması, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiğini gösterir. Ancak şekli bir başvuru alacağın şüpheli sayılması için yeterli değildir. Bir alacağın dava veya icra safhasında olduğunun kabulü için mahkemeye dava veya icra merciine takip için dilekçe verilmiş olması, ancak gerek mahkemeye gerek icra merciine yapılan başvuruların ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir.

Yurt dışından olan alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için ticari iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya icra takibinde bulunulması gerekmektedir. Yurt dışından olan alacakların dönem sonunda değerlemesi nedeniyle oluşacak kur farkları da asıl alacağın akıbetine tabi olduğundan asıl alacak şüpheli hale geldikten sonra bu alacağa bağlı olarak oluşan kur farkları için de şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Mahkeme kararına istinaden Şirket tarafından ödenecek yargı harcının işle ilgili olması şartıyla fiilen ödendiği tarih itibarıyla kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkündür.

Yurt dışından olan ve tahsil edilemeyen alacaklar için ise iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya ilgili ülkenin icra mevzuatı uyarınca icra takibine başlanılması halinde alacağın Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre şüpheli hale geldiği kabul edilebilecek olup söz konusu takiplere başlanıldığı hesap döneminde karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, yurt dışından olan alacak için 14.12.2015 tarihinde borçlunun mukim olduğu …. dava açıldığı göz önüne alındığında, söz konusu alacağın için 2015 yılında şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

10- Hak edişlerin onaylandığı tarih itibarıyla vergi kesintisinin yapılması hakkında (Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 19.09.2018 tarih ve 93767041-120.01.02.11[3890052684]-E.107660 sayılı özelgesi)

Özelge konunu olayda, Üniversite harcama birimleri tarafından yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işleri dolayısıyla hak sahiplerince düzenlenen faturaların ödeme yapılmak üzere muhasebe birimine geç gönderilmesi nedeniyle faturanın düzenleme ve ödeme tarihleri arasında farklılıkların meydana geldiği belirtilerek, söz konusu ödemeler üzerinden yapılacak olan vergi kesintisinin, faturanın düzenlenme dönemi itibarıyla mı yoksa muhasebe kayıtlarına alınıp ödemenin yapıldığı dönemde mi beyan edileceği hususunda görüş talep edilmiştir.

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun II sayılı cetvelinde yer alan özel bütçeli kamu idaresi olan Üniversite tarafından alınan mal ve hizmetler ile yaptırılan yapım işleri dolayısıyla istihkak sahiplerince düzenlenen hak ediş faturalarının onaylandığı tarih itibarıyla, hesaben ödeme gerçekleşmiş sayılacağından ve istihkak sahiplerine karşı borçlu duruma gelineceğinden, Üniversite tarafından hak edişlerin onaylandığı tarih itibarıyla vergi kesintisinin yapılarak, kanuni süresi içerisinde muhtasar beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

 

B- Gelir Vergi Kanunu’na İlişkin Örnek Özelgeler

1- İş akdi feshedilen işçiye arabuluculuk müessesesinden yararlanılması sonucunda ödenen tutarlardan gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 17.01.2020 tarih ve 62030549-120[94-2018/1222]-E.62356 sayılı özelgesi)

 

Özelgeye konu olayda, iş akdi feshedilen çalışan ile arabuluculuk müessesesi kullanılarak anlaşıldığı, buna göre çalışana; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ücreti, prim alacağı, AGİ, ulusal ve genel bayram tatili alacağı ve hafta tatili ücretleri için toplam 45.000,00 TL ödeme yapılması hususunda uzlaşıldığı, uzlaşma kapsamında çalışana yapılan ödeme tutarları üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hususunda görüş talep edilmiş olup;

– Kıdem tazminatı tutarının, hizmet erbabının çalıştığı süre dikkate alınarak en yüksek Devlet memuruna ödenen azami emekli ikramiyesini aşmayan kısmının gelir vergisinden istisna edilmesi, istisnayı aşan kısmın ise gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması,

– İhbar tazminatı ile fazla mesai, yıllık izin ücreti, prim alacağı, ulusal ve genel bayram tatili alacağı ve hafta tatili ücretleri; 193 sayılı Kanunun 61 inci maddesi uyarınca ücret niteliğinde bir ödeme olduğundan gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması,

gerekmektedir.

 

2- Toprak altı maden işletmesinde çalışan iş yeri hekiminin ücretine uygulanacak istisna hakkında (Zonguldak Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.01.2020 tarih ve 84695066-120[Gvk-23/3]-E.4636 sayılı özelgesi)

 

Özelge konusu olayda, … Sağlık Turizm A.Ş. bünyesinde faaliyet gösteren Ortak Sağlık Güvenlik Biriminin, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ile yaptığı iş sözleşmesine istinaden TTK … Müessesesinde iş yeri hekimi olarak adı geçen müessesenin toprak altı işletmesinde iş sağlığı ve güvenliği için ilk yardım, iş yeri ortamı değerlendirmesi ve denetleme görevlerini ifa ettiği, toprak altı işletmesinde çalışılan sürelere isabet eden ücretlerin Gelir Vergisi Kanununun 23/3 üncü maddesi gereğince gelir vergisinden istisna edilip edilmeyeceği hususunda görüş talebinde bulunulmuş olup;

Buna göre, toprak altı işletmesi halinde bulunan söz konusu maden ocağında ifa ediken iş sağlığı ve güvenliği için ilk yardım, iş yeri ortamı değerlendirmesi ve denetleme görevleri nedeniyle yüklenici firmada iş akdi ile çalışma karşılığında yapılan ücret ödemelerinin yer altında çalışılan süreye isabet eden kısımlarının, Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi uyarınca vergiden istisna edilmesi mümkün bulunmaktadır.

3- Kısmi bölünme nedeniyle yeni kurulan şirkette çalışmaya devam eden personelin kümülatif vergi matrahlarına önceki şirkette hesaplanan vergi matrahının dahil edilip edilmeyeceği hakkında (Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 20.01.2020 tarih ve 17192610-120[GV-19-78]-E.13275 sayılı özelgesi)

X A.Ş.’nin Şubesi olarak faaliyet göstermekteyken, 01/07/2019 tarihi itibariyle kısmi bölünme neticesinde Y A.Ş. olarak kurulan yeni şirketin  faaliyetine aynı adreste aynı çalışanlarla devam ettiği etmesi durumunda; Personel açısından söz konusu bölünme işlemi işveren değişikliği olarak değerlendirilmecektir.

Personelin eski şirketinden elde ettiği ücret gelirleri ile yeni şirketten elde ettiği ücret gelirlerinin toplamının aynı işverenden elde edilen ücretler olarak Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yer alan vergi tarifesinde belirtilen oranlar uygulanmak suretiyle vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, tek işverenden elde edilen ve tevkifata tabi tutulmuş ücret geliri için yıllık beyanname verilmeyeceği tabidir.

4- GMSİ beyannamesinde özel sağlık sigortası primlerinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 10.12.2019 tarih ve 62030549-120[89-2019/303]-E.1087539 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, Mükellef adınıza düzenlenen özel sağlık sigortası poliçesi primlerinin kardeşi tarafından kredi kartı ile ödendiği belirtilerek, söz konusu sigorta primlerine ilişkin yapılan ödemelerin gayrimenkul sermaye iradı yönünden verilecek yıllık gelir vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda görüş talep edildiği anlaşılmış olup;

Özel sağlık sigortası poliçelerinin sigorta ettiren bilgisi satırlarında Mükellefin kardeşinin adının  görülmesi ve ödemelerin de kardeş tarafından yapılması nedeniyle, söz konusu ödemelerin gayrimenkul sermaye iradı yönünden Mükellefin vereceği yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

5- Teknoloji geliştirme bölgesindeki faaliyete ilişkin olarak kur farkından doğan kazançlarda istisna uygulaması hakkında (Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 10.12.2019 tarih ve 50426076-120[1-2018/20-706]-E.140977 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, Kayseri Teknoloji Geliştirme Bölgesinde yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinde bulunulduğu belirtilerek, faaliyetle ilgili olarak yurt dışına döviz karşılığında yapılmış olunan teslimler dolayısıyla doğan alacaklara ilişkin, dönem sonunda yapılan değerleme sonucu ortaya çıkan kur farkı kazançlarının, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun Geçici 2 nci maddesinde yer verilen istisna hükmü kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda görüş talep edilmiş olup;

Buna göre; yurt dışına döviz karşılığında yapılmış olunan teslimler dolayısıyla doğan alacaklara ilişkin dönem sonunda yapılan değerleme sonucu ortaya çıkan kur farkı kazançlarının, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun Geçici 2 nci maddesinde yer verilen istisna hükmü kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

6- Geriye dönük ödenen ücretlerde gelir vergisi matrahının hesaplanması hakkında (Aksaray Valilği’nın 31.01.2020 tarih ve 82185597-120.03-E.1904 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, … Üniversitesinden 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile görevinizden ihraç edilen daha sonra OHAL Komisyon Kararı neticesinde görevinize iade edilen ve 03.01.2019 tarihinde göreve başlayan bir personele, 2016, 2017 ve 2018 yılları için yapılacak ücret ödemelerine ilişkin vergi matrahının ve asgari geçim indiriminin nasıl uygulanacağına ilişkin görüş talep edildiği anlaşılmış olup;

Buna göre, 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2016 tarihinde … Üniversitesindeki görevi sonlandırılan ve OHAL Komisyon Kararı ile 03.01.2019 tarihinde tekrar göreve başlayam personel için 2016, 2017 ve 2018 yılları için yapılacak ödemenin, tahakkuk ve ödemenin yapıldığı dönemin (2019 yılı ilgili ayın) ücreti sayılması ve Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94 ve 103 üncü maddelerine göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Diğer taraftan, bu ödemenin yapıldığı ayı izleyen aylarda ödenen ücretler üzerinden tevkif edilecek vergilerin hesabında, bu ödemenin yapıldığı dönem dahil kümülatif vergi matrahının dikkate alınması gerektiği tabiidir.

Ayrıca, bir ay içinde yararlanılacak asgari geçim indirimi tutarının, yıllık olarak hesaplanan tutarın 1/12’sini geçmemesi gerekir. Dolayısıyla, “Aile Durumu Bildirimi”nin işyerinize zamanında verilmiş olması şartıyla, asgari geçim indiriminin de sadece ödemenin yapıldığı dönemdeki tahakkuk eden vergiden mahsup edilerek uygulanması, geçmiş dönemler için asgari geçim indirimi uygulanmaması gerekmektedir.

7- Serbest meslek erbabının aynı zamanda proje keşif ve metraj hesaplama ile hakkediş hesaplama işleri ile uğraşması halinde vergisel açıdan yükümlülükleri hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 28.01.2020 tarih ve 62030549-120[94-2018/1032]-E.103838 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda, 21/05/2018 tarihinde Mükellef adına “Yer yüzeyinin araştırılması ve harita yapımına yönelik mühendislik faaliyetleri (jeodezik, fotogrametrik ve hidrografik ölçüm yapma, topografya hizmetleri ile yol, kadastro, topoğrafik, vb. haritaların hazırlanması)” faaliyeti ile serbest meslek kazancı yönünden mükellefiyet kaydı açtırıldığı, söz konusu faaliyete ek olarak verilen proje keşif ve metraj hesaplama ile hakediş hesaplama hizmetlerinden  elde edilen kazancınızın hangi gelir unsuruna girdiği ve bu faaliyetlerinizden elde edilen kazançların da vergi tevkifatına tabi tutulup tutulmayacağı hususunda tereddüt edildiği, konu hakkında görüş sorulduğu anlaşılmış olup;

Buna göre, mühendislik faaliyetine ek olarak verilen proje keşif ve metraj hesaplama ile hakediş hesaplama faaliyetinin de serbest meslek faaliyeti olarak değerlendirilmesi ve bunlar için yapılan ödemeler üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (b) alt bendine göre %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

8- Ödenmeyen SGK prim borcunun gelir vergisi stopaj teşvikinden yararlanmayı etkileyip etkilemeyeceği hakkında (Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 24.01.2020 tarih ve 38418978-120[Diğer-18/5]-E.36820 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; mükellef şirketin 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Geçici 80 inci maddesi kapsamında gelir vergisi stopajı teşvikinden yararlandığı, ancak son iki aya ait sosyal güvenlik prim ödemelerini yapmadığı, bu durumda gelir vergisi stopajı teşviki uygulamasından yararlanarak beyanda bulunup bulunamayacağı hususunda görüşü talep edildiği anlaşılmış olup, buna göre;

Teşvik belgesinde kayıtlı istihdam sayısını aşmamak kaydıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgesinde gösterilen işçi sayısı dikkate alınmak suretiyle, söz konusu işçilerin sigorta prim ödemelerinin zamanında yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın gelir vergisi stopaj desteğinden yararlanmak mümkündür.

9- Kadın hizmet erbabına sağlanan kreş ve gündüz bakım hizmeti istisnası hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 23.01.2020 tarih ve 62030549-120[23-2018/1289]-E.87597 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; Mükellef Kurumun kadın hizmet erbabına sağlanan istisnaya ilişkin işveren ile hizmet erbabı arasında aracılık hizmeti yürütmek istediği, kurulmak istenen aracılık sistemi ve ödeme yöntemi ile işverenlerin çalışanlarına sağladığı menfaati sadece kreş özelliği taşıyan işletmelere kullandıracağı, bu yöntem ile işverenlerin birçok kreşle ilişki kurmak zorunda kalmayacağı, hizmet erbabının ise işverenin anlaşmış olduğu kreşe çocuğunu göndermek mecburiyetinde olmayacağı, bu şekilde hem işverenlerin hem de hizmet erbabının avantajına olacağı belirterek, bu durumda da 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrası (16) numaralı bendinde yer alan söz konusu istisnadan yararlanıp yararlanılamayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmış olup, buna göre;

Anılan istisnadan faydalanılabilmesi için kadın hizmet erbabına bir ödeme yapılmaması ve ödemenin doğrudan kreş ve gündüz bakımevi hizmeti sağlayan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine yapılması şarttır.

Söz konusu istisnadan, ödemelerin doğrudan kreş ve gündüz bakımevi hizmeti sağlayan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine yapılmak suretiyle yararlanılabileceğinden, ödemelerin aracı işletmelere yapılması durumunda yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

10- Eş adına ödenen lazer (göz) tedavi masraflarının gider yazılıp yazılmayacağı hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 23.01.2020 tarih ve 62030549-120[89-2018/603]-E.82901 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; Mükellef, serbest meslek faaliyeti dolayısıyla … Vergi Dairesi Müdürlüğü mükellefi olduğunu belirtilerek, eşinin gözüne yapılan lazer tedavisi giderinin serbest meslek faaliyeti dolayısıyla elde edeceği kazancınızdan indirim olarak dikkate alıp alamayacağı hususunda görüş talep etmiş olup, buna göre;

Mükellefin  eşinin gözü için lazer tedavisi (refraktif cerrahi) nedeniyle yapmış olduğu sağlık harcamalarını, serbest meslek faaliyetinizden elde edeceği gelirin %10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince tevsik edici belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, gelir vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapması mümkündür.

 

C- Vergi Usul Kanunu’na İlişkin Örnek Özelgeler

1- Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında iktisap edilerek yük ve yolcu taşımacılığında kullanılacak uçaklara uygulanacak amortisman oranı ve süresi hakkında (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 12.09.2019 tarih ve 64597866-105-E.18343 12.09.2019 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; … taşımacılığı faaliyetinde bulunan Mükellefin, sahip olduğu Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında …2018 tarihinden, 2019 yılı sonuna kadar finansal kiralama yoluyla katma değer vergisine tabi olarak temin edeceği yeni makine ve teçhizatın amortisman uygulamasında Vergi Usul Kanununun geçici 30 uncu maddesindeki hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususunda görüş talep ettiği anlaşılmakta olup, buna göre;

Bahse konu imkandan, mezkûr madde ve Genel Tebliğde öngörülen mahiyetteki makine ve teçhizatlardan, katma değer vergisinden müstesna olarak iktisap edilerek işletme aktifine/envanterine dahil edilenler bakımından, diğer şartların da sağlanmasına bağlı olarak faydalanılabilmekte olup, Kanunun mükerrer 290 ıncı maddesinde öngörülen şartları haiz finansal kiralama sözleşmeleri kapsamında iktisap edilen makine-teçhizat mahiyetindeki amortismana tabi iktisadi kıymetler bakımından da bu imkandan yararlanılabilmesi mümkün bulunmaktadır.

Buna göre, ilgili Genel Tebliğ kapsamındaki makine ve teçhizat için bahse konu uygulamadan münhasıran katma değer vergisinden istisna olarak iktisap edilmek suretiyle yararlanılabildiğinden, finansal kiralama yoluyla katma değer vergisine tabi olarak iktisap ettiğiniz makine ve teçhizatlar nedeniyle mezkûr Kanunun Geçici 30 uncu maddesi düzenlemesinden yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

2- İmtiyaz sözleşmesi süresi sonunda tamamıyla Devlete bedelsiz olarak devredilecek olan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin itfası hakkında (Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 18.09.2019 tarih ve 27575268-105[325-2018-165]-E.311293 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; … ile … tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere, sözleşme kapsamındaki … hizmetlerinin yürütülmesi, … alt yapısının meri mevzuat çerçevesinde kurulması ve işletilmesi ile ilgili hak, yetki ve yükümlülükleri içeren 2 … imtiyaz sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin sona ermesi veya yenilenmemesi halinde, … yılın sonunda sistemin işleyişini etkileyen tüm teçhizatı bütün fonksiyonları ile çalışır vaziyette ve bu teçhizatın kurulu bulunduğu Mükellefin kendi kullanımda olan taşınmazları Kuruma veya Kurumun göstereceği kuruluşa bedelsiz olarak devredeceği belirtilerek, … hizmetlerin üretiminde kullanılan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin imtiyaz sözleşmesi süresi sonunda tamamıyla Devlete … bedelsiz devredilecek olması nedeniyle, iktisadi kıymetlerin değerlerinin itfa edilmesi işleminin Vergi Usul Kanununun 315 inci maddesi uyarınca iktisadi kıymetlerin Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit ve ilan edilen oranlar üzerinden faydalı ömürleri üzerinden mi, yoksa imtiyaz süresi dikkate alınmak suretiyle kalan süre içinde mi ya da imtiyaz süresinin sonunda kalan kısmın bir defada itfa edilmesi suretiyle mi dikkate alınacağı hususunda görüş talep edildiği anlaşılmış olup, buna göre;

Mükellef ile Kurum arasında yapılan imtiyaz sözleşmesi kapsamında telekomünikasyon alt yapısının kurulması ve sistemin işleyişini etkileyen tüm teçhizatın kurulu bulunduğu Mükellefin kendi kullanımında olan taşınmazlara ilişkin yapılan harcamaların (iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerin) şirket kayıtlarında Vergi Usul Kanununun yukarıda bahsi geçen 272 nci maddesi uyarınca “özel maliyet bedeli” olarak aktifleştirilmesi ve aktifleştirilen tutarın anılan Kanunun 327 nci maddesine göre itfa edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, ilgili mevzuat gereğince sözleşme süresinden sonra bedelsiz olarak devlete veya devletçe tensip olunan bir teşekküle veya belediyeye intikali öngörülen amortismana tabi iktisadi kıymetlerden;

  1. a) Özel maliyet bedellerinin itfası hükümlerine göre amortismana tabi tutulanlar ayrıca genel hükümlere göre amortismana tabi tutulmayacaklardır.
  2. b) Sözleşme süresi içinde sadece yenilenmesi gereken amortismana tabi iktisadi kıymetler genel hükümlere göre amortismana tabi tutulacaklardır.

İktisadi kıymetlerin sözleşme uyarınca süre sonunda yeni olarak devredilmeleri gerektiği için işletme süresi içinde yenilenmeleri gerekiyorsa bu takdirde yenilenecek iktisadi kıymetler amortismana tabi tutulacak, en son alınan ve ekonomik ömrünü tamamlamadan yeni olarak teslim edilenler için amortisman ayrılmayacaktır.

3- Turizm şirketlerince kamu taşınmazları üzerinde tesis edilen irtifak hakkı sürelerinin uzatılması nedeniyle ödenen yararlanma bedellerinin itfası hakkında (Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 43717 tarih ve 77058783-105[VUK.ÖZ.19.20]-E.172924 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Mükellef Kurum adına tahsisli … tesisin başka bir firmaya kiralandığı, kiralamaya ilişkin sözleşme ve süre uzatımı ile ilgili protokol tarihinin …2018 olduğu, ilgili sözleşme ile belirlenen ve peşin tahsil edilen kiranın … ABD Doları ve kira döneminin …2017-…2035 tarihleri arasında olduğu, kira tahsilatının döviz cinsinden yapıldığı, tahsil edilen tutarın önemli bir kısmının akabinde TL’ye çevrildiği ancak …2018 tarihi itibariyle sadece … ABD Dolarının bankada döviz olarak yer aldığı, söz konusu tutarın Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesine göre borsa rayici ile değerlendiği ve kur artışı ile oluşan kur gelirinin dönem kazancına eklendiği hususlarından bahisle,  peşin tahsil edilen kira bedeli olarak pasif geçici hesaba kaydedilen söz konusu tutarın dönem sonlarında Vergi Usul Kanununun “Değerleme” hükümlerine göre ne şekilde değerleme işlemine tabi tutulması gerektiği hususunda görüş talep edildiği anlaşılmış olup;

Yabancı para cinsindeki pasif geçici hesapların da Kanunun 280 inci maddesindeki esaslar doğrultusunda yabancı para değerlemesine tabi tutulması ve bu değerleme sonucunda ortaya çıkan kur farkının, gelir veya gider olarak dikkate alınarak dönem kazancıyla ilişkilendirilmesi gerekmektedir.

4- Kiralanan plaj için alınan kumun vergilendirilmesi hakkında (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 24.09.2019 tarih ve 62030549-120[40-2018/1021]-E.788593 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; Şirketin şubesi tarafından bir otelden üç yıllığına plaj kiralanarak işlettiği, plaj için yılda iki defa kum alındığı, alınan kumun doğal nedenlerden (gel-git) dolayı %90 oranında yok olduğu belirtilerek, söz konusu plaj için alınan kumun sabit kıymet olarak mı, özel maliyet olarak mı yoksa gider olarak mı kayıtlara alınması gerektiği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmış olup;

İktisadi kıymetin amortismana tabi tutulması için Kanunda belirtildiği üzere, işletmede bir yıldan fazla kullanılması, yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunması ve envantere yani aktife kayıtlı olması gerekmektedir.

Buna göre, kiralık plaj alanına, doğal nedenlerden (gelgit) dolayı kumun eksilmesi nedeniyle takviye amaçlı olarak yılda 2 defa kum alınması işlemine ilişkin harcamaların, “normal bakım, tamir ve temizleme gideri” kapsamında değerlendirilmesi ve ilgili dönemlerde doğrudan gider hesaplarına alınması gerekmektedir.

5- Hibe desteği makine ve teçhizat alımında kullanılması halinde, destek maliyetle mi ilişkilendirilir yoksa hasılat olarak mı dikkate alınır (Çanakkale Valiliği’nın 23.11.2018 tarih ve 47423198-105[262-2018/2]-E.27493 sayılı özelgesi)

Özelge konusu olayda; zeytinyağı üretimi faaliyetinde bulunan bir şirketin, 2015 yılında … Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında hazırlamış olduğunuz 801.420 TL’lik (KDV Hariç) proje karşılığında 400.710 TL (KDV Hariç) hibe desteği aldığı, bu miktardan 334.404,64 TL’nin hibe yardımı olarak ödendiği ve bu hibe yardımıyla imalat işlerinde kullanılmak üzere 2016 yılında makine ve teçhizat yatırımı yaptığı hususlarından bahisle;

– Alınan hibe desteğinin 176 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği hükümleri dahilinde gelir hesaplarına kaydedilmeden, yapılan makine teçhizat yatırımının maliyetinden düşülerek kalan aktif değer üzerinden amortisman uygulamasının mümkün olup olmadığı,

– Bunun mümkün olmaması ve hibe desteğinin gelir yazılmasının söz konusu olması durumunda yapılan makine teçhizat yatırımına ilişkin amortisman tutarının alınan hibe tutarından indiriminin mümkün olup olmayacağı,

– 2016 yılı Gelir Vergisi Beyannamesinde, ilgili hibenin bahse konu Genel Tebliğ dahilinde, gelir hesaplarına kaydedilmeden maliyet bedelinden düşülmek suretiyle düzeltme yapılmasını teminen, düzeltme  beyannamesi verilmesinin mümkün olup olmadığı,

hakkında görüş talep ettiği anlaşılmış olup, buna göre;

Bir iktisadi kıymetin iktisabı için sağlanan hibe desteğinin söz konusu iktisadi kıymetin maliyet bedelinden indirilmesi ve kalan değerin sabit yatırımın maliyet bedeli olarak aktife kaydedilmesi, aktife kaydedilen bu değer üzerinden amortisman hesaplanması veya alınan hibe desteğin doğrudan hasılat olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca, iktisadi kıymetin maliyet bedelini azaltıcı mahiyetteki unsurlar bakımından, öngörülen ilke ve kaideler yönüyle aynı yönde işlem tesis edilmesi vergilendirmede belirlilik ve istikrar ilkelerine de uygunluk arz ettiğinden, daha sonraki dönemlerde, yapılan söz konusu tercihin değiştirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

 

Saygılarımızla.

KARDEM YMM


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”