TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – İNCELEMENİN İLK DERECE YARGI YERİNCE VERİLEN KARARLARI TEMYİZEN İNCELEMEKLE GÖREVLİ VERGİ DAVA DAİRESİNCE YAPILMASI GEREKTİĞİ – TEMYİZ İSTEMLERİNİN ISRAR HÜKMÜ YÖNÜNDEN REDDİ – DOSYANIN İLGİLİ DAİREYE GÖNDERİLMESİ

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

ESAS:2018/127 KARAR:2018/162 K. TARİHİ: 11.04.2018

TARHİYATA KARŞI AÇILAN DAVA – İNCELEMENİN İLK DERECE YARGI YERİNCE VERİLEN KARARLARI TEMYİZEN İNCELEMEKLE GÖREVLİ VERGİ DAVA DAİRESİNCE YAPILMASI GEREKTİĞİ – TEMYİZ İSTEMLERİNİN ISRAR HÜKMÜ YÖNÜNDEN REDDİ – DOSYANIN İLGİLİ DAİREYE GÖNDERİLMESİ

ÖZET: Vergi mahkemesi kararı, sipariş formlarının 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu kapsamında damga vergisine tabi sözleşme niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulduğundan ve uyuşmazlığın esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından, bu incelemenin Kurulca değil, ilk derece yargı yerince verilen kararları temyizen incelemekle görevli vergi dava dairesince yapılması gerekmektedir. Temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden reddine, kararın, tarhiyatın sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davanın reddi, suretler üzerinden hesaplanan kısmının ise kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkraları temyizen incelenmek üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.

(488 S. K. m. 3, 4, 5, 10, (2) SAYILI TABLO) (6098 S. K. m. 1, 2, 12)

İstemin Özeti: Davacı adına, 2007 yılı defter ve belgelerinin damga vergisi yönünden sınırlı incelenmesi neticesinde düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, müşterileri ile aralarında düzenlediği mukavele mahiyetindeki sipariş formlarına ilişkin damga vergisinin ödenmemesi nedeniyle 2007 yılı Aralık dönemi için re’sen salınan damga vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

İstanbul 10. Vergi Mahkemesi, 24.5.2013 gün ve E:2012/3036, K:2013/1430 sayılı kararıyla; 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 3, 4, 5 ve 10’uncu maddeleri hükümlerine değindikten sonra; vergi inceleme raporunda, davacı şirket ile müşterileri arasında karşılıklı olarak imzalanan sipariş formlarının, bir mukavelede olması gerekli esas unsurları taşıdığı dolayısıyla belli parayı ihtiva ettiği görülen ve her iki tarafın imzasını taşıyan mukavele mahiyetindeki sipariş formlarının nispi damga vergisine tabi olması gerektiği, yine söz konusu formlar bir asıl üç nüsha şeklinde düzenlendiği için her bir belge için ayrı ayrı damga vergisi alınması gerektiğinin ifade edildiği, uyuşmazlığın çözümünün, davaya konu sipariş formlarının mukavelename mahiyetinde olup olmadıklarının tespitine bağlı olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1’inci maddesinde, sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı, 2’nci maddesinde, tarafların sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuş olmaları durumunda, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile sözleşmenin kurulmuş sayılacağı, 12’nci maddesinde ise sözleşmelerin geçerliliğinin, Kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı olmadığının hükme bağlandığı, dosyaya ekli örnek sipariş formlarının incelenmesinden, kağıdın düzenlendiği tarih, tarafların adı, unvan ve imzalarının bulunduğu, hangi üründen, hangi fiyata, ne kadar teslim edileceğinin belirlendiği, ödeme bilgilerine yer verildiği, tahsil edilmiş tutar var ise bunun belirtildiği, yine iskonto, ödeme iskontosu ve dönemsel kampanya iskontolarının belirlendiği görülmüş olup, adı sipariş formu olsa da kağıdın mahiyet itibarıyla bir mukavelename olduğu sonucuna varıldığı, ayrıca 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa bağlı (2) sayılı Tablonun (IV) numaralı ticari ve medeni işlerle ilgili kağıtlar bölümünün 9’uncu bendinde yer verilen, “akdi mutazammın siparişi kabul mektupları ile mukavele yerine kaim mektuplar”a ilişkin muafiyet hükmünün 21.11.1980 tarihinde yürürlüğe giren 2344 sayılı Kanun ile kaldırıldığı, bu hükmün kaldırılmasından sonra 14.3.1981 tarihinde yayımlanan 17 Seri Nolu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin (D) başlıklı bölümünde, akdi mutazammın siparişi kabul mektupları ile mukavele yerine kaim mektupların muafiyet hükmü kaldırıldığı için artık damga vergisine tabi olduğunun belirtildiği görülmüş olup, yasa koyucunun söz konusu muafiyete ilişkin bendi yürürlükten kaldırarak mukavele yerine kaim sipariş mektuplarının vergilendirmesini amaçladığının da ortada olduğu, bu durumda, mahiyet itibariyle mukavelename olan ve satıcı ile müşteri tarafından birlikte imzalanan, belli bir parayı ihtiva eden dava konusu sipariş formlarının ihtiva ettiği değer üzerinden binde 7,5 oranında damga vergisi hesaplanarak yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı, damga vergisine tabi kağıtların nüshalarından da damga vergisi alınacağı, suretlerinden ise herhangi bir verginin alınamayacağı, bir belgenin birden fazla düzenlenen, taraflarınca ayrıca imza edilen, müstakilen de ibraz edilebilen belgelerin nüsha olarak kabul edilebileceği, belgenin fotokopisinin ise nüsha olarak değerlendirilemeyeceği, ancak suret olarak nitelendirilebileceği, bu haliyle, dava konusu sipariş formlarının bir asıl olarak düzenlendiği, asıldan üç adet fotokopi ile çoğaltılarak taraflara verildiği, çoğaltılan belgelerin nüsha değil suret olduğu, davalı idarece de aksinin ortaya konulamadığı görüldüğünden, belge asıllarından çoğaltılan üçer adet suret nedeniyle yapılan tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle cezalı tarhiyatın sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davayı reddetmiş, suretler üzerinden hesaplanan kısmını kaldırmıştır.

Tarafların temyiz istemlerini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 8.2.2016 gün ve E:2013/9480, K:2016/291 sayılı kararıyla; dosyaya ekli örnek sipariş formlarında, düzenlenme tarihi, tarafların adı, unvan ve imzalarının bulunduğu, hangi üründen, hangi fiyata, ne kadar ürün teslim edileceğinin belirlendiği, ödeme bilgilerine yer verildiği, tahsil edilmiş tutar var ise bunun belirtildiği, yine iskonto, ödeme iskontosu ve dönemsel kampanya iskontolarının belirlendiği görülmekte olup, gerek sipariş formlarının bahsedilen niteliği gerekse de dosyada yer alan bilgilerden hareketle söz konusu formların müşterilerin imzalamasından bağımsız olarak, davacı şirketçe ürün takibi yapabilmek için tutanak mahiyetinde düzenlendiği ve sipariş formuna konu mal alımının gerçekleşmesi halinde de sipariş formuna konu mallara ilişkin olarak satış faturalarının düzenlenerek beyan edildiğinin anlaşıldığı, buna göre, davacı şirketçe tanzim olunan sipariş formlarının 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu kapsamında damga vergisine tabi sözleşme niteliğinde olmayıp, belli bir hususu ispat etme koşulu taşımayan; bir durumu tespit eden tutanak mahiyetinde olduğu sonucuna varıldığından uyuşmazlık konusu dönemlerde sipariş formlarına ilişkin damga vergisinin ödenmediğinin tespit edildiğinden bahisle salınan vergi ziyaı cezalı damga vergisinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davacının temyiz isteminin kabulüne, davalı idarenin temyiz isteminin ise bu nedenle reddine hükmederek kararı bozmuş; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

İstanbul 10. Vergi Mahkemesi, 26.10.2017 gün ve E:2017/818, K:2017/1870 sayılı kararıyla; aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacı tarafından; sipariş formlarının sözleşme değil, belli bir hususu ispat etme niteliği bulunmayan, bir durumu tespit eden tutanak mahiyetinde olduğu, 2009 ve 2010 yılları ile ilgili olarak açılan davalarda verilen iptal kararlarının kesinleştiği, yetkili kişilerce imzalanmadıklarından tüzel kişilik bakımından bağlayıcılıklarının bulunmadığı, tüm sipariş formları incelenmeden toplam satış rakamları üzerinden eksik incelemeye dayalı olarak vergi salındığı yolundaki itirazlarının Mahkemece karşılanmadığı; davalı idare tarafından ise 4 nüsha olarak düzenlenen sözleşme nedeniyle yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti: Davacı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş; davalı idarece savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Selim GÜNDOĞDU

Düşüncesi: Temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden reddi ile işin esası yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İstanbul 10. Vergi Mahkemesinin, 26.10.2017 gün ve E:2017/818, K:2017/1870 sayılı kararının ısrar hükmü aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Vergi mahkemesi kararı, sipariş formlarının 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu kapsamında damga vergisine tabi sözleşme niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulduğundan ve uyuşmazlığın esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından, bu incelemenin Kurulumuzca değil, ilk derece yargı yerince verilen kararları temyizen incelemekle görevli vergi dava dairesince yapılması gerekmektedir.

Bu nedenle, temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden reddine, kararın, tarhiyatın sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davanın reddi, suretler üzerinden hesaplanan kısmının ise kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkraları temyizen incelenmek üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş (15) gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 11.04.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

X- Davacının temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının redde ilişkin hüküm fıkrasının Danıştay Dokuzuncu Dairesinin bozma kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Davacı adına, 2007 yılı defter ve belgelerinin damga vergisi yönünden sınırlı olarak incelenmesi sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, davacı kurum ile bayileri arasında düzenlenen sipariş formlarının sözleşme mahiyetinde olduğu iddiası ile 2007 yılı Aralık dönemi için re’sen salınan damga vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, tarhiyatın, sipariş formlarının asılları üzerinden hesaplanan kısmı yönünden davanın reddi, suretler üzerinden hesaplanan kısmının ise kaldırılması yolunda verilen ısrar kararı, taraflarca temyiz edilmiştir.

Dosyada mevcut sınırlı Vergi İnceleme Raporunda, davacı kurum ile bayileri arasında düzenlenen sipariş formlarından karşılıklı imzalı olanların, Borçlar Kanunu ile Damga Vergisi Kanununun ilgili hükümleri açıklanmak suretiyle, sözleşme mahiyetinde olduğu belirtilmiş ve damga vergisinin ödenmemiş olduğu gerekçesiyle, Vergi Usul Kanununun 30/4 ve 30/6’ncı maddeleri uyarınca re’sen tarh önerilmiştir. Mahkeme ise belirtilen gerekçenin yanı sıra, Damga Vergisi Kanununa ekli (2) sayılı Tablodan, “akdi mutazammın siparişi kabul mektupları ile mukavele yerine kaim mektuplara” ilişkin muafiyet hükmünün, 2344 sayılı Yasa ile 21.11.1980 tarihinden itibaren çıkarıldığını da değerlendirmek suretiyle kısmen iptal, kısmen ret yönündeki kararını vermiştir.

Konunun özünü, davacı kurum ile bayileri arasında düzenlenen sipariş formlarının, Damga Vergisi Kanununa ekli 1 sayılı listede yer alan ve nispi oranda damga vergisine tabi bulunan mukavelenameler (sözleşmeler) kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği oluşturmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sipariş formlarının, şekli ve içeriği dikkate alındığında, akdi mutazammın sipariş kabul mektubu ya da mukavele yerine geçecek mektuplar olarak nitelendirmesi mümkün bulunmadığından, mahkemenin buradan hareketle yaptığı değerlendirme yerinde değildir.

Damga Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca, sipariş formlarının sözleşme kapsamında değerlendirilebilmesinin temel koşullarından biri, herhangi bir hususu ispat ve belli etmek için ibraz edebilecek kağıt niteliğinin bulunması gerekliliğidir. Bu yönden bakıldığında formun, kurumdan sipariş alan bayilerle ilgili olarak malın değer ve miktarı da dahil birçok bilgiyi içerdiği, bilahare bu bilgilerin düzenlenen faturaya da aktarıldığı, ancak, temsile yetkili olanlardan herhangi birinin, firma unvan ya da kaşesi altında imzasını taşımadığı görülmektedir. Bu özelliği itibariyle de, “bu hususu ispat ve belli etmek için ibraz edilebilir” kağıt mahiyetinde olmadığı saptanmaktadır.

Açıklanan gerekçelerle, davacı adına yapılan tarhiyat ve kesilen cezada hukuka uyarlık bulunmadığından, davacının temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması; davalı idarenin temyiz isteminin ise bu nedenle reddi gerektiği oyu ile, karara katılmıyorum.

PAYLAŞ:
“Sitemizde yayımladığımız bültenler, açıklamalar ve hatırlatmalar, uygulamada yorum farklılıkları içermekte ve bilgilendirme amaçlı olup, bilgilerin kullanımı nedeniyle ortaya çıkan durumlardan, her türlü zarardan ve cezai tazminattan dolayı şirketimiz, ortaklarımız ve çalışanlarımız sorumlu tutulamaz.”