Örtülü Sermayenin İstisnası

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde yahut kurumsal olmakla birlikte aile şirketi görünümünde olan işletmelerde, şirket ile ortaklar yahut ortakların sahibi olduğu diğer işletmeler yada bunların ilişkili olduğu kişi ve kurumlar arasında karşılıksız nakit hareketlerinin, avans yahut cari hesap bakiyelerinin olması kaçınılmazdır.

Bu kapsamdaki ilişkilerin vergi mevzuatı yönünden dikkat edilmesi gereken yönleri olup, kar dağıtımı ve huzur hakkı gibi resmi durumlar dışında, ortakların işletmeden nakit çekmemeleri yahut nakdi karşılığı olan fayda sağlamamaları, bu tür ilişkilerin kaçınılmaz olduğu durumlarda ise emsal bedel üzerinden işletme lehine faiz, kira vb adlar altında gelir tahakkuklarının mutlaka yapılması gerekmektedir.

Diğer taraftan bazen bunun tersi olarak, işletmenin zor durumda kalmış olması ve ortakların işletmeye nakit koyması yahut kredi temin etmesi de mümkün olabilmektedir. Böyle durumlarda da vergi güvenlik müesseseleri devreye girmekte ve kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması durumunda bu durum örtülü sermaye olarak kabul edilmekte ve aşan kısmı için ödenen ve hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler kurum kazancının tespitinde indirim olarak kabul edilmemektedir.

Ancak bu durumun istisnası olarak, ortaklar vasıtasıyla kurumların kredibilitesi olan grup şirketlerinin, iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmaların örtülü sermaye sayılmayacağı yönünde düzenlemeler ikincil mevzuatta yer almaktadır.

 

Buna uygun olarak artık verilen özelgelerde, şirketin finansman ihtiyacını karşılamak üzere şirket ortaklarının bankadan kendi adlarına temin ettikleri kredileri, tamamen aynı şartlarla şirketine kullandırmaları ve bu durumun ispat edici vesikalarla belgelendirilmesi halinde, söz konusu krediler dolayısıyla katlanılan faizlerin ve masrafların şirket tarafından kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılmasının mümkün bulunduğu yönünde görüş bildirildiği görülmektedir. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı; 08.01.2016 t. ve  62030549-125[8-2014/174]-1625 sayılı KV özelgesi)


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Başkaları Adına Verilmiş Özelge Diğer Mükellefler Açısından Bağlayıcı Mıdır?

Başkaları Adına Verilmiş Özelge Diğer Mükellefler Açısından Bağlayıcı Mıdır?

Vergi kanunları konuyu ana hatları ile belirlemekte, detaylara ilişkin düzenleme yapma konusunda ise (Cumhurbaşkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi) ilgili Kurumları yetkili kılabilmektedir.

İlgili kurum ise kendisine tanınan kanuni yetki çerçevesinde gerek gördüğü hususlarda
kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ gibi ikincil mevzuat ile konuya yön vermektedir. Buna rağmen mevut düzenlemelerde gözden kaçan yahut henüz karşılaşılmayan bir durum ortaya çıktığında ya da açık olmayan, tereddüt duyulan konularda bu defa İdare bizzat ilgilisine talebe istinaden yine yazılı görüş bildirmektedir. Bu şekilde, yetkili makamlar tarafından ilgilisine bildirilen yazılı görüşe ise özelge denilmektedir.

Vergi Usul Kanunumuzda, vergi yasaları ile belirlenen kurallara aykırı hareket edilmesi durumunda mükelleflere ne tür cezalar önerileceği hüküm altına alınmıştır. Bunun istisnası ise verilen özelgeye göre hareket edilmesinde ortaya çıkmaktadır.

Nitekim yine Vergi Usul Kanunu’na göre, tereddüt ettikleri bir hususta yetkili makamlar tarafından kendilerine verilen yazılı görüşe göre hareket eden bir mükellef, verilen özelge yanlış olsa dahi cezaya muhatap tutulamamaktadır (213 s. VUK, Md. 369). Mefhumu muhalifinden hareketle, mevcut özelgeye aykırı hareket edilmesi durumunda cezaya muhatap kalınacağı aşikardır.

Diğer taraftan her ne kadar verilen özelge şahsa/mükellefe özel olsa da İdarenin ve uygulayıcıların bu husustaki kesin görüşünü ifade etmesi yönünden diğer muhatapları da dolaylı yoldan bağlar hale gelmiştir.

Mükelleflerden gelen yazılı görüş (özelge) talepleri Gelir İdaresi Başkanlığı’nca bir havuzda toplanmakta, yazılı taleplere verilen cevaplar da yine havuza atılmakta ve aynı konuda başka bir mükellef yazılı görüş talep ettiğinde havuzda yer alan cevap metni şahsa özel yeni cevapta aynen yer almaktadır. Bu şekilde aynı soruya farklı vergi dairesi başkanlıkları tarafından farklı cevap verilmesinin önüne geçilmiş olunmaktadır. Asıl önemlisi artık vergi inceleme elemanları da inceleme yaparken yahut raporlarını düzenlerlerken eleştiri yaptıkları hususlarda daha önce verilen özelgelere aykırı görüş ileri sürememekte yahut rapor içeriği konularda daha önce verilen özelgelere uygun rapor yazmak durumundadırlar.

O sebeple tereddüt edilen bir hususta eğer tebliğlerde ve diğer ikincil mevzuatta açık düzenleme yer almıyor ise Gelir İdaresi Başkanlığı resmi internet sitesinde yer alan örnek özelgeler arasında aynı konuda verilmiş bir özelgenin mevcut olması durumunda, bu özelgeye uygun hareket edilmesi muhtemel bir vergi incelemesinde bu konuda eleştiri ile karşılaşılması riskini ortadan kaldıracaktır.

Sonuç olarak, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından herhangi bir konuda şahsa/mükellefe özel verilen yazılı görüş (özelge), başta Vergi İnceleme Elemanları olmak üzere Mali İdare çalışanları ve diğer mükellefler açısından da bağlayıcıdır.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

İhracat Nedeniyle Düzenlenen Fatura, Gümrük Beyannamesinin Kapandığı (Malın Fiilen Yurtdışı Edildiği, Gümrük Hattını Geçtiği) Yahut Malın Fabrikada! Teslim Edildiği Tarihte Beyan Konusu Edilebilir.

İhracat Nedeniyle Düzenlenen Fatura, Gümrük Beyannamesinin Kapandığı (Malın Fiilen Yurtdışı Edildiği, Gümrük Hattını Geçtiği) Yahut Malın Fabrikada! Teslim Edildiği Tarihte Beyan Konusu Edilebilir.

Katma Değer Vergisi ile Gelir/kurumlar vergisi arasında zaman zaman çatışmalar yaşanabilmektedir. Birinde vergiyi doğuran olayın tahakkuka bağlanması diğerinde ise vergiyi doğuran olayın (genel olarak) teslim şartına bağlanmış olması çatışmanın ana sebeplerinden birini oluşturmaktadır.

Bu çatışmalardan bir tanesi de ihracat durumunda ortaya çıkmaktadır. İhracat sürecinde, alıcı satıcı arasında anlaşma sağlanması, akreditif işlemleri, nakliyeci ayarlanması, yükleme evraklarının hazırlanması, malların yüklenmesi ve çeki listesinin hazırlanması, çıkış gümrüğü, odalar ve ihracatçı birlikleri nezdindeki işlemlerin takibi, fiili ihracat için çıkış gümrüğündeki işlemler, en önemlisi de  beyannamenin açılması ve onaylı gümrük çıkış beyannamelerinin gümrük idarelerinden alınması gibi işlemler belirli bir takvime bağlı olarak gerçekleşmekte, bu süre zarfında da aylık beyan dönemi atlanmakta bazen de (işlemlerin Aralık ayının son günlerinde başlaması durumunda) yıl atlanmaktadır.

Vergi Kanunları ve Usul Kanunu bu durumları kapsayacak şekilde detaylı düzenlenmemiş olabilmekte böyle durumlarda düzenleme yapmak üzere bazen Bakanlar Kurulunu (Cumhurbaşkanını) veya Mali İdareyi düzenleme yapmaya yetkili kılmaktadır.

Nitekim Mali İdare ise bu tür konulara tebliğler ve özelgelerle açıklık getirme yoluna gitmekte olup, ihracata ilişkin fatura tarihi ve ihracat kapanış tarihlerinin farklı olması durumunda ihracata konu satış işleminin KDV ve Kurumlar Vergisi açısından beyan edileceği dönemin belirlenmesine ilişkin Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 08/04/2016 tarih ve 93767041-130[39-2014/176]-33 sayılı özelgenin ilgili bölümlerine aşağıda yer verilmiştir.

“(Kurumlar Vergisi Yönünden)…………… Ticari kazançta elde etme tahakkuk esasına bağlanmış bulunmaktadır. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir veya gider unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Bu durumda, yurt dışındaki alıcının satış akdine konu olan malı satıcının Türkiye’deki fabrikasında, deposunda veya herhangi bir işyerinde alıcı veya adına hareket eden tarafından teslim alınacağının satış akdinde belirlenmiş olması halinde, satıcının belirtilen işyerinde malı teslim etmesiyle satış akdi tamamlanmış ve gelir tahakkuk etmiş olacağından söz konusu gelirin bu tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin kurum kazancı olarak değerlendirileceği tabiidir.

Diğer taraftan, ihracatta malın satıcının Türkiye’deki işyerinde teslim alınması hariç olmak üzere, Şirketiniz tarafından gerçekleştirilen ihracat faaliyetlerine ilişkin elde edilen gelirin fiili ihraç tarihi itibarıyla tahakkuk ettiğinin kabul edilmesi ve ihracata ilişkin maliyet ve hasılatların bu tarihin içinde bulunduğu hesap dönemi kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

(Katma Değer Vergisi Yönünden)………… Buna göre, faturaları Aralık/2013 döneminde düzenlenmesine rağmen VEDOP sisteminde beyanname kapanış tarihleri Ocak/2014 dönemi olarak görünen ihracata ilişkin faturalar Ocak/2014 dönemi beyannamesinde beyan edilecektir.

Diğer taraftan, 29/3 maddesinde indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Anlaşıldığı üzere; ihracat bedeli için kurumlar vergisi yönünden iki farklı durum ortaya çıkmaktadır; Birincisi, eğer ihracata konu malın yurtiçinde alıcı yahut adına hareket eden kişi tarafından (satıcının fabrikasında, deposunda vb işyerinde) teslim alınacağı yönünde satış akdi mevcut ise bu durumda ihracat bedelinin malın teslim edildiği tarihi kapsar dönemde safi kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekecektir. Cümlede geçen “satış akdi” kavramından yazılı aktin kastedildiği düşünülmektedir. Aksi halde gerçekleşen satışın kendisi zaten (sözlü) bir akittir. O halde bu yönde bir sözleşme mevcut değilse ikinci durum olarak ihracata konu malın gümrük hattını geçtiği tarihi kapsayan dönemde mal bedeli beyan konusu yapılabilir.

İhracata ilişkin düzenlenen faturalar ise katma değer vergisi açısından malın gümrük hattını geçtiği tarihin (intaç tarihinin) içinde bulunduğu ayda beyannameye dahil edilecektir.

İlaveten, ihracata konu mal nedeniyle alış ve gider belgelerinde yer alan katma değer vergisi, her hal ve takdirde takvim yılı aşılmamak kaydıyla bu vesikaların yasal defterlere kayıt edildiği dönemde indirim konusu yapılacaktır. (06.04.2018 Tarih ve 30383 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlan 7104 Sayılı Kanunla KDV Kanununun 29’uncu maddesinde yapılan değişiklikle birlikte, indirim hakkı vergiyi doğuran olayın vukuu bulduğu takvim yılını takip eden yıl olarak değiştirilerek KDV indirimi imkânı için süre uzatılmış olup bu uygulama 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girecektir)

Bir diğer husus otomasyona geçilmezden evvel Gelir İdaresi ile Gümrük İdaresi arasında; beyanname üzerindeki sınır gümrüğünün koyduğu işaretlerin (tarih, kaşe vb) okunamaması, başka sebeplerle şüpheye düşülmesi gibi nedenlerle malın gümrük hattından hangi tarihte geçtiğinin teyidine ilişkin yazışmalar olabilmekteydi. Tüm bu iş ve işlemler ihracattan kaynaklanan iade sürecini olumsuz etkilemekteydi. Uzunca bir süredir vergi dairelerinin otomasyona alınmış olması ve gelir idaresi ile gümrük idaresinin sistemi arasında entegrasyon sağlanmış olması nedeniyle artık malın sınır gümrüğünden geçtiği tarih doğru ve kesin olarak taraflarca bilinebilmektedir.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Enflasyon Muhasebesi Yürürlükten Mi Kalktı?

Enflasyon oranın çift haneli rakamlarda seyrettiği yıllarda mali tablolardaki verileri enflasyona karşı korumaya yönelik vergi sistemimizde, maliyet bedeli artırımı, yeniden değerleme müessesi, son giren ilk çıkar (LİFO) yöntemi gibi birtakım düzenlemeler mevcuttu. Ancak bu düzenlemeler mali tablolar kalemlerinin tamamını kavramaktan uzaktı.

2000’li yılların başında güçlü meclis desteğine sahip tek parti iktidarları ile yakalanan siyasi istikrar ile birlikte, başta yakalanan siyasi istikrarda emeği payı olduğunu düşünen işadamları olmak üzere TOBB dahil meslek odaları ve diğer baskı grupları, enflasyonun mali tablolar üzerindeki olumsuz etkisinden ve enflasyondan kaynaklanan fiktif karlar üzerinden hak etmedikleri tutarlarda vergi ödemekten kurtulacaklarını umarak Siyasi İktidarı ve doğal olarak Meclisi enflasyon muhasebesi uygulamasının yasalaştırılması konusunda ikna etmeyi başardılar.

Ancak aşağıda da değinileceği üzere ne Hükümeti, Meclisi buna ikna edenler ne siyasi iktidarın kendisi yahut bürokratları yahut teknokrat milletvekilleri, enflasyon canavarını yeneceklerine kendileri dahi inanmamış olmalılar ki, 2003 yılından bu tarafa yürürlükte kaldığı halde bugüne kadar bir kez dahi uygulanamayan bir yasal düzenleme yaptılar.

Şöyle ki 2003 yılında yapılan düzenleme ile Vergi Usul Kanuna eklenen geçici madde ile 31.12.2003 tarihli veriler bir defaya mahsus enflasyon düzeltmesine tabi tutuldu.

Ancak 01.01.2004 tarihinden sonraki veriler ise bu tarihten itibaren yürürlüğe girecek olan ve 213 Sayılı VUK Mükerrer 298. Maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde enflasyon düzeltmesine tabi tutulacaktı. Söz konusu madde hükmüne göre, TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından açıklanan Yİ-ÜFE artışının, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10’dan fazla olması şartları tekrar birlikte sağlanana kadar enflasyon düzeltmesi uygulanmayacaktı.(İstisna olarak, sadece sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden ve kazançlarını Bilanço esasına göre tespit eden gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefi olan kuyumcuların, enflasyon düzeltme şartlarının oluşup oluşmama koşuluna bakılmaksızın, takip eden yıllarda her geçici vergi dönemi ve hesap dönemi sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapmaları zorunlu kılındı).

Ne ilginçtir ki o günden bu tarafa her iki değerdeki artış oranı hiçbir zaman birlikte (eşzamanlı) aşılamadı, dolasıyla yasal koşullar oluşamadığı için de enflasyon düzeltmesi hiçbir zaman yapılamadı.

Diğer bir ifade ile 2004 yılı başında yürürlüğe giren enflasyon düzeltmesi, o tarihteki mantıkla ufukla umutla hazırlanan yasal düzenlemelerde yer alan şartların gerçekleşememiş olması nedeniyle hiç uygulanamadığı için fiilen yürürlükten kalktı.

Öyle olunca da mükellefler bırakın mali tablolarını enflasyonun olumsuz etkilerinden arındırarak fiktif vergi ödemekten kurtulmayı, enflasyon düzeltmesi geldi diye yürürlükten kaldırılan maliyet bedeli artırımı, yeniden değerleme müessesi, LİFO gibi enflasyonun etkisinden korunmaya dönük sınırlı uygulama alanı olan avantajları da kaybettiler.

Sadece bununla da kalınmadı, amortisman uygulamasında da enflasyon düzeltmesi uygulamasına paralel birtakım değişiklikler yapıldı; Eskiden birbirine benzer özelliklere sahip kıymetler için bir ortak bir amortisman oranı uygulanırken yapılan değişiklikle amortismana tabi iktisadi kıymetin özelliğine göre farklı faydalı ömürler belirlenerek her bir kıymet için farklı amortisman oranları uygulanması yoluna gidildi. Bu yapılırken de düzenlemeler eskiye nazaran mükellef aleyhine oldu; faydalı ömürler uzun belirlendi, doğal olarak amortisman oranları düşürüldü, böylece mükellefler kıymetlerini daha uzun sürede itfa ederek erken yıllarda daha az gider düşmek ve vergiyi daha erken ödemek durumunda kaldılar.

Diğer taraftan, 3 Ekim günü açıklanan 2018/Eylül ayı enflasyon oranları gözleri yeniden enflasyon muhasebesi uygulamasına çevirdi. Nitekim 2018/Eylül ayına ait enflasyon oranı hemen hemen tüm çevrelerin beklentisinin üzerinde çıktı. Böylece 2018 yılına (içinde bulunulan hesap dönemine) ait enflasyon oranının %10’un çok çok üzerinde gerçekleşeceği artık kesinleşmiş oldu.

31.12.2018 tarihi itibariyle son üç hesap dönemine ait Yİ-ÜFE ise bu gidişle %60 oranını geçecek gibi görünmekte. Her ne kadar ikinci eşzamanlı şart son üç hesap dönemine ait Yİ-ÜFE’nin  % 100 oranını geçmesi olsa da bu oran % 99’da kaldığında ne olacak? Maalesef mevcut yasal düzenlemeye göre yine enflasyon muhasebesi uygulanamayacak.

31.12.2018 tarihi (bu yılın sonu) itibariyle bahis konusu %100 oranına (ikinci şart olan yasal orana) ulaşmak teknik olarak mümkün olmakla birlikte bu durum tüm çevrelerce arzu edilecek bir durum olmayacaktır. Nitekim bu haliyle dahi mevcut enflasyon oranı özellikle maliyet fiyatlarında yol açtığı belirsizlik sebebiyle piyasaları yeterince tedirgin etmektedir. O sebeple bu durum  (son üç yılın enflasyon oranları toplamının %100’ü geçmesi) kimsenin arzu etmeyeceği durum olacaktır.

Enflasyon muhasebesinin uygulanabilmesi için geriye bir ihtimal daha kalmaktadır; (son 36 aylık) enflasyonun yasal sınır olan %100 oranını görmesi yerine, bu yasal oranı 31.12.2018 tarihi itibariyle gerçekleşeceği kesinleşen orana düşürmek.

Şöyle ki; mevcut yasal düzenlemeye göre  “(2013 sayılı VUK Madde 298, 700 Sayılı KHK’nın 46 ncı maddesiyle değişen ibare; Yürürlük:09.07.2018) Cumhurbaşkanı; bu maddede yer alan % 100 oranını % 35’e kadar indirmeye veya tekrar kanunî seviyesine kadar yükseltmeye ……… yetkilidir”. Örneğin 31.12.2018 tarihi itibariye son üç hesap dönemine ait Yİ-ÜFE’nin %65 gibi bir oranı yakalayacağı kesinleştiğinde Sayın Cumhurbaşkanı Yasadan kaynaklanan yetkisini kullanarak mevcut %100 oranını bundan daha düşük bir oranda, örneğin  %60 olarak, yeniden belirlese böylece ilk defa enflasyon muhasebesi uygulaması imkanı doğar ve diğer şartları taşıyan mükellefler düzenlemenin getiriliş amacına uygun olarak mali tablolarını neredeyse 15 yıllık enflasyonun etkisinden arındırarak reel değerlere getirme imkanına kavuşurlar.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Teminatın İrat Kaydedilmesinde Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Yazılması Gerektiği

11 EYLÜL 2018

İhaleyi kazanmış ancak nihai sözleşmeyi imzalamaya geç kaldığı için teminatı İdare tarafından irat kaydedilmiş bir Firma yanan teminatı gider kaydedebilir mi?

Mevcut vergi sistemimiz, Kanunlarla tanımlanmış faaliyetleri ifa eden gerçek veya tüzel kişilerin kazançlarının vergilendirmesi esnasında “safi tutar” kavramı üzerine bina edilmiş olup, bu kişilerce belirli bir dönemde elde edilen hasılattan belirli gider ve indirimlerin düşülmesi sonucu kalan safi tutarı vergilendirmeyi amaçlamıştır.

Bu amaçla gerek gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesine yönelik Gelir Vergisi Kanununda gerekse sermaye şirketlerinin (ve diğer kurumlar vergisi mükelleflerinin) kazançlarının vergilendirilmesine yönelik Kurumlar Vergisi Kanunda, ticari faaliyetler sonucu elde edilen hasılattan indirilebilecek giderleri tek tek saymıştır.

Temel mantık, yapılan herhangi bir giderin işletmeye hasılat kazandıracak olması yahut işletmenin giderlerini azaltacak olması yahut bunları gerçekleştirebilme ihtimallerini taşıması gerekmektedir. Bu ihtimal gerçekleşir yahut gerçekleşmez bu ayrı bir durumdur.

Nitekim ticari hayatta gerek gerçek kişiler gerekse tüzel kişiler bazen beklenmedik durumlarla karşı karşıya kalabilmekte, bilinçli veya bilinçsiz şekilde kendi yaptıkları sözleşmelere ya da kanun hükümlerine aykırı hareket etmek zorunda kalabilmekte yahut yargı kararıyla aykırı hareket etmiş sayılabilmektedirler.

Faaliyetin doğası gereği ve sonucu olarak ortaya çıkan böyle durumlarda ise oluşan zarar, ziyan ve tazminatlar, belirli koşullarla safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilmektedir.

Nitekim bu amaçla Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. Maddesinin 3 numaralı bendinde yer alan ve safi ticari kazancın tespitinde İndirilebilecek Giderler arasında yer alan “İşle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar” cümlesi bu amaçla Kanunda yer almıştır.

Cümlede geçen anahtar kavramlar “işle ilgili olmak”, “mukavelename (sözleşme)”, “ilam (yargı kararı)” , “kanun emri” ve “ödeme” kavramlarıdır. O sebeple zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın yahut safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için; işle ilgili olması, bir Kanun hükmü, mukavelename veya ilama bağlı bulunması, ödenmiş olması, gerekmektedir.

Ayrıca, yapılan giderle kazancın elde edilmesi ve iade ettirilmesi arasında illiyet bağı bulunması gerektiğini ve yapılan tazminat ödemesi ile bu ödemeye sebep olan faaliyetten elde edilmesi umulan kazanç orantılı olması gerektiğini ise belirtmeye gerek yoktur.

Cümlede geçen mukavelenameden kasıt, işletmenin faaliyet konusuna göre yapılan iş sözleşmesidir.

Kanun hükmüne dayanmasından kasıt ise, vergi kanunları ya da vergi kanunları dışında başka bir kanun hükmü nedeniyle, zarar, ziyan ve tazminat ödenmesi söz konusu olmalıdır.

Bir diğer husus ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında mukavelenamede yer alan hükme dayanılarak bir tazminat ödemesi yapılması için mukavelenamenin yazılı olarak yapılmış olması gerekmektedir. Sözlü olarak gerçekleştirilen mukavelenameler her ne kadar sonradan ispat edilebilir olsa da bu tarz bir mukavelename ile yapılan tazminat ödemesi gider olarak dikkate alınmaz.

Mahkemenin tazminat veya zararın karşılanması yönünde karar vermesi halinde de kurum bu ödemeyi yapacak ve gider olarak dikkate alabilecektir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kurum sahibinin veya çalışanlarının kusurunun olmamasıdır. Çünkü ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında GVK’nın 41. maddesinin 6. bendine göre “Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar” gider olarak dikkate alınamazken KVK’nın 11. maddesinin (g) bendine göre “Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderleri.” gider olarak dikkate alınmamaktadır.

O sebeple yukarıda yer alan kanun hükümlerine göre ödene zarar, ziyan veya tazminatın gider olarak dikkate alınması için kurumun kendisinin, yöneticilerinin veya çalışanlarının yada ödenen tazminata sebep olan eylemi gerçekleştirenlerin ödenen tazminat sebebiyle herhangi bir kusurlarının olmaması gerekmektedir.

Zarar, ziyan ve tazminatın gider olarak dikkate alınmasının temel şartlarından bir diğeri de ödemenin fiilen yapılmış olmasıdır. Mevcut yasal düzenlemelere göre ticari kazanç hükümlerinde tahakkuk esası geçerlidir. Uygulamada mükellefler bu esasa dayanarak zarar, ziyan ve tazminatları tahakkuk ettiği anda gider olarak dikkate almaktadırlar. Fakat GVK’nun 40. maddesinin 3. bendinde bariz bir şekilde ödemeden bahsedildiği için ödenmemiş olan zarar, ziyan ve tazminatın gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Tahakkuk etmiş ancak ödenmemiş zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılması mümkün değildir, zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak dikkate alınabilmesi için mutlaka ödenmiş olduğunun belgelendirilmesi gerekir.

Tüm bu açıklamalardan sonra açıklamalara gerekçe teşkil eden somut olay üzerinden konuyu değerlendirecek olursak, ihale mevzuatı gereğince, sözleşmeyi zamanında imzalamaya gelmeme durumundan dolayı nakdi yatırılan geçici teminatın İdare tarafından irad kaydedilmesi durumunda söz konusu bu tutar kanunen kabul edilmeyen gider olarak mı yoksa indirilecek gider olarak mı muhasebeleştirilecektir?

Eski tarihli de olsa aşağıda ilgili bölümleri yer alan Özelgede Mali İdare, ihaleyi alan kişi/kurumun ihaleyi aldığı için İlgili Kurum ile yapması gereken sözleşmeyi imzalamaması nedeni ile şartnamenin feshi üzerine, şartname gereğince ilgili Kurum tarafından irat kaydedilen teminat bedelinin, safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesinin mümkün olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

Kanaatimiz de bu yönde olup, ihale mevzuatı gereği ihaleye girmek için dosya hazırlamak, bu dosyayı imza karşılığı ihaleyi yapan kuruma teslim etmek, bunun için teminat yatırmak, ihaleye girmek yazılı bir “sözleşme/mukalevename”’dir. İhalenin kazanılmasını müteakip Nihai sözleşme için imzadan imtina edilmesi nedeniyle yatırılan teminatın yanması “kanun emridir”, teminatın peşin yatırılmış olması “ödemedir”. İhalenin “işle ilgili olduğu” ise aşikardır. Tüm şartlar yerine geldiğine göre yanan tazminatın gider olarak muhaseleştirilmesinde sakınca olmadığı düşünülmektedir.

Aksi görüş olarak ödenen tazminata (yanan teminata) sebep olan eylemi gerçekleştirenlerin, nihai sözleşmeyi imzalamaya geç kaldığı yahut unuttuğu gerekçesiyle kusurlarının olduğu iddia edilebilir. Lakin, Maddede yer alan kusur kavramı ile örnek olaydaki eylemin kastedilmediği düşünülmektedir. Örneğin alkollü olarak trafik kazasına sebep olan ve sigorta şirketine tazminat ödemek zorunda kalan kişinin kusuru o kapsamda bir kusurdur. Kaldı ki örnek olayda Firma sahibi, nihai sözleşmeyi imzalamazdan evvel gelişen olaylara, göre yeniden durum değerlendirmesi yapıp sözleşmeyi imzalamamanın, sözleşmeyi imzalamaktan daha faydalı olacağına kanaat getirmiş ve sözleşmesi bilerek imzalamaktan imtina da etmiş olabilir. O sebeple örnek olayda eylemi gerçekleştirenin Kanuni düzenlemede yer alan manada kusurundan bahsedilemez.

Örnek Özelgenin ilgili bölümleri

“TARİH : 23.12.1998

SAYI : B.07.0. GEL.0.40/4025-22/49195

KONU : Teminatın nakde çevrilerek irat kaydedilmesi nedeniyle teminat tutarının mükellefin kayıtlarına gider olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hk. ……….

 İlgide kayıtlı yazınızın incelenmesinden, iliniz …… Vergi Dairesi mükelleflerinden …..’ın …..Bakanlığı ….. Bölge Başkanlığının et ihalesinin uhdesinde kaldığı, söz konusu işten zarar edeceğini düşünen mükellefin ….. Bölge Başkanlığı ile sözleşmeyi imzalamadığı, bunun üzerine teminatın nakde çevrilerek irat kaydedildiği bildirilerek teminat tutarının mükellefin kayıtlarına gider olarak kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda Bakanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

 Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılacağı hükme bağlanmıştır.

 Bu hüküm uyarınca, adı geçenin ….. Bölge Başkanlığı ile ihaleyi aldığı için yapması gereken sözleşmeyi imzalamaması nedeni ile ilgili şartnamenin feshi üzerine, şartname gereğince adı geçen Bölge Başkanlığınca irat kaydedilen teminat bedelinin, safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.”

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Şirketin Kendi Paylarını Satın Alması Durumunda Hassas Vergi Konuları

Türk Ticaret Kanunu’nda şirketlerin kendi paylarını % 10’u geçmemek üzere satın almalarına izin verilmiştir. Şirketin satın aldığı kendi paylarını sermaye azaltımı kararı alarak yok etmesi durumunda, payın itibari değeri ile satın alma değeri arasındaki fark, yani oluşan zarar, gider olarak dönem kazancından indirilmemelidir. Vergi idaresinin görüşleri de bu yönde olup, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1 maddesinde yer alan giderlerden olmaması nedeniyle bu zararların kazançtan indirilmesi vergi incelemelerinde eleştiri konusu yapılabilmektedir.

Şirketin kendi paylarını satın aldıktan sonra satması durumunda, oluşan karın vergilendirileceği, oluşan zararın ise gider olarak dikkate alınabileceği düşünülmektedir. Ancak şirketin kendi paylarını hem satın almasında hem de satışında, emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde pay değerlemeleri yapılmalı, muvazaalı işlem tesis edilmediği ispatlanmalıdır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesinde yer alan istisnanın, yani iştirak hisselerinin iki tam yıl aktifte tutulduktan sonra satışından elde edilen kazançların % 75’inin kurumlar vergisinden istisna olacağı hükmünün, şirketin kendi paylarının satışından elde edilen kazançlar için uygulanamayacağı yönünde baskın görüşler mevcuttur. Buna paralel şekilde, zarar oluşması durumunda kurum kazancından indirilebileceği konusu da yaygın görüş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda vergi idaresinin görüşleri beklenmektedir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Kavramı

Mevcut vergi sistemimizde, “gelir, bir gerçek kişinin (yahut kurumlar vergisi kanununda sayılan kurumların) bir takvim yılı içerisinde (01 Ocak – 31 Aralık tarihler arasında) elde ettiği kazanç ve iratlarının safi tutarı” olarak tanımlanmıştır.

Safi tutardan kasıt, farklı kazanç unsurlarının bir yada birkaçından “kar” , diğerlerinden “zarar” elde edilmesi halinde farklı unsurlardan elde edilen kar ve zararların bütün olarak birlikte değerlendirilmesi, karlardan zararların mahsubu sonucu net bakiyenin  dikkate alınmasıdır.

Safi kavramı ile kastedilen bir diğer anlam ise, bu unsurlardan yahut faaliyetlerden elde edilen kazanç hesaplanırken, elde edilen hasılattan, hasılatın elde edilmesi için yapılan gider ve harcamaların düşülmesi ve net bakiye üzerinden vergi hesaplanmasının sağlanmasına izin verilmiş olmasıdır.    

Diğer taraftan reel hayatta bazen birtakım eylemler (ceza kanuna aykırı olmadığı sürece) vergi mevzuatına uygun gerçekleşmeyebilir, yapılan her şey usule uygun olsa bile esasta vergi kaybına sebep olabilir.

Örneğin işletme sahibinin, kendisinin inşaa ettiği binanın en güzel dairesini ailesine tahsis etmesi, kendisinin, ailesinin yada bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir kısım eğitim, sağlık vb harcamalarını işletme bütçesinden finanse etmesi, iş seyahatine aile bireylerini de götürmesi, iş yemeklerine yakın arkadaşlarını da davet etmesi, örf adet gereği ağır misafirlerinin ulaşım konaklama vb giderlerini şirket hesabından ödemesi vb durumlara ilişkin onlarca örnek kaçınılmaz olduğu kadar ticari hayatın gerçeğidir, bir o kadar da doğaldır.   

Diğer taraftan bu iş ve işlemler, Devletin Anayasadan kaynaklanan egemenlik gücüne dayalı olarak çıkartılmış olan vergi mevzuatına uygun olmayabilir. Nitekim Yasa koyucu bu tür durumların varlığı halinde, vergi mevzuatı yönünden safi kazancın tespitinde dikkate alınmamakla birlikte, gerek muhasebe ilkeleri gereği gerekse ticari hayatın gerçekliğine uygun olan iş ve işlemlerin yasal kayıtlara birebir işlenmesinin doğru ve gerçekçi olması nedeniyle bu duruma müsaade etmiştir.

Bu amaçla safi tutarın hesabında gerek defter kayıtları üzerinde yapılacak bir takım kayıtlar gerekse beyanname üzerinde yapılacak ilaveler ile bu tür giderlerin vergi matrahının (safi kazancın) tespitinde dikkate alınmasına imkan tanımıştır. Daha doğrusu gerek Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu gibi ana Kanunlarda gerekse Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gibi Usul Kanunlarında yada diğer özel kanunlarda safi tutarın hesabında indirilebilecek giderleri ve indirilemeyecek giderleri saymıştır. 

Buradan hareketle, Kanunen Kabul Edilmeyen Gider kapsamındaki bu düzenlemelerden önemli ve öncelikli olanlara aşağıda toplu halde yer verilmiştir. (Cümle sonlarında yer alan parantez içi açıklamalar kanun adı kısaltmasını ve madde numarasını ifade etmektedir)

  • Ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesiyle ilgili olmayan faaliyetler için yapılan harcamalar. (G.V.K. 40/1)
  • Dönem içerisinde ödenmeyen sigorta primleri (Aralık ayına ait primler Ocak ayında ödenmek koşuluyla Aralık ayında gider yazılabilir.) (G.V. K. 40/2)
  • İşle ilgili olmakla birlikte, mukavelename, ilâm veya kanun emrine dayanmayan zarar, ziyan ve tazminat ödemeleri. (G.V. K. 40/3)
  • İşle ilgili olmayan veya yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip bulunmayan seyahat ve ikamet giderleri.(G.V. K. 40/4)
  • İşletmeye dâhil olmayan, kiralama yoluyla da edinilmemiş taşıtlara ait giderler. (G.V. K.40/5)
  • V.U.K. hükümlerine uygun olarak ayrılmayan amortisman giderleri (G.V. K. 40/7)
  • İşverenlerce, sendikalara ödenen aidatların bir aylık tutarının işyerinde işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplamını aşan kısmı. (G.V. K. 40/8)
  • Teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya ayın olarak aldıkları sair değerler. (G.V. K. 41/1)
  • Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar. (G.V. K. 41/2)
  • Teşebbüs sahibinin, işletmeye koyduğu sermaye için yürütülecek faizler.(G.V. K. 41/3)
  • Teşebbüs sahibinin, eşinin ve küçük Çocuklarının işletmede cari hesap ve diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler. (G.V. K. 41/4)
  • Teşebbüs sahibinin suçlarından doğan cezalar ve tazminatlar.(G.V. K. 41/6)
  • Her türlü vergi cezaları. (G.V.K. 41/6)
  • Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları. (G.V. K. 41/8)
  • A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler. (G.V. K. 90)
  • Gelir Vergisi ile Diğer Şahsi Vergiler. (G.V. K 90)
  • V.U.K. hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri. (G.V. K. 90)
  • Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin maliyet bedeline dâhil edilmesi gereken harcamalar doğrudan gider kaydedilmez.   (V.U.K /269, 270, 271, 272, 273)
  • Giderlerin kayıtlara intikali tevsik edici vesikalara dayanmak zorunda olup belgesiz gider kaydı mümkün değildir. Sadece VUK 228’nci maddesinde öngörülen hallerde belgesiz gider kaydı yapılabilir. (V.U.K. 227.228)
  • Satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeline dâhil edilmesi gereken unsurlar doğrudan gider yazılamaz. (V.U.K.  274, 275)
  • Gelecek hesap dönemlerine ait olan peşin ödenmiş giderler, ilgili oldukları dönemde gider yazılmak üzere aktifleştirilirler. (V.U.K. 283)
  • KDV hariç satın alma bedeli 1.000,00 TL  (2012 yılı için) üzerinde olan sabit kıymetler doğrudan gider yazılamaz. Amortismana tabi tutularak yok edilirler. (V.U.K. 313)
  • Amortismanların gider kaydı için, V.U.K. hükümlerine uygun olarak hesaplanması gerekir. (V.U.K. 313)
  • Beş yıldan fazla nakledilen geçmiş yıl zararları. (K.V.K. 9/a)
  • 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile  3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının profesyonel spor dalları için % 50’sini aşan kısmı. (K.V.K. 10/b)
  • Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5’ini aşan kısmı. (K.V.K. 10/c)
  • Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler. (K.V.K. 11/a)
  • Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler. (K.V.K. 11/b)
  • Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar. (K.V.K. 11/c)
  • Her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun ayrılan yedek akçeler.  (K.V.K. 11/ç)
  • A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler. (K.V.K. 11/d)
  • Her türlü para cezaları, vergi cezaları. (K.V.K. 11/d)
  • Kurumlar Vergisi. (K.V.K. 11/d)
  • Kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak tespit edilen hadler saklı kalmak kaydıyla, menkul kıymetlerin itibari değerlerinin altında ihracından doğan zararlar ile bu menkul kıymetlere ilişkin olarak ödenen komisyonlar ve benzeri her türlü giderler. (K.V.K. 11/e)
  • Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ve amortismanları. (K.V.K. 11/f)
  • Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderleri. (K.V.K. 11/g)
  • Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri. (K.V.K. 11/h)
  • Kanunen kabul edilmeyen giderler nedeniyle yüklenilen KDV‘de kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayda alınır.  (K.D.V. 30)
  • İşletmeye dâhil olup, M.T. V.K.’nun (I), (III) ve (IV) sayılı tarifelerde yer alan taşıtlardan binek otomobilleri, deniz ve hava araçları için ödenen (Ticari maksatla kullanılan uçak ve helikopterler ile taşıt kiralama faaliyeti ile uğraşan işletmelerin bu amaçla kiraya verdikleri taşıtlar hariç) vergi ve cezalar ile gecikme zamları. (M.T.V.K. 14)
  • “Özel İletişim Vergisi” gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilmez ve hiçbir vergiden mahsup edilmez. (Gider Vergileri Kanunu 39)

DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Aktifleştirilmesi Gereken Giderler

Türk Vergi Sistemi vergilendirmede dönemsellik ilkesini benimsemiş olup, genel olarak gelir kurumlar vergisi gibi kazanç üzerinden alınan vergiler, o yılın “01 Ocak – 31 Aralık” tarihleri arasındaki faaliyetler üzerinden alınmaktadır.

Yani bu tarihleri kapsar hasılat ile gider ve maliyetler birbiri ile karşılaştırılmakta ve artı bakiye üzerinden vergi alınmaktadır.

Ancak faaliyetin yürütülmesi için bir kısım harcamalar vardır ki bunların faydası bir yılı aşmakta bu tür harcamalara konu varlıklar, işletme bünyesinde kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren bir yıldan fazla faydalı olmaktadır. Böyle durumlarda da bu tür harcamaların kullanıldıkları, fayda sağladıkları yılların hasılatı ile kıyaslanması gerekmektedir.

Bunu temin amacıyla da vergi mevzuatımızda amortisman uygulamasına yer verilmiştir. Buna göre yıpranmaya aşınmaya kıymetten düşmeye müsait, işletmede bir yıldan fazla kullanılan (işletmede en az bir yılbaşı geçiren) ve tutarı o yıl için belirlenen rakamın üzerinde olan varlıkların maliyeti kullandıkları faysa sağladıkları yıl sayısına bölünmekte ve her yıl o kadarlık kısmı o yılın hasılatından gider yahut maliyet olarak düşülmektedir.

İşletmelerde en sık karşılaşılan ve alışkanlık kazanması nedeniyle gözden kaçan yahut önemsenmeyerek öyle olması tercih veyahut öyle olması arzu edilen konulardan bir tanesi de aktifleştirmek ve amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilmesi gereken bir kısım harcamaların içinde bulunulan yılda tek seferde direk gider yazılmasıdır.

Bu amaçla, amortisman uygulamasına ilişkin dikkat edilmesi gereken bir kısım konular bentler halinde aşağıya alınmıştır; 

  • Sıfır alınmış olması durumunda amortisman ayrılması şartlarını taşıyan varlığa, ikinci el alınması durumunda da amortisman ayrılmalıdır.
  • Boş olan arazi ve arsalar için amortisman ayrılmaz iken, üzerinde bina, tesis, yol vb ayrılmaz bir bütünlük arz eden yapı bulunan arsalara ürerindeki bina vb yapısı ile birlikte amortisman ayrılır.
  • Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin aktife girdikleri yıl sonuna kadar oluşan kredi faizi ve kur farkları maliyet bedeline dahil edilerek amortisman yoluyla itfa edilmelidir.
  • Bilgisayar vb cihazlar ile bunlar için gerekli işletim sistemleri vb birbirinden ayrı alınabiliyor ise yazılımlar için ayrı donanımlar için ayrı ayrı amortisman ayrılmalıdır.
  • İktisadi kıymet kullanıma hazır hale geldiği tarihten itibaren amortisman ayrılmaya başlanmalıdır. Yapılmakta olan yatırımlarda takip edilen ve henüz aktife alınmamış bir varlık için yahut stoklara girdiği halde henüz ambalajı açılmamış demonte vaziyette bir makine için amortisman ayrılmaya başlanılmamalıdır.
  • İktisadi veya teknik açıdan bir bütünlük oluşturan aktif kıymetlerde, bütünü oluşturan parçaların tamamı aktife girmeli ve kullanıma hazır hale gelmiş olmalıdır. Örneğin koltukları 28 Aralıkta gelen, sehpaları, halı ve perdeleri 3 Ocakta gelen ofis takımları için amortisman ayrılmaya fiilen fiziken kullanıma hazır hale geldiği, fayda sağlamaya başladığı andan itibaren, yeni yılda başlanılmış olmalıdır.

Ticari örf ve teamüle göre birlikte alınıp satılması mutad olan ve teknik niteliği bulunmayan ve belli bir hizmetin yapılmasına topluca katılan değerlerin de bir bütün olarak ele alınması gerekir. Halı perde örneğinde olduğu gibi…

Tuz ve peçete işletmenin mutfağında gerekli sarf malzemesidir; tıpkı tuzluk ve peçetelik gibi. Ancak tuzluk ve peçetelik; masa, sandalye, çatal bıçak takımı, tava tencere ile hem iktisadi ve teknik bütünlük arz eden hem de örf ve teamüllere göre yemek takımı ile birlikte satılan mutfak malzemesidir. Böyle olunca tuz ve peçede o yılın hatta o ayın gideridir, kullanıldığı dönemde giderleştirilebilir; oysa tuzluk ve peçetelik yemek takımı ile birlikte alınıp satılan kullanılan, bir bütünün parçası olan malzeme olup aktifleştirilmelidir.

  • Gayrimenkullerde, maliyetinin oluşmasından sonra ortaya çıkan bazı giderler doğrudan gider yazılmak yerine maliyet bedeline eklenmek ve amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilmelidir.

Rutin bakım, tamir ve temizlik vb giderleri haricinde, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan yahut ömrünü uzatan harcamalar varlıklarının maliyet bedeline eklenmesi gerekir.

Örneğin aktifte kayıtlı eski fakat halen kullanılacak olan bir binaya boya badana yapılması, asansör takılması, bahçe duvarı örülmesi, bahçesindeki otlarının biçilip ağaçlarının budanması için yapılan harcamaların bir kısmı direk gider yazılabilecekken diğer bir kısmı ise amortisman ayırmak suretiyle giderleştirilecektir. Çünkü asansörün ve bahçe duvarının ömrü, binanın kalan ömrüne eşitken, binanın boya badanası bir yıl içinde kirlenecek, bahçedeki otlar ve dallar yeniden uzayacaktır.

Benzer şekilde ofis olarak kullanılacak bir yapının, zemin ve tavan işleri, klima havalandırma yolları ve spot tavana gömme elektrik işleri ile ilgili yapılan harcamaların değer arttırıcı niteliği taşıdığının kabul edilmesi ve binanın maliyet bedeline eklenerek binanın kalan ömrüne göre amortismana tabi tutulması, ancak alçıpan ve duvar kağıdı gibi kısımlarının değiştirilmesi ile ilgili yapılan harcamaların ise normal bakım, tamir ve temizlik giderleri olarak kabul edilmesi ve gayrımenkulün maliyet bedeline eklenmeden doğrudan gider yazılması gerekir.

Bir başka örnek; satılan malların ambalajında kullanılmakla birlikte karşılığında “depozito” adı altında bir bedel tahsil edilen ve İşletmeye geri dönüşü mümkün olan tahta paletler amortisman yoluyla itfa edilecekken satılan malların ambalajında kullanılmak suretiyle ilk madde ve malzeme gideri olarak üretim maliyetine dahil edilen ve satılan malın satış bedeline eklenerek müşterinin mülkiyetine geçen tahta paletlerin ise amortismana tabi tutulmaları mümkün bulunmamaktadır.

  • Benzer şekilde gayrimenkulün kiralık olması durumunda ise o gayrimenkulün değerini artıran, onu genişleten yahut ömrünü artıran harcamalar da kira süresi içerisinde amortisman ayırmak suretiyle eşit tutarlar halinde giderleştirilecektir.
  • Üretim faaliyetlerinde sürekliliği sağlamak ve üretim faaliyetinde herhangi bir aksamaya meydan vermemek amacıyla aktife alınan, arıza durumu veya ihtiyaç anında işletme faaliyetine fiilen tahsis edilecek stratejik nitelikteki yedek parça ve ekipmanların; defter kayıtlarına geçirilmiş bulunması, değerleme gününde envantere dahil olması ve kullanılmaya hazır halde olması şartlarının bir arada sağlanması durumunda fiilen kullanılmaya başlanması beklenmeksizin aktife alındığı tarihten başlayarak iktisadi kıymet için belirlenen oran ve süreye göre amortismana tabi tutulmalıdır.

 


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Kardem Vitamin

İşletmelerin de ayrı sermayeleri ve bağımsız (tüzel) kişiliklerinin olduğunu, işletme kasasından (düşük tutarlı ve kısa süreli olanlar hariç) orta ve uzun vadeli yahut süresiz olarak makul bir tutarın üzerinde fon kullanılmaması gerektiğini, böyle durumların mevcudiyeti halinde emsal faiz oranı üzerinden işletme lehine faiz tahakkuku yapılması gerektiğini unutmayalım.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”

Grup Şirketleri Arasındaki Fon Kullanımlarında Gerçekçi Faiz Oranı Belirlenmesine Dikkat Edilmelidir

Grup şirketlerinden birinin temin ettiği kredinin, vadesinde oranında kısaca kullanım ve ödeme koşullarında herhangi bir değişiklik yapmadan Gruptaki diğer şirketlerce kullandırılması ticari hayatın akışına uygun olağan bir durumdur.

Bu şekilde sağlanan finansman hizmeti için; eğer bu hizmet ilişkisiz gerçek kişi veya kuruma verilmiş olsaydı ne bedel talep edilecek idiyse, bu hizmetin ilişkili grup şirketlerine verilmesi durumunda da verilen hizmet karşılığı olarak benzer bir bedelin talep edilmesi gerekir.

Bu kapsamda grup şirketlerinin birbirlerine ödünç para verme işleminde uygulayacakları faiz oranının, (5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 13’üncü maddesinde hüküm altına alınan yöntemlere uygun olarak) gerçekçi şekilde belirlenmesi gerekir.


DİKKAT! “Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”